Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: 13.BÖLÜM

Kahvaltı bir süre daha sakin devam etti.

Az önce yaşanan gerginliğin ardından masaya çöken sessizlik, beklenmedik biçimde herkese iyi gelmişti. Kimse yeniden aynı konulara dönmek istemiyor, konuşmak için de kendini zorlamıyordu. Çatal bıçak sesleri ve arada bir duyulan porselen tıngırtıları eşliğinde herkes kahvaltısına devam ediyordu.

Ancak masada Mert varken bu sakinliğin uzun sürmesi pek mümkün değildi.

“Şunu söylemeden duramayacağım,” dedi Mert, ekmeğinin üzerine bir kat daha reçel sürerken.

“Yıllardır bu evde kahvaltı ederim ama bir avukatın, doktorun, savcının, siber güvenlik uzmanının ve şirket CEO'sunun aynı masada oturduğu bir sabaha daha önce hiç denk gelmedim. Bu kahvaltı değil, bildiğin kriz masası. Hatta biraz zorlasak uluslararası kartel zirvesi!”

“Kriz masalarında kimsenin kan şekeri bu kadar yükselmez Mert,” dedi Deniz, çayından bir yudum alarak. “Özellikle de dördüncü dilim reçelli ekmeği gömenlerin.”

“Ben stresli anlarımda glikoz depolarımı tazelerim. Bilimsel bir açıklaması da var.”

Deniz ona yan gözle baktı.

“Hangi tıp literatürünün?”

“Mert literatürünün.”

Deniz gülümseyerek başını iki yana salladı.

“Bu literatürün tek deneği ve tek profesörü sen misin?”

“Şimdilik. Ama yakında kayıtları açmayı düşünüyorum.” Mert, bardağının kenarından Zeynep'e baktı. “Avukat Hanım'ı da bekleriz tabii. Yeter ki ekmeğe bu kadar sinirli bakmasın.”

“Ekmeğe sinirli bakmıyorum.”

“Öyle bir bakıyorsun ki birazdan ekmek bile savunma yazmaya başlayacak.”

Zeynep cevap vermedi. Dudaklarının kenarı belli belirsiz kıpırdasa da gülümsemesine izin vermedi. Önündeki ekmekten küçük bir parça koparıp tabağına bıraktı. Mert'in şakalarına karşılık vermek yerine onu sessizce izlemeyi tercih ediyordu.

Aslında masadaki herkesi gözlemliyordu.

Karan Demir'i yıllardır haberlerden, dosyalardan ve adliye koridorlarında fısıltıyla anlatılan hikâyelerden tanıyordu. Hakkında söylenenlerin çoğu birbirine benziyordu: Soğuk, mesafeli, tehlikeli ve karşısındakine tek bakışıyla sınırlarını hatırlatan bir adam.

Fakat şimdi karşısında oturan Karan, Mert'in neredeyse her saçmalığına yalnızca tek kaşını kaldırarak karşılık veriyordu. Zeynep, adamın bu kadar sakin kalabilmesine şaşırmadan edemedi. Belki de Mert'in yıllardır yanında olmasının getirdiği bir alışkanlıktı bu.

Mert ise onun için yabancı değildi. Adliyede karşılaştıkları duruşmalardan tanıyordu. Orada sesi daha tok, bakışları daha sert, itirazlarıysa her zamanki gibi sinir bozucuydu. Zeynep'in savunduğu her dosyada karşısına çıkmayı başarır, en olmadık anda yaptığı bir itirazla onu çileden çıkarırdı.

​Şimdiyse aynı adam, tabağına tepeleme doldurduğu reçelli ekmekleri tek tek mideye indiriyor, masadaki tüm karbonhidrat stoğunu kendi üzerine geçirmiş gibi yediklerini hırsla savunuyordu.

Zeynep, Mert'in hangisinin gerçek hâli olduğunu düşündü. Sonra ikisinin de birbirinden farklı olmadığını fark etti. Belki de insanlar yalnızca bulundukları yere göre başka yüzlerini gösteriyordu.

Deniz'e gelince...

Masadaki en sakin kişi oydu. Konuştuğunda herkesin dikkatini çekmek için çaba harcamıyor, sustuğunda da varlığını hissettirmeyi başarıyordu. Zeynep, onun bu rahatlığının yıllardır bu evin bir parçası olmasından kaynaklandığını düşündü.

Bakışları son olarak Mira'ya kaydı.

Arkadaşının tabağındaki zeytinlerin bittiğini, ekmeğinin de yarısından fazlasını yediğini görünce içindeki düğüm biraz gevşedi. Günlerdir Mira'nın nasıl olduğunu, ne yiyip ne içtiğini, başına neler geldiğini düşünmekten kendini alamamıştı. Şimdi karşısında oturuyor, en azından kahvaltısını ediyordu.

