Bölümler 8Şu an: "Kapı"
kKapıdan içeri adım attığımız anda yüzüme hafif sıcak bir hava çarptı. Dışarıdan duyduğumuz müzik içeride çok daha belirgindi. Mekânın girişinden itibaren koyu renklerin hâkim olduğu bir dekorasyon dikkatimi çekmişti. Tavandaki loş ışıklar, duvarlardaki amber aydınlatmalar ve farklı noktalara yerleştirilmiş küçük ışıklar ortama oldukça hoş bir hava katıyordu. Bir an etrafı incelemek için yavaşladım.
Beliz koluma dokundu.
"Ne oldu?"
"Hiç, güzelmiş."
"Ben sana söylemiştim."
İçeri doğru ilerledik. Birkaç masa doluydu. Barın arkasında çalışanlar, masalar arasında dolaşan garsonlar ve müziğe eşlik ederek sohbet eden insanlar vardı. Mekânın genel havası oldukça hareketliydi ama rahatsız edici bir kalabalık yoktu.
Beliz etrafına bakınıp birini aramaya başladı.
"Şunlar galiba."
Bakışlarımı onun gösterdiği tarafa çevirdim. Biraz ileride, duvar kenarındaki geniş bir masada Atlas oturuyordu. Bizi fark ettiği anda elini kaldırdı.
"Sonunda!"
Beliz gülerek başını salladı.
"Ne oldu? Çok mu bekledin?"
"Yaşlandım burada."
"Abartma."
Atlas ayağa kalkıp Beliz'e sarıldı. Ardından bana döndü.
"Bade Hanım, hoş geldiniz. Mekânımıza teşrif etmeniz bizi onurlandırdı."
Gülerek elimi uzattım.
"Rica ederim, çok düşüncelisiniz."
"Estağfurullah. Her zaman bekleriz."
Tam o sırada masanın diğer tarafında oturan Karan'a gözüm takıldı. Siyah gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırmış, bir kolunu koltuğun arkasına uzatmıştı. Önündeki telefonla ilgileniyordu. Başını kaldırıp bize baktığında hafifçe gülümsedi.
"Hoş geldiniz."
"Hoş bulduk," dedim.
Beliz yanına geçip oturdu. Ben de onun yanındaki boş yere yerleştim. Atlas karşıma otururken masadaki bardakları kenara çekti.
"Ne içersiniz?"
Beliz menüyü eline aldı.
"Bir bakalım."
Atlas bana döndü.
"Sen ne alırsın Bade?"
"Henüz karar vermedim."
"Burada karar vermek biraz zor. Her şey güzel çünkü."
Karan telefonunu masaya bıraktı.
"Başladı yine."
Atlas ona döndü.
"Ne var kardeşim? Misafirlerimize mekânımızı tanıtıyoruz."
"İki dakika susarsan daha iyi tanıtırsın."
Beliz kahkaha attı.
"İkiniz hiç değişmeyeceksiniz."
Onları izlerken gülümsedim. Dün de böyleydiler. Atlas sürekli konuşuyor, Karan ise arada bir söylediği birkaç cümleyle bütün konuşmayı kesebiliyordu. Birbirlerine alışık oldukları o kadar belliydi ki bazen tek bir bakışla bile ne demek istediklerini anlıyorlardı.
Menüye göz gezdirdim. Birkaç dakika sonra garson yanımıza geldi ve siparişlerimizi aldı. Beliz içeceğini söyledikten sonra menüyü kapattı.
Atlas ellerini masanın üzerine koydu.
"Eee, anlatın bakalım. Bugün neler yaptınız?"
Beliz hemen cevap verdi.
"AVM'deydik. Sabah çıktık, akşama kadar dolaştık."
"Alışveriş mi?"
"Biraz."
Bana baktı.
"Biraz dediğine bakma, bir sürü mağazaya girdik."
Atlas başını salladı.
"Anladım. Erkeklerin en büyük korkusu."
Güldüm.
"Senin korkun mu?"
"Benim değil, benim paramın."
Karan hafifçe güldü.
"Senin paran olduğunu kim söyledi?"
Masada kahkahalar yükseldi.
Atlas elini göğsüne götürdü.
"İnsanın dostundan böyle bir darbe yemesi..."
"Alışıksın," dedi Karan.
"Maalesef."
Bir süre onların atışmalarını izledim. Atlas'ın her cümlesine bir espri sıkıştırması gerçekten şaşırtıcıydı. Bazen söylediği şeylere gülmekten konuşamıyordum. Karan ise çoğunlukla sessiz kalıyor, arada bir kısa cevaplarla Atlas'ı susturuyordu. Siparişlerimiz geldiğinde sohbet biraz daha koyulaştı. Beliz Atlas'a son zamanlarda neler yaptığını soruyor, Atlas da her zamanki gibi konuyu bir şekilde komik bir yere getiriyordu.
