Bölümler 8Şu an: "Gece uzun"
Sabah telefonumun alarmıyla gözlerimi araladım. Birkaç saniye nerede olduğumu anlamaya çalışır gibi tavana baktım. Dün geceden kalan yorgunluk hâlâ üzerimdeydi. Yastığın altına sıkıştırdığım telefonumu bulup alarmı kapattım. Saate göz attığımda düşündüğümden biraz daha geç uyandığımı fark ettim. Yataktan kalkıp perdeleri araladım. Güneş çoktan yükselmişti. Odamın içine dolan ışıkla birlikte biraz daha kendime gelmiştim. Yatağımı düzelttikten sonra dolabımdan rahat bir eşofman takımı çıkardım. Üzerimi değiştirdim ve saçlarımı gelişigüzel topladım. Telefonumu elime alıp bildirimlerime göz gezdirdim. Beliz’den birkaç mesaj vardı. Dün gece eve döndükten sonra yazmış olmalıydı.
Beliz: Uyudun mu?
Beliz: Badeee
Beliz: Kesin uyudu.
Mesajları görünce gülümsedim. Ona cevap yazmadan önce mutfağa geçmeye karar verdim. Mutfağa girdiğimde annem kahvaltıyla uğraşıyordu. Beni görünce başını kaldırıp gülümsedi.
“Günaydın.”
“Günaydın anne.”
“Sonunda uyandın. Dün gece bayağı geç geldin.”
“Biraz oturduk, saat nasıl geçti anlamadım.”
“Nasıl geçti peki? Eğlendiniz mi?”
Sandalyeyi çekip masaya oturdum.
“Evet, güzeldi. Beliz’in arkadaşının bir mekânı varmış, oraya gittik.”
Annem önümdeki tabağa birkaç parça peynir koydu.
“İyi bari. Beliz’le vakit geçirmeniz güzel oluyor.”
“Zaten uzun zamandır doğru düzgün bir yere gitmiyorduk.”
“Bugün bir planın var mı?”
“Henüz yok. Beliz’le konuşuruz.”
Annem başını sallayıp çayından bir yudum aldı.
“Önce güzelce kahvaltını yap."
Gülümseyerek önüme döndüm. Kahvaltı boyunca annemle biraz daha sohbet ettik. Bana evde yapmayı düşündüğü birkaç şeyden bahsetti, ben de arada ona yardım edebileceğimi söyledim. Kahvaltımız bittikten sonra masayı birlikte topladık. Ardından odama geçip yatağımın üzerine oturdum.
Telefonumu elime aldığımda Beliz’e cevap vermediğimi hatırladım.
Bade: Günaydın, uyumadım. Yeni uyandım.
Mesajı gönderir göndermez arama geldi. Ekranda Beliz’in ismini görünce gülerek açtım.
“Efendim?”
“Hanımefendi sonunda teşrif etti.”
“Ne yapayım, uyuyordum.”
“Ben de onu söylüyorum. Dün gece eve gidince bir anda ortadan kayboldun.”
“Yorulmuşum.”
“Anlaşıldı. Neyse, ne yapıyorsun?”
“Hiçbir şey. Kahvaltı yaptım, şimdi odadayım.”
“Ben de evdeyim. Birazdan odamı toparlayacağım.”
“Kolay gelsin.”
“Sağ ol. Bu arada…”
Sesindeki değişikliği fark edince gözlerimi kıstım.
“Ne oldu?”
“Dün geceyi düşündüm de.”
“Beliz, başlama.”
Daha cümlemi bitirmeden gülmeye başladı.
“Ben hiçbir şey demedim.”
“Diyeceğin şeyi biliyorum.”
“Tamam, tamam. Sadece Karan’la olan konuşmalarınızdan bahsedecektim.”
Yatağın üzerindeki yastığı alıp kucağıma koydum.
“Ne olmuş konuşmalarımıza?”
“Bir şey olmamış. Ama adam seninle bayağı ilgilendi.”
“Beliz, mekânını gezdirdi sadece.”
“Tabii, mekânını…”
“Gerçekten öyleydi.”
“Tamam Bade, sana inandım.”
Sesindeki alaycı ifadeyi duyunca güldüm.
“Seninle konuşmak gerçekten çok zor.”
“Ben de seni seviyorum.”
