4. bölüm · Karanlığın Nefesi
4 bölüm
"Zihnin labirenti"
Bir uçurumun kenarında öylece duruyordum. Ne atlıyordum ne de çekiliyordum. Öylece boşluğa bakıyordum. Uçurumun bütün her tarafı sisti sonu görünmüyordu. Sanki sonsuz bir kuyuydu. Bir kere düştün mü bir daha çıkayamayacağın bir kuyu. Sonsuza kadar düşe bileceğim bir uçurum gibiydi. Sisler birden çekildi. Sanki bana sonu göstermek istercesine.
Çukurun sonunda bir gül vardı. Kan kadar kırmızıydı. Sadece 1 yaprağı yerdeydi. Üzerinde hafif kar tanecikleri vardı. Sanki onunda kalbi üşüyordu. Yıpranmışa benzemiyordu. Benlik olsa yeni açtığını düşünürdüm. Ama tek sorun.... Fazla dikeni vardı. Ona bu kadar uzakken bile o dikenler
görünüyordu. Kendini herşeyden ve herkesten korumak istiyor gibiydi.
Yıkılmıştı,ama kalkmasınıda bilmişdi. Tek yaptığı yeniden yıkılmak istememekti. Kendini bu yüzden koruyordu. Bir kez daha yıkılırsa kalkamamaktan korkuyordu. Benim gibi.... Bu gül'e baktığımda kendimde olan çok şeyi onda görüyordum. Benim gibi korkuyordu. Kırılmaktan yıkılmaktan korkuyordu. Belimde iki el hiss ettim. Öyle bir ittirdi ki bu iki el beni uçurumdan aşağı düşmeye başladım. Tam gülün üzerine düşmüştüm. Karnıma giren diken yüzünden kanlar içinde kalmıştım.
Nefes nefese uyanıp etrafa baktım. Yine o odadaydım. Bu sefer yanlız değildim. Kılıç koltukta kıvrılıp uyuyordu. Yavaşça doğrulup sürahiye uzandım. Bardağa doldurup bir dikişte içtim. Elimi saçıma geçirip yatağın başlığına yaslandım. Neden o rüyayı gördüm bilmiyorum,ama şunu biliyorum ki o rüya bir işarete benziyordu. Benim en sevdiğim renk kırmızıydı. Kırmızı güllerese bayılırdım.
Her ne kadar fazla mavi renk giyinsemde her zaman kırmızı rengi fazlasıyla sevmişimdir. Üzerimde ki battaniyeyi yana atıp yavaşça kalktım. Ayağımı yere koyduğum an ağzımdan küçük bir inleme kaçtı. Kılıç sesleri duymuş olmalı ki uyandı. Galiba hala akşamdı. Çünki hava hala karanlıktı. Yani bu da fazla uyumadığımı gösteriyordu. Benim konu değiştirme hızı mükemmel.
"İyimisin?" dedi Kılıç telaşla yanıma gelirken. Ayağım bandajlanmıştı.
"İyiyim." Ayağımı yerden kaldırıp diğerini yere koydum.
"Ayağının üzerine basmamalısın. Daha iyileşmedi." Susmayı tercih ettim. Acaba ayağımı yere basamazsam nasıl lavaboya gidecektim?
"Eğer lavaboya gitmek istersen. Banyoya kadar sana yardım ederim." Başımı salladım. Başka bir çarem yoktu. Elimi yüzümü yıkamazsam kendime gelemeyecektim. Bir elini bacağımın altından geçirip diğerini de belime koydu. Yavaşça kaldırıp banyoya doğru yürüdü. Kapıyı açıp geçmem için alan tanıdı. Kapıyı kapayıp lavaboya doğru yürüdüm. Suyu açıp ısınmasını beklemeye başladım.
