Karanlıkta Saklı kitap kapağı

6. bölüm / 8

"Unutma"

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: "Unutma"

Alarmın sesiyle gözlerimi araladım. Birkaç saniye tavana bakarak öylece kaldım. Hafta sonunun bitmiş olması düşüncesi bile yataktan çıkmak istememem için yeterliydi. Elimi komodine uzatıp telefonumu aldım. Saatime baktığımda alarmı ertelemek için pek fazla vaktim olmadığını fark ettim. “Of…” Yorganı üzerimden atıp yataktan kalktım. Önce perdeleri açtım. İstanbul’un gri pazartesi sabahı yine bütün ağırlığıyla kendini gösteriyordu. Hava ne tam soğuktu ne de sıcaktı. Tam da insanın ne giyeceğine karar veremediği günlerden biriydi. Telefonumu elime alıp bildirimlere göz gezdirdim. Beliz’den birkaç mesaj vardı.
Beliz: Günaydınnn.
Beliz: Bade?
Beliz: Uyandın mı?
Beliz: Sakın yine uyuyakalmış olma.
Gülümseyerek cevap yazdım.
Bade: Günaydın. Uyandım merak etme.
Beliz: Kaçta çıkıyoruz?
Bade: Her zamanki saat.
Beliz: Tamam, hazırlanıyorum.
Telefonu yatağın üzerine bırakıp dolabımı açtım. Bir süre kıyafetlerime baktıktan sonra hafta sonu hazırladığım kombinimi elime aldım. Üzerimi değiştirdim, saçlarımı tarayıp hafifçe şekillendirdim. Günlük makyajımı yaptıktan sonra çantamı kontrol ettim. Aşağı indiğimde annem mutfaktaydı. Masaya kahvaltılıkları yerleştiriyordu.
“Günaydın anne.”
Başını kaldırıp bana gülümsedi.
“Günaydın kızım. Uyanabildin mi bakalım?”
“Zor oldu.”
"Hafta sonu geç yatarsan pazartesi sabahı böyle olur.”
Sandalyeyi çekip masaya oturdum.
“Biraz daha uyusaydım keşke.”
Annem önüme bir tabak bıraktı.
“Önce kahvaltını yap, sonra istersen uykuna devam edersin, ama ben zamanın kalacağını düşünmüyorum Badecim”
Gülerek başımı salladım.
Kahvaltımı yaparken annem günümün nasıl geçeceğini sordu. Ben de bugün birkaç dersimiz olduğunu, öğleden sonra eve döneceğimi anlattım.
“Deneme sınavı var mı bu hafta?” diye sordu.
“Perşembe günü var sanırım.”
“Sanırım mı?”
“Anne, daha pazartesi sabahı. Her şeyi hatırlayamıyorum.”
Gülerek başını salladı.
“Tamam, tamam. Sadece takip etmeni istiyorum.”
“Ediyorum zaten.”
Kahvaltımı bitirip tabağımı mutfağa bıraktım. Annemin yanağına küçük bir öpücük kondurdum.
“Ben çıkıyorum.”
“Tamam kızım. Dikkat et kendine.”
“Sen de.”
Çantamı alıp evden çıktım. Apartmanın kapısından çıktığımda Beliz’i kaldırımın kenarında telefonuyla uğraşırken gördüm.
“Yine benden önce gelmişsin.”
Başını kaldırıp bana baktı.
“İnanabiliyor musun? Bugün zamanında hazırlanmayı başardım.”
“Bir alkışlayalım o zaman.”
“Dalga geçme.”
Yanına gidip koluna girdim. Birlikte yürümeye başladık.
“Hafta sonun nasıl geçti?” diye sordu.
“İyiydi. Seninki?”
“Benimki de güzeldi. Ama dün Atlas’la biraz konuştuk, akşam da uzun uzun telefonda kaldık.”
“Şaşırdım mı? Hayır.”
Beliz gülümseyerek bana baktı.
“Ne varmış?”
“Hiç. Siz zaten konuşmadan duramıyorsunuz.”
“Sen de Karan’la konuşuyorsun ama.”
İçimden bir şeylerin geleceğini anlamıştım.
“Beliz, daha sabahın köründeyiz.”
“Ne var yani? Sadece sordum.”
“Biraz konuştuk.”
“Ne konuştunuz?”
“Öyle, normal şeyler.”
Beliz gülümseyerek başını salladı.
