10. bölüm / 12
Karanlık Her Şeyi Gizlemez10.BÖLÜM
Bölümler 12Şu an: 10.BÖLÜM
- 1 1.BÖLÜM3.365 kelime
- 2 2.BÖLÜM2.938 kelime
- 3 3.BÖLÜM4.321 kelime
- 4 4.BÖLÜM4.624 kelime
- 5 5.BÖLÜM4.363 kelime
- 6 6.BÖLÜM4.690 kelime
- 7 7.BÖLÜM3.630 kelime
- 8 8.BÖLÜM4.875 kelime
- 9 9.BÖLÜM4.694 kelime
- 10 10.BÖLÜM3.712 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 11.BÖLÜM3.911 kelime
- 12 12.BÖLÜM5.031 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Karan Bey, kapıda polisler var.”
Çalışanın sesi, odadaki sessizliği bozdu.
Karan, elindeki dosyayı kapatıp masanın üzerine bıraktı. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi. Ardından bakışlarını kapıda bekleyen çalışana çevirdi.
Mira, bilgisayar ekranından başını kaldırıp ona baktı.
Şirketin adı sahte bir sevkiyatla ilişkilendirilmiş, sistemlerinde şüpheli erişimler tespit edilmişti. Üstelik D-17'nin ne anlama geldiğini hâlâ çözebilmiş değillerdi. Şimdi de polisler gelmişti.
Sorunların sıraya girip birbirini beklemek gibi bir alışkanlığı olmadığı açıktı.
“Kaç kişiler?” diye sordu Karan.
“İki memur var.”
“Tamam. Geliyorum.”
Çalışan odadan ayrıldı.
Karan sandalyesinden kalkıp ceketini aldı. Hareketlerinde belirgin bir telaş yoktu. Ancak Mira, onun sakin görünmesinin endişelenmediği anlamına gelip gelmediğini bilmiyordu. Zaten onu tanıyalı yalnızca dört gün olmuştu. Bir insanın birkaç günlük tanışıklıkla bütün huylarını çözebileceğini düşünmek, olsa olsa kendini kandırmak olurdu.
Yine de Karan'ın ne düşündüğünü merak ediyordu.
“Ben de geleceğim,” dedi.
Karan ceketini giyerken ona döndü.
“Gerek yok.”
Mira kaşlarını çattı.
“Neden?”
“Önce ne istediklerini öğreneyim. Sonra gerekirse seni de çağırırız.”
“Şüpheli işlemi ilk fark eden benim. Kayıtları ben inceledim, D-17 izini de ben buldum. Soracakları şeylerle ilgili benden daha fazla bilgiye sahip olabilirim.”
“Olabilirsin,” dedi Karan. “Ama şu an ne soracaklarını bilmiyoruz. Seni de yanıma alıp ikimizin birden bilmediği sorulara cevap aramak pek mantıklı gelmiyor.”
Mira dudaklarını birbirine bastırdı.
Söylediğinde haksız sayılmazdı ama bu, onun hoşuna gittiği anlamına gelmiyordu.
“En azından orada ne konuşulduğunu bilmem gerekir.”
“Gerekirse sana anlatırım.”
Mira, bu kadar kolay söylenmiş bir cümleye hemen güvenmek istemedi.
“Gerekirse mi?”
Karan kısa bir an durdu.
“Bak, Mira. Seni dışarıda bırakmaya çalışmıyorum. Önce durumun ne olduğunu anlayalım. Şu an polislerin ellerinde ne var, neden geldiler, bunların hiçbirini bilmiyoruz. Ben de bilmiyorum. Dolayısıyla tahminlerle hareket etmenin ikimize de faydası yok.”
Mira onun yüzüne baktı.
Karan'ın sözleri sert değildi ama tartışmayı uzatmaya da niyeti yokmuş gibi görünüyordu. Mira, adamın kararını neden bu kadar kolay verdiğini anlamaya çalıştı. Belki alışkanlığı buydu. Belki de kendisini ilgilendiren bir sorunla karşılaştığında önce tek başına bilgi toplamayı tercih ediyordu.
Bunu henüz bilemezdi.
“Peki,” dedi sonunda. “Ama bir şey öğrenirsen beni haberdar et. Özellikle de kayıtlarla ilgili bir şey sorarlarsa.”
Karan başını salladı.
“Ederim.”
Mira bir an daha sustu. Söylemek istediği bir şey vardı ama bunun ne olduğunu kendisi de tam olarak bilmiyordu. Belki Karan'ın kendisini ciddiye aldığını duymak istiyordu. Belki de olayın ortasında kalmışken hiçbir şey yapamamanın verdiği huzursuzluktan kurtulmaya çalışıyordu.
Sonunda aklına ilk geleni söyledi.
“Her şeyi tek başına çözmek zorunda değilsin.”
Cümle ağzından çıkar çıkmaz Karan'ın bakışları bir anlığına üzerinde durdu.
