15. bölüm · KARANLIK NABIZ

15. BÖLÜM ( FİNAL): SAYAÇ VE KARANLIK

Nissy .

"Biyometrik doğrulama tamamlandı. Ancak sistem, Alaz’ın nabız hızının normalin altında (esaret altında) olduğunu algıladı. Otomatik imha protokolü başlatıldı. Kalan süre: 04:00 dakika."
Mavi dijital ışıkların altında, duvardaki sayaç acımasızca geriye doğru akmaya başladığında tüneldeki hava bir anda buz kesti. 03:59... 03:58...
Alaz, o yanık yüzüyle zincirlendiği sandalyede delice bir kahkaha patlattı. "Söylemiştim sevgililer! Benim kalbim hızlı atmıyorsa, bu sunucu hepimizi havaya uçurur!"
Serbay öfkeyle silahının namlusunu Alaz'ın şakağına dayadı. "Furkan! Söyle bana, bu herifin nabzını nasıl yükseltiriz? Kalbini mi durduralım, ne istiyor bu sistem?!"
Furkan’ın sesi kulaklıkta adeta titreyerek patladı: "Abi, durdurmak işe yaramaz! Sistem Alaz'ın tehlikede veya esir olduğunu adrenalin ve nabız düşüşünden anlıyor! Onun acilen gerçek bir korku veya savaş moduna girmesi lazım! Nabzının 140’ın üzerine çıkması gerekiyor, yoksa tüneldeki gaz valfleri açılacak!"
Zeynep, Alaz’ın tepesine dikildi. Gözlerindeki o beş yıllık intikam ateşi tek bir saniyede parladı. "Savaş modu mu istiyor?" dedi, ceketini tek hamlede yere fırlatarak. "Ona hayatının savaşını verelim o zaman."
Zeynep, Alaz’ın bileğindeki kelepçeleri tek bir hareketle çözdü ve onu sunucu odasının ortasındaki boşluğa doğru itti. Alaz, özgür kalan ellerini ovuştururken o yanık yüzündeki gülümseme daha da vahşileşti. "Beni kendi oyunumda, kendi kurallarımla mı döveceksiniz Savcı hanım?"
"Kuralları unutsan iyi edersin Alaz," dedim, Zeynep’in tam yanında gardımı alarak. 19 yaşındaydım, babamın geçmişteki lekesini silmek, Duru’nun çalınan geleceğini geri almak için buradaydım. Bacağımdaki yara artık bir engel değil, beni ileri fırlatan bir yaydı. "Çünkü bu ringde nakavt yok. Sadece hayatta kalanlar var."
Zeynep ve ben aynı anda öne atıldık. Bu, adaletin ve öfkenin en kusursuz senkronizasyonuydu. Zeynep’in savcı titizliğiyle inen sol direktleri Alaz’ın yüzünün sağlam tarafını dağıtırken, ben "Nare Kara" kroşelerimle onun gövdesine çalışıyordum. Alaz bir boksör değildi; o sadece arkasındaki ordulara güvenen bir korkaktı ve şimdi o ordular yoktu.
GÜM! ÇAT!
Alaz yediği darbelerle sersemlerken duvardaki sayaç 01:15’i gösteriyordu. Furkan kulaklıktan haykırdı: "Nabız 135! Biraz daha! Herifin kalbi deli gibi çarpıyor, korkmaya başladı!"
Son darbe hakkını Zeynep’i de yanıma alarak kullandım. İkimiz aynı anda, babalarımızın eğilen boyunlarının hesabını sormak için tüm gücümüzü topladık. Sert bir kombinasyonla Alaz’ı ana bilgisayar ekranının üzerine uçurduk. Alaz’ın sırtı ekrana çarptığında, sunucu odasında yeşil bir ışık yandı ve o mekanik ses tekrar duyuldu:
"Biyometrik kullanıcı nabzı 145. İmha protokolü iptal edildi. Sistem erişime açık."
Alaz kanlar içinde yere yığılırken, Serbay hemen yanına çöktü ve adamı bu kez sunucu borularına kördüğüm gibi bağladı. Furkan saniyeler içinde ana bilgisayara sızdı. Her şeyin bittiğini, Alaz’ı kendi kurduğu sistemle alt ettiğimizi sandığımız o an, duvarda aniden kırmızı bir uyarı daha belirdi.
"Sistem esaret altındaki imha protokolünün iptalini algıladı. Harici veri sızıntısı tetiklendi."
Furkan’ın sesi kulaklıkta bir anda kesildi. Yutkunma sesini duydum. "Komutanım... Nare..." dedi, sesi fısıltı gibi çıktı. "Alaz’ın tüm küresel ağı çökmedi. Sistem, Alaz'ın nabzı tavan yaptığında 'kullanıcı esaret altında' sinyalini harici olarak algılamış. Dosyalar silinmedi... Tam aksine, şu an ülkedeki tüm haber ajanslarına, emniyete ve internete sızdırıldı. Babalarımızın o kara paraları, o depodaki infaz görüntüleri... Hepsi şu an yayında."
