2. bölüm · Karanlığın Nefesi
2 bölüm
"Tanışma"
Perdelerimin arasından giren güneş ışığıyla gözlerimi ovdum. Dün fazlasıyla yorulmuştum. Balodan geldikten sonra yukarı çıkmamıştım aşağıda konuşmuştuk. Bana kime yaklaşıp yaklaşmamam gerektiğini anlatmıştılar.
Aslında elimde olsa evden bile çıkmazdımda. Neyse. Battaniyeni üzerimden atıp yatakta oturmaya başladım. Üzerimde yılların yorgunluğu var gibiydi. Kollarımı iki yana açıp esnedim.
Kafamı yatağın başlığına yasladım. Pencereden dışarı bakmaya başladım. Acaba saat kaçtı. Uykuya ilk kez bu kadar ihtiyaç duyuyordum.
Üşengeçliğimi üzerimden atıp komodine doğru uzandım. Telefonumu elime alıp saate baktım. Saat 7'di. Ben bildiğime göre amcamlar kahvaltıyı saat 8'de yapıyordular. Battaniyeyi yana atıp ayağa kalktım. İlk önce banyoya doğru yol aldım.
İşlerimi hall edib banyodan çıktım. Aynada gözlerime baktım. Göz rengim yine değişmeye başlıyordu.
Dün yeşilimsi maviydi bugünde tam mavi olmuşdu. Yılda 2 kez göz rengim değişirdi. 6 ay yeşil 6 ayda mavi olurdu. Aslında bu çok az görünen bir durumdu. Hatta dünyada böyle insanların sayının 0,000001 olduğunu duymuştum. Galiba o sayı bizim aileye aitti. Çünkü bu durum da olan çok kişi bizim ailenin üyesiydi.
En çok mavi olduğunda severdim gözlerimi. Gözlerim mavi olduğunda babam bana asla ismimle seslenmezdi. Mavişim,deniz gözlüm ya da mavi kelebeğim derdi. Sandalyeye oturup saçımı açtım tarağı elime alıb taramaya başladım. Yavaş-yavaş saçımı incitmemeye çalışarak tarıyordum.
Saçlarıma asla kıyamazdım sadece kırıklarını alırdım. Bir keresinde annemin zoruyla saçımı kare kestirmişdim. O gün o kadar ağlamışdım ki küçükken'de saçlarıma dokunamıyordum. Ondan sonra uzadı ve sadece kırıklarını kestim. Saçlarımın sağlıklı olması sonuçta benim için daha önemli olmalıydı.
Tarayıp bitirip ayağa kalktım. Elbise seçimi işte en zoru başlıyordu. Gündelik hayatımda en çok elbise giyerdim tabi Lina gibi renkli giyinmezdim,ama elbiselerede bayılırdım. Dolabımı açıb bakmaya başladım. Aslında tişört pantolanda giye bilirdim. Hayır Alin lütfen aklından çıkar bu fikirleri.
Normal hayatına burda'da devam edeceksin.
Hiç bir huyumu değiştirmek fikrim yoktu. Mavi ince askılı elbisemi aldım.
Eğer mavi elbise giyiyorsam ayakkabım ya beyaz olmalıydı ya da mavi. En iyisi beyaz giyinmekti. Beyaz topuklu ayakkabımı alıp giyinme odasına girdim.
Giyinip odadan çıktım. Sonunda işim bitmişdi. Zaten saçlarımıda açık bırakacaktım o yüzden hiç bir işim kalmamıştı. Derin bir nefes alıp kapıyı açtım. Yeni bir evde yeni bir güne başlıyordum.
Odamdan çıkıp merdivenlere doğru gittim. Aşağı inib salona girdim. Teyzem ve amcam oturmuş sohbet ediyordular.
"Günaydın,"dedim gülümseyerek.
"Günaydın kızım orda öyle durma gel otur,"dedi teyzem yanını göstererek.
Masaya doğru gittim. Yerimi alıp sakince oturdum. Amcama baktığımda fazlasıyla uykusuz ve kızgın görünüyordu. Acaba nedeni neydi?
Alin sen Vallah salakmısın? Adam mafya sonuçta tabikide sinirli ve uykusuz olması normal. Sorunlar yaşıyor olabilir di mi.
"Günaydın." Lina mutlu sesiyle odadaki sakinliyi bozdu. Gerçekten çok hayat sever bir kızdı. Bazen onun gibi olmak istiyordum. Hayat neşesine hayrandım. Amcamın sinirli olub olmamasına bakmadan yüzünden öptü.