Mira hemen kendini açıklama ihtiyacı hissetti.
“Yani... Demek istediğim, ben de bu işin içindeyim. Yardımcı olabileceğim bir şey varsa—”
“Anladım,” diye araya girdi Karan.
Sesindeki değişiklik belli belirsizdi. Mira, söylediklerinin onu rahatsız edip etmediğini çıkaramadı.
Karan ceketinin düğmesini ilikledi.
“Şimdilik burada kal. Bilgisayardaki kayıtları da değiştirme. Ne bulduysan olduğu gibi koru.”
“Zaten değiştirmiyorum.”
“Bunu duymak güzel.”
Mira gözlerini kıstı. Bu cümlede ince bir şey vardı, tam olarak adını koyamadığı bir mesafe. Sanki ona güvenilmiyor, sadece kontrol ediliyordu.
“Güvenmediğin için mi?”
“Daha dört gündür tanışıyoruz, Mira. Benim için sadakat yemini etmiş, uğruna her şeyi göze alacak biri değilsin.”
Cümle göğsünde küçük bir yere oturdu. Haksız sayılmazdı, işin kötüsü de buydu. Yine de duymak canını yakmıştı. Dört gün, birine bağlanmak için kısa bir süreydi ama Mira o dört günde bu işin ucunu bırakamayacak kadar içine girdiğini fark ediyordu. Karan bunu görmüyor muydu, yoksa görmezden mi geliyordu?
“Ortada ne olduğunu bile tam olarak bilmiyorken seni bu işin içine daha fazla çekmek istemiyorum.”
Mira cevap vermedi. Çünkü bu, beklediği cümle değildi. Güvensizlik değildi bu, korumaya çalışmaktı. Ve nedense bu, ilkinden daha çok rahatsız etti onu. Karşısındaki adam ona güvenmiyor olsa kızabilirdi. Ama onu korumak istiyorsa, bu başka bir şeydi ve ne yapacağını bilemiyordu.
“Beni işin dışında tutmak istediğini mi söylüyorsun?”
“Şimdilik.” Karan'ın sesi sakindi. “Çünkü işlerin nasıl sonuçlanacağını bilmiyoruz. Bir şeyler ters giderse bunun sana da dokunmasını istemiyorum.”
Mira bir an sustu. Adamın sesinde onu küçümsediğini ya da yetersiz bulduğunu düşündürecek hiçbir şey yoktu. Aksine, kararını verirken onun başına gelebilecekleri de hesaba katıyordu. Mira bunu fark ettikçe içinde bir şey gevşiyor, hemen ardından da kendini toparlamak için sertleşiyordu. Birinin onu düşünerek karar vermesine alışkın değildi. Alışkın olmadığı şeye de güvenmemeyi öğrenmişti.
Bu, Mira'nın beklediği bir şey değildi. Kızmak için hazırladığı cümleler boşta kalmıştı.
“Demek beni korumaya çalışıyorsun,” dedi Mira. Sesine karışan kuşku Karan'dan çok kendineydi. Çünkü bu fikir hoşuna gitmişti ve hoşuna gitmesi, onu daha çok huzursuz ediyordu.
Karan'ın dudaklarının kenarı kıvrıldı. Bakışlarında belli belirsiz, alaydan çok eğlenceye benzeyen bir ifade belirdi.
“İtiraz mı edeceksin?”
Mira beklemediği bu karşılık karşısında duraksadı. Verecek bir cevabı vardı elbette. Dışarıda bırakılmak istemediğini, bu işin ucunu çoktan tuttuğunu söyleyebilirdi. Ama Karan'ın yüzündeki o hafif tebessüm kelimeleri dilinin ucunda bıraktı. İtiraz etmek istiyordu, bundan emindi. Emin olamadığı şey, neye itiraz etmek istediğiydi: işin dışında kalmaya mı, yoksa birinin onu korumak istemesinin içinde yarattığı o tuhaf sıcaklığa mı.
Adam onu daha fazla zorlamadı. Tebessümü silinirken bakışlarını yeniden ciddileştirdi.
“Şimdilik bildiklerimizi koruyalım. Gerisi, ne bulacağımıza bağlı.”
Mira bir süre ona baktı. Karan'ın sözlerinde gereksiz bir yakınlık kurma çabası yoktu, tek bir cümle bile fazlaydı onun için. Yine de Mira'nın aklı az önce söylediklerine takılıp kalmıştı. Başına gelebilecekleri hesaba katmış olması, bunu bir vaat gibi değil de sıradan bir bilgiymiş gibi söylemesi, çok fazla şey anlatmıştı bu adam hakkında. Bunu fark etmek hoşuna gitmedi. Çünkü merak, güvenin ilk adımıydı ve Mira o adımı atmaya hazır olup olmadığını bilmiyordu.
Karan kapıya yöneldi. Mira onu gitmesine izin verecekti, sonra kendini durduramadı.
“Karan.”
Adam durup ona baktı.
