Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: 9.BÖLÜM

Mira, Mert'in karşısından kalkıp merdivenlere yöneldiğinde adımlarını bilerek yavaşlattı. Aşağı kattan kahkahalar yükseliyor, tabak çanak sesleri birbirine karışıyor, Nermin Teyze'nin azarları evin içinde yankılanıyordu. Malikâne, bütün bu seslerle birlikte sıcak ve canlıydı. İnsan burada kendini güvende hissedebilirdi. Belki o da zamanla alışırdı.

Yine de içinde bulunduğu durumu unutması kolay değildi.

Odasına vardığında kapıyı arkasından kapattı. Aşağıdaki sesler duvarların ardında boğuklaşırken komodinin üzerindeki telefonunu aldı.

Sabah şarja takmış, o zamandan beri eline almamıştı. Ekranı açar açmaz karşısına çıkan bildirimler, kaçırdığı saatlerin sessiz bir dökümü gibiydi.

Cevapsız arama: Zeynep.
Cevapsız arama: Zeynep.
Cevapsız arama: Zeynep.
Bir tane daha.
Bir tane daha.

Mira'nın kaşları hafifçe çatıldı. Zeynep onu defalarca aramış, aramaların arasına mesajlar bırakmıştı. Saatlere baktığında arkadaşının neredeyse bütün gün kendisine ulaşmaya çalıştığını gördü.

İçine bir suçluluk duygusu yerleşti. Zeynep'in merak ettiğini biliyordu. Muhtemelen önce meşgul olduğunu düşünmüş, sonra ulaşamayınca endişelenmişti.

Mesajları açmak üzereyken parmağı durdu.

Arama geçmişinde başka bir isimi arıyordu.

Babası.

Bunu kendine bile itiraf etmek istemedi. Zeynep'in aramalarını görür görmez onun ne kadar endişelendiğini anlamıştı ama aklındaki ilk şey yine babasının kendisini arayıp aramadığıydı.

Belki bir kez aramıştı.

Belki ulaşamayınca merak etmişti.

Belki de yalnızca kısa bir mesaj bırakmıştı.

İyi misin, kızım?

Mira arama geçmişini kontrol etti. Ardından mesajlarına baktı. Birkaç saniye sonra telefonu yavaşça indirdi.

Hiçbir şey yoktu.

Babasının adı, beklediği hiçbir yerde karşısına çıkmamıştı.

Mira dudaklarını birbirine bastırdı. Bunun onu şaşırtmaması gerekiyordu. Babasından ne bekleyebileceğini çok önceden öğrenmişti. Yine de günlerdir kendisinden haber alınamamasına rağmen tek bir kez bile aranmamış olmak, düşündüğünden daha fazla canını yakmıştı.

Telefonu yatağın kenarına bıraktı.

Aslında şaşırmaması gerekiyordu. Babasının nasıl biri olduğunu biliyordu. Ondan ne bekleyebileceğini, ne zaman yanında olup ne zaman olmayacağını defalarca öğrenmişti. Kendisine kaç kez hiçbir şey beklememesi gerektiğini söylemişti.

Yinede insan bazen bir gerçeği aklıyla kabul edebiliyor, ama kalbi aynı gerçeğe bir türlü alışamıyordu.

Mira'nın canını acıtan da buydu. Babasının onu aramayacağını tahmin ediyordu. Belki de tam olarak bu yüzden, telefonunu açtığında ilk iş onun adını aramıştı. İçinde hâlâ küçücük bir yer, bütün bildiklerine rağmen yanılmayı umuyordu.

Ama yine yanılmamıştı.

Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Ağlamak istemiyordu. Babası yüzünden daha fazla üzülmeyeceğine dair kendine defalarca söz vermişti. Üstelik şimdi üzülmenin ona ne faydası olacaktı?

Yine de içindeki bir şeyin sessizce çatladığını hissetti. Gözlerini kapattı ve öylece bekledi.

Bir süre sonra gözlerini açtı. Bu kez bakışları yeniden telefonuna kaydı.

Zeynep.

Üniversitenin ilk haftasında, amfinin en arka sırasında tanışmışlardı. Zeynep, hocanın tahtaya yazdığı her kuralın mutlaka bir istisnası olması gerektiğini savunmuş, bunu da sınıfın ortasında yüksek sesle dile getirmişti. Mira o gün defterine bakarak sessizce gülümsemişti. Zeynep bunu fark edince arkasını dönüp ona bakmıştı.

“Ne gülüyorsun? Haksız mıyım?”

Mira o gün ne cevap verdiğini bile hatırlamıyordu. Ama Zeynep'in o kendinden emin hâlini, ardından birlikte gülmelerini ve ders çıkışında başlayan uzun sohbetlerini hiç unutmamıştı.

O gün tanıştıklarında, bir gün birbirlerinin hayatındaki en önemli insanlardan biri olacaklarını bilmiyorlardı.

Şimdi Zeynep avukattı. Üstelik haksızlığa uğrayan birini gördüğünde başını çeviremeyen, gerekirse herkesi karşısına alan türden bir avukat. Cesur, inatçı ve tehlikeli derecede dürüsttü. Birinin ona yapmamasını söylediği bir şey varsa Zeynep'in ilk tepkisi genellikle tam tersini yapmak olurdu.

Mira'nın mesajları açmaktan çekinmesinin nedeni de buydu.

Zeynep, ondan bir açıklama bekliyordu. Mira'nın telefonunu yeniden açtığını fark ettiği anda, günlerdir ulaşamadığı arkadaşına sonunda ulaşabileceğini anlayacaktı. Mesajlarının iletildiğini gördüğünde Mira'nın telefonunun çalıştığını ve en azından bir yerlerde olduğunu bilecekti.

Sonra aramaya başlayacaktı. Belki peş peşe mesajlar gönderecek, belki de Mira'nın sesini duymak için onu tekrar tekrar arayacaktı.

Neredesin?

Başına ne geldi?

Neden günlerdir senden haber alamıyorum?

Mira, Zeynep'in bunları sormakta haklı olduğunu biliyordu. Asıl sorun da buydu. Arkadaşına cevap vermek istiyordu ama vereceği her dürüst cevap, onu saklamaya çalıştığı gerçeğe biraz daha yaklaştıracaktı.