"Geçen gün ne oldu biliyor musunuz?" dedi Atlas.
Beliz gözlerini devirdi.
"Yine ne oldu?"
"Şimdi benim bir arkadaşım var..."
Karan araya girdi.
"Başlama."
"Bir dur ya, anlatıyorum."
"Sonunu biliyorum."
"Sen de her şeyi biliyorsun zaten."
Gülerek içeceğimden bir yudum aldım.
"Anlat, merak ettim."
Atlas hemen bana döndü.
"İşte bak, dinleyen insan böyle olur."
Karan başını hafifçe iki yana salladı.
"İkiniz de aynısınız."
"Ne demek istiyorsun?" diye sordum.
"Hiç."
Atlas hemen araya girdi.
"Takma onu. Kendi hâlinde bir adam."
Karan ona baktı.
"Senin kadar konuşmayınca öyle oluyor."
Yeniden güldük.
Sohbet ilerledikçe kendimi masaya daha fazla ait hissetmeye başladım. İlk tanıştığımız günkü çekingenliğimden eser kalmamıştı. Beliz zaten yanımdaydı, Atlas'la konuşmak da oldukça kolaydı. Karan ise hâlâ diğerlerine göre daha mesafeliydi ama artık arada bir benimle de konuşuyordu.
Bir ara Atlas bana döndü.
"Bu arada Bade, mekânı nasıl buldun?"
"Gerçekten güzelmiş. Dışarıdan da dikkatimi çekti."
"Beğendiysen ne mutlu bize."
Beliz araya girdi.
"Ben zaten güzel olduğunu söylemiştim."
Atlas gururla arkasına yaslandı.
"Kalite tesadüf değildir."
Karan bardağını masaya bıraktı.
"Reklamını da yaptın, tamam."
"İşletmecilik böyle bir şey kardeşim."
Bir süre daha sohbet ettik. Müzik değişmiş, mekân biraz daha kalabalıklaşmıştı. Masadakiler konuşurken ben de etrafı incelemeye başladım. Barın arkasındaki raflar, duvarlardaki dekoratif detaylar ve mekânın farklı bölümlerine yerleştirilmiş ışıklar ilgimi çekmişti.
Bir ara tuvalete gitmek için Beliz'e doğru eğildim.
"Ben lavaboya gidiyorum."
"Tamam, kaybolma."
"Beliz, iki dakikalık yol."
Gülerek yerimden kalktım. Masadan ayrılıp biraz önce girişte gördüğüm koridora doğru ilerledim. Koridorun başında tuvaletlerin yönünü gösteren küçük bir tabela vardı. Tabelayı takip ederek yürümeye başladım. Koridor, mekânın oturma alanına göre daha sakindi. Müzik sesi burada biraz daha uzaktan geliyordu. Duvarlarda loş aydınlatmalar vardı. Birkaç adım ilerlediğimde karşılıklı iki kapı gördüm. Birinin üzerinde tuvalet işareti bulunuyordu. Tam o tarafa yönelmişken diğer kapı dikkatimi çekti. Üzerinde herhangi bir tabela yoktu. Koyu renkli, oldukça sade bir kapıydı. Yan tarafındaki duvarla neredeyse aynı renkte olduğu için ilk bakışta fark edilmiyordu. Adımlarımı yavaşlattım. İçeride ne vardı acaba? Bir ofis miydi? Yoksa çalışanların kullandığı ayrı bir bölüm mü? Biraz yaklaşıp kapının üzerindeki küçük yazıya baktım ama uzaktan tam olarak okuyamadım. Merakımı yenemeyip bir adım daha attım. Elimi kapı koluna uzattım. Tam o sırada arkamdan bir ses duydum.
"Oraya giremezsin."
Elim kapı koluna değmek üzereyken durdu. Başımı çevirince Karan'ı gördüm. Birkaç adım gerimde durmuş, ellerini pantolonunun ceplerine yerleştirmişti. Yüzünde hafif bir gülümseme vardı.
"Niye?"
Bakışlarını önce kapıya, ardından bana çevirdi.
"Çünkü orası misafirlere açık değil."
"İçeride ne var?"
Kaşını hafifçe kaldırdı.
"Merak mı ettin?"
Omuz silktim.
"Sadece sordum."
Karan birkaç adım yaklaştı. Aramızdaki mesafe biraz azalmıştı ama hâlâ rahatça konuşabileceğimiz kadar yer vardı.
"Her şeyi bu kadar merak ediyor musun, küçük hanım?"
Sesindeki hafif alaycı ton yüzümde istemsiz bir gülümseme oluşturdu.
"Her şeyi değil."
"Öyle mi?"
"Evet."
Başını hafifçe yana eğdi. Gözlerini bir an üzerimde gezdirdikten sonra kapıyı işaret etti.
