Karanlıkta Saklı kitap kapağı

7. bölüm / 8

"İz"

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: "İz"

Sabah telefonumun alarmıyla uyandım. Elimi yastığımın altından çıkarıp telefonumu bulmaya çalıştım. Alarmı kapattıktan sonra birkaç saniye daha gözlerimi kapalı tuttum. Dün akşam eve döndüğümüzde oldukça yorulmuştum. Beliz’le vedalaştıktan sonra annemin yanına uğramış, biraz sohbet ettikten sonra odama çıkmıştım. Karan’dan gelen mesajı da cevapladıktan sonra fazla oyalanmadan uyumuştum. Yataktan kalkıp perdeleri açtım. Hava bugün düne göre daha aydınlıktı. Pencereyi hafifçe aralayıp içeri temiz hava girmesini sağladım. Telefonumu elime aldığımda Beliz’den mesaj geldiğini gördüm.
Beliz: Günaydın.
Bade: Günaydın.
Beliz: Hazır mısın?
Bade: Daha yeni uyandım.
Beliz: Bade, saat kaç oldu?
Saate baktım. Gerçekten de hazırlanmak için fazla oyalanmamam gerekiyordu.
Bade: Tamam, hazırlanıyorum.
Telefonu bırakarak dolabıma yöneldim. Bugün ne giyeceğime karar verdikten sonra üzerimi değiştirdim. Saçlarımı tarayıp hafifçe şekillendirdim, makyajımı tamamladım. Çantamı kontrol edip aşağı indim. Annem kahvaltı masasını hazırlamıştı.
“Günaydın anne.”
“Günaydın kızım. Bugün biraz daha erken kalkmışsın.”
“Beliz sağ olsun. Sabah sabah mesajlarıyla uyandırdı.”
Annem gülerek önüme bir tabak koydu.
“İyi yapmış. Yoksa yine son dakikaya kalacaktın.”
Sandalyeye oturup kahvaltımı yapmaya başladım. Annem de karşıma oturdu.
“Bugün okuldan sonra ne yapacaksın?”
“Henüz bilmiyorum. Beliz’le konuşuruz.”
“Akşam çok geç kalma.”
“Tamam anne.”
Kahvaltımı bitirdikten sonra tabağımı mutfağa bıraktım. Annemin yanağından öpüp çantamı aldım.
“Ben çıkıyorum.”
“Güle güle kızım.”
Apartmandan çıktığımda Beliz yine kapının önündeydi. Bu kez telefonuyla konuşuyordu. Beni görünce konuşmasını bitirip yanıma geldi.
“Sonunda.”
“Bugün de mi geç kaldım?”
“Biraz.”
“Beliz, daha beş dakika var.”
“Benim için beş dakika çok uzun.”
Gülerek koluna girdim. Birlikte okula doğru yürümeye başladık.
“Atlas mı aradı?” diye sordum.
Beliz gülümsedi.
“Evet. Sabah uyandığımda mesaj atmış, sonra da aradı.”
“Ne konuşuyorsunuz bu kadar?”
“Her şeyi.”
“Gerçekten her şeyi mi?”
“Tabii. Sen anlamazsın.”
Gözlerimi devirdim.
“İyi, ben anlamıyorum.”
Beliz kahkaha attı. Birkaç adım daha yürüdükten sonra bana döndü.
“Dün akşam güzeldi değil mi?”
“Evet, güzeldi.”
“Karan’la da güzel anlaştınız.”
Ona yan gözle baktım.
“Yine başladın.”
“Ne var? Bir şey demedim.”
“Yüzünden belli.”
“Tamam, sustum.”
Bir süre başka konulardan konuştuk. Okula yaklaştığımızda hafta sonu için bir şeyler yapıp yapmayacağımızı tartışmaya başladık. Beliz yine birkaç farklı plan ortaya attı ama henüz hiçbirine karar veremedik. Okula vardığımızda Iris ve Vera’yı bahçede gördük. Yanlarına gidip selam verdik. Birlikte sınıfa çıktık. İlk dersimiz başladığında öğretmenimiz yaklaşan deneme sınavından bahsetti. Sınavın tarihini tahtaya yazıp hangi konulara çalışmamız gerektiğini anlattı. Beliz defterine bir şeyler yazarken bana eğildi.