“Anladım.”
“Ne anladın?”
“Hiçbir şey.”
“Beliz!”
Kahkaha attı.
“Tamam, sustum.”
Okula varana kadar başka şeylerden konuştuk. Kapıdan içeri girdiğimizde Iris ve Vera’yı bahçede bizi beklerken gördük.
“Sonunda!” diye seslendi Iris.
“Ne oldu, çok mu beklediniz?” diye sordum.
“Vera on dakikadır aç olduğunu söylüyor. Bizi de rahatsız ediyor.”
Vera hemen itiraz etti.
“Çünkü açım!”
Hepimiz gülmeye başladık.
Birlikte sınıfa çıktık. Ders başlamadan önce çantalarımızı sıraların üzerine bıraktık. Beliz yanıma otururken Iris ön sıraya geçti, Vera da arkasındaki sıraya yerleşti. İlk dersimiz başladığında öğretmenimiz sınav senemizle ilgili konuşmaya başladı. Üniversite tercihleri, bölümler ve çalışma programları… Bunların hepsini daha önce duymuştum ama yine de her konuşulduğunda içimde garip bir heyecan oluşuyordu. Gelecek yıl nerede olacağımı, nasıl bir hayat yaşayacağımı düşünüyordum. Belki Bursa’da, belki de bambaşka bir şehirde… Tek bildiğim, uzun zamandır istediğim bölüm için gerçekten çabalamam gerektiğiydi. Ders boyunca notlarımı aldım. Arada Beliz’le göz göze geldiğimizde birbirimize küçük gülümsemeler gönderdik. Öğle arasına kadar derslerimiz bu şekilde devam etti. Zil çaldığında defterimi kapatıp çantama koydum.
“Sonunda,” dedi Beliz. “Biraz daha otursaydım burada uyuyacaktım.”
“Zaten ilk dersten beri uyuyorsun.”
“Yalan!”
“Bir ara gözlerin kapanıyordu.”
“Sen her şeyi görüyorsun zaten.”
Iris ve Vera da yanımıza geldi. Dördümüz birlikte kantine indik. Bir şeyler alıp bahçedeki masalardan birine oturduk. Konuşma önce derslerden başladı, sonra hafta sonuna döndü. Vera cumartesi günü yaşadığı komik bir olayı anlatırken hepimiz kahkahalara boğulduk. Bir süre sonra Beliz telefonunu eline aldı. Ekrana bakarken yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
“Atlas mı?” diye sordum.
“Evet.”
“Ne yazmış?”
“Öğle arasında ne yaptığımı soruyor.”
Gülerek ona baktım.
“Biraz önce benimle oturduğunu söyle.”
Beliz bana dil çıkardıktan sonra cevap yazdı.
“Akşam için de plan yapıyormuş,” dedi.
“Ne planı?”
“Birlikte bir şeyler yapalım istiyor.”
“İyi, sevgilinle vakit geçirirsin.”
Beliz gülümsedi.
“Sen de gelebilirsin aslında.”
“Ben niye geleyim?”
“Ne var? Hep birlikte otururuz.”
“Bir bakarız.”
Konuşma önce derslerden başladı, ardından yaz tatiline döndü.
“Bu arada kızlar, yazın bir şeyler yapalım artık,” dedi Beliz.
“Yaza daha çok var,” dedi Iris.
“Ne olmuş? Şimdiden konuşalım.”
Vera gülümsedi.
“Beliz’in planı kesin yine son dakika değişecek.”
“Bu sefer değişmeyecek.”
“Geçen sefer de öyle demiştin.”
Onların atışmasını izlerken gülümsedim. Bazen bu kadar sıradan anların bile ne kadar güzel olduğunu düşünüyordum. Birlikte oturmak, gülmek, gelecekten bahsetmek… Belki de en çok özleyeceğim şeyler bunlardı. Öğle arasının bitmesiyle yeniden sınıfa çıktık. Günün geri kalanında birkaç ders daha işledik. Son dersin bitmesini beklerken bir an önce eve gitmek istediğimi fark ettim. Zil çaldığında hepimiz çantalarımızı topladık.
“Çıkışta ne yapıyoruz?” diye sordu Beliz.
“Ben eve geçeceğim. Biraz dinlenmem lazım.”
“Ben de seninle geleyim mi?”
“İstersen.”
“Tamam.”