"Az önce girmeye çalıştığın kapı da merak ettiğin şeylerden biri sanırım."
"Üzerinde hiçbir şey yazmıyor. İnsan merak ediyor."
Karan hafifçe güldü.
"Seninle uğraşmak zor olacak."
"Ben bir şey yapmadım ki."
"Tabii, yapmadın."
Gözlerimi devirdim.
"Tamam, peki. Girmiyorum."
Yanından geçip tuvaletlere doğru ilerlemek üzereydim ki yeniden konuştu.
"Bir yere bakmadan önce sormayı denesen daha iyi olur."
Ona dönüp baktım.
"Her seferinde sana mı soracağım?"
Karan'ın dudaklarının kenarı yeniden kıvrıldı.
"İstersen sorabilirsin."
Bir an ne cevap vereceğimi bilemedim. Söylediği şey oldukça sıradan olsa da ses tonunda insanı cevap vermeye zorlayan bir rahatlık vardı. Gülümsememi gizlemeye çalışarak başımı çevirdim.
"Bir de çok konuşuyorsun."
Arkamdan hafif bir kahkaha geldi.
"Ben mi?"
"Evet, sen."
"İlginç. Bunu ilk defa duyuyorum."
"Alışırsın."
Karan güldü.
"Sen git işini hallet, küçük hanım. Atlas birazdan nerede kaldığınızı sorar."
Bu kez ben de güldüm.
"Tamam."
Tuvalete doğru yürürken yüzümdeki gülümsemeyi fark ettim. Karan'ın benimle böyle konuşacağını beklemiyordum. Dün neredeyse bütün akşam sessizliğini koruyan adam, şimdi birkaç dakikadır benimle uğraşıyordu. Üstelik bunu yaparken yüzündeki o hafif gülümsemeyi de eksik etmiyordu. Aklıma takılan tek şey ise az önce girmeme izin vermediği kapıydı. İçeride ne vardı? Ve Karan neden oraya girmemi istememişti? Galiba bu mekân hakkında öğreneceğim şeyler düşündüğümden biraz daha fazlaydı.
Lavaboda ellerimi yıkayıp aynanın karşısına geçtim. Saçlarımın önlerine düşen birkaç tutamı düzelttim. Biraz önce Karan’la aramızda geçen konuşma aklıma gelince istemsizce gülümsedim. Aslında onunla bu kadar konuşacağımı düşünmemiştim. İlk tanıştığımızda oldukça sessiz ve mesafeli görünüyordu. Şimdi ise benimle uğraşmaktan hoşlanıyor gibiydi. Özellikle o küçük hanım deyişi… Söylerken yüzündeki ifadeyi hatırlayınca başımı hafifçe iki yana salladım. “Saçmalama Bade,” diye mırıldanıp aynadan uzaklaştım. Koridora çıktığımda mekânın müziği yeniden belirginleşti. Masamızın olduğu tarafa doğru yürüdüm. Yaklaştığımda Atlas’ın bir şeyler anlattığını, Beliz’in de gülmekten kendini alamadığını gördüm.
Sandalyeme otururken Beliz bana döndü.
“Nerede kaldın sen?”
“Biraz oyalanmışım.”
Atlas hemen araya girdi.
“Biz de merak ettik. Karan seni kayıp ilan edecekti.”
Karan oturduğu yerden başını kaldırıp Atlas’a baktı.
“Ben öyle bir şey söylemedim.”
“İçinden söylemişsindir.”
“Sen benim içimi de mi okuyorsun artık?”
Atlas elini göğsüne götürdü.
“Yılların dostluğu…”
Gülerek içeceğimden bir yudum aldım.
Beliz bana doğru eğildi.
“Ne oldu, bir şey mi vardı?”
“Yok. Sadece biraz dolaştım.”
Atlas gözlerini kıstı.
“Bir yere mi baktın?”
“Hayır.”
Karan’ın dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu. Ona kısa bir bakış attım. Sanki ne demek istediğimi anlamış gibi davranıyordu.
“Ne?” diye sordum.
“Bir şey demedim.”
“İyi.”
Atlas ikimizin arasında gidip gelen bakışları fark etmiş olacak ki hemen konuşmaya başladı.
“Ben burada neler kaçırıyorum acaba?”
“Hiçbir şey,” dedi Karan.
“Ben de onu merak ediyorum zaten.”