Isındığına emin olduktan sonra suyu elimle boynum vurmaya başladım. Ateşe nefret etsemde sıcağı seviyordum. Ama çoğu zaman ateşe yaklaşamadığım için sıcağı hiss edemiyordum. Gerçekten ben neden bahçeye çıkmıyordum ki? Biraz hava alsam çok iyi olurdu. Suyu kapayıp kapıya doğru yavaş-yavaş yürüdüm. Kapıyı açtığımda Kılıç hala kapanın önündeydi. Kucağına almak isteyince ondan uzaklaştım. Uyumak istemiyordum. Sadece bahçeye çıkıp hava almak istiyordum.
Koltuğa doğru yürüyüp oturdum. Derin bir nefes alıp Kılıça baktım. Yatağa doğru yürüyüp uc kısmında oturdu. Dikkatle bana bakıyordu.
"Bahçeye çıkmak istiyorum" dedim sakin olmaya çalışarak.
"Sabah çıkarız. Hava şu an karanlık. Hem ayağın daha yeni yaralandı biraz zaman geçsin hiç olmazsa"
Ne hayır ne de evet diyordu. Akşam çıkma dese de inadına çıkmak istiyordum. Neden onun inadına haraket etmek istiyordum bilmiyorum,ama şunu biliyorum ki bu akşam bu odadan çıkacaktım. Fazla sessiz kalmamak için cevap verdim.
"Tamam bahçeye yarın çıkalım,ama odadan çıkmak istiyorum. Oda beni boğuyor"
"Klostrofobin mi var" bu da herşeyi bir hastalığa bağlıyor yahu. Bir tek zaten Klostrofobim eksikti. O'da olsun tam olur.
"Hayır yok. Sadece bu odada sıkılıyorum"
"Tamam,ama merdivenlerden inmene yardım etmeliyim. Ayağın böyleyken yanlız inemezsin"
Odadan çıkacağım için mecbur kabul edecektim. Yeter ki bu odadan çıkayım.
"Tamam" dedim sakin olmaya çalışarak. Koltuktan tutunarak ayağa kalktım.
"Ama bir şartım var"
"Ne?" dedi o'da ayağa kalkarken.
"Sadece kolumdan tutarak yardım edeceksin"
"Tamam" dedi sakin olmaya çalışarak.
Endişe dolu gözlerle bana yaklaştı. Neden böyle davrandığına anlam veremiyordum. Sanki beni kaçıran o değilmiş gibi davranıyordu. Koluma girip yavaş-yavaş yürümeye başladı. Kapıyı açıp ilk önce benim çıkmamı sağladı. Yoksa aynı anda çıksaydık kapı çoktan kırılmıştı. Kendi de çıkıp kapıyı kapanmadan koluma girdi. Merdivenleri görünce ayağım sanki "İzin ver seni o götürsün' diye bağırıyordu. Gururum da 'Sakın izin verme' diyordu. Tek bildiğim gururumu dinleyeceğimdi
"Hala izin vermemek konusunda eminmisin?"
"Evet" dedim tekdüz bir sesle. Merdivenlerden inmeye başladık. Daha birinci basamaktan ayağım sızladı. Her bastığımda ayağım bana küfür ediyor gibiydi. Daha 3 basamaktan ayağımın yarası yeniden kanamaya başladı.
"Alin gel nolur inat etme. Bak ayağının yarasıda açıldı hiç olmazsa izin ver seni aşağıya kadar götüreyim"
Cevabım tabikide yine hayır olacaktı. Tam hayır diyecektim ki beni kucağına aldı. Şoke içinde ona baktım.
"Ayağının sağlığı için bu sefer seni dinlemiyicem"
"Beni yere indir!" dedim öfkeyle. Boşta kalan elimle beline vurmaya başladım. Sadece ayağıma bakıyordu. Sanki benim değil de onun ayağı kanıyordu. Benim değilde onun canı yanıyor gibiydi. Bir işe yaramayacağını anlayınca vurmayı bıraktım. Merdivenler bittiğinde bile beni yere bırakmadı. Salona ulaşınca etrafa bakmaya başladım.