Bir süre daha konuştuktan sonra telefonu kapattık. Telefonumu yatağın üzerine bırakıp dolabımdaki birkaç eşyayı düzenlemeye başladım. Bir yandan da kulaklığımdan müzik açmıştım. Odamı toparlamak düşündüğümden uzun sürdü. Masamın üzerindeki dağınıklığı kaldırdım, birkaç kitabı yerlerine yerleştirdim. Son olarak yatağımı yeniden düzelttikten sonra kendimi koltuğa bıraktım. Telefonumu elime alıp sosyal medyada gezinmeye başladım. Birkaç arkadaşımın hikâyesine baktıktan sonra karşıma Atalay Night Club’ın hesabı çıktı. Dün gece gittiğimiz mekândan yeni bir paylaşım yapılmıştı. Hikâyeyi açtım. İçerinin birkaç farklı açıdan çekilmiş görüntüsü vardı. Amber ışıklar, barın arkasındaki raflar ve masaların bulunduğu bölüm… Dün geceyi hatırlayıp hafifçe gülümsedim. Bir sonraki hikâyeye geçmek üzereyken ekranda tanıdık bir isim gördüm.
Karan.
Kendi hesabından bir hikâye paylaşmıştı. Açıp baktığımda mekânın dışarıdan çekilmiş bir fotoğrafıyla karşılaştım. Altına da kısa bir yazı eklemişti.
Gece uzun.
Gülümseyerek hikâyeyi geçtim. Birkaç saniye sonra ekranın üst kısmında yeni bir bildirim belirdi. Instagram’dan mesaj gelmişti. Gönderen Karan’dı. Bir an ekrana baktım. Ardından mesajı açtım.
Karan: Küçük hanım.
Dudaklarımın kenarı istemsizce kıvrıldı.
Bade: Efendim?
Mesajımın üzerinden çok geçmeden cevap geldi.
Karan: Dün geceki kapıyı unutabildin mi bari?
Gülerek başımı yastığa yasladım.
Bade: Sen de bayağı takılmışsın o kapıya.
Karan: Ben değil, sen takılmıştın.
Bade: Merak etmek suç mu?
Karan: İçeri girmeye çalışmak biraz.
Bade: Girmedim ama.
Karan: Son anda engelledim.
Bade: Kendinle gurur duyabilirsin.
Mesajı gönderince birkaç saniye bekledim. Ekranda yazıyor ibaresi belirdi.
Karan: Duyuyorum zaten.
Kahkaha atmamak için dudaklarımı birbirine bastırdım.
Bade: Çok mütevazısın.
Karan: Elimden geleni yapıyorum.
Telefonu elimde tutarak mesajlaşmaya devam ettim.
Bade: Peki, madem bu kadar merak ettim, bir dahaki sefere gösterecek misin?
Bu kez cevap biraz daha geç geldi.
Karan: Bir dahaki sefere önce izin iste.
Bade: Düşünürüm.
Karan: Anlaştık, küçük hanım.
Mesajı okuyunca gülümsedim. Telefonu yatağın üzerine bırakmak üzereydim ki yeni bir mesaj daha geldi.
Karan: Bu arada dün gece için teşekkürler. Geldiğiniz iyi oldu.
Mesaja birkaç saniye baktım.
Bade: Biz teşekkür ederiz. Güzel vakit geçirdik.
Karan: Sevindim.
Konuşma burada sona erdi. Telefonu elimden bırakıp birkaç saniye tavana baktım. Aslında oldukça sıradan bir konuşmaydı. Birkaç mesaj, birkaç şaka… Ama Karan’ın durup dururken yazmış olması hoşuma gitmişti. Telefonumu yeniden elime aldım. Beliz’in sohbetine girip ona bir şey yazmayı düşündüm. Sonra vazgeçtim. Daha şimdiden başıma kakacağı şeyleri tahmin edebiliyordum.
Telefonu komodinin üzerine bıraktım ve koltuktan kalktım. Aşağıdan annemin sesini duydum.
“Bade, müsaitsen bir bakar mısın?”
“Geliyorum anne!”
Odamdan çıkıp merdivenlere doğru ilerledim. Günün geri kalanında beni nelerin beklediğini bilmiyordum ama anlaşılan neydeyse iki gece tanıştığım insanlar, düşündüğümden biraz daha erken hayatıma dahil olmaya başlamıştı.
Merdivenlerden aşağı indiğimde annemi salonda buldum. Koltuğun üzerine birkaç parça kıyafet bırakmış, önündeki dolabın içini düzenliyordu. Beni görünce başını kaldırıp gülümsedi.