Beliz kahkaha attı. Ben de gülümseyerek önüme döndüm. Konu kısa sürede değişti. Atlas bu kez bize mekânın açılışından bahsetmeye başladı. İlk zamanlar yaşadıkları birkaç komik olayı anlatıyor, Karan da arada bir anlattıklarının eksik veya yanlış olduğunu söyleyerek onu düzeltiyordu. Onları dinlerken ikisinin birlikte çalışmasının nasıl bir şey olduğunu düşünmeden edemedim. Atlas’ın enerjisiyle Karan’ın daha sakin tavrı birbirini tamamlıyor gibiydi. Birinin aklına geleni hemen söylemesi, diğerinin önce düşünüp sonra cevap vermesi… Sanırım bu yüzden birbirleriyle bu kadar iyi anlaşıyorlardı. Zaman ilerledikçe masadaki sohbet de koyulaştı. Bir ara Beliz telefonunu çıkarıp bana bir şey gösterdi. İkimiz ekrana eğilmiş, kendi aramızda konuşurken Atlas yine bir konu bulup sohbete dahil oldu.
“Bu arada bir gün sizi buraya daha erken getireceğim.”
“Neden?” diye sordum.
“Mekânı daha detaylı gezdiririm. Her yeri görmediniz.”
Beliz hemen güldü.
“Sen gezdirirsen sabaha kadar bitmez.”
“Ben profesyonel rehberim.”
Karan bardağını masaya bıraktı.
“Geçen gün depoyu gösterirken bile kayboldu.”
Masada kahkahalar yükseldi.
Atlas ona döndü.
“Orası çok karışıktı.”
“Depo.”
“Tamam, ne olmuş yani?”
Gülerek başımı salladım. Atlas’ın her olaydan kendini haklı çıkaracak bir şey bulması gerçekten eğlenceliydi. Bir süre sonra telefonum çaldı. Ekrana baktığımda annemin aradığını gördüm.
“Ben bir telefonuma bakayım,” diyerek sandalyemden kalktım.
Beliz başını salladı.
“Tamam.”
Telefonumu açıp biraz daha sakin bir yere geçmek için giriş tarafına doğru yürüdüm. Mekânın dış kapısından çıktığımda içerideki müzik bir anda geride kaldı. Dışarıdaki hava içeriden çok daha serindi. Birkaç saniye bekleyip annemin aramasını cevapladım.
“Efendim anne?”
Annem nerede olduğumu ve ne zaman döneceğimi sordu. Ona Beliz’le birlikte olduğumu, biraz daha oturup sonra eve geçeceğimizi söyledim. Kısa bir süre daha konuştuktan sonra telefonu kapattım. Telefonu çantama koyarken birkaç metre ileride duran birini fark ettim.
Karan’dı.
Duvarın yakınında durmuş, bir eli cebinde diğer elinde sigarasıyla telefonla konuşuyordu. Başını hafifçe öne eğmişti. Konuşurken yüzündeki ifade içerideki hâlinden biraz daha ciddiydi. Beni henüz fark etmemişti. Kapının yanında biraz bekleyip etrafa baktım. Dışarıda birkaç kişi daha vardı ama mekânın önündeki hareketlilik içerisi kadar yoğun değildi. Karan konuşmasını bitirip telefonunu cebine koydu. Sigarasından son bir nefes aldıktan sonra başını kaldırdı. Gözleri benimkilerle buluştu.
“Ne oldu?” der gibi hafifçe kaşlarını kaldırdı.
“Bir şey yok,” dedim gülümseyerek.
Sigarasını yere atıp söndürdü. Ardından ellerini cebine yerleştirerek bana doğru döndü.
“İçeri girmiyor musun?”
“Biraz hava alayım dedim.”
Başını salladı.
“İçerisi biraz kalabalıklaştı.”
“Evet, fark ettim.”
Kısa bir sessizlik oldu. İçeriden müzik sesi geliyordu ama dışarıda birbirimizi duymak için sesimizi yükseltmemize gerek yoktu. Tam kapıya doğru yönelmişti ki aklıma biraz önceki kapı geldi.
“Bir şey soracağım,” dedim.
Adımlarını durdurup bana döndü.
“Sor.”
“Az önce girmeme izin vermediğin oda var ya…”
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Yine mi o kapı?”
Güldüm.
“Evet. İçeride ne var?”
Bana birkaç saniye baktıktan sonra başını hafifçe yana eğdi.
“Gerçekten aklında kaldı mı?”
“Biraz.”
“Meraklısın.”
“Sen de hiçbir şey anlatmıyorsun.”
Karan hafifçe güldü.
“Her şeyi hemen öğrenmek zorunda değilsin.”
“Ben de hemen öğrenmek istiyorum demedim zaten. Sadece sordum.”
“Tamam, küçük hanım.”
Yine aynı hitabı kullanmıştı. Bu kez gülümsememi saklamadım.
“Niye sürekli küçük hanım diyorsun?”
“Hoşuna gitmiyor mu?”
Bir an cevap vermeden yüzüne baktım.
“Öyle bir şey söylemedim.”
Gülümsemesi biraz daha belirginleşti.
“Ben de öyle bir şey sormadım zaten.”