“Ne olduğunu öğrenince haber ver.”
“Vereceğim.”
Cevap o kadar kısa ve netti ki Mira bir an buna inanmak istedi. Başını hafifçe yana eğdi, o isteğin yüzüne yansımasına izin vermeden.
“Bu kez gerçekten mi?”
Karan'ın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu. Mira o gülümsemenin içinde ne kadar şey saklı olduğunu çözmeye çalıştı ve başaramadı. Bu adamın yüzü, kapağı kapalı bir kitap gibiydi. Üstelik Mira kapağı aralamaya başladığını fark ediyordu.
“Her söylediğimi sorgulamak zorunda mısın?”
“Sen de her soruya birkaç kelimeyle cevap vermek zorunda mısın?”
“Düşüneceğim.”
“Çok ikna edici.”
“Biliyorum.”
Mira kendi sesindeki hafifliğe şaşırdı. Bu konuşma, az önceki gerginliğin ardından rahatlatıcı bir nefes gibiydi ve tam da bu yüzden onu biraz korkutuyordu. Korkutan şey Karan değildi, ona alışmaya başlamasıydı.
Karan odadan çıktığında Mira istemeden gülümsedi. Kapı kapanır kapanmaz o gülümsemeyi yüzünden sildi, sanki biri görmüş olabilirmiş gibi. Odada yalnızdı ama kendine karşı bile ciddi görünmek istiyordu.
Gözleri bilgisayar ekranına kaydı. Kayıtlar hâlâ aynı yerde duruyordu. D-17, bütün uğraşlarına rağmen ona hiçbir şey söylemiyordu. Ekranın soğuk ışığı yüzüne vurdu ve Mira, odanın bir anda ne kadar sessizleştiğini fark etti. Karan'ın varlığı, söylediği az şeye rağmen, odayı doldurmuştu. Şimdi o boşluk apaçık ortadaydı.
Sandalyesine döndü ve oturdu. Karan'ın polislerle konuşması gerekiyordu. Bu doğruydu, mantıklı olan buydu. Ama dışarıda bırakılmak, beklemek, bir haber gelmesini umut etmek Mira'nın hiç sevmediği şeylerdi. Kendisinin de burada yapabileceği bir şey olmalıydı.
En azından öyle umuyordu.
---
Karan merdivenlerden inerken adımlarını bilerek yavaş tuttu. Acele eden biri, suçlu biri gibi görünürdü ve henüz ortada suçlanacak hiçbir şey yokken öyle görünmek istemiyordu. İçinde adını koymak istemediği bir huzursuzluk vardı. Yüzüne yansımasına izin vermedi.
Girişte iki polis memuru bekliyordu. Biri elindeki dosyayı inceliyor, diğeri çevredeki çalışanların meraklı bakışlarına aldırmadan kapının yanında duruyordu. Karan o bakışları görmezden gelemedi. Daha öğle olmadan bütün binaya yayılırdı bu haber. Akşama kadar da şirketin dışına çıkardı.
Yanlarına yaklaştı.
“Karan Demir. Benimle görüşmek istemişsiniz.”
Dosyayı tutan memur başını kaldırdı.
“Karan Bey, ben Komiser Yardımcısı Doğan Yalçın. Bu da meslektaşım, Polis Memuru Selim Aras.”
Karan ikisini de başıyla selamladı.
“Buyurun.”
Doğan Bey dosyasını kapattı.
“Demir Holding'in adıyla bağlantılı bir sevkiyat hakkında soruşturma yürütüyoruz. Sevkiyata ilişkin belgelerde bazı tutarsızlıklar tespit ettik.”
Karan'ın yüzündeki ifade değişmedi ama içinde bir şey yerinden oynadı. Şirketin sistemleri. Mira'nın üç gündür ekrandan ayırmadığı o kayıtlar geldi aklına.
“Nasıl bir sevkiyattan söz ediyoruz?”
"Soruşturmanın bütün ayrıntılarını paylaşamayız. Ancak bizim sistemimizde, şirketiniz adına yapılan bir sevkiyatın yasaklı madde içerdiği yönünde bir iddia görünüyor."
Karan memurun sözlerini dikkatle dinledi. Demek ellerinde yalnızca bir ihbar yoktu. En azından belirli kayıtlara ulaşmışlardı. Ama bunların ne kadarını gerçekten bildiklerini, ne kadarının sadece şüpheden ibaret olduğunu henüz çözememişti. Bu belirsizlik, düpedüz kötü haberden daha rahatsız ediciydi.
“Şirketimizde böyle bir sevkiyat planlanmadı,” dedi. “Konuyla ilgili şüpheli işlemleri biz de fark ettik. Kayıtları inceliyoruz.”
Doğan Bey başını hafifçe salladı.
“Bu yüzden sizinle görüşmek istiyoruz. Şirketin işleyişi ve söz konusu işlemler hakkında vereceğiniz bilgiler soruşturma açısından önemli olabilir.”
“Anlıyorum.”