“Şu dolabın üst rafındaki kutuyu alabilir misin?”
Yanına gidip başımı kaldırdım. İşaret ettiği kutuya uzanarak dikkatlice aşağı indirdim.
“Bunu mu istiyordun?”
“Evet, teşekkür ederim.”
Kutuyu koltuğun üzerine bıraktım. İçerisinde birkaç eski fotoğraf albümü, örtü ve annemin sakladığı küçük eşyalar vardı.
“Ne yapıyorsun bunlarla?”
“Biraz düzenleme yapayım dedim. Dolabın içi iyice karışmış.”
Yanına oturup kutunun içindekilere göz gezdirdim.
“Yardım edeyim mi?”
“Olur. Şu fotoğraf albümlerini ayırabilir misin? Bir de kullanmadığımız örtüleri başka yere kaldıracağım.”
Kutudan birkaç albüm çıkarıp masanın üzerine koydum. Bir tanesinin kapağını açtığımda karşıma eski fotoğraflarımız çıktı. Annemle babamın yan yana durduğu bir fotoğrafı elime aldım. Birkaç saniye boyunca fotoğrafa baktım. Babamın gülüşü, annemin ona bakarken yüzünde oluşan ifade… Hepsi sanki dün çekilmiş gibiydi.
“Bu fotoğrafı hatırlıyor musun?” diye sordum.
Annem elindeki örtüyü katlamayı bırakıp bana baktı.
“Hatırlamaz olur muyum? Çok güzel bir gündü.”
“Ne zaman çekilmişti?”
“Senin doğum günlerinden biriydi sanırım. Ama hangisi olduğunu şimdi hatırlayamadım.”
Fotoğrafın arkasını çevirdim. Herhangi bir tarih yazmıyordu.
“Babam burada çok mutlu görünüyor.”
Annemin yüzündeki gülümseme biraz değişti. Yanıma oturup fotoğrafa baktı.
“Öyleydi. Baban mutlu olmayı da mutlu etmeyi de çok iyi bilirdi.”
Başımı hafifçe salladım. Fotoğrafı albümün arasına geri koymak üzereydim ki annem elini uzattı.
“Onu ayır, Bade. Çerçeveletiriz belki.”
“Olur.”
Fotoğrafı diğerlerinden ayrı bir yere bıraktım. Birkaç dakika daha albümleri düzenledik. Annem arada eski günlerden bahsediyor, ben de hatırladığım kadarıyla ona eşlik ediyordum. Bazen bir fotoğrafın önünde biraz daha uzun kalıyor, bazen de gülerek birbirimize bir şeyler anlatıyorduk. Bir süre sonra annem ayağa kalktı.
“Ben mutfağa geçeyim. Öğle yemeği için bir şeyler hazırlayayım.”
“Yardım edeyim mi?”
“Yok, sen otur. Zaten yeterince yardım ettin.”
“Anne, iki albüm ayırdım sadece.”
Gülerek başını salladı.
“Tamam, o zaman gel de bari masayı hazırlamama yardım et.”
Kutudaki son birkaç eşyayı da yerine yerleştirdikten sonra annemin peşinden mutfağa geçtim. Birlikte yemek hazırlamaya başladık. Annem sebzeleri yıkarken ben de masayı hazırladım. Bir yandan da televizyonda açık olan programa göz atıyordum.
“Bu arada,” dedi annem, “okulla ilgili bir şey düşündün mü?”
Elimdeki tabakları masaya bırakırken ona döndüm.
“Ne gibi?”
“Üniversiteyi diyorum. Sınav senen yaklaşıyor. Artık yavaş yavaş ne istediğine karar vermen gerekiyor.”
“Ben zaten karar verdim.”
Annem gülümseyerek bana baktı.
“Öyle mi? Neymiş bakalım?”
“Veterinerlik.”
“Yine mi veterinerlik?”
Güldüm.
“Evet anne. Fikrimin değişeceğini mi düşünüyordun?”
“Hayır, sadece uzun zamandır istediğini biliyorum. Umarım gönlüne göre olur.”
“Ben de istiyorum.”
Annem elindeki bıçağı tezgâha bıraktı.
“Peki, hangi üniversiteyi düşünüyorsun?”
“Beliz’le Bursa’yı konuşmuştuk. İkimiz de İstanbul dışında okumayı istiyoruz.”