Sonra amcamın yanında ki yerini aldı.
"Sakın abimi beklicez demeyin." Lina gerçekten garipdi ya da bana öyle geliyordu. Hayratler içinde ona ona bakıyordum. Galiba ben ondan daha alışıkdım böyle şeylere. Acaba bunu nasıl başarmıştım. Ya da o artık bu olayları umursamıyordu. Çayıma uzandım zaten kahvaltıda etmek istemiyordum.
Sadece çay bana yeterdi. Amcam çok sinirli gözüküyordu. Hem nedenini sormak istiyordum hemde sormak istemiyordum.
Galiba son karar olarak soracaktım. Boğazımı temizleyip çayı önüme koydum. "Amca neden bu kadar sinirlisin? Bir sorun mu var? Eğer cevap vermek istemiyorsan anlarım." Anında bana baktı. Sanki 2 saatdir bu soruyu bekliyor gibiydi. Yerini dikleştirib boğazını temizledi.
"Seninle alakalı değil ama sonuçta sende bilmelisin." Sesle bir şekilde nefesini verdi. Kaşları hala çatıktı.
"Deden gelecekmiş yakınlarda. Sora bilirsin niye sinirlendiğimi. Dedeniz evlenmiş."Linanın son yediği şey boğazında kaldı.
"Ne?!" dedi Lina şaşkınlıkla. Galiba ben sormasam hiç kimsenin haberi olmayacaktı.
"Doğru duydunuz o kadınla gelecekmiş bu eve o yüzden Ozan evden çıkıp gitti." Başımı salladım en normal tepkiyi ben vermişdim.
"Acaba benimde gitme şansım var mı amcacım?" dedim çocukça.
"Seni hiç biryere bırakamam abime söz verdim. Sana gözüm gibi bakacağım konusunda"
Lina sıcak çayı birden içti.
Bu seferde dili yanıyordu. Orda su dururken insana sorarlar neden sıcak çayı içiyorsun.
"Ama eğer kafa dağıtmak istiyorsanız alış verişe gidebilirsiniz." Bak bu iyi fikirdi. Ne kadarda fazla abartılı giyinmesemde alışverişi çok seviyordum."Bence olur.Lina?"
Lina dünden razı gibiydi. Hatta şu saniye bile gide bilirdi."Yemekten sonra çıkarsınız. Geç gelmemeye çalışın." Başımızı salladık. Yemeği yemeye başladım.
-------
Avm'ye sonunda ulaşmıştık. Daha 1 kattan Linayla ben her mağazadan alışveriş yapmıştık. Korumaların elleri poşetlerle doluydu. Şu an ikinci kattan 2-ci mağazaya giriyorduk. Bakalım burdan ne alacaktık. Elbiselerin hepsi çok süslüydü.
Ben sadelere ve fazla gösterişli olmayanlara doğru gittim."Alin" Canın sesiyle arkaya doğru döndüm.
"Efendim?"
"Orhan amcalar nasıl?"
"İyiler. Bizimkiler işte. Sorunumuz yok Allaha şükür." Neyi sormak istediğini çok iyi biliyordum,ama kendi mi bilmemizliğe koyuyordum.
"Lale teyzeyle aran nasıl? İkimizde ne sormak istediğimi biliyoruz,ama nolur dürüst bir şekilde cevap ver." Syah bir elbiseye uzandım.
Cevap vermek istemiyordum. Her zaman ki annemdi
sırf ikizim öldüğü için yıllardır beni suçluyordu. Sanki o yangının suçlusu benmişim gibi.
"Hiç bir zaman normal anne kız ilişkimiz olmiycak. Tek emin olduğum şey bu. O her zaman Azraya benden çok değer verdi. Evet bu gerçek acıtıyor,ama insan zamanla alışıyor."
"Anladım. Kafana takma. Belki bir gün yıldızlarının barışır."
"Umarım," diye mırıldanıp elbiseyi incelemeye başladım. Simsiyahtı benim annemle olan ilişkim gibi. İstanbula geldiğim için sarılmıştı bana eminim.
Zaten başka sebebide olamazdı.