Bazen insanın içini rahatlatan şeyler gerçekten bu kadar küçük olabiliyordu.

Bir süre sonra Deniz peçetesini tabağının yanına bırakarak ayağa kalktı. Ceketinin kolunu düzeltirken masadakilere göz gezdirdi.

“Sanırım benim gitme vaktim geldi. Açıkçası bu sabah evden çıkarken böyle bir kahvaltıyla karşılaşacağımı söyleseler inanmazdım.”

“İnanmaman son derece makul,” dedi Mert. “Ben yaşadım, hâlâ inanamıyorum.”

Deniz hafifçe güldü. Ardından Zeynep'e döndü.

“Sizinle tanıştığıma memnun oldum, Zeynep Hanım.”

“Ben de,” diye karşılık verdi Zeynep. Bu kez sesindeki mesafe biraz olsun kaybolmuştu.

Deniz çantasını büfenin üzerinden aldı. Kapıya yönelmeden önce Karan'a kısa bir bakış attı.

“Ben aşağıdayım. Muhtemelen günün geri kalanında da orada olurum. Bir şeye ihtiyaç olursa nerede bulacağını biliyorsun.”

Karan başını salladı. “Tamam.”

Deniz odadan çıktığında Zeynep'in bakışları bir süre kapının üzerinde kaldı. Az önceki gerginliğin ortasında ne taraf tutmaya çalışmış ne de gereksiz yere konuşmuştu. Herkese ihtiyaç duyduğu alanı bırakmayı bilmişti. Üstelik bunu yaparken kimseye bir şey hissettirmemişti.

Zeynep, onun hakkında olumlu bir izlenim edindiğini kabul etmek zorunda kaldı.

Ancak Deniz'in gidişiyle masadaki hava da değişmişti.

Karan, önündeki fincana bakarak bir süre sessiz kaldı. Ardından bakışları tabletinin kararmış ekranına kaydı. Zeynep, onun zihninin çoktan başka bir yere gittiğini anlayabiliyordu. Adamın yüzünde belirgin bir değişiklik yoktu ama kahvaltının başından beri taşıdığı gerginlik şimdi yeniden kendini göstermişti.

Bir süre sonra başını kaldırıp Mert'e baktı.

Mert bu bakışı yıllardır tanıyordu. Karan'ın söylemek istediği şeyin masada konuşulmaya uygun olmadığını anlaması uzun sürmedi. Çatalını tabağının kenarına bıraktı ve Zeynep'e döndü.

“Zeynep, bugün acil bir işin var mı?”

Zeynep kaşlarını çattı. “Neden sordun?”

“Adliyeye yetişmen gereken bir duruşma falan var mı diye soruyorum. Bugün önemli bir işin yoktu, değil mi?”

“Yok ama...” Mert'e şüpheyle baktı. “Neden?”

“Karan'la konuşmam gereken bir mesele var. Onu hallettikten sonra seni adliyeye bırakırım. Zaten konuşmuştuk.”

“Kendim de gidebilirim.”

“Biliyorum.” Mert'in sesi yumuşadı. “Ama bence bugün buradan ayrılmak yerine Mira'yla kalmayı tercih edersin.”

Zeynep cevap vermek için ağzını açtı ancak bir şey söylemedi.

Mert'in ne demek istediğini anlamıştı. Üstelik itiraz edecek bir yanı da yoktu.

Günlerdir Mira'nın peşinde koşuyor, telefonlarına ulaşmaya çalışıyor, aldığı yarım yamalak cevaplarla yetinmek zorunda kalıyordu. Evlerine gittiğinde Şebnem'in söyledikleri de içini rahatlatmamıştı. Mira'yı karşısında görmüş, ona sarılmış ama yine de aralarındaki mesafeyi kapatamamıştı.

Şimdi ise ilk kez konuşabilecekleri kadar sakin bir ortam vardı.

Başını Mira'ya çevirdi.

Arkadaşı da ona bakıyordu. Elindeki çay bardağını çoktan masaya bırakmıştı. Gözlerinde, çocukluklarından beri birbirlerine söylemeden anlatabildikleri o tanıdık ifade vardı.

Gitme.

Zeynep içinden bir nefes verdi.

“Tamam,” dedi Mert'e dönerek. “Kalırım.”

“Harika.”

Karan sandalyesini geriye çekip ayağa kalktı. Masanın etrafından dolanırken Mira'nın yanında kısa bir an durdu. Bakışları arkadaşının yüzünde gezindi. Sanki bir şey söylemek istiyor ama nereden başlayacağını bilemiyormuş gibiydi. Sonunda hiçbir şey söylemeden yoluna devam etti.

Mert de onun ardından kalktı.

Zeynep, ikisinin kapıdan çıkışını izledikten sonra sandalyesini geriye itti. Mira'ya dönerken yüzündeki ifade çoktan değişmişti.

“Hadi.”