“Sen bu konuları bitirdin mi?”
“Çoğunu.”
“Ben bittim.”
Gülmemek için kendimi zor tuttum.
“Sen daha başlamadın ki.”
“İşte sorun da bu.”
“Akşam çalışırsın.”
“Akşam Atlas’la konuşacağım.”
Ona dönüp baktım.
“Beliz, gerçekten mi?”
Gülerek omuz silkti.
“Ne yapayım?”
Başımı iki yana sallayıp yeniden önüme döndüm. Öğretmenin anlattıklarını dinlemeye çalıştım ama Beliz’in defterine çizdiği küçük şekilleri görünce gülümsememe engel olamadım. Dersler öğle arasına kadar devam etti. Zil çaldığında hepimiz kantine indik. Iris ve Vera bir şeyler almak için sıraya girdi. Beliz’le ben de bahçedeki masalardan birine geçtik.
“Bu arada,” dedi Beliz, “Bursa konusunu tekrar düşündüm.”
Ona döndüm.
“Ne oldu?”
“Gerçekten gitmek istiyorum. Yani sınavı kazanırsak güzel olacak.”
“Bende istiyorum.”
“İstanbul’dan ayrılmak biraz garip geliyor ama.”
“Biraz. Ama kendi hayatımızı kuracağız sonuçta.”
Beliz gülümsedi.
“İkimiz de kazanırsak çok güzel olacak.”
“Önce sınavı kazanalım.”
“Sen kazanacaksın, ben de kazanacağım. Sonra da Bursa’da ev arayacağız.”
Gülerek başımı salladım.
“Şimdiden ev mi arıyoruz?”
“Ne var? Plan yapmak suç mu?”
Tam cevap verecektim ki Iris ve Vera yanımıza geldi. Konuşmamız başka konulara kaydı. Bir süre sonra zil çaldı ve yeniden sınıfa çıktık. Günün geri kalanında derslerimiz devam etti. Son dersin bitmesini beklerken bir an önce eve gitmek istediğimi fark ettim. Zil çaldığında çantamı toparlayıp ayağa kalktım. Beliz’le birlikte okuldan çıktık. Iris ve Vera’nın başka işleri olduğu için bizimle gelmediler. Okulun kapısından uzaklaşırken Beliz telefonuna baktı.
“Atlas bugün gelemeyecekmiş.”
“Neden?”
“Bir işi çıkmış.”
“Tamam, başka zaman görüşürsünüz.”
“Evet. Seninle biraz dolaşalım mı?”
“Olur.”
Sokağın köşesindeki küçük bir dükkândan içecek aldık. Ardından biraz yürümeye başladık. Hava güzeldi, bu yüzden eve hemen dönmek istemiyordum. Bir süre sonra Beliz telefonunu çantasına koydu.
“Şu hafta sonu için bir şeyler düşünelim artık.”
“Senin planların hiç bitmiyor.”
“Hayat kısa Bade.”
Gülerek ona baktım.
“Bu cümleyi nereden buldun?”
“Atlas’tan.”
“Anlaşıldı.”
Yürümeye devam ederken bir an karşı kaldırıma baktım. Yolun kenarında duran koyu renkli bir araç dikkatimi çekti. Aracın yanında duran adam telefonuyla ilgileniyor gibi görünüyordu. Bakışlarım kısa bir süre üzerinde kaldı. Sonra Beliz’in anlattığı bir şeye cevap vermek için yeniden ona döndüm. Birkaç dakika sonra tekrar o tarafa baktığımda araç hâlâ oradaydı.
“Ne oldu?” diye sordu Beliz.
“Bir şey yok.”
“Bir yere mi bakıyorsun?”
“Yok, öyle.”
Yürümeye devam ettik. Çok geçmeden apartmanlarımızın bulunduğu sokağa geldik.
Beliz apartmana girerken ben de kendi kapıma yöneldim. Anahtarımı çıkarıp kapıyı açtım. İçeri girdiğimde annemin mutfakta olduğunu duydum.
“Anne, geldim.”
“Hoş geldin kızım.”