Elbiseyi elime alıb bakmaya devam ettim. Sade ama şık elbiselerle doluydu reyon. Sanki sırf benim için tasarlanmış gibiydi. Mürdüm renkli elbiseyi elime aldım. Bu rengi çok seviyordum. Dolabımda en az bu renk elbiseden 5-6 tane vardı. Tabi esasen mavi ve beyaz renklerini severdim.
Bunuda elimde tuttum."Alin onları bana ver ben tutarım. Eminim ki bu başlangıçtır." Onun bu dediğiyle kıkırdamadan edemedim."Tabikide başlangıç. Ben stresimi alış veriş sayesinde atıyorum sende biliyorsun." Bilmezmiyim dercesine baktı bana.
Elimde ki elbiseleri Cana verdim. Bakmaya devam ettim.
Alış veriş yapmak terapi gibiydi.
İnsanın bütün siniri stresi yok oluyordu. Yeşil olan elbise fazlasıyla dikkatimi çekti. Evet çok şıktı ama nedense çok hoşuma gitmişti.
Ben asla böyle elbiseleri çok beğenmezdim,ama bu bence çok güzeldi. Bunuda Cana verdim."Sen ve böyle şık elbise. Ben şok ben iptal. Sonunda kafamıza taşlar yağacak."
"Çok beğendim o yüzden alıyorum. Biliyorsun ben böyle elbiseleri fazla beğenmem,ama bu bence güzeldi." Dudağını büzüp kafasını salladı.
"Tabi sen bilirsin." Linaya ben başka mağazaya gidiyorum deyib aldıklarımın parasını ödeyip mağazadan çıktım. Normal şekilde yürürken biri bana çarptı. Sadece yüzüme bakıp gitti. Gerçekten bu zenginler deliydiler. Bende aynı umursamazlıkla yoluma devam ettim.
Eğer o adam umursamıyorsa ben hiç umursamazdım. Neden sinir hastası olmalıydım ki boş boş yere.
Canda sonunda bana yetişe bilmişdi. Ya ben çok hızlıydım ya da o çok yavaştı. Önümüzde ki kuyumcuya girdik.
-----
Sonunda eve dönüyorduk. Alış verişi galiba bir tık fazla kaçırmıştım. Saat 10'da alış verişe başlamıştık. Tam tamına 6 saatdir alış veriş yapıyorduk. Biraz şok olmuştum ama olsun değmişti. Üzerimde ne sinir ne de stres
kalmıştı.
Arabadan inib eve doğru gittim."Kim ne aldığını biliyorsun di mi Can?"
"Tabikide biliyorum. Alinin ne aldığını bildiğim için rahatım. Yani sen rahatsız olma." Lina umarım dercesine başını salladı. Koluma girib benimle birlikte eve doğru yürüdük. Eve girdiğimizde ilk işimiz salona girmek oldu. Teyzemle amcam karşı karşıya oturmuş kahve içiyordular.
"Hoşgeldiniz bir sorun çıkmadı di mi?" İkimizde birden başımızı hayır dercesine salladık."Can," dedi amcam.
"Buyur Şeref amca."
"Gel buraya. Onları sonra taşırsın." Elinde ki poşetlerle tam yanımızda durdu."Bu ikisi bir işler yapmadı di mi?"
"Hayır,"dedi nett bir şekilde."O zaman ben seni işinden alı koymayayım." Can çıktı odadan."Hadi gelin oturun." Koltuğa oturdum. Linada benim yanıma yerleşti.
"Akşam yemeğine restorana gidicez." Lina koluma vurmaya başladı.
"Ayy çok iyi fikir."
"Maalesef yalnızca bizim aile olmayacak. Diğer ailerde olucak. O yüzden sevinme ve dün ki gibi kaçma şansınız yok." Linanın gülüşü solub omuzları düştü. Onun bu haline gülmem isterdim ama hiç o halde değildim. Ben insanlardan kaçıyordum ama resmen insanlar beni buluyordu. Asosyal biri değildim. Ama bu insanlardan haz etmiyordum.
"Eğer izniniz varsa biz yukarı çıkıp biraz dinlenelim." İkiside yavaşça başını salladı. Linanın kolundan tutub salondan çıktık. Yukarı gidip giyim seçmek iyi fikirdi. Yoksa Lina en az 1 saata seçerdi elbiseyi.
"Hadi yürü gidelim sana elbise seçelim.Seni beklersek sabaha anca ulaşırız." Gülmeye başladı. Galiba ona daha yeni aydınlanma gelmişti.
"Bende diyorum bu niye acele ediyor."