Karan'ın çenesi istemsizce gerildi. Birilerinin şirketinin adını kullanması başlı başına ciddi bir sorundu. Şimdi bu durum onu da soruşturmanın tam ortasına çekmişti. Kim yaptıysa işini bilerek yapmıştı. Kendi izlerini bırakmamış, sorunun yükünü Karan'ın omuzlarına bırakmıştı.
Ama öfkesini memurlara yöneltmenin bir faydası yoktu. Bunu biliyordu. Öfke şimdi sadece onu yavaşlatırdı.
“Peki,” dedi. “İfademi vermeye hazırım.”
Doğan Bey onaylar gibi başını salladı.
“O hâlde bizimle emniyete gelmenizi rica edeceğiz. İfadenizi orada alacağız. İşlemler sırasında hukuki haklarınızla ilgili gerekli bilgilendirme de yapılacak.”
Karan kısa bir süre düşündü. Şirketin adı bir soruşturmaya karışmıştı ve bunun nereye varacağını bilmiyordu. Şimdilik yapabileceği tek şey, duyduğu rahatsızlığı bir kenara bırakıp sürecin nasıl işleyeceğini öğrenmekti.
“Elbette,” dedi. “Yalnız şirketimizdeki ilgili kayıtların korunmasını sağlamam gerekiyor.”
“Bunun için gereken tedbirleri alabilirsiniz. Ancak soruşturmayla ilgili belgelerin değiştirilmemesi ya da silinmemesi çok önemli.”
“Bu konuda aynı fikirdeyiz.”
Aynı fikirdeydiler ama Karan bu cümleyi söylerken içinden Mira'nın yüzü geçti. Ona kayıtlara dokunmamasını az önce kendisi söylemişti. Şimdi aynı cümleyi bir polis memurunun ağzından duymak tuhaf bir tesadüf gibi gelmişti.
Yanında bekleyen çalışanına döndü.
“Şüpheli işlemle ilgili bütün kayıtların bir kopyasını alın ve mevcut hâllerini koruyun. Hiçbir dosyayı silmeyin, hiçbir kaydı değiştirmeyin. Bilişim ekibine de erişim günlüklerini muhafaza etmelerini söyleyin. Yapılan her işlem ayrıca kayda geçsin.”
“Anlaşıldı, efendim.”
Karan yeniden memurlara döndü.
“Hazırım.”
Üçü birlikte girişten çıktılar. Dışarıdaki hava serinlemişti. Karan polis aracına yönelirken durdu, başını kaldırıp binanın üst katındaki pencerelere baktı. Mira'nın orada olup olmadığını seçemedi. Yansıyan gökyüzünden başka bir şey görünmüyordu camlarda.
Yine de aklına ilk gelen şey, genç kadını bıraktığı odadaki açık bilgisayar oldu.
Mira'nın kayıtlara bakmaya devam edeceğinden neredeyse emindi. Ne kadar ilerleyebileceğini ise bilmiyordu. Aralarında henüz sağlam bir güven yoktu, dört gün bir şey kurmak için çok kısaydı. Ama Mira o şüpheli işlemi başkalarından önce fark etmişti. Bu, onun dikkatli biri olduğunu gösteriyordu. Belki de gerektiğinden fazla dikkatli.
Karan bu düşünceyi zihninin bir köşesine bıraktı. Şimdi başka bir sorunla ilgilenmesi gerekiyordu.
Arabaya bindiğinde memurların soracağı soruları düşünmeye başladı. Cevaplarını bilmediği sorular, kendi kafasında da dolanıyordu zaten.
Şirketin adı neden seçilmişti?
Sevkiyatın arkasındaki kişi, sistemlere ne kadar erişim sağlamıştı?
Ve D-17, bütün bunların neresinde duruyordu?
Aracın kapısı kapandı. Karan, cevabını bilmediği sorularla birlikte emniyete doğru yola çıktı.
---
Mira, Karan'ın arkasından kapalı kapıya bir süre baktı. Odada hâlâ onun sesi kalmış gibiydi. Sonra kendini toparlayıp bilgisayarın başına döndü.
Ekranda kayıtlar açık duruyordu. Bütün bunların daha sabah başladığına inanmakta zorlandı. Birkaç saat önce yalnızca tuhaf bir işlem hareketi görmüştü. Şimdi ise şirketin adı sahte bir sevkiyatla anılıyor, sisteme izinsiz girilmiş olduğu ortaya çıkıyor, Karan da ifade vermek için emniyete gidiyordu. Hepsi bu kadar kısa bir sürede nasıl üst üste binmişti?
Mira derin bir nefes aldı. Düşünmeye kalkarsa bir yere varamayacaktı. İşe koyulmalıydı.