Okuldan birlikte çıktık. Bir süre yürüdükten sonra Beliz’in telefonu çaldı. Ekrana bakıp gülümsedi.
“Atlas arıyor.”
“Ee, aç.”
Birkaç adım önümde durup telefonu açtı.
“Efendim?”
Telefondan Atlas’ın sesini duyamıyordum ama Beliz’in yüzündeki gülümsemeden konuşmanın nasıl geçtiğini anlayabiliyordum.
“Okuldan çıktık. Eve gidiyoruz.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Tamam, ben de seni özledim. Akşam görüşürüz.”
Telefonu kapattığında ona baktım.
“Ne oldu?”
“Akşam için saat belirledik.”
“İyi, bari bir planınız olsun.”
“Sen de geleceksin.”
“Beliz…”
“Ne var? Atlas da Karan da olacak. Birlikte otururuz.”
Bir süre düşündüm.
“Akşam konuşuruz, bakarız.”
Beliz gülümseyerek koluma girdi. Birlikte evlerimizin bulunduğu sokağa kadar yürüdük. Apartmanlarımızın önüne geldiğimizde vedalaştık.
“Akşam haberleşiriz,” dedi.
“Tamam.”
Merdivenlerden çıkarken telefonumu kontrol ettim. Bildirim yoktu. Anahtarı çıkarıp kapıyı açtım.
Eve girdiğimde annemin mutfakta olduğunu duydum.
“Anne, geldim!”
“Hoş geldin kızım.”
Ayakkabılarımı çıkarıp çantamı odama bıraktım. Ardından mutfağa geçip annemin yanına gittim. Günün nasıl geçtiğini anlatmaya başladım. Annem de bana gün içinde yaptığı işlerden bahsetti. Biraz sohbet ettikten sonra odama çıktım. Üzerimi değiştirip yatağıma uzandım. Telefonumu elime aldım. Beliz’den mesaj gelmişti.
Beliz: Akşam için hazır ol.
Bade: Nereye gidiyoruz?
Beliz: Daha karar vermedik ama çıkacağız.
Bade: Sen ve Atlas karar verin, bana haber verin.
Beliz: Karan da gelecek.
Bade: Tamam, haber verirsin.
Telefonu komodine bıraktım. Biraz dinlenmek istiyordum. Gözlerimi kapatırken akşam için henüz bir planım olmadığını düşündüm.

•

Karan'ın gözünden

Saat yediye yaklaşırken evden çıktım. Soner’in benimle konuşmak istemesi bütün gün aklımın bir köşesinde duruyordu. Ne söyleyeceğini bilmiyordum ama bu görüşmenin sıradan bir aile ziyareti olmayacağını hissediyordum. Arabaya binip kapıyı kapattım. Birkaç dakika sonra yola çıktım. Soner’in bulunduğu yere vardığımda Mert beni kapıda karşıladı.
“Hoş geldin Karan.”
“Hoş bulduk. Baban içeride mi?”
“Çalışma odasında.”
Başımı sallayıp içeri girdim. Evin içi her zamanki gibi sessizdi. Mert arkamdan gelerek çalışma odasının kapısını açtı. Soner masasının arkasında oturuyordu. Önündeki dosyayı kapatıp bana baktı.
“Gel, otur.”
Karşısındaki koltuğa geçtim.
“Benimle konuşmak istemişsin.”
“Öyle.”
Masasının üzerindeki kalemi eline aldı. Bir süre benimle konuşmadan kalemle oynadı. Sonra başını kaldırdı.
“Son zamanlarda neler yapıyorsun?”
“Her zamanki gibi.”
“Her zamanki gibi derken?”
“İşlerimle ilgileniyorum. Atlas’la vakit geçiriyorum. Başka?”
Soner hafifçe gülümsedi.
“Hayatında yeni insanlar da var sanırım.”
Kaşlarımı çattım.
“Ne demek istiyorsun?”
“Bir şey demek istediğim yok. Sadece soruyorum.”
Sırtımı koltuğa yasladım.
“Son zamanlarda kimlerle görüştüğümü neden merak ettin?”
“Merak etmek için bir sebebim olması mı gerekiyor?”
“Hayır. Ama bu kadar soru soruyorsan vardır diye düşündüm.”
Soner kalemi masaya bıraktı. Bakışlarını üzerimde birkaç saniye tuttu.
