Bölümler 8Şu an: "Atalay Ailesi"
Bazı geceler vardır, ne kadar sakin geçmesini isteseniz de bir türlü öyle olmaz. O gece de benim için tam olarak böyle başlamıştı.Gün boyunca her şey normal ilerlemişti. Okul, Beliz’le yaptığımız konuşmalar, eve dönüşüm… Her zamanki sıradan günlerden biriydi. Ta ki kapımın önünde bulduğum o zarfa kadar. Üzerinde ismim yazıyordu. Arka tarafında ise babamı kaybettiğim tarih…
27 Ekim
Şimdi telefon kulağımdaydı ve karşı taraftan Karan’ın sesini duyuyordum.
“Bade, beni duyuyor musun?”
“Evet.”
“Kapının önünden uzaklaş. Ben geliyorum.”
“Tamam.”
Telefonu kapatmadım. Salondaki sehpanın üzerinde duran zarfa baktım. İçinde ne olduğunu bilmiyordum ama artık bunun sıradan bir şaka olmadığından emindim. Bir insan neden hiç tanımadığı birinin kapısına böyle bir şey bırakırdı? Üstelik neden babamın ölüm tarihini seçmişti? Karan’ın gelmesini beklerken salondaki koltuğa oturdum. Gözlerim sürekli zarfa kayıyordu. Birkaç dakika sonra kapının zili çaldı. Yerimden kalkıp kapıya doğru ilerledim. Dürbünden baktığımda Karan’ı gördüm. Kapıyı açar açmaz gözleri yüzümde gezindi.
“İyi misin?”
“İyiyim. Sadece biraz korktum.”
Sesim düşündüğümden daha kısık çıkmıştı. Karan bunu fark etmiş olacak ki birkaç saniye yüzüme baktı. Kahve gözleri normalden farklı bakıyordu.
“İçeri girebilir miyim?”
Başımı sallayıp kenara çekildim. Kapıyı kapattıktan sonra birlikte salona geçtik.
“Zarf nerede?”
“Sehpanın üzerinde.”
Karan sehpanın yanına gidip zarfı eline aldı. Ben de birkaç adım arkasında durdum. Üzerinde ismimin yazdığı o küçük zarfı yeniden görmek bile içimde tuhaf bir huzursuzluk yaratmıştı. Bir insan neden böyle bir şey yapardı? Beni tanıyor muydu? Babamı nereden biliyordu? Yoksa bütün bunlar yalnızca beni korkutmak için miydi? Karan zarfı önce önünden, sonra arkasından inceledi.
“Bunu daha önce hiç görmedin, değil mi?”
“Hayır. İlk defa görüyorum.”
“Kapının önünde herhangi bir ses duydun mu? Ayak sesi, merdivenlerden inen biri falan?”
Biraz düşündüm.
“Tam emin değilim. Önce kapı çaldı. Açmayınca birkaç saniye sonra bir şeyin kapının altından geçtiğini duydum. Sonra ses kesildi.”
Karan başını salladı.
“Peki, kapıyı açıp baktın mı?”
“Hayır. Zaten sen gelene kadar kapıya yaklaşmadım.”
“İyi yapmışsın.”
Zarfı dikkatlice açtı. İçinden eski bir fotoğraf ve katlanmış bir kâğıt çıktı. Fotoğrafı eline aldığı anda ben de biraz daha yaklaştım.
“Bu…”
Fotoğrafı Karan’dan alırken kelimeler ağzımdan zor çıktı.
“Bu babam.”
Fotoğraftaki yüzü tanımamak mümkün değildi. Babamın gülümsemesi, bakışları… Hepsi gözümün önündeydi. Fakat bu fotoğrafı daha önce hiç görmemiştim. Nerede çekildiğini, yanında kimlerin olduğunu bilmiyordum. Fotoğrafı biraz daha yaklaştırdım. Babamı hatırladığımda aklıma hep birbirinden küçük anılar gelirdi. Bazen birlikte geçirdiğimiz bir pazar sabahı, bazen eve geldiğinde beni kucağına alışı, bazen de hiçbir sebep yokken saçlarımı karıştırması… İnsan birini kaybettikten sonra en sıradan anların bile ne kadar kıymetli olduğunu anlıyordu.