Ayakkabılarımı çıkarıp odama çıktım. Çantamı bıraktıktan sonra üzerimi değiştirdim. Telefonumu elime alıp yatağıma oturdum. Bir süre sosyal medyada dolaştım. Ardından dün akşam çekilen fotoğraflara baktım. Beliz’in telefonundan birkaç fotoğraf çekmiştik. Bir tanesinde Atlas, Beliz’e bakarken yakalanmıştı. Diğerinde ise hepimiz aynı masadaydık. Fotoğrafa biraz daha dikkatli baktım. Karan’ın bakışları kameraya değil, benim bulunduğum tarafa dönüktü. Fotoğrafı büyütüp birkaç saniye inceledim. Sonra kendi kendime gülerek telefonu kapattım. Tam o sırada yeni bir mesaj geldi.
Karan: Bugün nasıl geçti?
Bade: Yorucuydu. Senin?
Karan: Benimki de pek sakin geçmedi.
Bade: Neden?
Karan: Uzun hikâye.
Bade: Anlatmak istersen dinlerim.
Bir süre cevap gelmedi. Sonra ekranda yeni bir mesaj belirdi.
Karan: Belki bir gün anlatırım.
Mesajı okuyup kısa bir cevap yazdım.
Bade: Peki, ne zaman istersen.
Telefonu komodinin üzerine bıraktım. Karan’ın neden böyle söylediğini merak etmiştim ama üzerine gitmek istemedim. Biraz sonra annemin sesini duydum.
“Bade, yemeğe geliyor musun?”
“Geliyorum anne!”
Telefonumu yatağın üzerine bırakıp aşağı indim..

Karan'ın gözünden
Akşamüstü eve geldiğimde Atlas salondaydı. Televizyon açıktı. Elinde telefonuyla koltuğa uzanmış, bir yandan da ekrana bakıyordu.
“Ne yapıyorsun?”
Başını kaldırdı.
“Hiç. Sen?”
“Yeni geldim.”
Atlas telefonunu kenara bıraktı.
“Soner’le konuşmanızdan sonra bir şey oldu mu?”
Ceketimi çıkarıp koltuğun arkasına bıraktım.
“Hayır.”
“Bir daha aradı mı?”
“Yok.”
Atlas bir süre yüzüme baktı.
“Bir şey var ama anlatmıyorsun.”
“Her şeyi anlatmak zorunda mıyım?”
“Değilsin. Ama kuzenin olarak soruyorum.”
Yanına oturdum.
“Babamla ilgili bir şey söyledi. Bir de son zamanlarda kimlerle görüştüğümü merak ediyor.”
Atlas’ın kaşları hafifçe çatıldı.
“Kimlerle görüştüğünü neden merak etsin?”
“Ben de onu anlamadım.”
“Bir şey mi biliyor?”
“Sanmıyorum.”
Atlas birkaç saniye düşündü.
“Yine de dikkatli ol.”
Başımı salladım. Konuyu daha fazla uzatmak istemediğim için telefonumu elime aldım. Ekranda Bade’nin mesajı duruyordu.
Anlatmak istersen dinlerim.
Mesajı yeniden okudum. Sonra telefonu kilitleyip sehpanın üzerine bıraktım. Atlas ayağa kalktı.
“Ben Beliz’i arayacağım. Sen de yemek söyleyeceksen haber ver.”
“Tamam.”
Atlas odasına doğru ilerlerken ben de koltuğa yaslandım. Birkaç saniye sonra telefonum yeniden titredi. Bu kez arayan Mert’ti. Telefonu açtım.
“Efendim?”
“Karan, babamın yanında mısın?”
“Hayır. Evdeyim.”
“Tamam. Bir şey soracağım.”
“Sor.”
“Babamla dün görüştüğünde sana Bade diye birinden bahsetti mi?”
Bir anda doğruldum.
“Ne?”
Mert kısa bir sessizlik yaşadı.
“Boş ver. Yanlış bir şey sordum.”
“Mert, ne demek istiyorsun?”
“Şimdi konuşamam. Sonra görüşürüz.”
Telefon kapandı. Bir süre elimdeki telefona baktım. Bade’nin adını neden sormuştu? Soner’in onunla ne ilgisi olabilirdi? Aklımdaki soruların hiçbirine cevap bulamadan telefonu masaya bıraktım.

Soner'in gözünden
Mert kapıyı çalıp içeri girdiğinde masamın başında oturuyordum. Elimdeki dosyayı kapatıp başımı kaldırdım.