“Bazen insanın çevresinde kimlerin olduğunu bilmesi gerekir, Karan. Her tanıştığın kişiye güvenemezsin.”
“Ben kime güveneceğime kendim karar veririm.”
Yüzündeki ifade değişmedi.
“Öyle mi?”
“Evet.”
Kısa bir sessizlik oldu. Soner sandalyesinde geriye yaslandı.
“Baban da böyle düşünürdü.”
Çenem istemsizce gerildi. Babamın adının bu konuşmaya neden girdiğini anlamamıştım.
“Babamın konuyla ne ilgisi var?”
“Bir şeyin ilgisi olmak zorunda mı? Sadece aklıma geldi.”
“Benimle konuşmak istediğin konu bu muydu?”
Soner gözlerini benden ayırmadan cevap verdi.
“Biraz daha dikkatli olmanı istiyorum. Özellikle de son zamanlarda hayatına giren insanlara karşı.”
“Kimden bahsettiğini açıkça söylemeyecek misin?”
“Her şeyi bilmek zorunda değilsin.”
Bu kez hafifçe güldüm ama gülüşümde eğlence yoktu.
“Benim hayatımla ilgili kararları sen vermiyorsun.”
Soner’in yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Henüz bazı şeyleri anlamıyorsun.”
“Belki de anlamam gereken bir şey yoktur.”
Ayağa kalktım. Bu konuşmanın daha fazla uzamasını istemiyordum.
“Başka söyleyeceğin bir şey var mı?”
Soner birkaç saniye sustu.
“Şimdilik yok.”
Başımı sallayıp kapıya yöneldim. Tam çıkacakken arkamdan seslendi.
“Karan.”
Durup ona döndüm.
“Ne kadar büyürsen büyü, bazı meselelerin dışında kalamayacağını unutma.”
Cevap vermedim. Kapıyı açıp odadan çıktım. Mert koridorda bekliyordu. Yanından geçerken bana baktı ama bir şey sormadı. Ben de durmadan evden çıktım. Arabaya bindiğimde birkaç saniye direksiyonun başında öylece kaldım. Soner’in söyledikleri aklımı kurcalıyordu. Özellikle babamın adını konuşmanın ortasına getirmesi… Benden ne istiyordu? Motoru çalıştırıp yola çıktım. Telefonumun ekranı aydınlandı. Atlas’tan mesaj gelmişti.
Atlas: Nerede kaldın? Yemek söyleyeceğim, ne istiyorsun?
Mesajı okuyup hafifçe gülümsedim.
Karan: Ne istiyorsan onu söylersen bende yerim.
Atlas: Yine bütün işi bana bıraktın.
Karan: Afiyet olsun.
Telefonu yan koltuğa bıraktım. Aklımda hâlâ Soner’in son cümlesi vardı.
Bazı meselelerin dışında kalamayacağını unutma.
Bunun ne anlama geldiğini henüz bilmiyordum. Ama bir gün öğreneceğimden emindim.
Eve vardığımda Atlas salonda oturuyordu. Önündeki sehpanın üzerinde yemek kutuları vardı. Beni görünce başını kaldırdı.
“Sonunda geldin.”
Ceketimi çıkarıp koltuğun arkasına bıraktım.
“Ne oldu, açlıktan mı ölüyordun?”
“Senin yüzünden yemek söylemek zorunda kaldım.”
“Afiyet olsun.”
Atlas kutulardan birini bana doğru itti.
“Al, senin için de söyledim.”
Yanına oturup kutuyu açtım.
“Sağ ol.”
Bir süre yemek yerken televizyondaki programla ilgilendik. Soner’le yaptığım konuşmayı düşünmemeye çalışıyordum ama söyledikleri aklımdan çıkmıyordu.
Atlas bana dönüp baktı.
“Ne oldu? Suratın beş karış.”
“Bir şey yok.”
“Soner amcayla konuşmanız iyi geçmedi galiba.”
Omuz silktim.
“Her zamanki konuşmalar işte.”
Atlas birkaç saniye beni süzdü.
“Bir şey mi söyledi?”
“Biraz saçmaladı. Boş ver.”
Üstelemedi. Telefonunu eline alıp bir şeyler yazmaya başladı. Ardından yüzünde bir gülümseme belirdi.
“Ne oldu?” diye sordum.
“Beliz.”
“Şaşırdım.”
“Akşam buluşacakmışız. Sen de geliyorsun.”