Ne diyeceğimi bilemeyip kısa bir kahkaha attım. Karan’ın bu kadar az konuşup yine de insanı cevap vermeye zorlaması tuhaf bir şekilde hoşuma gitmeye başlamıştı. Ona bakarken aklımdan bir şey geçti. Belki de Karan, ilk düşündüğüm kadar sessiz biri değildi. Sadece konuşmak istediği insanları ve konuşacağı zamanı kendi seçiyordu. Ve nedense o akşam, benimle konuşmayı seçmiş olması hoşuma gitmişti. Ona bakarken aklımdan bir şey geçti. Belki de Karan, ilk düşündüğüm kadar sessiz biri değildi. Sadece konuşmak istediği insanları ve konuşacağı zamanı kendi seçiyordu. Ve nedense o akşam, benimle konuşmayı seçmiş olması hoşuma gitmişti.
“İçeri geçelim mi? Yoksa burada biraz daha sorguya mı çekeceksin beni?”
Gülerek başımı iki yana salladım.
“Sen de her soruyu sorgu olarak algılıyorsun.”
“Alışkanlık.”
“Hiç şaşırmadım.”
Kapıya doğru yürüdü. Ben de birkaç adım gerisinden ilerledim.
İçeri girdiğimizde masadan Atlas’ın sesi yükseldi.
“Neredesiniz siz? Mekânı kapatıp gideceğiz neredeyse!”
Karan yanımdan geçerken başını iki yana salladı.
“Başladı yine.”
Ben de gülümseyerek masaya doğru ilerledim. Sanırım bu gece Atlas’ın bitmek bilmeyen şakalarına biraz daha katlanacaktık.
Masaya geri döndüğümde Atlas’ın bakışları önce bana, ardından Karan’a kaydı. Yüzündeki sırıtışı görünce ne söyleyeceğini tahmin etmek zor değildi. “Sonunda,” dedi arkasına yaslanarak.
“Bir an sizi aramaya çıkacağım sandım.”
“Ne kadar meraklısın,” diye karşılık verdi Karan, sandalyesine otururken.
Atlas hiç bozuntuya vermedi.
“Merak değil, işletme sorumluluğu. Mekânın sahibi ortadan kayboluyor, ben burada tek başıma kalıyorum.”
“Tek başına kaldığın beş dakika boyunca ne yaptın peki?”
“Sevgilimle sohbet ettim. Gayet verimli bir beş dakikaydı.”
Beliz gülerek başını salladı.
“Gerçekten susmadı.”
“Benimle ilgili kötü konuşmayın, buradayım,” dedi Atlas.
“Fark ettik,” dedim gülümseyerek.
Atlas elini göğsüne götürüp sahte bir kırgınlıkla bana baktı.
“Bade, senden bunu beklemezdim.”
“Daha yeni tanıştık, bence beklentilerini biraz düşük tut.”
Karan hafifçe güldü. Göz ucuyla ona baktığımda bakışlarının bir anlığına üzerimde olduğunu fark ettim. Sonra hiçbir şey olmamış gibi önündeki bardağa uzandı.
Bir süre daha masada oturup sohbet ettik. Atlas arada bir mekânla ilgili bir şeyler anlatıyor, Beliz de daha önce geldiği zamanlardan bahsediyordu. Ben ise etrafı incelemeye devam ediyordum. İçerideki müzik, insanların konuşmaları ve barın arkasında çalışanların hareketleri birbirine karışıyordu. Her şeyin kendine ait bir düzeni vardı.“Bade,” dedi Atlas bir süre sonra.
“Madem ilk defa geliyorsun, sana burayı gezdirelim mi?”
“Olur aslında. Daha tam olarak göremedim.”
“Ben gezdireyim o zaman.”
Karan başını kaldırıp Atlas’a baktı.
“Sen mi?”
“Evet, ben. Bir sakıncası mı var?”
“Yok. Sadece bir yeri anlatırken yarım saat konuşacağını düşündüm.”
Beliz kahkaha attı.
“Bence de Karan gezdirsin. En azından kısa sürer.”
Atlas iki elini yana açtı.
“Harika. Kendi mekânımda bana görev vermiyorsunuz, bir de üstüne beni yetersiz buluyorsunuz.”
Karan ayağa kalktı.
“Geliyor musun, küçük hanım?”
Bana bakarken yüzünde belli belirsiz bir gülümseme vardı. Bu hitaba hâlâ alışamamıştım. Her söylediğinde istemsizce dikkatimi çekiyordu. “Geliyorum,” dedim ve çantamı sandalyenin üzerine bıraktım. Karan önce barın olduğu tarafa doğru yürüdü. Ben de birkaç adım arkasından onu takip ettim. “Burası bar kısmı,” dedi, tezgâhın önünde durarak. “İçeceklerin hazırlandığı yer. Arkadaki bölüm de çalışanların kullandığı alan.” Başımı sallayarak etrafı inceledim. Tezgâhın arkasındaki raflarda farklı şişeler sıralanmıştı. Amber ışıklar camların üzerinde yansımalar oluşturuyordu. Barın önünde birkaç kişi oturmuş, kendi aralarında sohbet ediyordu.