Mira kaşlarını kaldırdı. “Nereye?”

“Rahatça konuşabileceğimiz bir yere. Bu odanın duvarlarının bile kulağı varmış gibi hissediyorum.”

Mira hafifçe gülümsedi. “Oturma odasına geçebiliriz. Koridorun sonunda.”

Birlikte yemek odasından çıktılar.

Koridorun yüksek pencerelerinden süzülen gün ışığı mermer zemine vuruyor, duvarlardaki tabloların gölgeleri uzayıp gidiyordu. Zeynep yürürken etrafına göz gezdirdi. Evin büyüklüğü, gösterişi ve neredeyse her köşesine sinmiş olan o ağır hava, insanın kendisini olduğundan daha küçük hissetmesine neden oluyordu.

“Bu ev hep bu kadar büyük mü?” diye sordu.

Mira omuz silkti. “Daha bile büyük.”

Zeynep şaşkınlıkla koridorun sonuna baktı. “Bunun haritası falan yok mu?”

Mira güldü. “Zamanla alışırsın.”

Zeynep birkaç adım daha attıktan sonra yavaşladı.

“Sen her şeye alışıyorsun zaten.”

Mira ona döndü.

“Ne demek istiyorsun?”

“Buraya, bu eve, bütün bu insanlara... Her şeye bir şekilde uyum sağlamayı başarmış gibisin.” Zeynep'in sesi giderek ciddileşti. “Ama ben alışamadım, Mira. Beş gündür hiçbir şeye alışamadım.”

Mira'nın gülümsemesi silindi.

Zeynep'in sesinde yalnızca kızgınlık yoktu. Günlerdir içinde biriktirdiği korku, çaresizlik ve cevapsız sorular da vardı. Mira bunu fark ediyordu. Arkadaşının kendisini suçlamaktan çok, başına gelenleri bilmediği için ne yapacağını şaşırdığını biliyordu.

“Artık ne olduğunu anlamak istiyorum,” diye devam etti Zeynep. “Sana zaman tanımaya çalıştım. Hazır olduğunda anlatırsın dedim ama bekleyebileceğimi sanmıyorum hem bir daha ne zaman böyle baş başa kalabiliriz, onu da bilmiyorum.”

Bir an durdu. Sesini biraz alçalttı.

“Ben karşındayken anlat bana. Ne yaşadıysan, neyin içindeysen... Hepsini bilmek istiyorum.”

Mira bakışlarını yere indirdi.

Aslında Zeynep'in haklı olduğunu biliyordu. Onu daha fazla oyalayamazdı. Üstelik artık gerçeği anlatmak, günlerdir taşıdığı yükü tek başına taşımaktan daha kolay geliyordu.

“Tamam,” dedi sonunda. “Anlatacağım.”

Zeynep'in elinden tutup oturma odasına doğru yürüdü. Arkadaşının parmakları kendi bileğini kavradığında hafifçe titrediğini hissetti ama bunun üzerine gitmedi. Mira'nın konuşmaya başlamasının bile başlı başına bir cesaret gerektirdiğini anlayabiliyordu.

---

Evin diğer ucundaki çalışma odasında ise kahvaltı masasındakinden çok daha farklı bir sessizlik vardı.

Ağır perdeler gün ışığını büyük ölçüde kesmiş, odanın loşluğunu artırmıştı. Karan masasının arkasına geçmiş, önündeki evrakları inceliyordu. Mert ise karşısındaki ikili koltuğa yerleşmiş, kolunu koltuğun arkalığına atmıştı.

Karan bir süre dosyaların arasında gezindikten sonra aradığı konuyu açtı.

“Uyuşturucu meselesiyle ilgili yapmamız gereken hukuki bir şey var mı?”

Mert'in yüzündeki rahat ifade silindi. Arkadaşının ne kadar ciddi olduğunu anlayınca oturuşunu düzeltti.

“Çocuklara söylemiştim haber göndermişler,” dedi. “Şimdilik bir sorun görünmüyor. Hakkında açılmış bir soruşturma ya da doğrudan sana yöneltilmiş bir suçlama olduğuna dair bir bilgi yok.”

Karan'ın yüzünde herhangi bir değişiklik olmadı.

“Ancak bu, rahatlayabileceğin anlamına gelmiyor,” diye devam etti Mert. “Adın bir kez böyle bir meseleyle anıldı. Bundan sonra çok daha dikkatli olmalısın. Şirketle ilgili atılan her adımın, yapılan her işlemin kayıt altında olması gerekiyor.”

“Zaten öyle.”

“Biliyorum ama bundan sonra yetmez. Bize yapılan hamlenin nereden geldiğini bulmamız lazım. Kim, ne zaman, hangi bilgiyi kullandı? Bütün bunların arkasında kimin olduğunu anlamadan hiçbir şeyin tamamen çözüldüğünü söyleyemeyiz.”