“Benim haberim var mıydı?”
“Artık var.”
Başımı iki yana salladım.
“Ne zaman?”
“Birazdan çıkacağız. Beliz, Bade’yi de getirecek.”
Bade’nin adını duyunca istemsizce telefonuma baktım.
“Tamam, hazırlanırım.”
Atlas gülerek bana döndü.
“Senin de keyfin yerine geldi bir anda.”
“Yemeğini ye.”
Kahkaha attı.
Bir süre sonra odama çıktım. Üzerimi değiştirdim, saatimi takıp telefonumu cebime koydum. Aynanın karşısında saçlarımı düzelttikten sonra aşağı indim. Atlas kapının önünde beni bekliyordu.
“Beş dakikadır seni bekliyorum.”
“Abartma.”
“Ben olmasam bu evden çıkamazsın.”
“Sen olmasan daha hızlı çıkardım.”
Kapıyı açıp dışarı çıktım. Atlas da arkamdan geldi.
Arabaya bindikten sonra Beliz’e mesaj attı.
Atlas: Çıkıyoruz, siz hazır mısınız?
Cevap kısa sürede geldi.
Beliz: Hazırız. Konumu atıyorum.
Atlas telefonu bana uzattı.
“Sen sür, ben konuma bakayım.”
“Seninle bir yere gitmek gerçekten büyük sabır istiyor.”
Gülerek telefonu aldı.

Baden'in gözünden
Telefonum çaldığında Beliz çoktan hazırlanmıştı. Aynanın karşısında son kez kendime baktım. Saçlarımı düzelttikten sonra çantamı alıp odadan çıktım.
“Anne, ben çıkıyorum!”
Annem salondan seslendi.
“Nereye gidiyorsun kızım?”
“Beliz’le dışarı çıkacağız. Çok geç kalmam.”
“Tamam, dikkatli olun.”
Yanına gidip yanağından öptüm.
“Tamam anne.”
Apartmandan çıktığımda Beliz kapının önünde beni bekliyordu.
“Sonunda.”
“İki dakika oldu.”
“Benim için uzun.”
Gülerek yanına gittim.
Biraz sonra Atlas’ın arabası sokağın başında göründü. Beliz hemen elini kaldırıp selam verdi. Araç yanımıza yanaştığında Atlas camı indirdi.
“Hanımlar, buyurun.”
Beliz ön yolcu kapısını açıp oturdu. Ben de arka koltuğa geçtim.
“Merhaba,” dedim.
Atlas dikiz aynasından bana baktı.
“Hoş geldin.”
Karan başını hafifçe çevirip bana baktı.
"Selam.”
“Selam.”
Beliz emniyet kemerini takarken Atlas’a döndü.
“Nereye gidiyoruz?”
“Önce bir yere oturalım, sonra karar veririz.”
“Çok güzel plan gerçekten.”
“Senin için özel hazırladım.”
Beliz gülerek başını iki yana salladı. Ben de arka koltukta otururken ikisini izledim. Birbirleriyle uğraşmaları hoşuma gidiyordu. Aralarındaki rahatlık, birbirlerini ne kadar iyi tanıdıklarını belli ediyordu. Karan bir süre sonra kafasını çevirip bana baktı.
“Sen nasılsın?”
“İyiyim, sen?”
“Ben de iyiyim.”
“Bugün okul nasıldı?”
“Her zamanki gibi. Biraz yorucuydu.”
Başını hafifçe salladı.
“Alışırsın.”
“Alıştım zaten.”
Küçük bir gülümseme belirdi yüzümde. Sonra gözlerimi camdan dışarı çevirdim.
Bir süre sonra araç, yol kenarındaki küçük bir kafenin önünde durdu. Dışarı baktığımda daha önce hiç gelmediğim bir yer olduğunu fark ettim. Büyük camları, ahşap detayları ve dışarıdaki küçük masalarıyla oldukça hoş görünüyordu. Atlas arabayı park ettikten sonra emniyet kemerini çıkardı.
“Geldik.”
Beliz heyecanla kapıyı açtı.
“Sonunda, acıktım.”
Atlas ona dönüp güldü.
“Senin aç olmadığın bir gün var mı?”
“Çok komiksin.”
“Teşekkür ederim."