Zeynep’in yüzü bir saniyede kireç gibi bembeyaz oldu. Beş yıllık emeği, adalet mücadelesi tek bir saniyede yok olmuştu. Bir saniyede mesleğini, onurunu ve babasının adını kaybetmişti. Tünelin havalandırma boşluklarından, yukarıdaki caddeden gelen polis sirenlerinin sesleri yankılanmaya başladı.
Alaz, bağlı olduğu borunun kenarından kanlı dişlerini göstererek hırıldadı: "Söylemiştim sevgililer... Benimle birlikte siz de gömüleceksiniz."
Tünelin çıkışına doğru koşmaya başladık ama yukarısı çoktan mavi ve kırmızı ışıklarla sarılmıştı. Kaçacak yerimiz kalmamıştı. 19 yaşındaydım. Hayatımın tüm kolonları zaten sarsılmıştı, şimdi ise tamamen üzerime çöküyordu. Lisansım hiçbir zaman aktif olmayacaktı. O ringe bir daha asla suçsuz bir kız olarak çıkamayacaktım. Adım, o kirli listenin en başında kalacaktı.
Tam o sırada, siber dünyanın karanlığında tamamen kaybolan Furkan’ın gözleri tamamen döndü. Delirmiş gibi klavyeyi fırlattı. Kendi babasının, korumaya çalıştığı herkesin tüm kirli çamaşırlarının bir saniyede dünyaya rezil olması, beynindeki tüm sigortaları patlatmıştı.
"Hepsi sizin yüzünüzden!" diye bağırdı Furkan. Sesi tanıdığım o tatlı çocuğa ait değildi; bir canavara dönüşmüştü. "Eğer o listeyi kurcalamasaydınız, eğer Alaz'ın üzerine gitmeseydik babam hala dürüst bir adam olacaktı! Her şeyi mahvettiniz!"
Furkan, deponun köşesindeki o askeri sandıktan düşen silahı kapıp titreyen elleriyle bana doğrulttu. Duru çığlık atarak Furkan’ın üzerine hamle yapmak istedi ama Furkan gözü dönmüş bir halde tetiği çoktan çekmişti.
GÜM!
Dar tünelde patlayan silah sesi, beynimin içinde yankılandı. Göğsüme saplanan o amansız sıcaklıkla geriye doğru sendeledim. Sırtım sunucu odasının soğuk camına çarptığında nefesim kesildi. 19 yaşımın tüm öfkesi, tüm hayalleri, göğsümden süzülen o sıcak kanla birlikte tünelin zeminine akmaya başladı.
"Nare!" diye bir feryat koptu. Serbay’ın hayatımda duyduğum en acı, en çaresiz çığlığıydı bu.
Serbay bir aslan gibi Furkan’ın üzerine atılıp silahı elinden fırlatırken, dizlerimin bağı çözüldü. Yere doğru kayarken Serbay beni kollarıyla yakaladı. Beni her karanlıktan sağ salim çıkaracağını söyleyen o adam, şimdi kanayan göğsüme ellerini bastırıyor, gözyaşları benim yüzüme damlıyordu.
"Kapatma gözlerini Nare! Bak bana, şampiyon kapatma!" diye yalvarıyordu Serbay. O sarsılmaz dağ komutanı ilk kez ellerimde paramparça oluyordu.
"Serbay..." dedim, sesim boğazımdaki kan kokusuyla boğulurken. Elim zorlukla onun sımsıcak göğsüne gitti. Kalbi yine deli gibi atıyordu; ama bu kez benim dokunuşumla değil, beni kaybetmenin dehşetiyle. "Ringde... havlu atmak... yoktu... değil mi?"
Özel harekat polisleri tünelin kapılarını kırarak içeri daldığında, her yeri mavi, kırmızı ışıklar ve bağrışmalar kapladı. Kelepçelerin soğuk metal sesleri, Furkan’ın delice hıçkırıkları ve Duru’nun ağlayışları uzak bir uğultuya dönüştü.

Serbay’ın parmakları göğsümde sıkılaştı, başını alnıma dayadı. Gitgide kararan görüşümün içinde gördüğüm son şey, onun gözlerindeki o amansız kederdi. Göz kapaklarım tonlarca yük binmiş gibi kapanırken, içimdeki o deli dolu öfkenin yerini derin bir sessizlik aldı.
Biz o cehennemden geçememiş, küllerimizle birlikte o karanlık tünele gömülmüştük. Ringlerin o mağrur şampiyonu Nare Kara, 19 yaşının şafağında, kalbi Serbay’ın kollarında son kez çarpıp dururken arkasında sadece sönmüş hayaller ve bu karanlık tünelde yazılmış acı bir son bırakmıştı.
- KİTABIN SONU -