“Beliz de mi Bursa düşünüyor?”
“Evet. O da kimya mühendisliği istiyor.”
Annem bir süre düşündü.
“İkinizin de aynı şehirde olmasını istemeniz güzel ama tercihlerinizi yaparken sadece birbirinize göre karar vermeyin. Önce kendi istediğiniz bölümleri düşünün.”
“Haklısın. Zaten öyle yapacağız. Sadece aynı şehirde olursak güzel olur diye düşünüyoruz.”
“Elbette. Ama daha önünüzde zaman var. Şimdiden kendinizi fazla strese sokmayın.”
Başımı salladım.
“Tamam anne.”
Yemek hazırlığı bittikten sonra birlikte masaya oturduk. Öğle yemeğimizi yerken biraz daha sohbet ettik. Annem ara sıra sınav senemle ilgili hatırlatmalar yapıyor, ben de her zamanki gibi henüz vaktim olduğunu söyleyerek konuyu kapatmaya çalışıyordum. Yemekten sonra masayı toplamasına yardım ettim. Ardından yeniden odama çıktım. Telefonumu komodinin üzerinden alıp yatağıma oturdum. Ekranda Beliz’den yeni bir mesaj vardı.
Beliz: Ne yapıyorsun?
Bade: Hiç, annemle yemek hazırladık. Sen?
Beliz: Ben de sıkıldım.
Bade: Şaşırdım mı? Hayır.
Beliz: Çok komiksin gerçekten.
Gülerek yastığımı düzelttim.
Bade: Ne yapalım peki?
Beliz: Biraz konuşalım dedim ama hanımefendinin başka işleri varmış.
Bade: Tamam, ara o zaman.
Telefonum birkaç saniye sonra çalmaya başladı. Beliz’in aramasını açıp telefonu kulağıma götürdüm.
“Ne var yine?”
“İnsan bir merhaba der.”
“Merhaba Beliz.”
“Teşekkür ederim. Şimdi daha iyi.”
Gülerek yatağa uzandım.
“Anlat bakalım, ne yapıyorsun?”
“Hiçbir şey. Odamı toparlamaya çalışıyorum ama bir türlü bitmiyor.”
“Ben sabah bitirdim.”
“Tabii, senin odan zaten küçücük.”
“Beliz!”
Kahkahası telefondan duyuldu.
“Şaka yapıyorum kızım.”
Bir süre kendi aramızda konuştuk. Sonra Beliz’in sesi biraz değişti.
“Bu arada sana bir şey soracağım.”
“Yine ne oldu?”
“Dün gece Karan’la konuştuğundan beri hiç düşündün mü?”
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.
“Beliz, gerçekten başka konuşacak konumuz yok mu?”
“Var da bu daha eğlenceli.”
“Ne düşünmem gerekiyormuş?”
“Bilmem. Belki bir şeyler düşünmüşsündür.”
“Bir şey düşünmedim. Sadece konuştuk.”
“Tamam, peki.”
Sesindeki gülümsemeyi hissedebiliyordum.
“Sen de Atlas’la konuşurken gayet eğleniyordun ama.”
Bu kez susan Beliz oldu.
“Ne alakası var?”
“Hiç. Sadece söyledim.”
“Benim konumu değiştirme.”
Gülerek yastığı yüzüme bastırdım.
“Sen başlattın.”
“Tamam, tamam. Bir daha sormuyorum.”
Bir süre daha konuştuktan sonra Beliz telefonu kapatması gerektiğini söyledi. Ben de biraz dinlenmek istediğimi söyleyerek vedalaştım. Telefonu yatağın üzerine bıraktım. Pencerenin önüne gidip dışarı baktım. Pazar günü olmasına rağmen sokakta hareketlilik vardı. Karşı kaldırımda yürüyen insanlar, apartman girişinde sohbet eden komşular ve uzaktan gelen araba sesleri… Biraz sonra yeniden yatağıma döndüm. Telefonumun ekranı aydınlandı. Gelen bildirime göz attığımda Instagram’dan bir hikâye bildirimi olduğunu gördüm.
Karan yeni bir hikâye paylaşmıştı.
Bir an ekrana baktım. Sonra istemsizce gülümsedim. Hikâyeyi açıp açmamak arasında kısa bir tereddüt yaşadım ama sonunda parmağımı ekrana götürdüm. Bu kez paylaştığı şey mekânla ilgili değildi.