“Her zaman böyle kalabalık mı?” diye sordum.
“Güne ve saate göre değişiyor. Hafta sonları daha yoğun oluyor.”
“Bugün sakin sayılır yani.”
“Şimdilik.”
Biraz ilerledik. Karan bana mekânın farklı bölümlerini gösterirken ben de merak ettiğim şeyleri soruyordum. Konuşması çok uzun sürmüyordu ama her soruma cevap veriyordu. İlk tanıştığımız zamana göre daha rahat olduğunu düşünüyordum.
“Peki, burayı açmak nereden aklınıza geldi?” diye sordum.
“Küçükken Atlas’la sürekli böyle bir yer açmaktan bahsederdik. Sonra bir gün gerçekten yapmaya karar verdik.”
“Çocukluk hayalinizi gerçekleştirmişsiniz yani.”
“Bir bakıma.”
“Güzelmiş.”
Karan bana kısa bir bakış attı.
“Beğendin mi?”
“Evet. Beklediğimden daha güzel.”
“Beklentilerin düşüktü demek.”
“Hayır, sadece ilk kez geldiğim için nasıl bir yer olduğunu bilmiyordum.”
Dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme belirdi.
“Beğenmene sevindim."
Bu kadar basit bir cümlenin neden dikkatimi çektiğini bilmiyordum. Belki de Karan’ın genelde pek konuşmamasından kaynaklanıyordu. Söylediği her şey, ister istemez daha fazla aklımda kalıyordu.Biraz daha ilerleyip oturma alanlarının bulunduğu bölüme geçtik. Burada masalar birbirinden biraz daha uzaktı. Duvarlardaki koyu renk detaylar ve loş aydınlatmalar mekânın genel havasını tamamlıyordu.
“Burası daha sakin,” dedim.
“Genelde daha rahat oturmak isteyenler burayı tercih ediyor.”
“Sen en çok nerede vakit geçiriyorsun?”
Karan bir an düşündü.
“Bazen burada, bazen barda. İşin yoğunluğuna bağlı.”
“Yani hiç oturmuyorsun.”
“Çok sık değil.”
“Zor olmalı.”
“Alışıyorsun.”
Onu izlerken gerçekten de buraya ait olduğunu düşündüm. Çalışanlardan biri yanından geçerken ona bir şey sormuş, Karan da kısa bir cevap verip yoluna devam etmişti. Herkes onu tanıyor, ne yapacağını biliyor gibiydi.
“Bir şey soracağım,” dedim.
“Dinliyorum.”
“Atlas’la hep böyle misiniz?”
Kaşını hafifçe kaldırdı.
“Nasıl?”
“Yani… Sürekli birbirinize laf atıyorsunuz.”
Karan’ın yüzünde hafif bir tebessüm oluştu.
“Kuzenim olduğu için katlanıyorum.”
“Bence o da sana katlanıyor.”
“Bence de.”
İkimiz de güldük.
Tam o sırada uzaktan Atlas’ın sesi duyuldu.
“Ben buradayım, haberiniz olsun!”
Karan gözlerini kapatıp kısa bir nefes verdi.
“İşte bundan bahsediyorum.”
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım ama pek başarılı olamadım.
“Bence eğlenceli biri.”
“Fazlasıyla.”
“Sen de biraz daha konuşkan olabilirsin aslında.”
Karan başını hafifçe yana eğdi.
“Benim konuşmamdan şikâyetçi misin?”
“Şikâyetçi olduğumu söylemedim.”
“Güzel.”
Bana bakışını birkaç saniye daha sürdürdü. Sonra başını çevirip masaların olduğu tarafa doğru yürümeye başladı.
“Daha gezdireceğim yerler var, küçük hanım.”
Yine aynı hitap…
Bu kez itiraz etmedim. Sadece gülümseyerek peşinden yürüdüm. Masaya döndüğümüzde Atlas telefonuyla ilgileniyordu. Beliz ise bizi görünce oturduğu yerde doğruldu.
“Sonunda geldiniz. Ben de sizi kaybettik sandım.”
“Sen de başladın,” dedi Karan.
“Ne var? Sadece merak ettim.”
Atlas telefonunu masaya bıraktı.
“Nasıl, beğendin mi mekânı?”
“Gerçekten çok güzel olmuş. Özellikle oturma alanlarını sevdim.”
Atlas gururla arkasına yaslandı.
“Duydun mu Karan? İnsanlar emeğimizi takdir ediyor.”
“Ben de buradayım, biliyorum.”