Önce şüpheli sevkiyatın işlem geçmişini açtı. Ardından erişim kayıtlarını, işlem saatlerini ve ilgili sistem katmanlarını yan yana getirdi. Daha önce fark ettiği iki hareketi yeniden bulması uzun sürmedi. İkisi birbirine çok yakın zamanlarda yapılmıştı ama aynı kaynaktan geldiklerini gösterecek yeterli veri yoktu. Mira kaşlarını çatarak ekrana yaklaştı.
Bir işlemin izini sürmek, birinin geride bıraktığı ayak izlerini takip etmeye benziyordu. Burada ise izler belli bir noktadan sonra kayboluyor, başka bir yerde yeniden beliriyordu. Üstelik her biri onu gerçek kaynağa götürecekmiş gibi görünüyor, sonunda bir çıkmaza çıkıyordu. Kim yaptıysa bu işi bilerek yapmıştı. Kendini bulunmaz kılmakla kalmamış, aramaya çalışan kişiyi de oyalamak için uğraşmıştı.
Yeniden denedi. Sonuç değişmedi.
“Biraz daha açık olsan ne olurdu sanki?” diye söylendi.
Ekrandan cevap beklemiyordu elbette. Ama şu an yapabileceği en zararsız şey, karşısındaki ekranla kavga etmekti.
Kayıtlara bir kez daha baktı. Bu kez saatlere değil, erişimlerin hangi katmanlarda gerçekleştiğine odaklandı. Birkaç ayrıntı dikkatini çekti ama tek başlarına hiçbir şey ifade etmiyorlardı. Sonunda ellerini klavyeden çekti.
Sorun yeterince dikkatli bakmaması değildi. Bunu biliyordu. Elindeki bilgi, daha ileri gitmesine izin vermiyordu. Üstelik yaptığı her işlem sistemde kayda geçiyordu. Yetkisi dahilindeki kayıtlara bakabilirdi ama bundan sonrası için ya yeni bir bilgiye ya da farklı bir erişim iznine ihtiyacı vardı. İkisi de şu an elinde yoktu.
Sandalyesinde geriye yaslandı. Karan'ın gitmeden önce söyledikleri aklına geldi.
Bilgisayardaki kayıtları da değiştirme.
“Zaten değiştirmiyorum,” diye mırıldandı. Sonra kendi kendine konuşmasına hafifçe güldü.
Karan burada olsaydı muhtemelen tek kaşını kaldırıp ona bakardı. Mira o bakışı gözünün önüne getirebildiğine şaşırdı. Dört günde bir insanın tepkilerini bu kadar tahmin edebilir hâle gelmek mümkün müydü? Bu düşünceyi hemen geri itti. Birkaç konuşmadan yola çıkıp bir adamı tanıdığını sanmak saçmaydı. Üstelik şu an mesele Karan'ın ne yapacağı değil, kendisinin ne yapabileceğiydi.
Kayıtları olduğu gibi bıraktı. Şüpheli işlemlerin saatlerini ve erişim noktalarını bir kenara not etti. Karan döndüğünde bunları onunla karşılaştırabilirdi. Şimdilik elinde bu kadarı vardı.
Bilgisayarı kapatıp odadan çıktı. Kapıyı arkasından çekerken içinden bir ses, Karan'ın dediği gibi her şeyin yerinde kalıp kalmadığını bir kez daha kontrol etmesini söyledi. Dinlemedi.
---
Zeynep, Mira'nın evinin önüne geldiğinde telefonunu bir kez daha kontrol etti.
Cevap yoktu.
Sabahtan beri arıyor, mesaj atıyor ama doğru düzgün bir karşılık alamıyordu. İlk başta arkadaşının yoğun olduğunu düşünmüştü. Sonra bir sorun yaşadığını tahmin etmiş, en sonunda da başına bir şey gelmiş olabileceğinden korkmaya başlamıştı. Mira'nın ondan bir şey sakladığı ihtimalini ise düşünmek bile istemiyordu. Ama başka ne düşünebilirdi?
Zile bastı. İçeriden ses gelmeyince birkaç saniye bekleyip yeniden bastı. Üçüncü kez basmak üzereyken kapı açıldı.
Karşısında Şebnem duruyordu. Kapıda Zeynep'i gördüğü anda yüzü daha da asıldı.
“Bu kadar zile basmanıza gerek yoktu,” dedi. “Duyuyoruz.”
Zeynep bu çıkışa aldırmadan doğrudan konuya girdi.
“Mira evde mi?”
Şebnem onu baştan aşağı süzdü.
“Siz kimsiniz?”
“Zeynep. Mira'nın arkadaşıyım. Kendisine ulaşamıyorum.”
“Mira evde değil.”
“Nerede peki?”
“Bilmiyorum.”
Zeynep kadının yüzüne birkaç saniye baktı.
“Nasıl yani, bilmiyorum?”
“Bilmiyorum işte. Her şeyi bana mı anlatıyor?”
“Birlikte yaşadığınız evden söz ediyoruz. En azından nereye gittiğini biliyor olabilirsiniz.”
Şebnem'in yüzü gerildi.
“Size bilmediğimi söyledim.”