Karan’ın kendi çektiği bir fotoğraftı.
Fotoğrafa birkaç saniye baktıktan sonra hikâyeyi kapattım. Telefonu yeniden yatağın üzerine bıraktım. Kendi kendime gülümseyip başımı yastığa yasladım. Daha yeni tanışmıştık. Buna rağmen sanki çok daha önceden tanıdığım biriymiş gibi rahat konuşabiliyorduk. Bunun nedenini henüz bilmiyordum. Belki de bazı insanlarla tanışmak için uzun zamana ihtiyaç yoktu.
•
Karan'ın gözünden;
Telefonumu sehpanın üzerine bıraktığımda saat çoktan öğleden sonrayı geçmişti. Koltuğa biraz daha yayılarak başımı geriye yasladım. Ev sessizdi. Televizyon açıktı ama ekranda ne olduğuyla ilgilenmiyordum. Aklım, istemediğim hâlde sürekli aynı yere gidiyordu.
Bade.
Telefonumu yeniden elime aldım. Instagram’a girip hikâyelere göz gezdirdim. Birkaç kişinin paylaşımlarına baktıktan sonra parmağım, Bade’nin profilinin üzerinde durdu. Bir süre ekrana baktım. Sonunda profiline girdim. Fotoğraflarına göz gezdirmek gibi bir niyetim yoktu aslında. En azından kendime böyle söylüyordum. Yine de birkaç paylaşımını inceledikten sonra telefonu kapatıp sehpanın üzerine bıraktım. Kendi kendime hafifçe güldüm. Daha yeni tanışmıştık. Bir insanın aklında bu kadar yer etmesi için ortada pek de geçerli bir sebep yoktu. Tam o sırada merdivenlerden gelen ayak seslerini duydum. Birkaç saniye sonra Atlas salona girdi. Elinde telefonuyla koltuğun diğer ucuna oturdu.
“Ne yapıyorsun?”
“Televizyon izliyorum.”
Ekrana baktı, ardından bana döndü.
“Televizyona bakmadan mı?”
“Senin ne işin var burada?”
“Ev benim de sayılır, haberin olsun.”
Gülerek başımı salladım.
“Maalesef farkındayım.”
Atlas telefonunu sehpanın üzerine bırakıp koltuğa yayıldı.
“Akşam bir şey yapalım mı?”
“Ne yapacağız?”
“Bilmem. Çıkarız bir yerlere.”
“Bugünlük evde kalacağım.”
Atlas yüzünü bana çevirdi.
“Senin evde kaldığın gün mü var?”
“Bugün var işte.”
Birkaç saniye beni süzdükten sonra sırıttı.
“Yoksa dün geceden sonra birileriyle mesajlaşmakla mı meşgulsün?”
Kaşlarımı hafifçe kaldırdım.
“Ne alaka?”
“Ne bileyim, telefon elinden düşmüyordur diye düşündüm.”
“Senin canın sıkılmış, belli ki.”
“Konuyu değiştirme Karan.”
“Değiştirmiyorum. Sadece seninle uğraşmak istemiyorum.”
Atlas kahkaha attı.
“Tamam, tamam. Akşam fikrin değişirse söylersin.”
“Tamam.”
Atlas yeniden telefonuyla ilgilenmeye başladı. Ben de sehpanın üzerindeki bardağı alıp mutfağa geçtim. Kendime su doldururken telefonum titredi. Ekrana baktım.
Mert: Babam seni aramış. Müsait olduğunda dön.
Mesajı birkaç saniye inceledim. Sonra bardağı tezgâha bırakarak numarayı aradım. Telefon iki kez çaldıktan sonra açıldı.
“Ne oldu?” diye sordum.
“Soner Bey seninle konuşmak istiyor,” dedi Mert.
“Konusu neymiş?”
“Onu bana söylemedi."
Derin bir nefes verdim.
“Tamam. Birazdan ararım.”
Telefonu kapattım. Mutfakta birkaç saniye öylece durdum. Soner’in benimle konuşmak istemesi alışılmadık bir şey değildi. Yine de her arayışında içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk oluşuyordu. Bardağımdaki suyu bitirip salona geri döndüm. Atlas hâlâ koltukta oturuyordu.
“Kimdi?” diye sordu.
“Mert.”
“Ne istiyormuş?”
“Babası benimle konuşacakmış.”