“Daha önce gördün mü?” diye sordu Karan.
Başımı iki yana salladım.
“Hayır. Annemin sakladığı fotoğrafların arasında da yoktu.”
“Belki de annenin haberi vardır.”
“Sanmıyorum. Olsaydı mutlaka söylerdi.”
Karan elindeki katlanmış kâğıda baktı.
“Bunu okuyalım.”
Kâğıdı açıp göz gezdirdi. Ardından bana uzattı. Üzerinde tek bir cümle yazıyordu.
"Babanın ölümünün bir kaza olmadığını öğrenmek istiyorsan doğru soruları sormaya başlamalısın."
Cümleyi bir kez okudum. Sonra yeniden başa döndüm. Babanın ölümünün bir kaza olmadığını…
İçimde bir şeylerin yerinden oynadığını hissettim. Yıllardır bildiğim, kabullenmeye çalıştığım bir gerçek vardı. Babamı bir kazada kaybetmiştim. Annem de bana hep böyle anlatmıştı. Peki, şimdi bu kâğıt ne demek istiyordu?
“Bu ne demek Karan?”
Sesim titremişti.
Karan kâğıdı elimden alıp yeniden okudu.
“Bunu yazan kişi seni bir şeylere inandırmaya çalışıyor olabilir. Hemen söylediklerine güvenmemeliyiz.”
“Ya doğruysa?”
Karan bana baktı.
“Bade…”
“Ya gerçekten babamın ölümü bir kaza değilse?”
Bu kez cevap vermedi.
Gözlerimi fotoğrafa çevirdim. Babamın yüzüne bakarken boğazımda bir düğüm oluştu. Onu kaybettiğimde hayatımın bir parçası eksilmişti. Ama en azından nedenini biliyordum. Şimdi ise o bildiğim şeyin bile doğru olmayabileceği düşüncesiyle baş başaydım.
“Ben babamı daha yeni kaybettim,” dedim bir süre sonra. “Onun hayatına dair çoğu şeyi bilmezdim"
Karan sessizce dinliyordu.
“Bazen babamı düşündüğümde, sanki onunla ilgili hatırladığım her şeyi unutacakmışım gibi hissediyorum. O yüzden fotoğraflarına bakıyorum. Sesini hatırlamaya çalışıyorum. Birlikte yaptığımız şeyleri…”
Cümlemin devamını getiremedim.Fotoğrafa yeniden baktım. Parmaklarımın arasında tuttuğum kâğıt hafifçe titriyordu. Kendimi toparlamaya çalıştıkça gözlerim daha fazla doluyordu.
“Ben sadece babamın öldüğünü biliyordum Karan,” dedim. “Yani… bize anlatılan buydu. Bir kaza olduğunu söylediler. Ben de inandım.”
Sesim giderek titriyordu.
“Bir süredir bununla yaşamaya çalışıyorum. Bazen onu çok özlüyorum. Bazen bir şey oluyor, hemen ona anlatmak istiyorum. Sonra artık yanımda olmadığını hatırlıyorum.”
Başımı eğdim. Gözyaşlarım yanağımdan süzülürken elimdeki fotoğrafı sehpanın üzerine bıraktım.
“Şimdi biri çıkıp bana bütün bildiklerimin yanlış olabileceğini söylüyor. Ben ne yapacağımı bilmiyorum.”
Karan bir şey söylemeden yanıma yaklaştı.
“Bade…”
Başımı kaldırdığımda gözlerimin dolduğunu fark etmiş olmalıydı. Bir an ne yapacağını bilemez gibi durdu. Sonra elini omzuma koydu.