Zeynep derin bir nefes alıp öfkesini bastırmaya çalıştı. Buraya tartışmaya gelmemişti. Tek istediği arkadaşının iyi olduğunu öğrenmekti.
“Mira'nın başına bir şey mi geldi?”
“Hayır. Bildiğim kadarıyla iyi.”
“Öyleyse neden telefonlarımı açmıyor? Mesajlarıma neden cevap vermiyor?”
“Onu bana sormayın.”
Zeynep'in sabrı tükenmek üzereydi.
“Bakın, ben burada sizinle kavga etmek için durmuyorum. Mira'dan haber alamadığım için endişelendim. Nerede olduğunu öğrenmeye çalışıyorum, hepsi bu.”
Şebnem dudaklarını birbirine bastırdı. Bakışlarını kaçırıp kapının kenarına çevirdi, sanki konuşmak istemiyordu ama susmak da içine sinmiyordu.
“Ben ne bileyim? Karan Demir'e gitmişti işte. Ne yapıyor, bizim haberimiz yok.”
Zeynep'in yüzündeki ifade değişti.
“Karan Demir mi?”
Şebnem yeniden ona baktı. Söylediği ismin Zeynep'e hiçbir şey ifade etmediğini görünce dudaklarını büktü.
"Karan Demir işte. Sanki adamı tanımayan var.”
“Bunu anladım. Mira ve Karan ne alaka?”
“Ben nereden bileyim?”
Cevap fazla hızlı gelmişti. Şebnem bunu fark etmiş gibi omuz silkti.
“Ne işi var, ne yapıyor, bilmiyorum. Allah bilir adamın evinde ne yaptı! Neyse, ne işini halletmiş olacak ki Karan Bey de onu beğenmiş demek.”
Son cümledeki imayı duymamak mümkün değildi. Zeynep bir an kadının yüzüne baktı. Önce duyduğunun yanlış olmasını diledi. Sonra Şebnem'in yüzündeki o küçük memnuniyeti görünce öfkesini saklamaya gerek kalmadığını anladı.
“Ne demek istiyorsunuz siz?”
“Ben bir şey demek istemiyorum.”
“Az önce Mira hakkında ne söylediğinizin farkında mısınız?”
Şebnem'in yüzü kızardı.
“Ben sadece gördüğümü söylüyorum.”
“Neyi gördünüz? Mira'nın birinin evine gittiğini mi? Bunun dışında ne biliyorsunuz da böyle konuşuyorsunuz?”
“Benim evimin önüne gelip hesap soramazsınız!”
“Size hesap sormaya gelmedim. Arkadaşımın nerede olduğunu öğrenmeye geldim. Ama anlaşılan burada doğru düzgün bir cevap almak mümkün değil.”
Zeynep'in sesi yükselmişti. Kendini durdurmak için bir an sustu.
Mira'nın tam olarak nerede olduğunu hâlâ bilmiyordu. Üstelik duyduğu isim, kafasındaki soruları azaltmak yerine çoğaltmıştı. Karan Demir. Mira neden bu adamın yanına gitmişti? Şebnem neden aralarındaki ilişkiden bu kadar rahat ve bu kadar kötü bir dille söz ediyordu? Hepsinden önemlisi, Mira bunları neden ona anlatmamıştı?
Hiçbirinin cevabını bilmiyordu.
Şebnem'in sözlerinden bir sonuç çıkarmak istemiyordu. Birinin evine gitmek, onunla özel bir ilişki yaşamak anlamına gelmezdi. Mira'nın da ona anlatmadığı bir mesele yaşamaya hakkı vardı. Ama arkadaşı günlerdir ondan uzaklaşıyordu ve şimdi adını ilk kez duyduğu bir adamın evinde olduğu ortaya çıkmıştı. Bunu görmezden gelmek, kendi kendine yalan söylemek olurdu.
“Mira'dan bir daha haber alamazsam yine geleceğim,” dedi Zeynep. “Ama bu kez kendisiyle konuşmadan gitmeyeceğim.”
Şebnem cevap vermedi.
Zeynep arkasını dönüp merdivenlerden indi. Dışarı çıkınca telefonunu çantasından çıkarıp Mira'yı aradı. Telefon birkaç kez çaldı. Cevap gelmedi.
Aramayı sonlandırıp mesaj ekranını açtı ama yazacaklarını bir türlü toparlayamadı. Ne yazabilirdi ki? Neredesin demek bile bu noktada fazla az, hiçbir şey sormamak ise fazla fazlaydı. Mira'nın kendisinden bir şeyler sakladığını düşünmek istemiyordu. Ama artık bunun yalnızca yoğunlukla açıklanamayacağını da biliyordu.
Telefonu çantasına koydu.
Önce Mira'yla konuşacaktı. Gerçeği başkasının ağzından öğrenmek istemiyordu.