Hiç kimse yoktu. Büyük ihtimalle uyuyolardı. Başka ne yapa bilirler sence Alin. Oyun oynayacak halleri yok dimi. Koltuğa dikkatle bırakıp kendiside önümde ki koltuğa oturdu. Aslında şimdi sorularımı sora bilirdim. Yerimde dikleşip boğazımı temizledim.
"Beni neden kaçırdın" şu anlık en önemli konu buydu. Beni neden kaçırmıştı? Ben onun ne işine yarıyordum ki? Kafamda ki sorulardan kurtularak ona dikkatle baktım. Sertçe yutkunup o' da boğazını temizledi.
"Cevabım seni biraz delirtecek. Bence ilk önce sebebini söylemeliyim" yine yutkundu yerinde dikleşip gözlerimin içine bakmaya başladı. Gri gözleriyle gözlerime baktıkça kendimi garip hiss ediyordum. Gözlerimi onun gözlerinden çekip 1 kaç saniyeliğine kapayıp yeniden açtım. Yeniden ona bakmaya başladım. Neden öfkelenecektim ki onun cevabına. Biraz daha cevap vermezse onu kalkıp boğacaktım.
"Dedenle aran nasıl?"
Neden sormuştu ki bunu şimdi? Tabikide dedemle aram kötünün kötüsüydü. Ne o bana dede olmuştu ne de ben ona torun olmuştum. İkimiz de bir-birimizden nefret ediyorduk. Benim nefret etme sebebim babaanneme yaptıklarıydı. Babaannemi bir kadınla değil 2 kadınla aldatmıştı. Diğerinin ismi ben bildiğime göre Sıla'ydı. O ölmüştü ben bildiğime göre. Daha fazla bekletmeden cevap verdim.
"Kötü. Normal bir dede torun ilişkimiz yok" dedim gülümsemeye çalışarak. Ben de isterdim onunla normal dede torun ilişkimin olmasını,ama maalesef yoktu. Keşke babaannemi seve bilseymiş. Şeref amcamdan başka 2 öz amcam daha vardı. Aslında 5 çocuktular,ama kızları 3 yaşındayken ormanda kaybolmuştu. Tabi ne kadar arasalarda bulamamıştılar. Sonuç olarak öldü sayılmıştı.
"Sence deden seni seviyor mu?" acaba bu konuşmanın sonu nereye gidiyordu? Bu adam neden sürekli dedemle benim ilişkimi sorup duruyordu?
"Bu konuşmanın sonunun hiç iyi yere gitmeyeceğini hiss ediyorum. Yani benden nefret ediyor. Elinde olsa beni hemencecik öldürür" dediğimde güldü. Şaşırmıştım. Neden gülüyordu bu adam.
"Bak bu yanlış fikir. Dedenin senin için neler yapa bileceğini bir bilsen. Sen bile şaşırırdın"
Beni kaçırma sebebini şimdi anladım. Dedemin beni sevdiğini sanıyordu. Yüksek bir sesle güldüm. Dedemin beni sevmesi imkansızdı. En nefret ettiği torunu bendim. Sebebse daha komikti. Babaanne benzediğim için benden nefret ediyordu. Akdemirlere bile tahammülü vardı,ama bana yoktu. Gülmeyi bırakıp yeniden ona baktım. Bu seferde o şaşırmıştı. Biraz öne doğru gelip ellerini dizlerinin önünde birleştirdi.
"Desene dedeni senden daha iyi tanıyormuşum" öne doğru eğilip gözlerinin içine bakmaya başladım.
"Tabi sen ordan burdan duyduklarına inanıyorsun. Maalesef yanlış bilgi verilmiş sana" sertçe yutkundum."Beni kaçırma sebebin bu'muy du yani? Dedem adlanan piçin beni güya sevmesi mi? O adam dünya da en nefret ettiğim ilk kişi. Doğduğum günden bana düşman kesilmiş bir adam. Sence beni ne kadar seve bilir? Söylesene?!" sonda sesim biraz yüksek çıkmıştı. Sinirle nefesimi solumaya başladım.