Zeynep'in kendisine ulaşabileceğini bilmek bile Mira'yı huzursuz etmeye yetiyordu. Çünkü telefonu açmakla ona yeniden ulaşılabilir hâle gelmek aynı şey değildi. Zeynep artık mesajlarının iletildiğini görebilirdi ama Mira, onun sorularına cevap vermeye hazır değildi.

Aklından bir anlığına Zeynep’e danışmak geçti. Sonuçta o bir avukattı; sözleşmeler ve borçlar hukuku konusunda uzman birine ihtiyacı vardı. Karan belgedeki bazı şeyleri değiştirmeyi kabul etmişti ama Mira yine de maddelerin ne anlama geldiğinden tam olarak emin değildi. Mert'e sormuştu ama sonuç olarak oda Karan'ın arkadaşıydı. Zeynep belgeye bir göz atabilse, gözden kaçan bir tehlikeyi anında fark ederdi.

Ama bu düşünce zihninde belirdiği gibi yok oldu.

Zeynep'e ne anlatacaktı?

Babasının borcunu mu? Kendisini buraya getiren koşulları mı? Yoksa şimdi bir malikânede kaldığını ve Karan Demir'le bir sözleşme yaptığını mı?

Daha ilk cümlede bir şeylerin ters gittiğini anlayabilirdi. Gerçeği öğrendiğinde de öylece oturup beklemesi mümkün değildi. Zeynep, kimseyi dinlemeden buraya gelir, Karan'ın karşısına dikilir ve Mira'nın engellemeye çalıştığı her şeyi daha da karmaşık hâle getirirdi.

Mira bunu göze alamazdı.

Üstelik kendisi bile yaşadıklarının tamamını anlayabilmiş değildi. Zeynep'ten yardım istemek istiyordu ama ona anlatamadığı bir durumun çözümünü de emanet edemezdi.

Telefonu başucuna koydu ve yatağa uzandı. Ellerini yüzüne kapatırken zihninde tek bir soru dönüp duruyordu.

Ne yapacaktı?

Bu kez sorunun cevabını bulmak için uğraşmadı. Çünkü ne kadar düşünürse düşünsün, her yol onu aynı belirsizliğe çıkarıyordu.

---

Karan, çalışma odasında önündeki sözleşmeye bakıyordu.

Masanın üzerinde birbirinden ayrılmış birkaç kâğıt, açık bir dosya ve kenara bırakılmış kalemler vardı. Sözleşmenin yeni hâlini hazırlamak için saatlerdir uğraşıyordu. Üç ayrı maddeyi işaretlemiş, her birini defalarca okumuştu. Yine de içinden bir türlü doğru olduğuna emin olamıyordu.

Mira'nın isteği makuldü. Hatta fazlasıyla makuldü. Babasının borcunu ödemeyi kabul etmişti ama bu, kendi haklarından vazgeçmesi gerektiği anlamına gelmiyordu. Karan da tam olarak bunu güvence altına almaya çalışıyordu.

Babasıyla arasındaki borç ilişkisi hukuken açıkça tanımlanmalı, Karan'ın alacağıyla birbirine karıştırılmamalıydı. Mira'nın üstlendiği sorumluluklar da belirsiz ifadelerin arkasına saklanmamalıydı.

Bütün bunları biliyordu.

Sorun, doğru olanı bilmekle onu kusursuz biçimde kâğıda dökmek arasındaki farktı.

Kalemini masaya bıraktı ve gözlerini ovuşturdu. Tam yeniden dosyaya dönecekti ki kapı çalındı.

“Girebilir miyim?”

Karan başını kaldırmadı.

“Girmişsin zaten.”

Mert, kapıyı biraz daha açıp içeri süzüldü. Elinde yarısı yenmiş bir elma vardı. Odaya girer girmez koltuğa yerleşti; sanki kendi odasındaymış gibi rahatça arkasına yaslandı.

Karan'ın bakışları elmaya kaydı.

“O nereden çıktı?”

“Mutfaktan.”

“Onu görebiliyorum.”

“Nermin Teyze bana ayırmıştı.”

Karan kaşını kaldırdı.

“Sana ayırdığını nereden biliyorsun?”

“Çünkü aldığımda bir şey demedi.”

Karan bir an gözlerini kapattı. Mert'in mantık anlayışıyla tartışmaya girmenin insanın ömründen yıllar götürdüğünü uzun zaman önce öğrenmişti.

“Bir gün o mutfaktan kovulacaksın.”

“Hiç sanmıyorum.”

Mert elmasından bir ısırık daha aldı. Karan cevap vermek yerine önündeki kâğıtları düzeltti. Birkaç saniye boyunca odada yalnızca elmanın çıtırtısı duyuldu.

Sonunda Mert'in bakışları masadaki belgelere takıldı.

“Sana bir şey soracağım.”

“Sorma.”

“Bence fazla iyi olmaya başladın.”

Karan kalemini eline aldı.

“Ne açıdan?”

“Her açıdan.” Mert elmayı havada sallayarak masadaki kâğıtları işaret etti. “Düşünsene, bir kız evine geliyor, babasının borcunu ödemeyi kabul ediyor. Sen de oturup onun haklarını korumak için sözleşmeyi yeniden düzenliyorsun. Bu gidişle yarın malikânenin tapusunu da önüne koyarsın.”

“Saçmalama.”

“Ben yalnızca gördüğümü söylüyorum.”

“Gördüğün bir şey yok.”

Mert'in yüzünde her zamanki sinir bozucu gülümseme belirdi.

“Uzun zamandır ilk defa kendini başka bir şeye bu kadar verdiğini görüyorum. Bir de üstüne bir kadınla ilgilendiğini görmek...”

Karan, elindeki kalemi kâğıdın üzerine bıraktı.

“İlgilenmiyorum. Olması gerekeni yapıyorum.”

“Olması gereken, sözleşmeyi hazırlayıp işi bitirmekti. Sen ise kızın hayatını kolaylaştırmaya çalışıyorsun.”

“Bunun neresi yanlış?”

Mert bir an sustu. Karan'dan beklediği cevap gelmeyince gülümsemesi biraz daha genişledi.