Arabadan inip kafeye doğru yürüdük. İçeri girdiğimizde bizi hafif bir kahve kokusu karşıladı. Mekân çok kalabalık değildi. Cam kenarındaki boş bir masaya geçtik. Beliz, Atlas’ın yanına otururken ben karşılarına geçtim. Karan da yanıma oturdu. Menüler masaya bırakıldığında Beliz hemen incelemeye başladı.
“Ben ne yiyeceğimi biliyorum.”
Atlas ona baktı.
“Daha menüyü açmadın.”
“Ne istediğimi biliyorum zaten.”
“Ne istiyorsun?”
“Onu da birazdan söyleyeceğim.”
Gülerek menüyü elime aldım. Birkaç seçenek arasında kaldıktan sonra garson yanımıza geldi. Herkes siparişini verdi. Ben de bir kahve ve hafif bir şeyler istedim. Garson uzaklaştığında Atlas telefonunu masaya bıraktı.
“Evet, anlatın bakalım. Hafta sonu nasıl geçti?”
Beliz hemen söze girdi.
“Biz cumartesi alışverişe çıktık. Bade’yle biraz dolaştık.”
“Şu saatlerce süren alışveriş” diye sordu Atlas.
“Evet, ayrıca o kadar da uzun sürmedi abartıyorsun."
“Bence gayet uzun sürdü, bende evde çok sıkıldım siz gezerken.”
Beliz ona bakıp gözlerini devirdi.
“Gerçekten bazen seninle konuşmak çok zor.”
Atlas gülerek elini Beliz’in omzuna koydu.
“Tamam o zaman, bir dahakine ben de gelirim.”
“Seninle alışverişe çıkılmaz.”
“Nedenmiş?”
“Çünkü sürekli sıkıldım dersin.”
Karan araya girdi.
“Doğru söylüyor.”
Atlas ona döndü.
“Sen de sus.”
Gülmeye başladım. Bir süre onların atışmalarını izledik. Siparişlerimiz geldiğinde sohbetimiz de başka konulara kaydı. Atlas, Karan’a hafta içinde yapacakları bir şey olup olmadığını sordu. Birkaç işlerinden bahsettiler. Ben de Beliz’le kendi aramızda okulda yaşananları konuşuyordum. Bir ara Karan bana döndü.
“Üniversite için ne düşünüyordun?”
“Veterinerlik istiyorum.”
“Gerçekten mi?”
Başımı salladım.
“Uzun zamandır istiyorum.”
“Neden veterinerlik?”
Bir an düşündüm.
“Hayvanları çok seviyorum. Küçüklüğümden beri onlarla ilgilenmek hoşuma gidiyor. Bir de kendimi başka bir meslekte pek düşünemiyorum.”
Karan dikkatle dinliyordu.
“Peki nerede okumak istiyorsun?”
“Beliz’le Bursa’yı konuşuyoruz. İstanbul dışında okumak istiyoruz.”
Beliz hemen konuşmaya katıldı.
“Ben de kimya mühendisliği istiyorum. Bursa’da aynı üniversiteye girebilirsek çok güzel olacak.”
Atlas gülümseyerek ona baktı.
“Şimdiden planlar yapılmış yani.”
“Tabii. Sen de gelip bizi ziyaret edersin.”
“Benim gelmeme gerek yok, sen zaten buraya dönersin.”
Beliz kaşlarını kaldırdı.
“Kim söyledi?”
“Ben söylüyorum.”
“Çok emin konuşuyorsun.”
Atlas gülerek elini onun elinin üzerine koydu.
“Şaka yapıyorum.”
Beliz de gülümseyerek elini çekmedi. Onları izlerken içimden gülümsedim. Birlikte olmaları ikisine de yakışıyordu. Karan yeniden bana döndü.
“Sen de İstanbul’dan gitmek istiyorsun yani?”
“Evet. Biraz farklı bir şehirde yaşamak istiyorum. Kendi düzenimi kurmak güzel olur diye düşünüyorum.”
“Haklısın. İnsan bazen değişiklik istiyor.”
“Sen İstanbul’da yaşamayı seviyor musun?”
Omuzlarını hafifçe kaldırdı.
“Alıştım. Ama bazen uzaklaşmak iyi olabilir.”
“Hiç düşündün mü?”
“Çok fazla değil.”
Konuşmamız kısa bir sessizliğe dönüştü. Kahvemden bir yudum aldım. Karan da önündeki bardağına uzandı. Bir süre sonra Atlas telefonunu masaya bıraktı.