Atlas’ın yüzündeki gülümseme hafifçe silindi.
“Soner amca mı?”
Başımı salladım.
“Birazdan ararım.”
Atlas başka bir şey sormadı. Ben de konuyu uzatmadan koltuğa oturdum. Bugünlük aklımı başka şeylerle meşgul etmek istiyordum. Fakat bazı meseleler, insan ne kadar uzak durmaya çalışırsa çalışsın, peşini bırakmıyordu. Sehpanın üzerindeki telefonumu alırken ekran yeniden aydınlandı. Instagram’dan bir bildirim gelmişti. Ekrana baktım. Bade yeni bir hikâye paylaşmıştı. İstemeden gülümsedim. Hikâyeyi açmadan önce birkaç saniye bekledim. Sonra parmağımı ekrana dokundurdum. Hikâyeyi açtığımda karşıma odasının penceresinden çekilmiş bir fotoğraf çıktı. Dışarıda akşamüstünün hafif güneşi vardı. Fotoğrafın bir köşesinde kahve fincanı, diğer tarafında açık duran bir kitap görünüyordu. Fotoğrafa birkaç saniye baktım. Sonra mesaj kısmına dokundum.
Karan: Pazar keyfi?
Mesajı gönderdikten sonra telefonu sehpanın üzerine bıraktım. Cevap bekliyormuş gibi görünmek istemiyordum ama gözüm arada bir ekrana kayıyordu. Tam o sırada Atlas salona girdi. Elinde bir paket cips vardı. Koltuğun diğer ucuna oturup paketi açtı.
“Ne oldu, birini mi bekliyorsun?”
Başımı telefondan kaldırmadan cevap verdim.
“Yok.”
“İyi. Çünkü yüzün öyle diyor.”
“Senin bugün başka işin yok mu?”
“Var da seninle uğraşmak daha eğlenceli.”
Cips paketini bana doğru uzattı. Bir tane alıp yeniden telefonuma baktım. Henüz cevap gelmemişti.
Atlas bunu fark etmiş olacak ki gülerek başını salladı.
“Vallahi merak ettim, kim bu?”
“Kimse.”
“Kimse dediğin kişinin hikâyesine bakıp duruyorsun.”
Bu kez ona döndüm.
“Atlas, bir susar mısın?”
Kahkaha attı.
“Tamam, sustum.”
Bir süre televizyonla ilgilendi. Ben de telefonumu cebime koyup ayağa kalktım.
“Bir şey yiyecek misin?” diye sordum.
“Ne var?”
“Mutfağa gidiyorum, kendin bak.”
“Sen de pek misafirperversin.”
“Ev sahibi sensin zaten.”
“Bizim evde kimin ev sahibi olduğu belli değil.”
Gülerek mutfağa geçtim. Dolabı açıp bir şeyler hazırlamaya çalışırken salondan Atlas’ın sesi geldi.
“Karan!”
“Ne var?”
“Ben de geliyorum, bekle.”
Biraz sonra mutfağa girdi. Tezgâhın kenarına yaslanıp dolabın içindekilere baktı.
“Ne yapıyoruz?”
“Önce ne yemek istediğine karar ver.”
“Sen ne yaparsan onu yerim.”
“Bu kadar kolay mı?”
“Bugün öyle.”
Birlikte mutfakta bir şeyler hazırlamaya başladık. Atlas her zamanki gibi yardım etmekten çok etrafı dağıtmakla meşguldü. Birkaç kez elindekileri yanlış yere koyduğunu söylemek zorunda kaldım.
“Sen gerçekten hiçbir işe yaramıyorsun.”
“Ben olmasam sıkılırsın.”
“Sen olmasan mutfak daha temiz olur.”
Gülerek karşılık verdi. Bir süre sonra hazırladıklarımızı alıp salona geçtik. Yemek sırasında telefonum yeniden titredi. Ekrana baktığımda Bade’den gelen mesajı gördüm.
Bade: Sayılır. Sen?
Karan: Ben de aynı. Evde sıkıntıdan patlıyorum.
Bade: Pazar günleri biraz öyle oluyor.
Karan: Her pazar mı?
Bade: Genelde. Senin planın yok mu?
Karan: Vardı ama bugün evde kalmaya karar verdim.
Bade: Şaşırdım.
Gülümsememe engel olamadım.
Karan: Neden?
Bade: Dün gece pek öyle görünmüyordun.
Karan: Dün gece başka, bugün başka.