“Bak, soruya soruyla cevap vermeye başladın. İşler sandığımdan daha ciddi.”

“Kendine başka bir uğraş bul.”

“Bulacağım. Ama önce şu konuyu bitirelim.”

Mert elmasını masadaki çöp kutusuna doğru fırlattı. Elma sapı kutunun kenarına çarpıp yere düştü. Mert hiçbir şey olmamış gibi oturmaya devam etti.

Karan, sapı yerden almasını söylememek için kendini tuttu.

“Bu arada,” dedi Mert, biraz daha ciddi bir sesle, “sözleşmeyle ilgili birine ihtiyacın varsa tanıdığım bir avukat var. Borçlar hukuku konusunda iyidir. Sözleşme hazırlamayı da bilir.”

Karan başını kaldırdı.

“Senin tanıdığın biri mi?”

“Bunu söylerken neden şaşırıyorsun? Benim de çevrem var.”

“Çevrenin olmasıyla düzgün birini tanıman aynı şey değil.”

“İşte bu yüzden seni onunla tanıştırmak istiyorum. Seninle uğraşacak kadar sabırlı birisi olduğuna göre iyi bir insandır.”

Karan ona kuşkuyla baktı.

“Bana karşı kimse bu kadar sabırlı olamaz.”

“Olur, olur.”

“Numarasını bırak.”

Mert hemen telefonunu çıkardı.

“Bak, iş ciddiye bindi. Karan Demir sözleşme için avukat arıyor. Bunu kimseye anlatmasam iyi olur.”

“Anlatırsan seni odandan çıkarırım.”

“Biliyordum. Eninde sonunda tehdit edecektin.”

Mert ayağa kalktı, telefonuna birkaç kez dokunup numarayı gönderdi. Ardından kapıya yöneldi. Tam çıkacakken durup omzunun üzerinden Karan'a baktı.

“Yine de söylemeden geçemeyeceğim.”

Karan gözlerini kapatıp derince bir nefes verdi.

“Ne var?”

“Uzun zamandır ilk kez birini gerçekten dinlediğini görüyorum.” Mert hafifçe tebessüm etti. “İnkar etsen de değiştiğinin farkındayım... Ve açıkçası bu hâlin hoşuma gitti.”

“Mert.”

​“Yalan söylemediğimi sen de biliyorsun.”

Kapı kapandığında Karan birkaç saniye boyunca olduğu yerde kaldı. Ardından önündeki sözleşmeye döndü. Kalemini eline aldı, bir önceki maddenin altını çizdi.

Ama bu kez kelimeler, az önceki kadar net görünmüyordu.

Mert'in söyledikleri saçmalıktı. En azından Karan böyle düşünüyordu. Mira'nın haklarını korumaya çalışmasının başka bir anlamı yoktu. Yapılması gereken buydu ve o da yalnızca işini yapıyordu.

Öyleyse neden söylediklerini bu kadar uzun süre düşünüyordu?

Karan kalemi masaya bıraktı.

Bu soruyla uğraşmak istemiyordu. Önünde çözülmesi gereken gerçek sorunlar vardı.

---

Mira gözlerini açtığında odanın ışığı değişmişti. Pencerenin önündeki perdelerden süzülen gün ışığı artık daha soluk görünüyordu. Ne kadar süredir yatakta olduğunu bilmiyordu. Bir süre tavana baktıktan sonra başucundaki telefonu yeniden eline aldı.

Zeynep'in adı hâlâ oradaydı.

Mesajları açmamıştı. Arkadaşının ne yazdığını merak ediyordu ama merakının yerini kısa sürede suçluluk alıyordu. Zeynep'in onu aramaya devam ettiğini düşünmek bile içini daraltıyordu.

Artık bir şey yazması gerekiyordu.

Susmak, Zeynep'in endişesini azaltmıyordu. Tam tersine, her geçen dakika arkadaşının aklında daha kötü ihtimallerin oluşmasına neden olabilirdi. Mira gerçeği anlatamıyorsa bile en azından iyi olduğunu söyleyebilirdi.

Telefonun klavyesini açtı.

Zeynep, iyiyim.

Cümleye baktı, sonra tamamını sildi.

Tek başına bu iki kelime hiçbir şeyi açıklamıyordu. Zeynep hemen arayacak, sesini duymak isteyecekti. Mira da telefonu açmak zorunda kalacaktı.

Yeniden yazmaya başladı.

Zeynep, merak etme, ben iyiyim. Telefonum bozulmuştu, ancak açabildim. Çalışmak için bir güvenlik şirketine geldim. Yüksek güvenlikli bir yer olduğu için şirket hakkında bilgi veremiyorum, üzgünüm. Kalacak yeri de onlar sağladı, şirketin oteli gibi bir şey. Çok yoğunum ama her şey yolunda.

Mesajı baştan sona okudu.

Kulağa mantıklı geliyordu. Telefonunun bozulduğunu söylemiş, neden ulaşamadığını açıklamıştı. İşinin niteliğini ve nerede kaldığını da yeterince belirsiz bırakmıştı. Zeynep'in bütün sorularını cevaplamıyordu ama şimdilik yeni sorular sormasını engelleyebilirdi.

Yine de Mira'nın içine bir ağırlık çöktü.

Zeynep'e hayatında hiç bu kadar büyük bir yalan söylememişti. Üniversitede yaşadıkları zorlukları, gecelerce konuşup birbirlerine anlattıkları sırları, kimsenin bilmediği korkularını düşününce bu mesaj daha da yabancı geldi.

Her şeyin yolunda olduğunu yazmıştı.

Oysa hiçbir şey yolunda değildi.

Bir süre ekrana baktıktan sonra mesajın sonuna bir cümle daha ekledi.

Sana çok dönemeyebilirim ama merak etme, iyiyim. Her gün mesaj yazmaya çalışacağım. Boş bir vakit bulduğumda seni kesinlikle ararım.

Gönder tuşunun üzerinde bekleyen parmağı titremedi. Kararını vermişti. Zeynep'i bu işin dışında tutmanın tek yolunun ona gerçeği anlatmamak olduğuna inanıyordu.

Ama karar vermek, yaptığının ağırlığını ortadan kaldırmıyordu.

