6. bölüm · KARANLIK NABIZ

6. BÖLÜM : TRUVA ATI

Nissy .

Gözlerimi açtığımda ellerim bağlı değildi. Lüks, loş ışıklı ve buram buram puro kokan bir odadaydım. Karşımda, geniş bir çalışma masasının arkasında, orta yaşlı, saçlarına kır düşmüş ama vücudu bir mermer kadar sert duran bir adam oturuyordu.

Vural.

"Hoş geldin Nare," dedi, elindeki viski kadehini hafifçe sallayarak. "Serbay yandaki odada, muhtemelen seni kurtarmak için kapıları parçalamakla meşgul. Ama seninle konuşacaklarımız var."

Öne doğru eğildi. Gözleri tıpkı bir kurdun gözleri gibi keskindi. "Babanın ölümünü Serbay'dan dinleme. Çünkü o, tetiği çeken parmağın sahibiyle aynı kanı taşıyor."

Masaya eski, sararmış bir dosya bıraktı. Üzerinde babamın adı ve kocaman kırmızı bir mühür vardı: "İmha Edildi."

"Aç bak," dedi Vural. "Baban bir kahraman değildi Nare. Baban bir muhbirdi. Ve Serbay... Babana son darbeyi vuran o operasyonun sadece tim lideri değildi. O, babanın son nefesinde gözlerinin içine baktığı kişiydi."

O sırada odanın kapısı büyük bir gürültüyle açıldı. Serbay, üstü başı kan içinde, nefes nefese içeri daldı. Silahını doğrudan Vural’ın şakağına dayadı.

"Ona ne anlattın?" diye kükredi Serbay.

Ben ise masadaki dosyaya bakıyordum. İçimdeki o karanlık nabız artık atmıyordu. Durmuştu. Donmuştum. Dosyanın ilk sayfasındaki o fotoğrafı gördüm; babam, kanlar içinde bir adamın kucağındaydı. Ve o adam, hıçkıra hıçkıra ağlayan genç bir Serbay’dı.

Vural sırıttı. "Gerçeği anlattım Serbay. Artık Nare, kimin kollarında güvende olduğunu, kimin kollarında ise celladıyla dans ettiğini biliyor."

Yavaşça ayağa kalktım. Serbay’ın elindeki silaha dokundum. Serbay bana baktı; gözleri yaş içindeydi, "Nare, açıklayabilirim..." diye fısıldadı.

Silahın namlusunu Serbay’ın elinden alıp kendi alnıma dayadım.

"Tetiği çekeceksen Serbay," dedim buz gibi bir sesle. "Şimdi çek. Yoksa bu dosyayı okuduğumda, o silahı ben sana doğrultacağım."

Serbay’ın gözlerindeki o yıkımı görmek, içimdeki bir yerleri sızlatmalıydı. Ama sızlatmadı. Masanın üzerindeki o "İmha Edildi" damgalı dosya, kalbimdeki son merhamet kırıntısını da silip süpürmüştü.

Elimi yavaşça Serbay’ın alnıma dayalı silahından çektim. Namluyu ondan uzaklaştırmadım; aksine, silahı kabzasından kavrayıp yavaşça elinden aldım. Serbay direnmedi. Bana olan o sonsuz, körü körüne güveni, şimdi kendi sonunu hazırlıyordu.

"Nare..." diye fısıldadı Serbay. Sesi, cam kırıkları üzerinde yürüyormuş gibi acı doluydu. "Yapma. Vural seni kullanıyor. O dosyadaki her şey birer zehir."

Vural, masasının arkasında arkasına yaslanmış, elindeki viski kadehini keyifle havaya kaldırmıştı. "Zehir bazen gerçeğin tek tadıdır Serbay," dedi alaycı bir sesle. Sonra bana döndü. "Kararını verdin mi Nare? Kimin yanında duracaksın? Babanı ölüme terk eden o korkak komutanın mı, yoksa sana gerçeği ve intikamı verecek olan benim mi?"

Serbay’a baktım. O kara gözlerdeki hayal kırıklığı, limandaki mermilerden daha ağırdı. Silahın emniyetini sert bir hareketle kapattım ve silahı belime taktım.

Vural’a doğru yürüdüm ve masasının tam önünde durdum.

"Teklifin hâlâ geçerli mi?" dedim. Sesimdeki o boksör soğukkanlılığı geri gelmişti. "Serbay’ı sana teslim edersem, babamın davasını kapatmam için gereken her şeyi verecek misin?"

"Her şeyi," dedi Vural, gözleri zaferle parlayarak. "Para, isimler, kayıtlar... Ve en önemlisi; adaleti kendi ellerinle sağlama şansı."

"Nare hayır!" diye bağırdı Serbay, üzerime atılmak için bir hamle yaptı.

Ama Vural’ın kapıdaki adamları anında üzerine çullandı. Serbay’ı dizlerinin üzerine çöktürdüler. O sarsılmaz, heybetli adam, şimdi sevdiği kadının ihanetiyle diz çökmüştü.