Karan başını hafifçe salladı.

“Bu işin arkasında kimin olduğunu öğrendiğimde, yaptıklarının yanlarına kalmasına izin vermeyeceğim.”

Sesindeki soğukluk, Mert'in arkadaşını ne kadar iyi tanıdığını bir kez daha hatırlattı. Karan bir şeyin peşine düştüyse kolay kolay vazgeçmezdi. Hele ki kendisine kurulan bir tuzak söz konusuysa...

“Ondan şüphem yok,” dedi Mert. “Yalnız bu kez öfkeyle hareket etmeni istemiyorum. Önce neyle karşı karşıya olduğumuzu anlayacağız.”

Karan cevap vermek yerine önündeki klasörleri incelemeye başladı. Birkaç sayfayı çevirdi, bazı belgeleri kenara ayırdı. Sonunda elinde kalan klasörün kapağında durdu.

Sade bir etiket taşıyan dosyayı açtığında karşısına Mira'nın adı çıktı.

Sayfanın üst kısmında çalışma koşulları, ücret ve borcun geri ödenmesine ilişkin maddeler sıralanmıştı. Kenarlarda ise Karan'ın kendi el yazısıyla aldığı notlar vardı. Bazı maddelerin üzeri çizilmiş, bazı cümlelerin yanına soru işaretleri konmuştu.

Karan gözlerini sayfada bir süre gezdirdi.

Mira'nın buraya gelişinin üzerinden birkaç gün geçmişti ama kızın başına gelenler bir türlü peşini bırakmamıştı. Önce evindeki belirsizlik, ardından sistemde karşılaştığı sorunlar ve son olarak polislerin gelişi...

Üstelik bütün bunların arasında hâlâ imzalanmamış bir sözleşme vardı.

Derin bir nefes alarak dosyayı masaya bıraktı.

Mert, arkadaşının dikkatinin dağıldığını fark etmişti.

“Ne oldu?”

“Mira'nın sözleşmesi.”

Mert'in bakışları dosyaya kaydı. “Hâlâ mı?”

“Bitiremedim.”

“Sen mi bitiremedin, sözleşme mi bitmedi?”

Karan ona bakmadan cevap verdi.

“Komik.”

“Ben de zaten güldürmek için söyledim.”

Karan dosyayı yeniden açtı. “Kız buraya geleli birkaç gün oldu. Daha neyin ne olduğunu tam olarak anlayamadan kendini bir sürü olayın ortasında buldu. Ben de hâlâ imzalayacağı sözleşmeyi tamamlayamadım.”

Mert bir süre arkadaşını izledi. Sonra yüzünde yavaşça muzip bir ifade belirdi.

“Sen biraz farklı davranıyorsun sanki.”

Karan başını kaldırdı. “Ne açıdan?”

“Genel olarak.”

“Daha açık konuş.”

Mert hafifçe öne eğildi. “Karancığım, sen normalde birinin işini, evrakını, koşullarını bu kadar düşünüp durmazsın. Hele ki henüz dört gündür tanıdığın biri için...”

“İşini düzgün yapmasını istiyorum. Bunun neresi farklı?”

“Hiçbir yeri. Ben de zaten bunu söylüyorum.”

Karan gözlerini kıstı. “Ne söylemeye çalışıyorsun, Mert?”

Mert gülümsemesini gizlemeye uğraşmadı. “Sen biraz fazla ilgileniyorsun gibi geld...”

“İlgilenmiyorum.”

“Daha cümlemi bitirmedim.”

“Bitirmene gerek yok. Ne diyeceğini biliyorum.”

“Öyle mi? O zaman neden hâlâ bu kadar savunmaya geçtin?”

Karan cevap vermedi.

Ağzından çıkmaya hazır olan itirazı yuttu. Elindeki kalemi masaya bıraktı, ardından dosyanın köşesini düzeltti. Söyleyecek bir şeyi yok değildi ama Mert'in karşısında ne kadar inkâr ederse etsin, kendisini ikna edemeyeceğini biliyordu.

Mert bu sessizliği kaçırmadı.

“Sen benden gözlerini kaçırdın,” dedi gülerek. “Karan Demir benden gözlerini kaçırdı. Bunu da gördük.”

“Abartma.”

“Abartmıyorum. Sadece yıllardır tanıdığım adamın başına gelen değişikliği anlamaya çalışıyorum.”

Karan bir süre arkadaşının yüzüne baktı. Sonra bakışlarını yeniden dosyaya indirdi.

“Bilmiyorum, Mert.”

Mert'in gülümsemesi biraz olsun kayboldu.

Karan kalemi parmaklarının arasında çevirdi. Söyleyeceklerini kendi içinde tartıyormuş gibi kısa bir süre sustu.

“Bu kızda farklı bir şey var,” dedi sonunda. “Tam olarak ne olduğunu ben de bilmiyorum. Sadece onu daha fazla tanımak istiyorum.”