Mira son kez mesajı okudu ve gönder tuşuna bastı.

Mesaj iletildi.

Ekranda tek bir işaret belirdi. Mira telefonu hemen sessize alıp yatağın üzerine bıraktı. Zeynep'in cevabını görmek istemiyordu. En azından henüz değil. Arkadaşının ona inanmasını umuyor, aynı zamanda bu kadar kolay inanmasından korkuyordu.

Yataktan kalktı. Odada daha fazla kalırsa düşüncelerinin içinde boğulacakmış gibi hissediyordu.

Aşağı indiğinde malikâne, gün içindeki hareketliliğini kaybetmişti. Koridorlardan ses gelmiyordu. Mutfağa geçtiğinde Nermin Teyze'nin de gittiğini fark etti. Tezgâh temizlenmiş, ocağın üzerindeki tencerenin kapağı kapatılmıştı.

Mira kendine bir bardak su doldurdu. Birkaç yudum aldıktan sonra pencerenin önüne geçti.

Bahçenin üzerini karanlık kaplamıştı. Yol kenarındaki küçük lambalar çimlerin üzerine soluk ışıklar düşürüyor, ağaçların gölgeleri rüzgârla birlikte hafifçe kıpırdıyordu.

Bir süre dışarıyı izledi.

Sonra bardağını tezgâha bırakıp arka kapıya yöneldi.

Hava almaya ihtiyacı vardı. İçerideki sessizlik bile düşüncelerini susturmaya yetmiyordu. Belki biraz yürürse zihnindeki karmaşa dağılırdı.

Kapıyı açar açmaz yüzüne serin bir rüzgâr çarptı. Mira gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Toprak ve çim kokusu, gün boyu omuzlarında taşıdığı ağırlığı bir anlığına hafifletti.

Üzerinde pijamaları vardı. Dışarı çıkarken üstüne bir şey almadığını fark etti ama geri dönmek istemedi.

Bahçenin içinde yavaşça yürümeye başladı. Birkaç adım sonra ağaçların arasındaki salıncağı gördü. Yanında eski, ahşap bir bank duruyordu. Mira salıncağa baktı, sonra nedense kendini oraya oturamayacak kadar büyük hissetti ve bankı seçti.

Ahşap soğuktu. Ellerini dizlerinin üzerinde birleştirip başını kaldırdı.

Yıldızlar, şehirde görmeye alışık olduğundan çok daha parlaktı.

Mira bir süre onları izledi. Gökyüzünün bu kadar geniş olabileceğini unutmuş gibiydi. Burada, bütün sorunlarından uzakta değilse bile en azından onlara birkaç dakika boyunca sırtını dönebileceği bir yerdeydi.

Ne var ki düşünceler, insan nereye giderse gitsin onunla birlikte geliyordu.

Babasının adını aradığı o ekran yeniden gözünün önüne geldi. Ardından Zeynep'e gönderdiği mesajı düşündü. Karan'ın sözleşmenin başında saatlerce uğraşmasını, Mert'in alaycı gülümsemesini, bu evde kendisine gösterilen beklenmedik nezaketi...

Hepsi birbirine karışıyordu.

Burada geçirdiği birkaç gün içinde kendini zaman zaman rahatlamış bulmuştu. İnsanlarla konuşmuş, gülmüş, hatta bazı anlarda neden burada olduğunu unutmuştu. Şimdi bütün bunları düşününce kendini suçlu hissediyordu.

Sonuçta buraya kendi isteğiyle gelmemişti. Bir borcun, babasının yaptığı seçimlerin ve kendisinin üstlenmek zorunda kaldığı sorumlulukların sonucunda bu evdeydi.

Peki, bütün bunların ortasında rahat hissetmesi yanlış mıydı?

Karan'la konuşurken kendini kötü hissetmemesi, Mert'in şakalarına gülmesi, Nermin Teyze'nin yanında yabancılığını unutması... Bunlar bulunduğu durumu değiştirmiyordu.

Ama belki de insanın içinde bulunduğu koşullar, hissettiği her şeyi geçersiz kılmıyordu.

Mira başını biraz daha gökyüzüne kaldırdı.

Bir borcu ödemeye gelmişti. Ne kadar süreceğini bilmiyordu. Sonrasında hayatının nasıl olacağını da. Karan'ın ne beklediğini anlamaya çalışıyor, kendisine gösterdiği anlayışın nedenini çözmeye uğraşıyordu. Üstelik bütün bunları yaparken en yakın arkadaşına yalan söylemişti.

Kendini güçlü tutmaya çalışıyordu ama bazen ne kadar uğraşırsa uğraşsın, bir sonraki adımın ne olması gerektiğini bile bilmiyordu.

Rüzgâr saçlarını yüzüne savurdu. Mira saçlarını kulağının arkasına sıkıştırdı ve yeniden yıldızlara baktı.

O kadar dalmıştı ki arkasından yaklaşan ayak seslerini duymadı.

Omzuna bir şey bırakıldığında irkilerek yerinden sıçradı.

Arkasından kısa bir nefes sesi geldi. Mira hızla döndüğünde Karan'ı gördü. Elindeki battaniyenin ucu hâlâ omzundaydı. Karan da onun kadar şaşırmış görünüyordu; bir adım geriye çekilmiş, kaşlarını kaldırmıştı.

Mira'nın içindeki gerginlik bir anda dağıldı. Kendini tutamayıp güldü.

“Demek bu evde Karan Demir'i de korkutabilirmişim.”

Karan birkaç saniye ona baktı. Sonra dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme belirdi.

“Ben de insanım sonuçta.”

“Hiç belli etmiyorsunuz.”

“Çoğu zaman belli etmemeyi tercih ediyorum.”

Mira battaniyeyi omuzlarına yerleştirirken gülümsemesini bastırmaya çalıştı. Karan'ın da en az kendisi kadar irkilmiş olması hoşuna gitmişti. Onu her zaman kontrollü, ne yapacağını bilen ve kolay kolay şaşırmayan biri olarak görüyordu. Meğer onun da hazırlıksız yakalandığı anlar olabiliyordu.

Karan, bankın diğer ucunu işaret eder gibi bakıp oturdu. Mira'nın yanında bir adım kadar boşluk bıraktı.