---
Karan'ın gidişinin üzerinden saatler geçmişti. Bilgisayarın başındayken zamanı fark etmemişti ama şimdi evin sessizliği tam da bunu yüzüne vuruyordu. Oturma odasına geçip sehpanın üzerindeki su bardağından birkaç yudum içti, sonra telefonunu kontrol etti.
Karan'dan haber yoktu.
İlk başta bunu normal karşıladı. İfade vermek birkaç dakikada biten bir iş değildi. Polisler soru sorabilir, belgeleri incelemek isteyebilirdi. Üstelik Karan'ın haber vereceğini söylemesi, her şeyin hemen sonuçlanacağı anlamına gelmiyordu. Mira bunların hepsini kendine tane tane anlattı. Yine de telefon ekranını kapatırken içindeki huzursuzluğun geçmediğini fark etti.
Karan'ın başına bir şey gelmiş olabilir miydi?
Bu düşünce zihninde belirir belirmez kendine kızdı. Adam yalnızca ifade vermeye gitmişti. Hakkında kesinleşmiş bir suçlama olup olmadığını bile bilmiyordu. Bir soruşturma kapsamında emniyete çağrılmak, insanın başına mutlaka kötü bir şey geleceği anlamına gelmezdi. Mira bunları çok iyi biliyordu. Ama bilmek, endişelenmemeyi sağlamıyordu.
Kalkıp mutfağa geçti. Kendine kahve yapmaya karar verdi. En azından bir şeyle uğraşırsa aklı aynı yerde dönüp durmazdı.
"Kahve makinesi çalışırken geçen günler gözünün önünden akıp gitti. Daha dört gün önce en büyük derdi, iş bulup kendi hayatını nasıl kuracağıydı. Şimdi ise tanımaya çalıştığı bir adamın evinde kalıyor, onun şirketinde olan şüpheli bir olayın izini sürüyor ve ne zaman haber vereceğini bilmediği birini bekliyordu. Hayatı, kendisine hiç danışılmadan alınmış kararların ardından bambaşka bir yöne savrulmuştu."
Babası hâlâ aramamıştı. Zeynep'e gerçeği anlatamamıştı. Karan'la yaptığı anlaşmanın ileride ne anlama geleceğini de bilmiyordu. Bazen bütün bunların altında ezileceğini düşünüyordu. Bunu kimseye söyleyemezdi. Söylese, kimse onu gerçekten anlayamazdı.
Kahve hazır olunca fincanı alıp oturma odasına döndü. Koltuğa oturur oturmaz telefonu yeniden eline aldı. Karan'ı aramak istedi. En azından iyi olup olmadığını öğrenebilirdi. Ama arama tuşuna basmadan önce durdu.
Ne diyecekti? İyi misin?
Bu kadar basit bir soruyu sormak neden bu kadar zor geliyordu? Belki de cevabı alamamaktan korkuyordu. Belki de Karan'ın haber vereceğini söylemiş olması, beklemek için yeterli bir sebepti. Sonunda telefonu masaya bıraktı. Bekleyecekti.
Tam fincanı eline aldığı sırada telefon titredi. Mira hemen ekrana baktı. Bu kez Karan değil, Zeynep yazmıştı.
Aramalarıma neden cevap vermiyorsun?
Mira'nın yüzündeki ifade değişti.
Zeynep'in endişelendiğini biliyordu. Ona gerçeği anlatması gerektiğinin de farkındaydı. Ama nereden başlayacağını, ne kadarını söyleyebileceğini bir türlü kestiremiyordu. Karan'la yaptığı anlaşmayı anlatamazdı, en azından henüz değil. Üstelik olanlar o kadar karmaşıktı ki bir cümleyle özetlemeye kalksa her şey daha da yanlış anlaşılırdı. Ama sessiz kalması da Zeynep'i haklı olarak korkutuyordu.
Parmakları ekranın üzerinde bir süre gezindi.
İyiyim. Sadece biraz karışık bir dönemden geçiyorum. En kısa zamanda konuşacağız, söz.
Mesajı gönderdikten sonra telefonu masaya bıraktı. İçinde küçük bir suçluluk duygusu kıpırdadı. Zeynep'e gerçeği söylememişti ama yalan da söylememişti. Şimdilik yapabildiği tek şey, iyi olduğunu bildirmek ve biraz zamana ihtiyacı olduğunu kabul etmekti. Ne kadar adil olduğunu bilmiyordu.
Kahvesinden bir yudum aldı. Soğumaya başlamıştı. Fincanı sehpaya bırakıp başını koltuğun arkasına yasladı ve gözlerini kapattı.
Aklına yine Karan geldi. Neden hâlâ dönmemişti? Belki ifade işlemleri uzamıştı. Belki polisler yeni sorular sormuştu. Belki de şirketin kayıtlarıyla ilgili daha ayrıntılı bilgi istemişlerdi. Bunların hepsi mümkündü. Mira kendini rahatlatmak için yeni bir ihtimal düşünmeye çalıştı ama her ihtimal onu aynı soruya çıkarıyordu.