Mert kaşlarını hafifçe kaldırdı.

“Bu kadar mı?”

“Bu kadar. Ötesi yok.”

“Peki, abi. Ben bir şey demedim.”

“Dedin ama.”

“Artık demiyorum.”

Mert başını iki yana sallayarak gülümsedi.

Karan ona sertçe baktı.

“İşimize dönelim.”

“Tamam, tamam.”

Mert koltuğundan kalkıp masanın yanına geldi. Klasörü kendine doğru çekerek sayfaları incelemeye başladı. Birkaç maddeyi okuduktan sonra Karan'a döndü.

“Peki, neyi düzenleyemiyorsun? Mira'nın eklenmesini istediği madde bu mu?”

Karan ilgili sayfayı gösterdi.

“Evet. Söylediği şeyi hukuki açıdan doğru bir zemine oturtmamız gerekiyor. Hem onun istediği anlamı korumalı hem de ileride herhangi bir belirsizliğe yol açmamalı.”

Mert sayfaya biraz daha yaklaştı.

“Göster bakalım. Önce ne istediğini tam olarak anlayalım.”

---

Oturma odasındaki iki geniş koltuk karşılıklı duruyordu. Mira soldakine oturdu. Zeynep ise önce karşısındaki koltuğa yerleşti, ancak aralarındaki mesafenin kendisini rahatsız ettiğini fark edince yeniden ayağa kalkıp arkadaşının yanına geçti.

“Böyle daha iyi,” dedi. “Karşılıklı oturunca ifade alıyormuşum gibi hissediyorum.”

Mira hafifçe güldü. “Ama zaten sorgulayacaksın.”

“Biraz. Mesleki deformasyon.”

Zeynep'in şakasına rağmen Mira'nın yüzündeki gerginlik kaybolmadı. Ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi, başını öne eğdi. Gözlerini Zeynep'ten kaçırıp sehpadaki fincana dikti. Fincanın kulpundaki minik çatlağı ilk kez fark ediyordu. Zihni darmadağındı; nereden başlayacağını bilemiyordu.

Aslında anlatacağı şeyleri zihninde defalarca sıralamıştı. Fakat Zeynep'in karşısında otururken kelimeler birbirine karışıyordu. Babasının yaptıklarını anlatmak, yaşadığı çaresizliği yeniden kabul etmek demekti. Üstelik bütün bunları en yakın arkadaşına anlatırken güçlü görünmeye çalışmanın da bir anlamı yoktu.

Zeynep onun tereddüdünü fark etti. Birkaç saniye bekledi ancak Mira'nın konuşmaya niyeti olmadığını anlayınca daha fazla dayanamadı.

“Mira, lütfen başla artık. Neden buradasın? Ne oldu? Kendini nasıl böyle bir durumun içinde buldun?” Bir an durup arkadaşının yüzüne baktı. “Seni tanıyorum. Kendi kendine durduk yere böyle bir işe kalkışmazsın. Seni buraya getiren ne?”

Mira parmaklarını birbirine geçirdi.

“Babamı biliyorsun.”

Zeynep'in yüzündeki ifade değişti. “Biliyorum.”

“Nasıl biri olduğunu da biliyorsun.”

Zeynep yalnızca başını salladı. Babasının adı geçtiği anda içine yerleşen huzursuzluğu gizleyememişti. Mira'nın hayatında yolunda gitmeyen ne varsa dönüp dolaşıp aynı adama bağlanıyordu.

Mira gözlerini bir noktaya sabitleyerek devam etti.

“Yine kumar oynamış. Yine büyük bir borcun altına girmiş. Bu sefer parayı Karan'dan almış.”

Zeynep başını hızla ona çevirdi.

“Karan'dan mı? Bu adam tefeci mi yani?”

Mira omuz silkti. Bu sorunun cevabını kendisi de tam olarak bilmiyordu. Bildiği tek şey, babasının aldığı paranın hayatını bir kez daha altüst etmeye yettiğiydi.

“Yedi milyon,” dedi.

Zeynep'in kaşları havalandı. “Yedi milyon mu?”

Mira başını salladı.

“Teminat olarak da evi göstermiş. Zaten elimizde başka bir şey kalmamıştı.”

“Evi mi vermiş?”

“Evet. Karan'ın adamları eve geldiğinde öğrendim. Kapıyı çalıp içeri girdiler. Hatta seni kapıda karşılayan adam, Efe de aralarındaydı.”

Zeynep'in yüzündeki şaşkınlık giderek öfkeye dönüşüyordu.

“Peki sonra?”

“Şebnem'le babam adamlarla konuşuyordu. Evi alacaklarını ya da borcun hemen ödenmesi gerektiğini söylediler. Babam da her zamanki gibi sustu. Halının desenlerini izlemekle meşguldü.”