“Gel buraya.”
Kendimi daha fazla tutamadım. Ona doğru yaklaşıp başımı göğsüne yasladım. Karan kollarını etrafıma doladı. Bir eli sırtımdayken diğeri saçlarımın üzerine yerleşti. İlk başta sessizce ağlamaya çalıştım ama olmadı. Uzun süredir içimde tuttuğum ne varsa sanki o an dışarı çıkmak istiyordu.
“Çok özledim,” diye fısıldadım.
Karan’ın kolları biraz daha sıkılaştı.
“Biliyorum.”
“Bazen hâlâ eve gelecekmiş gibi hissediyorum. Kapı açılacak, sesini duyacağım sanıyorum. Sonra bunun olmayacağını hatırlıyorum.”
Bir süre hiçbir şey söylemedi. Sadece yanımda kaldı. Saçlarımı yavaşça okşarken ağlamamın dinmesini bekledi.
“Babanı özlemen çok normal,” dedi sonunda. “Onu unutmak zorunda değilsin. Kimse senden bunu bekleyemez.”
Başımı göğsünden kaldırmadan gözlerimi kapattım.
“Ya gerçekten başına başka bir şey geldiyse?”
“Bunu henüz bilmiyoruz.”
“Ya öğrenirsek ve her şey daha kötü olursa?"
Karan biraz geri çekilip yüzüme baktı.
“O zaman da birlikte düşünürüz. Ama şu an kendini ihtimallerle yorma.”
Ellerini yanaklarıma yakınlaştırdı ve gözyaşlarımı baş parmakları ile sakince sildi.
“Teşekkür ederim,” dedim.
“Bunun için teşekkür etmene gerek yok.”
Sonra masanın üzerinden bir peçete uzattı. Peçeteyle yüzümü silerken istemsizce gülümsedim. Biraz önceki kadar kötü hissetmiyordum ama içimdeki ağırlık hâlâ oradaydı.
Karan yeniden yanıma oturdu.
“Biraz sakinleşince annenle konuşursun. Belki fotoğrafı tanır, belki de bu yazıyla ilgili bir şey biliyordur.”
“Annemin üzülmesini istemiyorum.”
“Biliyorum. Ama bunu tek başına taşımak zorunda da değilsin.”
Başımı hafifçe salladım.
Bir süre yan yana oturduk. Bu kez konuşmak için acele etmedik. Karan’ın burada olması bile bana iyi geliyordu. Onunla daha yeni tanışmıştım ama o gece kendimi ilk defa birinin yanında bu kadar rahat bırakabilmiştim.
Bir süre sonra sehpanın üzerindeki fotoğrafı yeniden elime aldım.
“Bunu kimin gönderdiğini bulacağız, değil mi?”
Karan bana döndü.
“Bulacağız, Bade. Sana söz veriyorum.”
O an ona inanmak istedim. Belki de ihtiyacım olan tek şey buydu. Her şeyin bir anda düzelmesi değil, bu süreçte yanımda birinin olduğunu bilmek. Biraz daha oturduktan sonra Karan ayağa kalktı.
“Artık gitmem gerekiyor. Ama bir şey olursa beni ara, tamam mı?”
“Tamam.”
Onu kapıya kadar geçirdim.
“Her şey için teşekkür ederim.”
“Bunun için teşekkür etmene gerek yok"
"Yine de.."
Karan hafifçe gülümsedi.
“İyi geceler, küçük hanım.”
“İyi geceler.”
Kapıyı kapatıp kilitledim. Bir süre kapının önünde öylece kaldım. Sonra salona dönüp zarfı elime aldım. Fotoğrafı yeniden çıkardım. Babamın yüzüne bakarken aklımdan bir sürü soru geçiyordu. Telefonumu alıp fotoğrafın arkasını bir kez daha çevirdim. Daha önce fark etmediğim küçük bir ayrıntı gözüme çarptı. Fotoğrafın sağ alt köşesinde, neredeyse silinmiş bir yazı vardı. Yaklaştırıp okumaya çalıştım. Yazıyı seçmek biraz zaman aldı. Sonunda iki kelimeyi okuyabildim.