"Senin gibi kuzeni olan elbette böyle olur," dediğimde gülmeye başladı.
Haklıydım ama. Elbise seçmesi ben bildiğim kadar 1-2 saat sürüyordu.
"Tamam o zaman aradan senide çıkarırız." Başımı salladım.
-----
Nefret ediyorum bu yemeklerden ben.2 saat boş konuşmalar bir birine laf sokmalar. Deli olsa kaçar yani o derece insanı delirtiyor. Çantamı kapıda ki çalışana verip salona geçtim. Gerçekten her psikopat mafya olmuş durumda.
Tek işleri öldürmek,para ve güçdü. Gerçekten onların çocuklarına ve torunlarına üzülüyorum. Tekli koltuğa oturup iyice yayıldım. Sıkıcı hayat.
"Baba diyorum ki acaba tatile mi gitsek?"
"Lina kızım sana 2 saatdir ne anlatıyorum ben? Alini yalnız hiç bir yere bırakamam.Bunu çok iyi biliyorsun eğer tatil istiyorsan kendin git."
"Kız sıkılıyor evde ama. Hem biraz gezmekten hiç kimseye zarar gelmez."
"Lina kızım hayır dedim. Bitti gitti. Zaten bütün aileler bir birini öldürmek istiyor. O yüzden hatta sende hiç bir yere gidemezsin."
"Of baba of!" diyerek Linada koltuğa oturdu. Şahsen elimde olsa alışveriş dışında evden çıkmazdım. Şuradan şuraya bahçeye gitmeye üşeniyordum ben. Bir tek tatilim eksikti. Amcam oflayarak diğer tekli koltukta oturdu. Teyzem başı ağrıdığı için odasına çıkmıştı. Bende odama çıkacaktım aslında,ama hem üşeniyordum hem de yorgundum.
"Vallah Lina tatil son isteyeceğim son şey."
"Sıkıcı kuzen. Vallah ben kiminle eğleneyim? Kendi kendime mi tatile gideyim."
"Lina galiba sana gitmeyeceğini söylemiştim."
"Bu aile neden bu kadar sıkıcı ya. Bazen evlatlık olduğumu düşünüyorum."
"Kızım sana ne diyorum ben iki saatdir. Ortalık durulsun birlikte gideriz tatile."
"Ortalık kışa anca durulur. Hadi size Allah rahatlık versin. İyi geceler!" Amcam birşey diyemeden çıktı odadan. Şımarık kuzenim olması benim suçum değildi hatta elimde olsaydı böyle bir ailede bile doğmak istemezdim. Napalım bu da benim bahtım işte.
"Acaba nerde yanlış yaptı yine?"
"Senlik birşey yok amca. Sadece birazcık şımarık." Başını salladı. Başımı iyice arkaya yaslayıp tavanı izledim. Yorgundum. Her türlü yorgundum. İyiyim demekten sıkılmıştım. Diyildim iyi falan diyildim. İyi değili diye bağırmak istiyordum. Kendim bile fark etmeden gözümden yaş aktı. Yılların yorgunluğu vardı üstümde. Kardeşimin ölümünden suçlu tutulmam,babaannemin gözlerimin önünde vurulması.
Babaannemin ölümünden sadece 1 yıl sonra Azra ölmüştü. Biz anne kızına sen neden ölmedin diye sorar mı? İşte benim annem sormuştu. Sen neden ölmedin diye sormuştu. Yıllar geçmesine rağmen hala suçlu bendim. Artık umursamıyordum onun dediklerini. Alışmıştım. Ben bir annem olmadığına çoktan alışmıştım.
Alışmıştım. Her gün onunla kavga etmeye alışmıştım. Tek güç kaynağım babamdı. O olmasaydı annem daha çekilmez bir kadın olurdu. Ve ben buna asla dayanamazdım. Dedemin demesine hiç gerek kalmadan İstanbula gelirdim.
Kapıdan aniden biri gelince başımı kaldırıp hemen oraya baktım. Aziz abi gelmişti. Amcamın en yakın adamıydı. Bir birlerine yıllardır bağlıydılar. Onu ilk kez 4 yaşımda görmüştüm. Yani Azranın öldüğü yılda. Bana öyle bir şefkat göstermişti ki... Annemin bile göstermediği şefkati göstermişti. O yüzden kalbimde hep ayrı bir yeri olmuştu.