Zeynep acı bir ifadeyle güldü.

“Klasik. Başka ne yapacaktı ki?”

“Şebnem çıldırdı tabii. Bunun olamayacağını, böyle bir şey yapamayacaklarını söyleyip durdu. Sonra birden adamlara döndü ve...” Mira'nın sesi istemsizce kısıldı. “Serkan'ın bir kızı var, dedi. Mira'yı alın.”

Zeynep bir an nefes almayı unuttu.

“Ne?”

“Duyduğun gibi.”

“Bu kadın gerçekten bunu mu söyledi?”

Mira başını salladı. O anı hatırlamak bile midesinde kötü bir his uyandırıyordu.

“Adamlar bile ne diyeceklerini bilemedi. Beni resmen babamın borcuna karşılık öne sürdü.”

Zeynep'in parmakları koltuğun kenarına kenetlendi. Yüzündeki öfkeyi saklamaya çalışmıyordu artık.

“O kadın...” dedi dişlerinin arasından. “Evine gittiğimde yüzüme baka baka yalan söyledi. Bir de hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi davrandı! Bir daha karşıma çıkarsa ben onunla—”

“Zeynep, sakin ol.”

“Şu an gayet sakinim!”

Mira ona anlamlı bir bakış attı.

Zeynep birkaç saniye gözlerini kapatıp derin nefes aldı. Ardından omuzlarını gevşeterek arkadaşına döndü ve elini tuttu.

“Tamam,” dedi daha sakin bir sesle. “Devam et.”

Mira, Zeynep'in elini hafifçe sıktı.

“Ben de tabii ki çıldırdım. Şebnem'in bahanesi, benim iyi bir yazılımcı olmammış. Ödüllerimden, başarılarımdan bahsetti. Karan'ın işine yarayabileceğimi söyle. Yani beni bir eşya gibi, çalışma karşılığında teklif etti.”

Zeynep'in bakışları yeniden sertleşti.

“Sen ne yaptın?”

“Şebnemle tartıştım. Bir sürü şey söyledim. O sırada Yalçın çoktan Karan'ı aramış. Telefonda konuştuklarımızın hepsini duymuş.”

“Sonra?”

“Merak etmiş olacak ki beni yanına çağırttı. Karşısına çıktığımda doğrudan siber güvenlik sisteminden bahsetti. İddia edildiği kadar iyi olup olmadığımı görmek istediğini söyleyip bilgisayarın başına oturttu.”

Zeynep'in kaşları çatıldı.

“Sistemini sana mı açtı?”

Mira'nın yüzündeki ifade bir anda değişti. Az önceki gerginliğin yerini, kendisini anlatmaya başladığından beri ilk kez ortaya çıkan bir heyecan aldı.

“Zeynep, o sistem odasını görmelisin.”

Zeynep gözlerini devirdi.

“Allah aşkına, konumuz adamın sistem odası mı?”

“Hayır ama gerçekten görmen lazım. Öyle bir altyapı kurmuş ki... Bir sürü güvenlik katmanı, farklı erişim düzeyleri, özel olarak hazırlanmış koruma protokolleri var. Daha önce böyle bir sistemle karşılaşmamıştım.”

“Mira.”

“Tamam, tamam.” Mira gülümsemesini bastırıp yeniden ciddileşti. “Neyse, sistemi incelemeye başladım. İlk başta bazı mantık hataları buldum. Sonra da normal görünmeyen bir kod dizilimiyle karşılaştım. Orada bir şeylerin ters gittiğini anladım.”

“Nasıl yani?”

“Şimdilik ayrıntı veremem. Sistemin özel bilgileri var. Ama o kodun peşine düştüm. Bir süredir güvenlik açıklarını kapatmaya çalışıyorum. Sana anlattığım şeylerin hepsi doğru, Zeynep. Gerçekten çalışıyorum burada.”

Zeynep, arkadaşının yüzüne dikkatle baktı.

Mira'nın gözlerinde beliren o tanıdık parıltıyı görmemesi mümkün değildi. Üniversitede birlikte geçirdikleri yıllardan beri bu bakışı tanıyordu. Mira bir sorunla karşılaştığında, özellikle de çözülmesi zor bir şeyin peşine düştüğünde dünyayla bağlantısını keserdi. Önündeki problemi çözene kadar başka hiçbir şeyin önemi kalmazdı.

Zeynep'in içi biraz olsun rahatladı. En azından Mira'nın hâlâ kendisi olduğunu, sevdiği işi yapabildiğini görüyordu.

Ancak anlatılanların içinde hâlâ cevapsız kalan önemli bir konu vardı.

“Peki ya borç?”

Mira'nın yüzündeki heyecan yavaşça kayboldu.

Zeynep bunu fark etti.

“Mira, borç ne oldu?”