"Anlaştık," dedim Vural’a bakarak. Bakışlarımı Serbay’a çevirdim. Gözlerimde artık o yumuşak Nare yoktu. "Onu alabilirsin Vural. Ama bir şartla: Onu öldürmeyeceksin. Onun sonu, sadece benim ellerimden olacak."

İki gün sonra.

Vural’ın malikanesindeki odamın penceresinden dışarıdaki korumaları izliyordum. Üzerimdeki ipek sabahlık, belimdeki gizli bıçağın ağırlığını saklıyordu. Herkes benim babamın intikamı için gözü dönmüş, Serbay’ı satmış bir kadın olduğuma inanmıştı. Özellikle de Vural.

Ama yanıldıkları bir şey vardı: Ben ringde sadece yumruk atmayı değil, darbe alırken bile rakibimin bir sonraki hamlesini okumayı öğrenmiştim.

Vural içeri girdi. Yüzünde, bir sanat eserini izleyen koleksiyoncu memnuniyeti vardı. "Serbay aşağıda hâlâ susuyor Nare," dedi, yanıma yaklaşıp elini omzuma koyarak. "Senin ona o soğuk bakışın bile onu konuşturmaya yetmedi. Belki de biraz daha... ikna edici olmalısın."

"Ona zaman ver Vural," dedim, sesimdeki buz gibi tınıyı koruyarak. "Serbay gururlu bir adamdır. Gururu kırılmadan, ruhu dökülmez. Onu yavaş yavaş bitireceğim."

Vural güldü. "İşte bu yüzden seni sevdim. Babana hiç çekmemişsin, o çok daha yumuşaktı."

Gece yarısı, Vural’ın en güvendiği iki korumasını "Sorguya ben devam edeceğim" diyerek kapıdan uzaklaştırdım. Mahzenin ağır demir kapısı gıcırdayarak açıldığında, içerideki rutubet kokusu ciğerlerime doldu.

Serbay, zincirlerin ağırlığıyla duvara asılıydı. Başını yavaşça kaldırdı. Gözleri kan çanağına dönmüştü ama beni gördüğünde o derin, sarsılmaz aşk hâlâ oradaydı.

"Geldin mi celladım?" diye fısıldadı hırıltıyla.

Yanına yaklaştım. Vural’ın yukarıdaki kameralardan bizi izlediğini biliyordum. Cebimden küçük bir su şişesi çıkardım, kapağını açıp dudaklarına dayadım. Ama suyu içirirken kulağına doğru eğildim, saçlarım yüzümüzü kameralardan gizliyordu.

"Yutkun Serbay," dedim fısıltıyla. "Ve sakın tepki verme. Vural bizi izliyor."

Serbay’ın boğazı düğümlendi. Bakışları bir anlığına keskinleşti.

"Neden buradasın Nare?" diye fısıldadı o da. "Beni gerçekten ona mı vereceksin?"

"Seni buradan çıkaracağım," dedim, elimi göğsüne koyarak. Kalbinin benim dokunuşumla hızlandığını hissettim. "Vural’ın tüm arşivine sızmam lazım. Babamın muhbir olmadığını, sizin bir komploya kurban gittiğinizi kanıtlayan asıl belgeler onun çalışma odasındaki kasada. O kasayı açana kadar, benden nefret ediyormuş gibi yapmaya devam etmelisin."

Serbay hafifçe gülümsedi. Kanlı dişlerinin arasından çıkan o gülümseme, kalbimi paramparça etti. "Bana her vurduğunda, seninle gurur duyacağım boksör kız."

"Sus," dedim, aniden sesimi yükselterek ve geri çekilerek. Kameraya oynuyordum şimdi. "Anlatacak mısın artık? Babamın son sözleri neydi Serbay? Yoksa o zincirlerin biraz daha sıkılmasını mı istiyorsun?"

Serbay bir kahkaha attı; acı dolu ama meydan okuyan bir kahkaha. "Babana selam söyle Nare! Çünkü yakında onun yanına gideceksin!"

Mahzenden çıktığımda koridorda Vural ile karşılaştım. Elinde bir tablet vardı, bizi izlemişti.

"Harika bir performans Nare," dedi Vural. "Ama artık oyun bitti. Yarın gece büyük bir sevkiyatım var. Serbay’ı da yanımızda götüreceğiz. Limanda, babanın öldüğü o aynı noktada, onun infazını bizzat sen gerçekleştireceksin. Eğer yaparsan, babanın dosyasını sana tamamen teslim edeceğim."

Yutkundum. Liman... Her şeyin başladığı ve babamın öldüğü o uğursuz yer.

"Hazırım," dedim. "Tetik bende olacak."

Vural yanındaki adama döndü. "Hazırlıkları yapın. Yarın gece liman kan gölüne dönecek."