"Noldu lan bir sorun mu var?" Bizden biraz uzakta duran Aziz abi çok telaşlı görünüyordu. Sorun olduğu gözlerinden anlaşılıyordu. Bana baktı ardından yine amcama bakmaya devam etti. Ne istediğini anladım,ama şu an beni burdan hiç bir güç kaldıramazdı.
"Hiç öyle bakma Aziz abi. Beni burdan hiç bir güç kaldıramaz."
"Şeref durumlar kötü. Akdemirler tırları takip ettiriyor. Biz el atmazsak mallarda tırlar da elden gider."
"Tamam hadi o zaman çabucak gidelim. Alin sende kızım dikkatli ol. Bir sorun olursa hemen şurda silahlar var." Dolabı gösterdi." Onları kullanmaktan kaçınma." Başımı salladım. Amcam Aziz abiyle birlikte evden çıktı. Bense hala oturuyordum. En iyisi burda oturmaktı
İlk kez birşeye üşeniyordum.
"Birşey istermisiniz hanımım?"
"Hayır gerek yok Fatma. Sen git uyu birşey istersem alırım kendim."
"Nasıl isterseniz efendim. İyi geceler."
"Sanada." Önüme döndüm. Hizmetçilere alışık değildim, ama napabilirim burda hayat böyleydi. Ayağa kalkıp sürahiden bardağa su doldurdum. Suyu alarak yeniden yerime geçtim. Günlerle su içerek yaşaya bilirdim. Zehirli su olsa bile içerdim.
Suyu mu bir dikişte içip bardağı önümde ki sehpaya bıraktım. Yeniden başımı arkaya yaslayıp boş-boş tavana baktım. Bazen düşünmemek gerekirdi. Fazla düşünmeyi hiç sevmezdim. Ya da kendimi dinlemeye alışık değildim. Büyük ihtimalle öyleydi.
Başkalarının dertlerini sorunlarını o kadar dinlemiştim ki kendi dertlerime sıra asla gelememişdi. Silah sesiyle irkildim. Noluyordu bilmiyorum,ama bahçede birden fazla araba olduğu belliydi. Yavaşça ayağa kalkıp pencereye doğru yaklaştım.
Perdeleri aralayıp dışarıya baktım. Bir sürü araba vardı. Aksoyların olmadığını anlamak zor olmadı. Amcamın gitmesinden yarım saat geçmeden saldırı olmuştu.
"Alin! Ordan çekil." Canın sesi geldiği yöne baktım,ama çekilmedim. Sorunun ne olduğunu merak ediyordum. Can hemen kolumdan tutup beni pencerenin önünden çekti.
"Sen psikopatmısın kızım!? Ya sana birşey olsaydı."
"Kimin arabaları onlar?"
"Akdemirlerin kimin olucak. Hadi sende çık yukarı şu anlık en güvenli yer orası."
"Eee bundan banane." Akdemirlerden korkmam için hiç bir sebeb yoktu. Neden boşu-boşuna yukarı çıkayım ki. Birazcık aksiyon olsa hiç fena olmazdı. Yeniden koltuğa geçtim.Keşke yanımda patlamış mısır olsaymış.
"Ne demek banane. Sanada zarar gele bilir çık yukarı. Lütfen!" Hem bağırıyordu hem de lütfen diyordu.
"Acaba benimle konuşacağına onlara yardım mı etsen?"
"Sen gerçekten bir psikopatsın." Güldüm. Bana hiç birşey olmayacağını bildiğim için hiç bir sorun yoktu. Yani maximum kolumdan falan vurulurdum o kadar. Psikopat olduğum konusunda haklıydı. Tam tamına 5 raporum vardı.
"Galiba benim raporlu biri olduğumu unutuyorsun."
"Vallah senin yüzünden sonunda Şeref amca beni öldürecek." Pencereden dikkatle dışarıyı izliyordu. Acaba onların yanına gitmek yerine neden burda duruyordu.
"Çocuklar noluyor? O silah sesleri ne?" Teyzemin uykusunun derin olduğunu biliyordum,ama bu kadarını da beklemiyordum.
"Teyze Akdemirler eve saldırı yapmış. Amca mı sorarsanda Aziz abi ve adamların yüzde doksanıyla tırları kurtarmaya gitti." Bu kadar sakin olmam Canı delirtiyordu.
"Ve sende bu kadar rahat bir şekilde oturuyorsun".