Titrek bir nefes alıp arkaya yaslandım. O adamın torunu olmaktan her zaman nefret etmiştim. Şu ansa iğreniyorum. Onun yüzünden resmen hayatım 360 derece döndü. Ağlamamak için başımı yukarı kaldırıp gözlerimi kapadım 1 kaç saniye bekleyip yeniden başımı aşağı indirdim. Dikkatli bir şekilde beni izleyen adama yeniden bakmaya başladım. Onun gözünde mutlu bir hayatım vardı. Tabi o büyük ihtimalle sevilmemenin ne demek olduğunu bilmiyordur. Herkesin gözünde çok şanslı bir kadındım.
Tabi kimse ailede yaşanan olayları bilemezdi. Çünki hiç kimse kendini başkasının yerine koyamazdı,ama konu başkasının hayatı olunca karışa biliyorlardı. Konu başkasının geleceği olunca herkes konuşa biliyordu,ama hiç kimse kendini onun yerinde hayal etmeye cüret edemiyordu. Sonuçta hiç kimse acı çekmek istemez dimi. Hiç kimse zorluk yaşamak istemez.
"Seni anlıyorum diyemem. Herkes farklı zorluklar ve acılar yaşar Alin. Sende yaşadığın herşeyin sorumlusunu bilinç altında deden olarak tanımlamışsın. Ben senin ne yaşadığını bilemem,ama dedeni az çok tanıyorum. Sana birşey olmasını asla istemez" derin bir nefes alıp dikleşti. O dikleşince bende dikleştim. Sertçe yutkunup ellerini birbirine sürtmeye başladı. Galiba beni neden kaçırdığını nasıl diyeceğini düşünüyordu. Hâlâ beni dedemin beni sevdiğine ikna etmeye çalışıyordu. Çalışsın dursun banane. Yüzyıl geçse de dedemin beni sevdiğine asla inanmazdım.
İntikam için kaçırdım demezse ben ne olayım. Yani dizilerde ve kitablarda esas sebeb genellikle bu oluyordu. Fazla dizi seyr ettiğim için artık neyin ne olduğunu biliyordum. Zaten fazla kitabda okumuyordum. Arada sırada kitap okurdum. Okuduğum kitabların 100'de doksanı hukuk kitablarıydı. Kendimi öyle bir vermiştim ki derse telefona bakmaya hiç vaktim olmuyordu çoğu zamanımı ders kitapları okuyarak ve televizyon da dizi izleyerek geçiriyordum.
Ben nasıl o konudan bu konuya gelmeyi acaba başarmıştım? Gerçekten konudan konuya atlamak konusunda bir numaraydım. Bazen keşke oyuncu olsaymışım diyordum. Bazen de iyiki avukat olmuşum diyordum. Benden cevap beklediğini anlayınca yüzüme düşen kahverengi saçlarımı arkaya atıp koltukta bardaj kurup oturdum. Nefesimi sesli bir şekilde verip kuruyan dudaklarımı yaladım.
"Seni dinliyorum" dedim sakin bir sesle. Sesim ne kadar sakin çıksa da şu an sinirden bağıra bilirdim. Onu beklemeye başladım. Acaba bu dağ ayısı ne zaman cevap verecekti. Parmaklarımı çıtlatmaya başladım. Stresten bir tek tırnaklarımı yemediğim kalmıştı,ama tırnak yemek gibide bir alışkanlığım yoktu. Stresten tırnak yiyen insan görünce suyun altına atıp yıkıyasım geliyordu.
"Bence intikam için olduğunu az çok tahmin etmişsindir" başımı ağır ağır sallayıp bardajımı bozmadan sürahiye uzandım. Bardağa su doldurup yavaş-yavaş içmeye başladım."Seni kaçırmamın en esas sebebi" sertçe yutkundu.