“Aradın mı?”
“Evet.”
“Ne dedi?”
Mert karşımdaki koltuğa oturdu.
“Önce biraz şaşırdı. Sonra neden Bade’yi sorduğumu öğrenmeye çalıştı.”
“Peki, tanıyor mu?”
“Tanıyor. En azından adını duyduğunda verdiği tepkiye bakılırsa aralarında bir tanışıklık var.”
Sandalyemde geriye yaslandım.
“Ne zamandır?”
“Onu bilmiyorum. Fazla üzerine gitmedim. Şüphelenmesini istemedim.”
Bir süre sessiz kaldım. Karan’ın Bade’yle tanışmış olması, işlerin düşündüğümden farklı bir noktaya ilerlediğini gösteriyordu.
“Bade hakkında başka ne öğrendin?”
“Bugün okuldan sonra arkadaşıyla birlikteymiş. Bir süre yürümüşler, sonra evlerine geçmişler. Karan yanında değilmiş.”
“Arkadaşı kim?”
“Beliz. Çocukluk arkadaşıymış. Onun dışında şimdilik önemli bir şey yok.”
Masamın üzerindeki kalemi elime alıp parmaklarımın arasında çevirdim.
“Bade’yi takip etmeye devam edin. Ama dikkat çekmeyeceksiniz.”
Mert başını salladı.
“Peki Karan?”
“Karan’ı şimdilik kendi hâline bırak.”
“Bade’yle görüşmesini istemiyor musun?”
Bakışlarımı ona çevirdim.
“Ben ne istediğimi söylediğim zaman anlarsın.”
Mert başka bir şey sormadı. Birkaç saniye sonra ayağa kalkıp kapıya yöneldi.
“Bir gelişme olursa haber ver.”
“Tamam.”
Kapı kapandığında odada yeniden sessizlik hâkim oldu. Bir süre masamın üzerindeki dosyaya baktım. Ardından çekmeceyi açıp içinden eski bir fotoğraf çıkardım. Fotoğrafı elime almadım, yalnızca birkaç saniye baktım. Yıllar önce yarım kalan bir mesele, şimdi hiç beklemediğim iki insanın hayatında yeniden karşıma çıkıyordu. Telefonumu elime alıp kayıtlı numaralardan birini aradım.
“Efendim?”
“Beni dinle. Şimdilik hiçbir şeyi değiştirmiyoruz.”
“Anlaşıldı.”
“Bade’nin çevresindeki insanları öğrenmeye devam edin. Karan hakkında da bana ulaşan her şeyi bilmek istiyorum.”
“Peki.”
Telefonu kapattım. Her şeyin kendi istediğim zamanda ilerlemesini tercih ederdim. Fakat bazen insanlar, farkında olmadan planların dışına çıkardı. Karan da onlardan biri olmaya başlamıştı.

Karan'ın gözünden
Telefonu kapattıktan sonra bir süre olduğum yerde oturmaya devam ettim. Mert’in söyledikleri aklıma takılmıştı. Bade’nin adını nereden biliyordu? Daha doğrusu, neden özellikle onu sormuştu? Telefonumu yeniden elime aldım. Mert’i tekrar aramayı düşündüm ama vazgeçtim. Belli ki bir şey saklıyordu. Üstelik bunu benden gizlemek için pek de çaba göstermemişti. Bir süre sonra Atlas salona geri döndü. Elinde telefonuyla koltuğa oturdu.
“Bir şey mi oldu?” diye sordu.
“Az önce Mert aradı.”
“Ne istiyormuş?”
“Bade’yi sordu.”
Atlas telefonunu kenara bıraktı.
“Bade’yi mi?”
“Evet. Soner’le görüştüğümde onun adından bahsedip bahsetmediğini öğrenmek istedi.”
Atlas’ın yüzündeki ifade değişti.
“Bunun ne alakası var şimdi?”
“Ben de onu anlamaya çalışıyorum.”
“Sen ne dedin?”
“Önce neden sorduğunu öğrenmeye çalıştım ama konuyu geçiştirdi. Sonra da telefonu kapattı.”
Atlas bir süre düşündü.
“Bence bunu Soner’e sormadan önce biraz araştırmalısın.”
“Ben de öyle düşünüyorum.”