“Bu hafta sonu yine bir şeyler yapalım mı?”
Beliz hemen ona döndü.
“Bu hafta sonu daha gelmedi ki.”
“Şimdiden plan yapıyorum.”
“Senin planların genelde son dakika değişiyor.”
“Bu sefer değişmeyecek.”
Karan gülerek araya girdi.
“Ben bu cümleyi daha önce duydum.”
Atlas ona ters ters baktı.
“Sen de hiç yardımcı olmuyorsun.”
Hepimiz güldük. Kafede biraz daha oturduk. Konuşmalarımız bazen okuldan bazen hafta sonu planlarından devam etti. Zamanın nasıl geçtiğini fark etmemiştim. Telefonumun ekranına baktığımda saatin ilerlediğini gördüm.
“Benim yavaş yavaş eve dönmem gerekiyor,” dedim.
Beliz de saatine baktı.
“Doğru, annem de merak eder.”
Hesabı Atlas ödedi. Biz de teşekkür edip masadan kalktık. Dışarı çıktığımızda hava iyice kararmıştı. Akşamın serinliği yüzüme çarptığında çantamın askısını omzuma biraz daha yerleştirdim. Arabaya doğru yürürken Karan yanıma geldi.
“Üşüdün mü?”
“Biraz.”
Eve doğru yola çıktığımızda Beliz ve Atlas yine kendi aralarında konuşmaya başlamıştı. Ben de camdan dışarı bakıyordum. Karan bir ara kafasını çevirip bana baktı.
“Bugün iyi vakit geçirdin mi?”
Başımı ona çevirdim.
“Evet, güzeldi.”
“İyi."
Küçük bir gülümsemeyle yeniden dışarı döndüm. Bir süre sonra apartmanlarımızın bulunduğu sokağa geldik. Atlas arabayı kenara çekti.
“Hanımlar, geldik.”
Beliz kemerini çıkarıp Atlas’a döndü.
“Teşekkür ederim.”
Atlas gülümseyerek ona baktı.
“Rica ederim.”
Arabadan indik. Beliz benimle birlikte apartmana doğru yürürken Atlas ve Karan arabada kaldı.
“Bugün güzeldi,” dedi Beliz.
“Gerçekten güzeldi.”
“Yarın konuşuruz.”
“Tamam.”
Birbirimize iyi geceler dileyip ayrıldık. Apartmana girerken arkamı dönüp arabaya son bir kez baktım. Karan da o sırada başını çevirip bana bakıyordu. Göz göze geldiğimizde hafifçe gülümsedim. O da aynı şekilde karşılık verdi. Sonra kapıdan içeri girdim.
Eve girip annemin yanına uğradım. Biraz sohbet ettikten sonra odama çıktım. Üzerimi değiştirip makyajımı sildim. Telefonumu komodinin üzerine bırakıp yatağa uzandım. Tam gözlerimi kapatacaktım ki telefonum titredi. Ekrana baktım.
Karan’dan mesaj gelmişti.
Karan: Eve vardın mı?
Bade: Evet, şimdi girdim. Sen?
Karan: Ben de.
Bade: İyi geceler o zaman.
Karan: İyi geceler, Bade.
Telefonu kapatıp komodine bıraktım. Yüzümde küçük bir gülümsemeyle yastığıma döndüm. Her şeyin yolunda olduğunu düşünüyordum. Oysa o gece, benim hiç haberim olmayan bir yerde, hakkımda çoktan bir karar verilmişti.

Aynı gece

Şehrin başka bir köşesinde, ışıkları kısık bir odada telefonun ekranı aydınlandı. Soner, önündeki dosyayı kapatıp telefonu eline aldı. Arayanın kim olduğunu görünce birkaç saniye bekledi. Ardından aramayı açtı.
“Dinliyorum.”
Karşı taraftaki kişi kısa bir açıklama yaptı.
Soner’in yüzündeki ifade değişmedi.
“Yakından takip edin.”
Bir süre dinledikten sonra yeniden konuştu.
“Hayır. Şimdilik hiçbir şey yapmayın.”
Telefonu kapatıp masanın üzerindeki fotoğraflardan birini eline aldı.
Fotoğrafa uzun uzun baktı.
Ardından dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Demek yollarınız yeniden kesişti…”
Fotoğrafı ters çevirip masaya bıraktı.
“Bu sefer işler farklı olacak.."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

16okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…