"Seninle evlenmek" dediğinde gözlerim fal taşı gibi açılırken içtiğim su boğazımda kaldığı için öksurmeye başladım. Ayağa kalkıp yanıma geliyordu ki kendime gelip elimle onu durdurdum. Endişe dolu gözlerle yeniden yerine oturdu. Bu adam ne diyordu. Yanlış mı duymuştum yoksa bu adam benimle evlenmek mi istiyordu. Ben bunu boğarım.
Hiç birşey demeden hızla ayağa kalktım. Ayağımın acısına rağmen hızla yürüyordum salonun kapısına doğru. "Alin!" diye bağırmasını bile umursamadım. Hızımı dahada artırıp merdivenlerden çıktım. Delirmeme ramak kalmıştı. Ayağımdan akan kanlara rağmen hızımı düşürmüyordum. Son basamağ da durdum. Ayağımın acısını daha yeni hiss ediyordum. Yaram açılmıştı.
Sertçe yutkunup bir hışımla kapısı hala açık olan odaya girip kapıyı arkasında olan anahtarla kilitledim. Göğüs kafesim inip kalkarken gerçeklik algımı yitirmiş gibiydim. Kapıya yaslı bir şekilde yerde oturdum. Ayaklarımı kendime çekip iki elimle sarıp başımı ellerimin arasına gömdüm. Gözümden düşen yaşı hızla elimin tersiyle silip kapıdan tutunarak ayağa kalktım. Avucumun acısını umursamayıp yavaş-yavaş pencerenin önüne koydukları koltuğa yürüdüm. Son gördüğümde bu koltuk burda değildi.
Büyük ihtimalle ben uyurken koymuşdular. Gözlerimi kapatıp açtım. Sadece bunun bir kabus olmasını diliyordum. Tabikide evlenmeyecektim onunla. Sertçe yutkunup ayağa kalktım. Ayağımın yarasını temizlesem iyi olurdu. Çekmeceleri açıp bakmaya başladım üstünde gece lambası olan komodinde ilk yardım kutusu vardı. Onu alıp hızla açtım. Yaranın az çok nasıl temizlendiğini biliyordum. Malzemeleri çıkarıp yatağın üzerine dizdim kendimde yataktan tutunarak ayağa kalktım ve yatağa oturdum. Derin bir nefes alıp ayağıma doğru eğildim.
Yarasını yavaşça açıp kirli bandaji yere attım. Sertçe yutkunup temizlemek için gazlı bez aldım. Dişlerimi sıkıp acıyı dindirmeye çalıştım....
♤~~~~~~~~~~~~♤
Yaramı temizledikten sonra sabaha kadar gözüme uyku girmedi. Boş gözlerle ve dolu kafayla oturduğum tekli koltuktan dışarıyı izliyordum. Kılıç bir kaç kez kapıyı çalmıştı,ama cevap bile vermemiştim. Dedem yüzünden yine hayatım mahv oluyordu,onun yüzünden çıkmaz bir yola girmiştim. Açık pencereden giren rüzgarla yüzüme hafif bir tebessüm kondu.
Temiz havanın kokusunu içime çektim. Ciğerlerime dolan havayla soğuk zeminde olan ayaklarımda koltuğa yerleştirdim. Havanın soğuk olması umrumda bile değildi. Zaten bünyemde eskisinden daha güçlüydü. Soğuğa karşı dayana biliyordum. Gözlerimi kapatıp rüzgarı hiss ettim. Yüzüme yerleşen tebessüm daha da büyürken,yağmurun kokusunu içime çektim. Keşke şu an dışarıda yağmurun altında olma şansım olsaydı.
Aslında elimde olsa pencereden inerdim,ama malesef ayağım kötü durumdaydı hem de aşağıda adamlar vardı. Kaçmaya yeltendiğim için oraya bile adam bırakmıştı. Akşam yaşananları ne kadar unutmak istesemde olmuyordu. Aklımdan çıkmıyordu. Her an kalkıp sinirden birşey kıracak haldeydim. Gözlerimi açıp oturduğum koltuktan kalktım.