“Bu saatte burada ne yapıyorsun?”

“Hava almak istedim.” Mira başını kaldırıp gökyüzünü gösterdi. “Bir de buraya hiç çıkmamıştım. Yıldızlar çok güzel görünüyor.”

Karan da başını kaldırdı. Bir süre konuşmadan gökyüzüne baktılar.

“Evet,” dedi sonunda. “Güzel görünüyorlar.”

Mira, onun da böyle bir cevap vereceğini beklememişti. Karan'ın çoğu zaman kısa ve net konuşmasına alışmıştı. Ama bu kez söylediği iki kelimede bile tuhaf bir sakinlik vardı.

Sessizlik yeniden aralarına yerleşti.

Mira normalde birinin yanında konuşmadan otururken kendini rahatsız hissederdi. Hele Karan gibi hakkında çok az şey bildiği birinin yanında. Ancak şimdi sessizliği bozmak için bir şey söyleme ihtiyacı duymuyordu.

Bir süre sonra Karan başını ona çevirdi.

“İyi misin?”

Mira'nın yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.

Soru basitti. Öyle sıradan, öyle doğal bir şekilde sorulmuştu ki cevap vermek daha da zorlaştı. Gün içinde kaç kez iyi olduğunu söylemişti? Zeynep'e yalan söylemiş, Mert'in yanında kendini toparlamış, kendi kendine bile güçlü görünmeye çalışmıştı.

Ama şimdi karşısında duran adam, ondan bir açıklama istemiyor gibiydi. Yalnızca cevabını bekliyordu.

Mira bakışlarını ellerine indirdi.

“Bilmiyorum.”

Karan konuşmadı.

“Gerçekten bilmiyorum,” diye tekrarladı Mira. “Ne yaptığımı, bundan sonra ne yapacağımı... Hiçbir fikrim yok.”

“Sözleşme meselesi mi?”

“Hepsi.” Mira derin bir nefes aldı. “Bugün sizinle, Mert'le, Nermin Teyze'yle konuşurken kendimi bir anlığına normal hissettim. Sanki buraya başka bir nedenle gelmişim gibi. Sonra neden burda olduğum aklıma geldi ve kendime kızdım.”

Nefesini tutup kısa bir süre bekledi. Bunu söylemek düşündüğünden daha zordu.

“Burada olmamın nedenini unutmamalıyım, değil mi? Sonuçta ben buraya misafirliğe gelmedim.”

Karan'ın yüzündeki ifade değişmedi ama bakışları dikkat kesildi.

Mira devam edip etmemesi gerektiğini düşündü. Normalde böyle şeyleri anlatmazdı. En azından bu kadar açık konuşmazdı. Fakat son günlerin yorgunluğu tüm direncini kırmıştı. Yanında duran kişinin Karan olması bile içini dökme arzusuna engel olamıyordu; sadece birinin onu duymasına ihtiyacı vardı.

“Bir de...” dedi, sonra durdu. “Şu an böyle oturup konuşmamızın doğru olup olmadığını bile bilmiyorum. Sizinle bu kadar rahat konuşuyorum ama sonuçta aramızda bir sözleşme var. Buraya gelişimin bir nedeni var. Bazen kendimi unutuyormuşum gibi hissediyorum.”

Son cümlesini söyledikten sonra başını eğdi. Bir an için fazla ileri gittiğini düşündü. Karan'ın bu sözleri nasıl yorumlayacağını bilmiyordu. Belki de kendisini yanlış anlayacaktı.

Ama Karan onu susturmamış, söylediklerini küçümsememişti. Bir süre sessizce düşündükten sonra konuştu.

“Bence iyi gidiyorsun.”

Mira şaşkınlıkla başını kaldırdı.

“Gerçekten mi?”

“Burada olmak zorunda olduğun için kendine kızıyorsun ama burada hissettiklerini de inkâr etmiyorsun.” Karan yeniden gökyüzüne baktı. “Bence ikisi birbirinden farklı şeyler. Bir yerde bulunma nedenin, orada hissettiğin her şeyin sahte olduğu anlamına gelmez.”

Mira bir şey söylemeden onu dinledi.

Karan devam etti.

“İnsan bazen kendini korumak için her şeye karşı mesafe koyar. Bazen de içinde bulunduğu durumu unutmak ister. Sen ikisini de yapmaya çalışıyorsun. Bu yüzden yoruluyorsun.”

Mira'nın boğazında hafif bir düğüm oluştu. Karan'ın söyledikleri, gün boyunca zihninde dönüp duran düşüncelere beklemediği bir yerden dokunmuştu.

Kendisini bu kadar açık anlattığını bile fark etmemişti. Buna rağmen Karan onu yargılamamıştı. Üstelik her şeyi düzeltmeye çalışır gibi de konuşmuyordu. Yalnızca hissettiklerinin anlaşılabilir olduğunu söylüyordu.

Belki de bütün gün duymaya ihtiyaç duyduğu şey buydu.

“Teşekkür ederim,” dedi sessizce.

Karan başını hafifçe eğdi.

“Rica ederim.”

Rüzgâr biraz daha sertleşti. Mira battaniyeye sarılırken omuzlarını istemsizce kaldırdı. Karan bunu fark edince ayağa kalktı.

“İçeri geçelim. Hava soğudu.”

Mira bir an daha gökyüzüne baktı. Buraya geldiğinden beri ilk kez zihnindeki düşünceler biraz olsun susmuştu. İçeri dönmek istemese de daha fazla dışarıda kalmanın bir anlamı yoktu.

Başını sallayıp ayağa kalktı.

“Tamam.”

Birlikte kapıya doğru yürüdüler. Aralarında yine o ölçülü mesafe vardı ama Mira, yan yana yürürken eskisi kadar gergin hissetmediğini fark etti.

Bunun ne anlama geldiğini düşünmedi.

Bu kez kendine kızmak yerine, yalnızca hissettiği rahatlığın tadını çıkarmayı seçti.

---

Ertesi sabah mutfağa indiğinde Mira'yı ilk karşılayan, taze ekmek ve demlenmiş çayın kokusu oldu.