“Senin takdir etmen sayılmıyor. Benim kuzenimsin.”
Beliz gülerek bana döndü.
“Bunlar hep böyle. Bir süre sonra alışıyorsun.”
“Sanırım alışmam çok uzun sürmeyecek,” dedim.
Atlas hemen araya girdi.
“Bence de. Zaten artık bizim masanın müdavimisin.”
“Daha ikinci kez görüşüyoruz.”
“Detaylara takılma.”
Karan sandalyesine otururken Atlas’a baktı.
“Bırak da kızlar bir nefes alsın.”
“Tamam, sustum.”
Atlas birkaç saniye sessiz kaldı. Ardından Beliz’e dönüp bir şey sormaya başladı. Saatin nasıl ilerlediğini anlamadım. Sohbet ettik, güldük, arada mekâna gelen insanları izledik. Başta kendimi biraz yabancı hissederken artık daha rahattım. Beliz’in burada bulunmaktan keyif aldığı belliydi. Atlas da her zamanki gibi ortamın neşesini hiç düşürmüyordu. Bir ara telefonumun ekranına baktım. Saat ilerlemişti. “Beliz,” dedim ona doğru eğilerek. “Yavaş yavaş kalksak mı?”
Beliz telefonunu kontrol etti.
“Olur. Annem de biraz önce yazmıştı zaten.”
Çantamı alıp ayağa kalktım. Atlas da bizi görünce yerinden kalktı.
“Daha yeni gelmiştiniz.”
“Bir dahaki sefere daha uzun otururuz,” dedi Beliz.
“Tamam, söz aldım.”
Karan da ayağa kalkıp bize doğru geldi.
“Nasıl döneceksiniz?”
“Taksi çağırırız,” dedim.
“Dışarıda bekleyin, ben çıkayım sizinle.”
“Gerek yok, biz hallederiz.”
Karan cevap vermek yerine kapıya doğru yürüdü. Beliz’le birbirimize bakıp peşinden gittik. Dışarı çıktığımızda gece havası yüzüme çarptı. İçerideki müziğin sesi kapı kapanınca geride kalmış, sokak yeniden sessizleşmişti. Beliz telefonundan taksi çağırırken Atlas da kapının önüne çıktı.
“Yine bekleriz,” dedi Atlas. “Bir dahaki sefere daha kalabalık geliriz.”
“Bakarız,” dedim gülümseyerek.
“Bakarız ne? Kesin geleceksiniz.”
Beliz güldü.
“Tamam Atlas, geleceğiz.”
Karan ise biraz geride durmuş, telefonuna bakıyordu. Sonra başını kaldırıp bana döndü.
“İyi geceler, küçük hanım.”
Gülümsedim.
“İyi geceler.”
Bir an durdu. Bakışları yüzümde kısa bir süre kaldı.
“Bir dahaki sefere o kapıyı merak etmeden gel.”
İstemeden güldüm.
“Merak edip etmeyeceğime ben karar veririm.”
Karan’ın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Öyle olsun.”
Tam o sırada taksimiz sokağın başında göründü. Beliz kapıya yönelirken ben de son kez mekâna baktım. Ardından Karan’a dönüp küçük bir baş selamı verdim ve arabaya bindim. Kapı kapandığında Beliz hemen bana döndü.
“Ee?”
“Ne ee?”
“Ne düşünüyorsun?”
Camdan dışarı bakarken gülümsememi saklamaya çalıştım.
“Güzel bir yermiş.”
Beliz gözlerini kıstı.
“Ben mekânı sormadım.”
Ona dönüp güldüm.
“Başlama Beliz.”
“Ben bir şey demedim ki.”
Ama yüzündeki ifadeden, söylemediği çok şey olduğunu anlamıştım.
Ben de konuyu değiştirmek için başımı yeniden cama çevirdim. Sokak lambaları birer birer geride kalırken aklıma yine o koyu renkli kapı geldi. Karan’ın neden oraya girmemi istemediğini hâlâ bilmiyordum. Ve nedense, bunu öğrenmek istiyordum.
Taksi apartmanın önünde durduğunda Beliz’le birlikte araçtan indik. Şoföre teşekkür edip kapıyı kapattım. Gece iyice ilerlemişti. Mahalle her zamanki sessizliğine bürünmüş, sokak lambalarının sarı ışığı kaldırımlara yayılmıştı.
“Sonunda geldik,” dedi Beliz, çantasını omzunda düzeltirken.
“Biraz yoruldum galiba.”
“Ben de. Ama güzel bir akşamdı.”
Başımı salladım.
“Gerçekten güzeldi.”
Apartmanın kapısına doğru yürüdük. Beliz şifresini girip kapıyı açtı, ardından birlikte içeri girdik. Merdiven boşluğunda ayak seslerimiz yankılanıyordu. Asansöre binmek yerine merdivenleri kullanmaya karar verdik. Zaten birkaç kat çıkacaktık.