Bade: Güzel bir savunma.
Karan: Teşekkür ederim. Üzerinde çok çalıştım.
Mesajı gönderdikten sonra telefonu masaya bıraktım. Atlas karşımdan beni izliyordu.
“Ne?”
“Hiçbir şey.”
“Bir şey söyleyeceksen söyle.”
“Yok, ben sadece senin bu hâlini ilk defa görüyorum.”
“Ne hâlimi?”
Atlas omuz silkti.
“Keyfin yerinde.”
Gözlerimi devirdim.
“Yemek ye.”
Gülerek önündeki tabağa döndü.
Yemeğimizi bitirdikten sonra Atlas salonda kalacağını söyleyip televizyonun karşısına geçti. Ben de odama çıktım. Kapıyı kapatıp yatağın kenarına oturdum. Telefonumu elime aldığımda Mert’in mesajı aklıma geldi. Soner’i aramam gerekiyordu. Rehberden numarasını bulup arama tuşuna bastım. Birkaç saniye sonra telefon açıldı.
“Karan.”
“Merhaba.”
“Neredesin?”
“Evdeyim.”
“İyi. Yarın akşam buraya gelmeni istiyorum.”
“Bir şey mi oldu?”
“Yüz yüze konuşuruz.”
Sesindeki sakinlik, sorularımın devamını getirmeme engel oldu.
“Tamam. Saat kaçta?”
“Yedi gibi.”
“Olur.”
Bir an sessizlik oldu. Ardından yeniden konuştu.
“Son zamanlarda neler yaptığını da konuşmamız gerekiyor. Bazı şeyleri fazla hafife almaya başladığını düşünüyorum.”
Kaşlarımı çattım.
“Ne demek istiyorsun?”
“Yarın konuşuruz, Karan.”
Cevap vermemi beklemeden telefonu kapattı. Telefonu elimde tutarak birkaç saniye ekrana baktım. Soner’in bu şekilde konuşmasına alışkındım ama ne zaman bir şeyleri açıklamadan konuşsa içimde rahatsız edici bir his bırakıyordu. Yatağın üzerine uzanıp telefonu komodine bıraktım. Yarın akşam oraya gitmem gerekecekti. Şimdilik bunu düşünmek istemiyordum.
•
Bade'nin gözünden;
Akşamın nasıl geçtiğini anlamadım. Bir süre odamda vakit geçirdikten sonra annemin yanına indim. Birlikte biraz televizyon izledik. Sonra pazartesi günü için yapmam gerekenleri düşünerek yeniden odama çıktım. Önce okul çantamı hazırladım. Defterlerimi kontrol ettim, eksik olan birkaç kitabı çantama koydum. Ardından dolabımın karşısına geçip ertesi gün ne giyeceğime karar vermeye çalıştım. Bir süre kıyafetlere baktıktan sonra içime sinen birkaç parçayı yatağın üzerine bıraktım. Telefonumu elime aldığımda Beliz’den mesaj gelmişti.
Beliz: Yarın kaçta çıkıyoruz?
Bade: Her zamanki saat.
Beliz: Sabah beni aramayı unutma.
Bade: Yine geç mi kalacaksın?
Beliz: Kesin konuşmuyorum ama ihtimal var.
Bade: Beliz, her sabah aynı şey.
Beliz: Tamam anneciğim, yarın erken kalkacağım.
Gülerek telefonu yatağın üzerine bıraktım. Tam banyoya geçeceğim sırada ekran yeniden aydınlandı.
Bu kez gelen mesaj Karan’dandı.
Karan: Yarın okul var, uyumadın mı hâlâ?
Mesaja bakıp gülümsedim.
Bade: Sen de uyumamışsın.
Karan: Benim yarın okul telaşım yok.
Bade: Ne güzel.
Karan: Kıskandın mı?
Bade: Biraz.
Karan: İyi geceler o zaman, küçük hanım.
Bade: İyi geceler.
Telefonu komodinin üzerine bıraktım. Birkaç saniye ekrana baktıktan sonra ışığı kapatıp yatağıma uzandım. Yarın yeniden okul vardı. Yeni bir hafta, aynı sokaklar, aynı insanlar… Ama nedense bu haftanın diğerlerinden biraz farklı geçeceğini hissediyordum. Bunun nedenini bilmiyordum. Şimdilik bilmek de istemiyordum..
Bölüm etkileşimi