Karan ne zaman dönecekti?
Gözlerini açtı. Bu kadar endişelenmesinin mantıklı bir açıklaması vardı, bunu kendine söyledi. Aynı evde yaşıyorlardı. Şirketteki olayın içine o da girmişti. Karan'ın ne öğrendiğini bilmek, kendi yapacaklarını belirlemesine yardım ederdi. Hepsi buydu.
En azından şimdilik kendine verebildiği cevap buydu.
---
Akşam yaklaşırken evin sessizliği daha da ağırlaştı.
Mira oturma odasından koridora açılan kapıya baktı. Dışarıdan gelen her sese istemsizce kulak kabarttığını fark edince yüzünü buruşturdu. Kendine kızmak hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Yine de kapıya bakmaktan vazgeçemiyordu.
Kalkıp mutfağa gitti, fincanı lavaboya bıraktı. Odaya dönünce yapacak bir şey bulmak için etrafına göz gezdirdi ama dikkati yine telefona kaydı. Ekranda yeni bir bildirim yoktu. Karan'ın numarasını açtı. Bu kez aramak için kendine daha makul bir gerekçe bulmuştu: Saatler geçmişti ve hâlâ ses çıkmamıştı.
Başparmağı arama tuşunun üzerinde durdu. Tam basacakken vazgeçti.
Karan'ın işi başından aşkın olabilirdi. Sürekli arayarak onu rahatsız etmek istemiyordu. Üstelik adam haber vereceğini açıkça söylemişti. Mira, o sözün ağırlığının neden bu kadar çok işine yaradığını düşünmemeye çalıştı. Telefonu kapatıp masaya bıraktı.
“Pekâlâ,” diye mırıldandı. “Bekliyoruz.”
Kendi sesi evin sessizliğini daha da belirgin kıldı. Koltuğa oturup dizlerini kendine çekti. Karan'ı tanıyalı kaç gün olmuştu ve bu günlerin neredeyse tamamı hayatını altüst eden olaylarla geçmişti. Onun hakkında bildikleri sınırlıydı. Bazen ne düşündüğünü anlamakta zorlanıyor, bazen de kısa cevaplarının arkasında neyin saklı olduğunu merak ediyordu. Yine de dönmesini bekliyordu.
Belki bir insanın hayatına girmesi için uzun zamana gerek yoktu. Belki yalnızca birkaç gün yetiyordu, alıştığın düzeni bozup bütün düşüncelerinin arasına yerleşmesi için.
Mira bu düşünce karşısında hafifçe doğruldu.
Hayır.
Karan'ın hayatına kendi isteğiyle girmemişti. Olaylar onları aynı yere sürüklemişti, şimdi de şirketteki sorunun çözülmesini bekliyordu. Kendine verdiği açıklama buydu. Ama aklının bir köşesinde, Karan'ın yüzünü yeniden görmek istediğini inkâr edemiyordu. Bunun nedenini henüz anlamıyordu. Belki bütün bu karmaşanın ortasında tanıdığı tek kişi oydu. Belki de dönmesi, en azından bir şeylerin yolunda gittiğini gösterecekti.
Derin bir nefes aldı. Bir süre daha bekledi. Telefonunu kontrol etti. Yine haber yoktu.
Sonunda ayağa kalkıp koridora yürüdü. Kapının önünde durmadı, yalnızca göz ucuyla girişe baktı. Sonra geri dönüp koltuğa oturdu. Karan'ın haber vereceğine inanmak istiyordu. Gün boyunca çözmeye çalıştığı bunca sorunun arasında, en azından bir konuda söylenen söze güvenebilmek istiyordu.
Dışarıdan bir araba sesi geldi.
Mira başını hızla kapıya çevirdi. Birkaç saniye dinledi. Ses uzaklaştı.
Gelen Karan değildi.
Farkında olmadan tuttuğu nefesi bıraktı. Sonra kendi tepkisine şaşırdı. Gerçekten de onu bekliyordu. Bunu kabul etmek, içinde bulunduğu durumu değiştirmeyecekti. Karan hâlâ emniyetteydi, D-17 hâlâ çözülememişti ve önlerinde cevap bekleyen onlarca soru vardı. Ama artık Mira'nın zihnini meşgul eden tek şey bunlar değildi.
Karan kapıdan içeri girdiğinde ne diyeceğini merak ediyordu. Bu kez cevabı yalnızca onun ağzından duymak istiyordu.
Ev sessizliğini korurken Mira koltuğunda oturmaya devam etti. Beklemekten başka yapabileceği bir şey yoktu.
Şimdilik.
✎﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏
Bölüm böyle bitti, sizce nasıl olmuş?𐔌՞ .ˬ.՞𐦯
Beğendiyseniz kalp ˗ˋˏ ♡ ˎˊ˗ bırakmayı unutmayın.
Bir sonraki bölümde görüşürüz! 𖤐⭒๋࣭ ⭑
Bölüm etkileşimi