Mira gözlerini ondan kaçırıp bakışlarını masanın üzerindeki ayrıntılara çevirdi. Parmaklarıyla fincanın kulpuna dokunurken konuşmaya başladı.

“Karan bana bir sözleşme hazırladı. Nasıl çalışacağım, çalışma koşullarımın ne olacağı ve ne kadar kazanacağım yazıyordu. Alacağım maaş da babamın borcuna mahsup edilecekti.”

Zeynep'in yüzü yeniden ciddileşti.

“Yani seni kendisine bağlayacak bir sözleşme hazırladı.”

“Öyle düşünme. Dur, henüz bitirmedim.”

Zeynep sustu ama bakışlarındaki şüphe kaybolmadı.

Mira fincanı sehpanın üzerine bıraktı.

“Ben de sözleşmeye bir madde ekletmek istedim. Karan'a bunu kabul edip etmeyeceğini sordum.”

Zeynep şaşkınlıkla ona döndü.

“Sen gidip adamın hazırladığı sözleşmeye madde mi eklemek istedin?”

“Şansımı denemek istedim.”

“Ne maddesi?”

Mira derin bir nefes aldı. Bu kez gözlerini kaçırmadı.

“Ben bu borcu öderim ama benim ödediğim para babamın borcundan düşmez, dedim. Benim ödediğim her kuruş, babamı Karan'a değil, bana borçlu kılar.”

Zeynep birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.

Mira'nın ne demek istediğini anlamıştı. Babasının yaptığı hataların bedelini ödemek zorunda kalmıştı ama bu, babasının hiçbir sorumluluk üstlenmeden hayatına devam etmesini kabul edeceği anlamına gelmiyordu.

Mira yalnızca borcu kapatmak istemiyordu. Babasının yıllardır arkasında bıraktığı enkazı kendi emeğiyle temizlerken, en azından bu kez hesabın kime ait olduğunu değiştirmek istiyordu.

Zeynep'in yüzündeki şaşkınlık yavaşça yerini gururlu bir gülümsemeye bıraktı.

“Sen...” dedi, arkadaşının elini biraz daha sıkarak. “Sen gerçekten çok akıllısın Miram. Helal olsun sana.”

Mira'nın yanakları hafifçe kızardı. Uzun zamandır ilk kez birinin kendisini anlamasına bu kadar ihtiyaç duyduğunu fark etti.

“Sonra ne oldu?” diye sordu Zeynep.

“Karan kabul etti. Sözleşmeyi yeniden düzenleyeceğini söyledi. Ama sonraki gün polisler geldi.”

“Uyuşturucu ihbarı yüzünden mi?”

Mira başını salladı.

“Evet. Birileri şirketin sistemine sızmış. Sanki planlanmış bir sevkiyat varmış gibi kayıtlar oluşturmuşlar. Karan'ın böyle bir şeyle ilgisi yok, Zeynep. Bundan eminim. Sistemdeki kayıtları ben temizledim.”

“Peki Karan ne yaptı?”

“Karakola götürdüler. İfadesini verip geri döndü. Aslında bugün sözleşme hakkında konuşacaktık ama...” Mira arkadaşına bakarak gülümsedi. “Sen evi bastın.”

Zeynep'in dudakları aralandı. Bir an itiraz edecek gibi oldu ama sonra kendisi de gülmeye başladı.

“Ne yapayım? Beş gündür senden haber alamıyorum. Bir de Şebnem'in anlattıklarını dinleyince iyice şüphelendim.”

“Biliyorum.”

Mira'nın gülümsemesi kısa sürede silindi. Zeynep'in elini bırakmadan biraz daha ona yaklaştı.

“Sana her şeyi baştan anlatmadığım için özür dilerim. Seni bu kadar endişelendirmek istemezdim.”

Zeynep'in yüzündeki ifade yumuşadı. Mira konuşmaya devam etti.

“Biliyorum ama yine de...”

“Babamın yaptıklarını, benim nasıl bir durumun içine düştüğümü kendim bile kabullenmekte zorlanıyordum. Bir de sana anlatmak...” Mira bir an durdu. “Çok ağır geldi. Üstelik seni tanıyorum. Buraya geldiğimi öğrenseydin ne yapacağını da biliyordum. Beni buradan çıkarmak için elinden geleni yapardın. Haksız mıyım?”

Zeynep gözlerini kaçırdı.

Haksız değildi. Mira'nın başına böyle bir şey geldiğini öğrenseydi bir dakika bile yerinde duramazdı. Gerekirse Karan Demir'in karşısına dikilir, Mira'yı oradan çıkarmak için elinden gelen her şeyi yapardı.

“Bak, gördün mü?” dedi Mira, arkadaşının yüzündeki ifadeyi görünce. “Biliyordum.”

“Tamam, çok da sevinme. Yine de bana haber vermeliydin.”

“Biliyorum.”

“Bir daha böyle bir şey yapma.”