Bıkkınlıkla nefesimi dışarıya verip yatağa doğru yürüdüm. Ayağım artık eskisi gibi fazla acı vermiyordu,ama yinede sızlıyordu. Kapının dışından sesler gelince o yöne doğru yürüdüm. Ses çıkarmamak için bastığım yerlere dikkat ediyordum. Biraz eğilip kulağımı kapıya dayadım konuşma sesleri geliyordu. Sağ kulağımı parmağımla kapayıp pür dikkat dışarıyı dinlemeye başladım.
"Dün akşamdan beri çıkmadı." Kılıçtı bu. "Onun için fazla endişeleniyorum."
"Yani kendine zarar verseydi illa bir ses gelirdi. Sen sakin ol Kılıç. Kızdan seninle hemen evlenmesini bekleyemezsin." Ses gelmedi.
"Acaba şansımı deneyim mi? Belki bu sefer cevap verir."
"Dene bence,denemekten zarar gelmez." Ayak sesleri kapıya yaklaşınca olduğum yerde sessizce durdum. Kapıyı tıklatı. Tam iki kere vurdu,ama cevap vermedim bile. Yatağa uzanmak yerine makyaj masasına doğru yürüdüm. Birinci çekmeceyi açtım. Kapıya yine vurdu ve ben yine sustum.
Belki de bazen susmak en iyisidir. Çekmecede bir kutu sigara ve çakmak vardı. İkisinide elime aldım. Hiç sigara içmemiştim. Yani babam,amcam,annem ve başka aile üyelerimin içtiğini görmüştüm. Hatta Linanın bile içtiğine bir kaç kez şahit olmuştum. Pencereye doğru yürüyüp koltukta bardaj kurarak oturdum. Kutudan bir dal çıkarıp dudaklarımın arasına yerleştirdim.
Kutuyu önündeki masaya bıraktım.Çakmağı gözlerimin kapalıyken yakıp sigara yakınlaştırdım. Yandığına emin olduktan sonra çakmağı kapatıp sigara paketinin yanına koydum. İki elimle sigarayı kavrayıp derin bir nefes çektim. Kılıç kapıyı çalmayı bırakmıştı bile. Çokta umurumda. Sigarayı dudaklarımın arasından çıkarıp elimi havada tuttum. Sigaradan çektiğim dumanı bırakıp arkama yaşlandım.
Yeniden dudaklarımın arasına yerleştirip derin bir nefes çektim. Sigarayı dudaklarımın arasından çekip başımı iyice arkaya yaslayıp yüzümü pencereye çevirdim. Evet garip bir tadı vardı sigaranın ama sanki bütün sinirlerimi alıp götürüyordu. Belkide fazla acı çektiğim için bünyem hemen kabul etmişti. Bir nefes daha çekip verdim. Masanın üzerinde küllük olması sık sık sigara içildiğinin anlamına geliyordu.
Bitirdiğim sigarayı küllüğe bastırıp paketten bir dal daha çıkardım. Yine bakmadan yakıp içmeye başladım. Zararlı olduğunu biliyordum,ama zararlı olsada insanı rahatlatıyordu. Gözlerimi kapatıp sigaramı içmeye devam ettim. İlk kez herşeyden,herkesten kurtulmak arzusuyla yanıp tutuşuyordum. Normal bir hayatım olsun diye nelerimi vermezdim. Doğru normal hayatım olsa bile kaçamazdım ölümden,en azından bu kadar sinir ve acı yaşamazdım.
En azından her an streste olmazdım. İkinci sigarayı da küllüğe bastırdım. Gözlerimi kapayıp başımı koltuğa yasladım. Tek isteğim uyuyup uyanıp evde olmaktı,ama maalesef peri masalında değildim ki her istediğim olsun. Gerçek hayat işte bu kadar acıydı,asla istediğimiz şey istediğimiz zaman olmuyordu....