Nermin Teyze çoktan kahvaltıyı hazırlamıştı. Masanın üzerinde peynir, zeytin ve henüz kesilmiş taze ekmek kokusu vardı. Mira sandalyeyi çekip oturmak üzereyken Nermin Teyze tabağını önüne koydu. Bakışları bir an Mira’nın yüzünde takılı kaldı.

​“Kızım... Hiç uyumadın mı sen? Gözlerinin altı morarmış.”

​Mira zoraki bir tebessümle bakışlarını kaçırdı.
​“Uykum biraz kaçtı diyelim, Nermin Teyze. Pek dinlenemedim.”

​Nermin Teyze iç çekerek tabağın kenarına bir parça peynir daha ekledi.

​“Belli, belli... Aklın doluyken yatak batar insana. Ye hadi bir iki lokma, güç topla biraz.”

Nermin Teyze'nin bunu söylerken yüzünde beliren memnuniyeti gören Mira'nın içi ısındı. Kadının ilgisi gösterişli değildi. Yalnızca tabağını dolduruyor, çayını tazeliyor ve sanki evde bulunması dünyanın en doğal şeyiymiş gibi davranıyordu.

Mira da bu doğallığa alışmaya başladığını fark ediyordu.

Tam çayından bir yudum almıştı ki mutfak kapısı açıldı. Yalçın, elinde bir dosyayla içeri girdi. Karan da hemen arkasındaydı.

“Günaydın,” dedi Karan.

Mira başını kaldırdı. Dün geceki konuşmalarından sonra onu gördüğünde içinde beliren rahatlık, sabahın ışığında yerini yeniden bir çekingenliğe bıraktı.

“Günaydın.”

Karan masaya otururken Yalçın dosyayı önüne bıraktı.

“Patron, bugünkü işler şu şekilde. Sabah dokuz buçukta depo yöneticisiyle görüşeceksiniz. Öğleden sonra iki toplantınız var. Akşam üzeri de dün konuştuğumuz dosyalar tamamlanmış olacak.”

Karan dosyayı açıp göz gezdirdi.

“İkinci toplantıyı sonraya çekebilir misin?”

“Bakarım, Karan Bey.”

Mira ekmeğinden bir lokma aldı. Bir yandan kahvaltısını yapıyor, bir yandan da ikisinin konuşmasını dinliyordu. Bu evde geçirdiği birkaç gün içinde sabahların böyle başladığını öğrenmişti. Karan'ın işleri, Yalçın'ın getirdiği dosyalar, telefon görüşmeleri...

Bütün bunlar ona yabancı bir dünyanın parçalarıydı.

Yine de bu düzene alışmaya başladığını düşünmek, içini tuhaf bir şekilde ürküttü. Çünkü alışmak, burada kalmaya devam edeceği ihtimalini de beraberinde getiriyordu.

Tam o sırada Karan'ın telefonu çaldı.

Ekrana baktığında kaşları hafifçe kalktı.

“Mert.”

Telefonu açıp kulağına götürdü.

“Evet?”

Karşı taraftan gelen sesi Mira duyamıyordu. Karan'ın yüzündeki ifade ise başlangıçta sakindi. Telefonu kulağında tutarak dinledi, ardından kaşları yavaşça çatıldı.

“Ne sevkiyatı?”

Mira elindeki çatalı bıraktı.

“Benim herhangi bir sevkiyatım yok. Önümüzdeki üç gün içinde de bizim hiçbir sevkiyatımız planlanmadı. Neden bahsediyorsun?”

Karan konuşmayı kesip karşı tarafı dinledi. Yalçın'ın elindeki dosya yavaşça kapandı. Nermin Teyze de mutfaktaki işini bırakmış, onlara bakıyordu.

“Mert, yavaş anlat.” Karan'ın sesi alçalmıştı. “Kim söylüyor bunu?”

Bir süre daha dinledi. Ardından yüzündeki bütün ifade değişti. Çenesi sertleşti, telefonu tutan parmakları sıkılaştı.

“Adliyede mi?” dedi. “Polisler..?”

Mira'nın elindeki çatal tabağa hafifçe çarptı.

Karan birkaç saniye boyunca karşı tarafı dinledi. Sonra kısa bir cevap verdi.

“Anladım. Bana haber verdiğin için sağ ol. Gelişme olursa hemen ara.”

Telefonu kapatıp masaya bıraktı.

Mutfakta kısa bir sessizlik oluştu. Karan'ın yüzündeki ifade, az önceki konuşmanın sıradan bir iş meselesi olmadığını açıkça gösteriyordu.

Yalçın ilk konuşan oldu.

“Patron, bir sorun mu var?”

Karan cevap vermeden önce bakışlarını Mira'ya çevirdi.

“Siber odaya gitmemiz gerekiyor.”

Mira'nın içindeki huzursuzluk büyüdü.

“Ne oldu?”

“Gidince anlatırım.”

Karan yeniden Yalçın'a döndü.

“Önümüzdeki üç gün içinde bizim herhangi bir sevkiyatımız var mı?”

Yalçın hiç beklemeden dosyasını açtı. Kayıtları kontrol ederken kaşları çatıldı.

“Hayır, patron. Önümüzdeki bir hafta içinde planlanmış bir sevkiyatımız yok. Depo kayıtları da temiz.”

Karan bir süre cevap vermedi.

Mira, onun ne düşündüğünü yüzünden anlamaya çalışıyordu. Yalçın da aynı şekilde bekliyordu. Birkaç saniye boyunca masanın etrafında kimse konuşmadı.

Sonunda Karan'ın bakışları Mira'nınkilerle buluştu.

İkisinin de aklından aynı düşünce geçmişti.

Birisi, Demir Holding adına sahte bir sevkiyat hazırlamıştı.

---

Mira bilgisayarın başına oturmuş, ekrandaki kayıtları inceliyordu. Karan hemen yanında durmuştu. Yalçın ise kapının önünde bekliyor, gerektiğinde bilgi vermek için konuşmaları takip ediyordu.

Karan ellerini cebine koyarak ekrana baktı.

“Mert'in söylediğine göre adliyeye bir ihbar ulaşmış. İddiaya göre benim adıma kayıtlı bir sevkiyat hazırlanmış ve bu sevkiyatta uyuşturucu taşınacakmış. Polisler sevkiyatı durdurmak için harekete geçiyormuş.”