“Yapmamaya çalışırım.”

Zeynep gözlerini kıstı. “Mira.”

“Tamam, söz.”

Zeynep derin bir nefes alıp koltuğa yaslandı. İçindeki öfke tamamen geçmemişti ama en azından artık neyle karşı karşıya olduğunu biliyordu.

“Peki,” dedi. “Şimdi şu sözleşme meselesini halledeceğiz. Ama o belgeyi ben de göreceğim. Benim onayımı almadan hiçbir şeye imza atmıyorsun.”

Mira dudaklarını birbirine bastırdı.

“Ben aslında... Sözleşmeyi Mert'e göstermiştim.”

Zeynep'in başı bir anda ona döndü.

“Mert'e mi?”

“Evet.”

“Sen gidip Karan'ın yanında oturan, onunla birlikte hareket eden bir savcıya mı hukuki danışmanlık yaptırdın?”

Mira kaşlarını kaldırdı.

“Ne yapsaydım Zeynep? Yanımda başka kim vardı? Dışarıdan avukat tutacak durumum da yoktu. Sana anlatabilseydim zaten ilk sana soracaktım.”

Zeynep dudaklarını birbirine bastırdı. Bu kez itiraz etmekte zorlanıyordu. Mira'nın o günlerde ne kadar yalnız kaldığını düşününce söyleyecekleri de anlamını yitiriyordu.

“Peki, ne dedi Mert?”

“Şaşırdı. Sözleşmeyi dikkatlice inceledi.”

“Neyine şaşırmış? Arkadaşının hazırladığı metin çok mu adil gelmiş?”

Mira başını iki yana salladı.

“Aksine. Sözleşme benim lehime fazlasıyla esnetilmişti. Mert de buna şaşırdı zaten.”

Zeynep'in bakışları keskinleşti.

“Ben o sözleşmeyi görmek istiyorum. Hemen. Nerede?”

“Henüz hazır değil.”

“Nerede diyorum, Mira?”

“Karan'ın odasındadır herhâlde.”

Tam o sırada kapı hafifçe vuruldu ve aralandı.

Mert, bir eli kapı eşiğinde, diğeriyse cebinde olacak şekilde içeri girdi. Yüzünde her zamanki kendinden emin ifade vardı.

“Sözleşmeyi merak ettiğini duyar gibiyim,” dedi doğrudan Zeynep'e bakarak.

Zeynep ona döndü.

“Evet, merak ediyorum. Ne oldu, hazırlayabildiniz mi? Kaç gün geçti, bu kız hâlâ resmî bir sözleşme olmadan bu evde duruyor. Dışarıdan bakınca esir gibi görünüyor burada!”

Mert'in yüzündeki gülümseme silindi. Kapıdan ayrılıp birkaç adım içeri girdi.

“Zeynep, Mira bu evde esir değil. Bunu sana hem kendisi söyledi hem de biz defalarca belirttik. Sürekli aynı noktaya dönüp durmayı bırak. Sence de biraz abartmıyor musun?”

Zeynep hemen karşılık vermek için ağzını açtı ancak Mert'in bakışları çoktan Mira'ya dönmüştü.

“Mira, Karan seni çalışma odasında bekliyor.”

Mira ikisinin arasındaki gerilimi fark ederek doğruldu. Zeynep'in elini son bir kez sıktıktan sonra ayağa kalktı.

“Birazdan dönerim,” der gibi arkadaşına baktı.

Zeynep de başıyla karşılık verdi. Ancak bakışları hâlâ Mert'in üzerindeydi. Mira odadan çıkarken ikisinin yeniden tartışmaya başlayacağını tahmin edebiliyordu.

Koridora adım attığında çalışma odasının nerede olduğunu düşünmesine gerek kalmadı. Artık bu evin yollarını yavaş yavaş öğrenmeye başlamıştı. Yine de Karan'ın onu neden çağırdığını bilmiyor olmak, adımlarını istemsizce yavaşlatıyordu.

Sözleşme miydi?

Yoksa polis meselesiyle ilgili yeni bir gelişme mi vardı?

Belki de Zeynep hakkındaydı.

Aklından geçen ihtimalleri bir kenara bırakıp koridorun sonundaki çalışma odasına ulaştı. Kapının önünde durdu. İçeriden kâğıtların çevrildiğini belli eden hafif sesler geliyordu.

Mira elini kaldırdı.

Kapıyı çalmadan önce kısa bir an bekledi. Ardından nefesini toparlayıp iki kez tıklattı.

✎﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏﹏

Bölüm böyle bitti, sizce nasıl olmuş?
𐔌՞ .ˬ.՞𐦯
Beğendiyseniz kalp ˗ˋˏ ♡ ˎˊ˗ bırakmayı unutmayın.
Bir sonraki bölümde görüşürüz! 𖤐⭒๋࣭ ⭑

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

46okunma 16beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…