“Bu arada,” dedi Beliz, merdivenleri çıkarken bana dönerek. “Karan’la bayağı konuştunuz.”
Ona yan gözle baktım.
“Ne var bunda?”
“Hiçbir şey. Sadece fark ettim.”
“Beliz…”
“Tamam, sustum.”
Ama sustuktan sonra bile yüzündeki gülümseme kaybolmamıştı. Katımıza geldiğimizde karşılıklı dairelerimizin önünde durduk. Anahtarımı çantamdan çıkarmaya çalışırken Beliz kapısının önünde bana döndü.
“İyi geceler o zaman.”
“İyi geceler. Yarın görüşürüz.”
“Görüşürüz.”
Birbirimize gülümsedikten sonra kapılarımızı açıp evlerimize girdik.
Eve girdiğimde ilk dikkatimi çeken şey sessizlik oldu. Salondan ya da mutfaktan herhangi bir ses gelmiyordu. Ayakkabılarımı çıkarıp çantamı elimde tutarak koridora ilerledim. Annemin odasının kapısı aralıktı. İçeriye doğru baktığımda yatağında uyuduğunu gördüm. Demek ki ben gelmeden yatmıştı. Kapıyı sessizce biraz daha kapattım. Onu uyandırmamak için adımlarımı yavaşlatarak odama geçtim. Çantamı masamın üzerine bıraktım ve üzerimdeki kıyafetleri değiştirmek için dolabımı açtım. Rahat bir pijama takımı giydikten sonra banyoya geçtim. Aynanın karşısında durup makyajımı temizlemeye başladım. Gün boyunca yüzümde kalan makyajı silerken aynadaki yorgun ama mutlu ifadem dikkatimi çekti. Saçlarımı da topladıktan sonra yüzümü yıkadım ve odama geri döndüm. Telefonumu şarja takıp yatağın üzerine oturdum. Sonra kendimi yavaşça yastıklara bıraktım.
Gözlerimi tavana diktim.
Aslında günün başında akşamın böyle geçeceğini düşünmemiştim. Beliz’le biraz vakit geçirip eve döneceğimizi sanıyordum. Ama kendimi hiç beklemediğim bir yerde, hiç beklemediğim insanlarla bulmuştum.Atlas’ın bitmek bilmeyen konuşmaları, Beliz’in kahkahaları ve mekânın o loş, sıcak havası…
Sonra Karan.
İstemeden gülümsedim. Onu ilk gördüğümde fazla konuşmayan, biraz mesafeli biri olduğunu düşünmüştüm. Hâlâ öyleydi aslında. Ama bugün onunla konuştuğumda ilk izlenimimin tam olarak doğru olmadığını fark etmiştim. Sessizdi ama soğuk değildi. Bazen tek bir cümlesiyle insanın aklında kalmayı başarıyordu. Özellikle de şu küçük hanım meselesi… Yastığa biraz daha gömüldüm. Neden sürekli böyle seslendiğini hâlâ anlamamıştım. Belki herkese karşı böyleydi, belki de sadece benimle uğraşmayı seviyordu. Ama bunu her söylediğinde ona cevap vermek istemem de ayrı bir meseleydi. Bir de o kapı vardı. Ne kadar düşünmemeye çalışsam da aklıma geliyordu. Karan’ın oraya girmemi istememesi, sorularıma doğru düzgün cevap vermemesi… Sanki özellikle merak etmemi istiyormuş gibiydi. "Gerçekten çok meraklısın, Bade,” diye kendi kendime mırıldandım.Telefonumu elime alıp ekranını açtım. Bildirimlerime göz gezdirdim. Birkaç mesaj vardı ama açıp bakmaya üşendim. Telefonu yeniden komodinin üzerine bıraktım. Yarın her şey yine aynı olacaktı. Beliz’le görüşecek, belki dışarı çıkacak, belki de evde vakit geçirecektik. Saat daha geç olmadan üzerimdeki kıyafetleri çıkarıp rahat bir pijama takımı giydim. Ardından banyoya geçerek makyajımı temizledim, yüzümü yıkadım ve saçlarımı taradım. İşlerimi bitirdikten sonra odama geri döndüm. Işığı kapatıp yatağıma uzandım. Yorganı üzerime çektim ve başımı yastığa yerleştirdim. Gözlerimi kapatmadan önce aklıma bir kez daha Karan geldi. Gün içinde pek konuşmamış olsak da söylediği birkaç cümle zihnimde kalmıştı. Özellikle de sürekli kullandığı o küçük hanım hitabı… Kendi kendime hafifçe gülümsedim. Sonra daha fazla düşünmeden gözlerimi kapattım. Günün yorgunluğuyla kısa süre içinde uykuya daldım..
Bölüm etkileşimi