Mira başını salladı. Parmakları klavyenin üzerinde hareket etmeye başlamıştı bile.

“Önce kaydın nereden geldiğini bulmamız gerekiyor.”

Şirketin sistemine girerek sevkiyat bilgilerini açtı. Belge, Demir Holding'in kullandığı resmî formata neredeyse kusursuz biçimde benziyordu. Gönderici bilgileri, varış noktası, teslim saati ve yükün içeriği açıkça belirtilmişti.

Mira satırları tek tek inceledi.

Sonra kaşlarını çattı.

“Bu çok tuhaf.”

Karan ekrana biraz daha yaklaştı.

“Nesi?”

“Belge fazla açık. Yükün içeriği bile doğrudan yazılmış. Böyle bir şey yapacak kişi, kendisini bu kadar kolay ele verecek bir kayıt bırakmaz.”

Karan'ın dudaklarında alaycı bir ifade belirdi ama gözleri ciddiydi.

“Ben de aynı şeyi düşündüm. Böyle bir iş yapacak olsam bile bunu bu kadar açık yazmazdım. Resmen beni yakalayın diye bağırıyor.”

“Yani kaydın bu kadar özensiz olması, gerçekten özensiz olduğu anlamına gelmiyor.”

“Birinin bunu bilerek hazırladığını düşünüyorsun.”

Mira başını salladı.

“Evet. Bizi bir şeyin içine çekmeye çalışıyor olabilir. Ya da yalnızca nasıl tepki vereceğimizi görmek istiyordur.”

Karan birkaç saniye boyunca ekrana baktı.

“Kim olduğunu bulabilir misin?”

Mira onun yüzüne döndü. Sorunun ne kadar ciddi olduğunu biliyordu. Karşılarındaki kişi, Demir Holding adına sahte bir belge hazırlamış ve şirketi ağır bir suçlamanın içine çekmeye çalışmıştı. Bunu kimin yaptığını bulmak, yalnızca merakını gidermekle ilgili değildi.

“Deneyeceğim,” dedi. “Elimden geleni yapacağım.”

Ardından yeniden bilgisayara döndü.

Önce belgenin oluşturulma tarihini ve sisteme hangi kullanıcı üzerinden girildiğini kontrol etti. Sonra yetki kayıtlarını, depo hareketlerini ve sevkiyatla bağlantılı diğer belgeleri karşılaştırdı. Her ayrıntıyı ayrı ayrı inceledi; birbirine uymayan noktaları işaretledi, şüpheli görünen kayıtları açtı.

Ancak ne kadar derine inerse insin, karşısına çıkan izler bir noktada kesiliyordu.

Sanki biri, sistemin bütün açıklarını biliyor ve geride hiçbir şey bırakmadan hareket ediyordu.

Mira dişlerini sıktı. Bir kaydı daha açtı, ardından başka bir pencereye geçti. Saatlerdir ekrana bakıyordu ama aradığı bağlantıyı bir türlü bulamıyordu.

Sonunda sevkiyatın gerçek olmadığını kanıtlayacak kayıtları bir araya getirdi. Depodaki araç hareketleri, yük kayıtları ve yetki geçmişi birbirini doğruluyordu. Belgedeki sevkiyatın gerçekte hiçbir karşılığı yoktu.

Mira gerekli kayıtları kontrol ettikten sonra sahte işlemi sistemde iptal etti ve resmî kaydın düzeltilmesini sağladı.

“Tamam,” dedi, sandalyesinde biraz geriye yaslanarak. “Sevkiyat artık sizin üzerinizden kalktı. Kayıtları da birbirleriyle karşılaştırılabilecek şekilde ayırdım. Gerçek bir sevkiyat olmadığı açıkça görülüyor.”

Karan ilk kez omuzlarını gevşetti.

“İyi iş çıkardın.”

Mira kısa bir an gülümsedi. Ardından yeniden ekrana baktı.

“Ama burada bitirmek istemiyorum.”

Karan ona döndü.

“Neden?”

“Çünkü bunu yapan kişi yalnızca bir sahte belge hazırlamamış. Sisteme nasıl gireceğini, hangi kayıtları değiştirebileceğini ve izlerini nasıl gizleyeceğini biliyor.” Mira'nın sesi giderek ciddileşti. “Bu kadarını yapabilen biri, aynı şeyi yeniden deneyebilir. Bir dahaki sefere sonuçları bu kadar kolay düzeltilemeyebilir.”

Karan bir süre onu izledi.

“Devam et. Kim olduğunu bulabilirsen bul.”

Mira yeniden klavyeye döndü.

Saatler geçtikçe çalışma odasındaki hareketlilik azaldı. Yalçın bir ara dışarı çıkıp geri geldi. Nermin Teyze çay getirdi. Karan birkaç telefon görüşmesi yaptı, bazı talimatlar verdi ve yeniden Mira'nın yanına döndü.

Mira ise hiçbirine gerektiği gibi karşılık veremiyordu. Bütün dikkati ekrandaydı.

Her bulduğu iz başka bir çıkmaza ulaşıyor, her şüpheli kayıt biraz daha geriye götürüyordu. Karşısındaki kişi yalnızca sistemin açıklarını bilmekle kalmıyor, Mira'nın inceleyeceği yolları da önceden hesaplıyor gibiydi.

Bu düşünce onu rahatsız etmeye başlamıştı.

Birisi, ne yaptığını biliyordu.

Hem de fazlasıyla iyi biliyordu.

Mira yeni bir kayıt açtı, birkaç satırı karşılaştırdı ve yeniden arama yaptı. Sonuç değişmedi. Aynı boşluk, aynı kopuk bağlantı, aynı açıklanamayan eksiklik...

Bir süre sonra sandalyesini sertçe geriye itti.

“Pes ediyorum.”

Sözler ağzından çıkar çıkmaz odadaki sessizliği fark etti.

Karan başını ona çevirmişti. Yalçın da kapının önünden bakıyordu.

Mira yüzünü buruşturdu.