Atalay ailesi.
Elimdeki fotoğrafa bakakaldım.
Atalay…
Karan’ın soyadı da Atalay’dı.
Bir süre hiçbir şey yapmadan öylece durdum. Bunun ne anlama geldiğini bilmiyordum. Belki de yalnızca bir tesadüftü. Belki fotoğrafın çekildiği yerle ilgili sıradan bir nottu. Ama içimdeki huzursuzluk giderek büyüyordu. Telefonumu elime aldım. Karan’ın konuşmasını açtım. Ona yazıp yazmamak arasında kaldım. Tam o sırada ekrana bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi.
Bilinmeyen Numara:Zarfı aldığını biliyorum.
Kalbim hızlandı.
Ardından ikinci bir mesaj geldi.
Bilinmeyen Numara: Atalay soyadını gördüğüne göre artık bazı şeyleri anlamaya başlamışsındır.
Telefonu elimde sıkıca tuttum.
Bu kişi beni nereden biliyordu?
Ve Karan’ın soyadını nereden biliyordu?
Ekrana üçüncü bir mesaj düştü.
Bilinmeyen Numara: Karan’a güvenme, Bade. Onun ailesi hakkında henüz hiçbir şey bilmiyorsun.
Mesajı okuduğumda nefesim kesildi.
Karan’a güvenmememi söylüyordu.
Ama neden?
Son mesajı birkaç kez okudum. Karan’a güvenmemem gerektiğini söyleyen biri vardı. Ama neden? Karan’ın bu olayla ilgisi neydi? Yoksa yalnızca soyadı yüzünden mi onu bu işin içine çekiyorlardı? Telefonu yatağın üzerine bıraktım. Bunları tek başıma düşünerek bir yere varamayacağımı biliyordum. Aklıma ilk gelen kişi Beliz oldu. Telefonumu yeniden elime alıp onu aradım.
Birkaç çalıştan sonra açtı.
“Efendim Bade?”
“Uyumadın değil mi?”
“Yok, daha değil. Ne oldu?”
Bir an sustum.
“Beliz, sana bir şey anlatmam lazım.”
Sesimden bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı.
“Ne oldu kızım?”
“Evime bir zarf bırakılmış.”
“Ne zarfı?”
“İçinde babamın fotoğrafı vardı. Bir de not…”
“Bade, ne diyorsun sen?”
“Notta babamın ölümünün kaza olmadığını öğrenmek istiyorsam doğru soruları sormam gerektiği yazıyordu.”
Beliz’in sesi kesildi. Birkaç saniye boyunca ikimiz de konuşmadık.
“Şaka yapıyorsun, değil mi?”
“Keşke.”
“Kim bırakmış bunu?”
“Bilmiyorum. Kapının altından atmışlar. Karan da geldi, birlikte baktık.”
“Peki fotoğrafta ne var?”
Fotoğrafın arkasını yeniden çevirdim.
“Atalay ailesi yazıyor.”
“Ne?”
“Evet. Ben de anlamadım.”
“Bade, yarın mutlaka konuşacağız. Bu işi kendi başına çözmeye çalışma, tamam mı?”
“Tamam.”
“Bir de o zarfı sakla. Kimseye verme.”
“Merak etme.”
Biraz daha konuştuktan sonra telefonu kapattık. Beliz’le konuşmak içimi biraz olsun rahatlatmıştı ama kafamdaki sorular hâlâ yerli yerindeydi. Fotoğrafı ve zarfı çekmeceme koydum. Üzerimi değiştirdikten sonra banyoya gidip yüzümü yıkadım. Aynadaki yansımama baktığımda gözlerimin hâlâ kızarık olduğunu fark ettim. Yatağıma uzanıp yorganı üzerime çektim. Telefonumu komodinin üzerine bırakacaktım ki ekrana bir bildirim düştü.