“Peki, Bade’yle ilgili bir şey biliyor mu?”
“Bilmiyorum. Ama bildiği bir şey olduğu kesin.”
Atlas başını salladı. Bir süre daha konuştuktan sonra telefonunu alıp odasına geçti. Ben de koltuktan kalkıp mutfağa gittim. Bir bardak su içtikten sonra yeniden salona döndüm. Aklımdaki sorular bir türlü susmuyordu. Bade’nin adının Soner’le ne ilgisi vardı? Onu nereden tanıyordu? Ve Mert neden bunu benden saklamaya çalışıyordu? Telefonumu elime alıp mesajlarıma girdim. Bade’yle yaptığımız konuşma hâlâ ekrandaydı. Son mesajını yeniden okudum.
Peki, ne zaman istersen.
Ekrana birkaç saniye baktıktan sonra telefonu kilitledim. Bade’yle henüz yeni tanışmıştık. Onun hakkında bilmediğim pek çok şey vardı. Fakat artık yalnızca onu tanımak istemiyordum. Geçmişinde benim bilmediğim bir şey olup olmadığını da merak etmeye başlamıştım. O gece uyumadan önce Mert’i bir kez daha aramayı düşündüm. Sonra vazgeçtim. Nasıl olsa bir yerde karşılaşacaktık. Ve o zaman bu kez sorularıma cevap vermeden kurtulmasına izin vermeyecektim.
Gün boyunca yaşananları düşündükçe kafam daha da karışıyordu. Soner’in babamla ilgili söyledikleri, Mert’in Bade’yi sorması… Birbirinden bağımsız gibi görünen bu olayların arasında bir bağlantı olup olmadığını merak ediyordum. Bir süre sonra telefonumu yeniden elime aldım. Mesajlarımın arasında Bade’nin konuşması duruyordu. Birkaç saniye düşündükten sonra ona yazmaya karar verdim.
Karan: Uyudun mu?
Telefonu yatağın üzerine bıraktım. Çok geçmeden cevap geldi.
Bade: Hayır. Sen?
Karan: Ben de uyumadım.
Bade: Hayırdır, yine uzun hikâyeler mi var?
Mesajını okuyunca istemsizce gülümsedim.
Karan: Bu sefer anlatacak bir şeyim yok. Sadece konuşmak istedim.
Bade: Şaşırdım.
Karan: Neden?
Bade: Genelde insanlar bir şey soracakları zaman yazar.
Karan: Ben de bir şey soracağım zaten.
Bade: Tahmin etmiştim.
Karan: Yarın okuldan sonra müsait misin?
Cevap biraz gecikti. Telefonun ekranına bakarken birkaç saniye bekledim.
Bade: Neden?
Karan: Bir kahve içebiliriz diye düşündüm.
Bade: Beliz de gelecek mi?
Karan: İstersen Atlas’ı da çağırırız.
Bade: Önce Beliz’e sorayım.
Karan: Tamam, haber verirsin.
Telefonu kenara bırakıp hafifçe gülümsedim. Tam yeniden uzanacakken telefonum titredi. Bu kez arayan Atlas’tı.
“Ne oldu?” diye açtım.
“Karan, aşağı gelsene.”
“Ne oldu?”
“Bir şey göstereceğim.”
Sesindeki ciddiyet dikkatimi çekmişti.
“Ne göstereceksin?”
“Telefonda anlatamam. Gel.”
Telefonu kapattım. Üzerime bir şey alıp odadan çıktım. Salona indiğimde Atlas elinde telefonuyla beni bekliyordu.
“Ne var?”
Telefonunu bana uzattı.
“Şuna bak.”
Ekrana baktığımda birkaç saniye neye baktığımı anlamadım. Ardından fotoğrafı büyüttüm. Fotoğrafta Bade vardı. Bugün okuldan çıktıktan sonra Beliz’le yürüdükleri sırada çekilmişti. Karşı kaldırımda duran koyu renkli aracı hatırladım. Fotoğrafın çekildiği açıdan, aracın yakınından alındığı belliydi. Başımı kaldırıp Atlas’a baktım.
“Bunu nereden buldun?”
“Az önce Mert gönderdi.”
“Ne zaman çekilmiş?”
“Bugün.”
Fotoğrafa yeniden baktım. Bade’nin haberi bile olmadan takip edildiği düşüncesi içimi huzursuz etmişti.