"Eee napabilirim ki ben? Adam öldürecek halim yok ki"
"Anne ben artık eminim bu yüzde-yüz deli. Rapor olmadan da inana bilirim," dedi Lina yorgun sesiyle. Göz devirip önüme döndüm.
"Acilen sizi evden çıkarmalıyız."
"Tamam üzerimize mont alalım. Hemen arka kapıdan çıkar. Diğer malikaneye gideriz."
"Lütfen çabuk ol Aybüke teyze." Lina hemen kapıya doğru koştu.
"Getirdim. Hadi artık çıkalım." Lina bana doğru yaklaştı. "Al sende şunu giyin."
Bir Linaya birde monta bakıyordum. Vallah onlarla düşman olmadığım için bence bir sorun yoktu.
"Alin lütfen o şeyi al ve giyin."
"Can teyzemleri çıkar lütfen. Benim için zaten hava hoş." Can bıkkınlıkla nefesini dışarı verdi.
"Tamam Alin tamam. Dikkatli ol!" Onlar çıkarken ben hala oturduğum yerdeydim. Herkese benim rahatlıktan lazımdı.
Ayağımı öbür ayağımın üzerine atıp iyice arkama yaşlandım. Film izler gibi dışarıyı izliyordum. Filmlerde olan şeylerin hayatta yaşanması ne garip ama. Böyle canlı canlı daha eğlenceliymiş meğerse. Filmde eninde sonunda ne olacağını spoilersen biliyorsun,ama burda sadece sabr etmelisin. Ya ölürsün ya da yaşarsın.Yani herkes yaşamak ister,ama şans iste.
Silah sesleri susdu. İşte en heyecanlı yeri başlıyor. Teyzemleri evde bulamayınca acaba nasıl delireceklerdi. Kapının açılmasıyla dikkatle oraya baktım. İlk işleri yukarı çıkmak olmayacaksa ben birşey bilmiyorum.
Onca adam hepsi yukarı çıktı biride aşağı da kalmayı akıl edemiyordu. Birde filmlerdekilere salak diyordum. Asıl salak bunlarmış ya.
Galiba gerçekten psikopatım. Raporlarımın hepsini annem yaptırdı. Neymiş efendim deliymişim. Bir kaç kez sinir krizi falan geçirmem annemin gözünde beni deli yapıyordu. Tabi bu annemin işine gelirdi. Sonuç olarak beni hiç sevmiyordu. Birde deli olarak gösterip beni sevmemeleri için sebeb çıkaracaktı.
Aman banane be. Zaten bende insanlar beni sevsin diye yaşamıyordum. Deliysem bana yaklaşmayacaklardı. Hem annem bile bile 3 yıl önce elmalı kek yapmıştı. Benim elmanı görünce yaşadıklarımı bildiği halde birde yedirmişti.
Tabi ilk dilimden anlamıştım. Bütün sinirlerim bozulmuştu. Babamın gözünde de beni deli göstermek istiyordu. Elmanı sevmeme sebebimi ne siz soru ne de ben söyleyeyim. Sağolsun babam beni anladığı için aksine bir daha kendisine elma yememişti. Ondan sonra da eve elma denen şeyi sokmamaya başlamışdı.
"Burda gelin." Bir dakika bir dakika burda gelin mi dedi o?
Allahım nolur beni Linayla karıştırsın. Hem beni kaçırmaları içinde bir sebeb yoktu ki di mi? Ben bildiğime göre yoktu. Ya da olabilirdi de. Allahım sen benim olmayan aklıma mukayyet ol.
Ayağa kalkıp yavaşça kapıya doğru döndüm. Elinde silah tutan bir kişi vardı. Elinde başka birşey olucak hali yok ya Alincim. Acaba yaşama şansı kaçtı? Bence sıfır. Sonuç olarak birgün İstanbula geleceğimi bildiğim için eğitim almıştım.
Sadece şu an yanımda ne Hamdi yoktu ne de silah. Hamdi kim diye sorarsanız, Hamdi benim sopam. Çocukken babam yapmıştı. Buraya gelirkende onu yanımda getirmiştim. Birinin kafasına bir kere vurdun mu ömür boyu onun acısını istesede unutmazdı.
Adam beni görünce bir adım atarak salona girdi. Galiba gerçekten benim için gelmişti. Allahım sen beni koru. Etrafa bakınmaya başladım. En az elimin altında vazo olsa bir şeyler yapa bilirdim. Arkamda vazo olduğunu görünce bir adım daha
arkaya doğru gittim.