“Yani... Pes etmiyorum. Sadece bir an yoruldum.” Elini ekrana doğru kaldırdı. “Bakıyorum, inceliyorum, her şeyi karşılaştırıyorum ama bir türlü çıkış yolu bulamıyorum. Bu kadar temiz çalışması sinirimi bozuyor.”

Sözlerini bitirdiğinde yanaklarının ısındığını hissetti. Kendini toparlayıp daha sakin bir sesle konuştu.

“Karşımızdaki kişi gerçekten profesyonel. Nereden girdiğini, kaydı nasıl yerleştirdiğini ve izlerini nasıl sildiğini bulamıyorum.”

Karan bir şey söylemedi.

Mira yeniden ekrana döndü. Az önceki öfkesinin yerini yavaş yavaş başka bir duygu alıyordu. Bütün kayıtlar gözünün önündeydi ama bir şey eksikti. Aradığı ayrıntı, defalarca baktığı satırların arasında bir yerde olmalıydı.

Bir şey kaçırıyorum.

Mira bu düşünceye tutunarak kayıtları yeniden incelemeye başladı. Önce belgeye döndü, ardından yetki geçmişini açtı. Daha önce kontrol ettiği satırları bu kez farklı bir gözle taradı.

Derken bakışları belirli bir kayıtta durdu.

D-17.

Mira'nın parmakları klavyenin üzerinde yavaşladı.

Bu kodu zaten tanıyordu. Karan da öyle. D-17, ilk kez karşılarına çıkmıyordu. Aksine, bir süredir peşinde oldukları ve yeniden harekete geçmesini bekledikleri kişinin geride bıraktığı izlerden biriydi. Sorun, kodun ne anlama geldiğini bilmemeleri değil, bu kez neyin habercisi olduğunu henüz çözememeleriydi.

Mira sandalyesini masaya yaklaştırdı.

“Şuna bir bak.”

Karan yanına geldi. Mira, daha önce incelediği kayıtları yeniden açıp tarihleri karşılaştırdı. Ardından yetki geçmişinde daha derin bir katmana geçti. Ekranda art arda yeni satırlar belirdi. Birkaç saniye sonra aradığı kaydı buldu.

D-17.

Bu kez kod, sıradan bir kayıt işaretinin yanında durmuyordu. Yetkisiz bir erişimin ardından oluşturulmuş, diğer kayıtlarla bağlantısı kesilmiş bir işlem zincirinin içinde yer alıyordu.

Mira'nın yüzü gerildi.

“İzleri temizlemiş,” dedi. “Ama bu kaydı sistemden tamamen silememiş.”

Karan ekrana eğildi. Gözleri satırlar arasında ilerlerken ifadesi giderek sertleşti.

“Ya da silmemeyi tercih etmiş.”

Mira ona baktı.

“Bizi buraya yönlendirmek için mi?”

“Bunu daha önce de düşünmüştük.” Karan, ekrandaki kayıt tarihini işaret etti. “Ama bu, yalnızca bir iz bırakmakla ilgili değil. Bu işlem, son temizliğinden sonra gerçekleştirilmiş.”

Mira yeniden ekrana döndü. Tarihleri karşılaştırdı. Karan haklıydı. D-17, eski izlerini ortadan kaldırdıktan sonra sisteme tekrar erişmişti. Üstelik geride kalan kayıt, tesadüfen gözden kaçmış bir ayrıntıdan çok, sonraki hareketiyle bağlantılı bir işleme benziyordu.

“Demek ki hâlâ içeride,” diye mırıldandı Mira.

“En azından sistemdeki erişimi tamamen kesilmemiş.”

Mira bir süre kayıtları inceledi. Bekledikleri şey tam olarak buydu: D-17'nin yeniden harekete geçmesi. Ancak bunun ne zaman olacağını ve hangi yoldan ilerleyeceğini bilmiyorlardı. Şimdi ellerinde yeni bir iz vardı, fakat bu izin onları nereye götüreceği henüz belli değildi.

Tam o sırada ekranın alt kısmında bir bildirim belirdi.

Mira durdu.

Bildirim, açık olan kayıtla ilişkili yeni bir işlem yapıldığını gösteriyordu. Kendi komutlarından kaynaklanmış olabileceğini düşündü. Ancak işlem geçmişini kontrol ettiğinde, son birkaç saniye içinde kendisinin başlatmadığı bir erişim talebinin sisteme düştüğünü gördü.

“Karan.”

Sesindeki değişiklik, Karan'ın yeniden ekrana dönmesine yetti.

Yeni kayıt açıldı. Kaynağı gizlenmişti. Yetki bilgileri boş görünüyordu. Buna rağmen işlem, sistemin korumalı katmanlarından birinde çalışmaya başlamıştı.

Yalçın kapının önünden ayrılıp masaya yaklaştı.

“Bu da ne?”

“Bilmiyorum,” dedi Mira. “Ama bunu biz başlatmadık.”

Ekranda yeni bir satır belirdi.

Ardından bir tane daha.

Bu kez kayıtlar kendiliğinden oluşmuyordu. Sistem, başka bir noktadan gönderilen verileri alıyor ve bunları işlem geçmişine ekliyordu. Mira bağlantıyı izlemeye çalıştı, fakat her sorguda farklı bir yönlendirme adresi karşısına çıkıyordu.

Karan'ın çenesi gerildi.

“Bağlantıyı kes.”

Mira komutu girdi. Sistem yanıt vermedi.

Bir kez daha denedi ama sonuç yine aynıydı.

Mira ekrana bir süre daha baktı. Kayıt değişmiyordu. Odadaki sessizliği yalnızca bilgisayarların fan sesleri dolduruyordu.

Tam o sırada siber odanın kapısı açıldı.

İçeri giren görevli, aceleyle Karan'a yaklaştı. Yüzündeki ifade, söyleyeceklerinin sıradan bir haber olmadığını açıkça belli ediyordu.

“Karan Bey,” dedi. “Kapıda polisler var.”

✎﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏

Bölüm böyle bitti, sizce nasıl olmuş?𐔌՞ .ˬ.՞𐦯
Beğendiyseniz kalp ˗ˋˏ ♡ ˎˊ˗ bırakmayı unutmayın.
Bir sonraki bölümde görüşürüz! 𖤐⭒๋࣭ ⭑

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

126okunma 39beğeni 5yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…