“Başka fotoğraf var mı?”
Atlas telefonunu geri alıp ekrana dokundu.
“Bir tane daha var.”
Bu kez fotoğrafta Bade’nin apartmanına girdiği an görünüyordu.
Çenem istemsizce sıkıldı.
“Bunu kim çekmiş?”
“Bilmiyorum. Mert de nereden geldiğini söylemedi.”
Bir süre konuşmadım. Sonra telefonumu cebimden çıkarıp Mert’i aradım. Telefon birkaç kez çaldıktan sonra açıldı.
“Efendim Karan?”
“Bana gönderdiğin fotoğraflar ne?”
Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu.
“Görmüşsün.”
“Kim çekti bunları?”
“Bilmiyorum."
“Mert, benimle oyun oynama. Bade’yi neden takip ediyorsunuz?”
Sesini alçalttı.
“Bunu telefonda konuşmayalım.”
“Ne demek telefonda konuşmayalım?”
“Yarın görüşürüz.”
Telefon kapandı. Elimdeki telefona bakarken içimde kötü bir his oluştu. Soner’in Bade’yle ilgilenmesi artık yalnızca bir merak meselesi değildi. Atlas yanıma yaklaştı.
“Ne yapacaksın?”
Cevap vermeden önce Bade’nin mesajlarına girdim. Birkaç dakika önce yarın kahve içmekten bahsediyorduk. Şimdi ise onun haberi olmadan çekilmiş fotoğraflarına bakıyordum. Ona ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Tam o sırada telefonum yeniden titredi. Bade’den mesaj gelmişti.
Bade: Karan, sana bir şey sorabilir miyim?
Hemen cevap yazdım.
Karan: Sor.
Mesajı gördü ama birkaç saniye cevap vermedi.
Sonunda yeni bir mesaj geldi.
Bade: Bugün okuldan sonra Beliz’le yürürken bizi takip eden bir araba vardı. Sence tesadüf müydü?
Ekrana bakakaldım. Demek o da fark etmişti. Başparmağımı klavyenin üzerine götürdüm ama ne yazacağımı bilemedim. Birkaç saniye sonra telefonu kulağıma götürüp onu aradım. Telefon çalmaya başladı.
Bir kez…
İki kez…
Üçüncü çalışta açıldı.
“Efendim?”
Sesini duyduğumda derin bir nefes aldım.
“Bade, beni iyi dinle. Bugün gördüğün arabayla ilgili bir şey hatırlıyor musun?”
“Evet. Neden?”
“Şu an evde misin?”
“Evet. Ne oluyor Karan?”
Gözlerimi Atlas’a çevirdim. O da konuşmamızı dikkatle dinliyordu.
“Kapını kilitle ve dışarı çıkma.”
“Ne? Neden?”
Tam cevap verecektim ki telefonun diğer ucundan bir ses duydum.
Ardından Bade’nin sesi geldi.
“Karan…”
“Ne oldu?”
“Kapım çalıyor.”
Bir an olduğum yerde kaldım.
“Kim o?”
“Bilmiyorum. Annem henüz gelmedi.”
Ayağa kalktım. Atlas’a baktım. O da ne olduğunu anlamıştı.
“Bade, sakın kapıyı açma.”
Telefonun diğer ucunda birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra Bade fısıltıyla konuştu.
“Karan… Kapının altından bir şey attılar.”
“Ne?”
“Bir zarf.”
Telefonu kulağımdan ayırmadan anahtarlarımı aldım.
“Bade, sakın dokunma. Ben geliyorum.”
“İçinde ne olduğunu bilmiyorum.”
“Bekle beni.”
Telefonu kapatmadım. Arabaya doğru ilerlerken Atlas da peşimden geldi.
Ancak o an Bade’nin yeniden konuştuğunu duydum.
“Karan…”
“Buradayım.”
“Zarfın üzerinde benim adım yazıyor.”
Bir an nefesim kesildi.
“Ne yazıyor başka?”
Bade’nin sesi titredi.
“Bilmiyorum… Ama arkasında bir tarih var.”
“Ne tarihi?”
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Bade’nin söylediği tarih, olduğum yerde durmama neden oldu.
“Yirmi yedi Ekim.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

17okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…