Adamda olacaklardan habersiz yanıma doğru geliyordu. Evin büyük olması ilk kez işime yaradı. Biri aşağıdan bağırdığında yukarıda ki anca duyuyordu. Vazoyu elimle iyice kavradım.
"Lütfen kıpırdamayın. Size zarar vermek istemiyorum." Zaten veremezsin be adam. Ama ben birazdan senin kafanı kırıcam. Tam yanıma geldiğinde vazoyu kafasına vurup son sürat kaçacaktım. Acaba şu siktiğimin elbisesiyle ve bu sikik ayakkabılarla ne kadar koşa bilirdim.
Tam önümde durunca vazoyu arkadan havaya kaldırıp adamın kafasına geçirdim. Galiba öldü. Yerinde sendeledikten sonra sağ tarafa doğru düştü. Umarım onu çabuk bulurlarda katil olmazdım. Hızla yete eğilip silahı elime aldım. Bir elimlede nabzını yokladım. Çok şükür yaşıyordu.
Hemencecik salondan çıkıp arka kapıya doğru yavaş-yavaş yürüdüm. Ses çıkarmak istemezdim.
Hem hızlı olup hem de nasıl ses çıkarmayacaktım acaba. Arka kapıya ulaşınca açıp hemen evden çıktım. Saat kaçtı acaba. Evet Alin zaten şu an saatin yeri di mi. Saat seni kurtaracak.
Bazen fazla salak olduğuma inanıyordum. Yere eğilip ayakkabılarımı çıkardım. Buraya atamazdım nereye gittiğimi anlarlardı. Ah salak kafam ah. Ben nerden bileydim bu piçler benim için geldiler. Gerçekten bu adamlar neden benim için geldiler ki?
Aman şu an önemli olan konu bu değil. Burdan kurtulayımda bana yeter. Diğer malikaneye bence
ulaşırdım. Sonuçta silahda vardı elimde. Karşıma tehlike çıkarsa onu hall etmek kolay olurdu. Artık ormanın içindeydim. Ana yola çıkarsam kalanı kolaydı. Aksoyların diğer malikanesi ana yolun tam yanındaydı.
Bir diğer iyi yanıda orda bir çok adam vardı. Acaba onlar orda boş-boş durarak ne bok yiyordular? Tamam sakinim. Tek düşündüğüm burdan kurtulmak olmalı. Başka bir derdim olmamalı şu anda. Biraz daha hızlanmazsam gerçekten yakalanacaktım.
Ayakkabılarımı elimden geldiği kadar uzağa fırlatıp yola devam ettim. Elimde olsa elbisemide keserdim. Sadece o kadar vaktim yoktu. Umarım ayağıma hiç birşey batmazdı. Bu beni daha yavaşlatırdı. Acıya dayanırdım,ama yürümem zorlaşırdı. Zaten bu elbise yetiyordu beni yavaşlatmaya.
Bir sebebe daha ihtiyacım yoktu.
----
Uzun süredir yoldaydım,ama hala bir yere varamamıştım. Keşke bizimkilerle gitseydim. Napalım bu da benim bahtım' mış. Acaba kayıp mı olmuştum? Ya da malikane uzaktaydı. Umarım malikane uzaktadır.
Ağaçların arasından gördüğüm arabayla bir anlığına durdum. Galiba ana yola ulaşmıştım. Ya da az kalmıştı. Biraz daha yürüyüp etrafa baktım.
Galiba az kalmıştı. Allahım sana şükürler olsun.
Burdan sonrasını gidecek takatim yoktu. Galiba arabanın yanında duran beyefendiden yardım isteyecektim. Ağaçların arasından geçip oraya gittim. Galiba burda insan olmasına şaşırmıştı,ama ona haksızda diyemezdim.
Bu büyüklükte ormanda bir kızın ne işi vardı. Boğazımı temizleyip söze başladım.
"Şey...Acaba beni ana yola kadar götüre bilirmisiniz?" yutkundum. Kabul etmeyecek gibiydi.
"Alin Aksoya neden yardım etmeyim ki? Galiba sorun yaranmış evinizde." Bir dakika bir dakika bu adam beni nerden tanıyordu ki?
"Siz.." nefesimi verip devam ettim."..beni nerden tanıyorsunuz?"
"Geçenlerde televizyonda gördüm." Sakince cevap verdi.