Karan: Uyudun mu küçük hanım?
Mesajı görünce yüzümde hafif bir gülümseme oluştu. Birkaç saniye düşündükten sonra cevap yazdım.
Bade: Hayır, uyumadım.
Karan: İyi misin?
Bade: Biraz daha iyiyim.
Karan: Güzel.
Bir süre ekrana baktım. Ona bu akşam yaşananlar hakkında daha fazla soru sormak istiyordum ama nereden başlayacağımı bilmiyordum.
Sonunda karar verdim.
Bade: Karan sana bir şey sorabilir miyim?
Karan: Sorabilirsin küçük hanım.
Parmaklarım klavyenin üzerinde durdu. Bir kez daha fotoğrafın arkasındaki yazıyı düşündüm.
Bade: Atalay Ailesi hakkında ne biliyorsun.
Mesajı gönderdikten sonra telefonumu elimde tuttum. Ekranda beliren yazıyor ibaresine baktım. Bu kez sorularımın cevabını gerçekten öğrenmek istiyordum. Ama Karan’ın vereceği cevap, belki de daha fazla soru sormama neden olacaktı.
Karan: Nereden çıktı şimdi bu soru?
Bade: Fotoğrafın arkasında yazıyordu.
Karan: Hangi fotoğrafın?
Bade: Zarfın içinden çıkan fotoğrafın. Babamın olduğu fotoğrafın.
Karan: Bade, fotoğrafın arkasında tam olarak ne yazıyor?
Bade: Atalay ailesi.
Mesajı gönderdikten sonra birkaç saniye bekledim. Ekranda herhangi bir hareket yoktu. Karan yazıyor görünmüyordu.
Bade: Karan?
Karan: Buradayım.
Bade: Bir şey mi oldu?
Karan: Hayır. Sadece bunu neden yazdıklarını anlamaya çalışıyorum.
Bade: Sen Atalay ailesini tanıyor musun?
Karan: Bade, benim soyadım Atalay.
Bade: Farkındayım.
Karan: O zaman neden bana soruyorsun?
Bade: Çünkü babamın fotoğrafının arkasında senin soyadın yazıyor. Bunun ne anlama geldiğini bilmek istiyorum.
Bu kez cevap biraz daha geç geldi.
Karan: Ailem hakkında bilmediğin çok şey olabilir. Ama şu an sana söyleyebileceğim, fotoğrafın neden orada olduğunu benim de bilmediğim.
Bade: Yani senin de haberin yok?
Karan: Yok. Ama öğrenmeye çalışacağım.
Bade: Karan, bir şey saklamıyorsun değil mi?
Karan: Sana yalan söylemek isteseydim bu soruyu sormana gerek kalmazdı, küçük hanım.
Mesajını okurken hafifçe iç geçirdim. Ne düşüneceğimi bilmiyordum.
Bade: Umarım.
Karan: Şimdi biraz uyu. Yarın okuldan sonra konuşuruz.
Bade: İyi geceler Karan.
Karan: İyi geceler küçük hanım.
Telefonu komodinin üzerine bıraktım. Birkaç dakika boyunca tavana baktım. Karan’ın söyledikleri aklımda dönüp duruyordu. Belki gerçekten hiçbir şey bilmiyordu. Belki de bana anlatmadığı şeyler vardı. Ama artık tek bir şeyden emindim. Babamın geçmişinde bilmediğim bir şeyler vardı ve birileri benim de bunu öğrenmemi istemiyordu. Gözlerimi kapattım. Yarın Beliz’le konuşacak, ardından Karan’dan cevap bekleyecektim. Fakat o gece uykuya dalmadan önce aklımda kalan son şey, fotoğrafın arkasındaki iki kelime oldu.
Atalay ailesi.
Bölüm etkileşimi