Bir mafya değildi galiba? Ya da mafyaydı. En iyi ihtimalle doğru söylüyordu. Ya da doğru söylemiyordu. Allahım kafayı yiyecektim.
"Yani eğer fikrinizi değiştirmedinizse sizi ana yola kadar götüreyim."
Bir yanım evet de diyordu bir yanımda hayır dememi söylüyordu. Napa bilirdim ki bu ormandan kurtulmak için arabaya binmeliydim. Ya da düz yolla gitmeliydim. Ama bu ayaklarla daha fazla dayana bileceğime inanmıyordum.
"Mecbur olmazsam söylemezdim. Ama olur."
Ön koltuğunun yanına doğru yaklaştı. Kapıyı açtı.
"Buyurun." Gadi bakalım Allah sonumuzu hayır etsin.
Yavaşça arabaya doğru yaklaşıp bindim.
"Teşekkürler."
"Ne demek." Kapıyı kapayıp sürücü koltuğuna doğru geldi. Kapıyı açıp oturdu. Arabayı çalıştırdı ve yola çıktık. Acilen amcamı aramam gerekiyordu,ama telefonum çantamda kalmıştı. Ben bahtıma ne diyeyim. Bir insanın başına gele bilecek çoğu şey bir günde başıma gelmişti.
Mecbur yanımda ki adamdan isteyecektim. Ona bakmaya başladım. O'sa dikkatle yola bakıyordu.
"Acaba telefonunuzu kullana bilirmiyim?" Başını hafifçe sallayıp elini cebine attı. Telefonu çıkardı.
Bende onun telefonu açmasını bekliyordum. Saçımı düzeltip önüme döndüm. Telefonu kucağıma bırakınca hemen elime alıp amcamın numarasını girdim. Eminim ki diğerleri telaştan telefonu evde unutmuştular.
Çaldırmaya başlayınca telefonu kulağıma götürdüm. Umarım açar. Şu anlık tek isteğim buydu.
"Noldu sikik herif. Beni neden arıyorsun?" Amcam böyle cevap verince sertçe yutkundum. Allahım Galiba yanlışlıkla bir mafyanın arabasına binmiştim.
"Lan noldu dilini mi yuttun?"
"Amca sadece bir soru bir cevap lütfen." şlŞu an hayatımın en kötü anını yaşıyordum.
"Alin bu telefonun sende ne işi var?" Allahım gerçekten yanlış arabaya binmişim.
"Amca şu an elimde ki kimin telefonu?"
"Kızım gerçekten merak ediyorum sen bunu nasıl başardın? Ve şu an Kılıç Akdemirin arabasındasın." Dşlerimi dudağıma geçirip gözlerimi kapattım. Boku yemiştim şimdi.
"Onu bilmiyorum ama şunu biliyorum ki her an sinir krizi geçire-" Sözüm yarıda kesildi. Telefonu elimden alıp pencereden fırlattı. Gözlerimi fal taşı gibi açıp ona baktım.
"Bence bu kadar amca yeğen konuşması yeter dimi? En önemli soru adamımın kafasını yarmayı
nasıl başardın?"
"Vazoyla. Onunkini vazoyla yardım seninkini camla yarıcam. Nasıl fikir?"
"Hmm bir düşüneyim?" birde düşüneyim diyor ya deliricem. Eliyle düşünüyormuş gibi sakallarını okşadı.
"Hiç iyi fikir değil küçük hanım. Ve lütfen sakin ol."
"Sakın mi olayım? Farkındaysan kaçırılıyorum?"
"Farkındayım. Senden rica ediyorum maviş biraz sessiz ol. Sabahtan beri seni bekliyorum orda. Ama değdi." Maviş mi dedi o bana. Gözlerimle etrafı taradım. Gördüğüm silahla gülümsedim. Kendi silahımı düşürmüştüm ve nerde düşürdüğümüde hatırlamıyorum. Keşke elim kırılsaymışta onu düsürmeseymişim.
Silahı almak istediğimde benden önce davranıp silahı aldı ve onuda camdan fırlattı.
"Uslu ol lütfen maviş." Ellerimi göğsümde birleştirdim. Acaba şu an napacaktım. Bu araya binerken keşke vurulsaymışım.
Sakince oturacaktım. Sonra tek ve sakin bir yerde olduğumda plan kurardım. Kozumu göstermemeliydim. Böylece kaçmam kolay olurdu. Kendime inanıyorum başaracaktım kaçacaktım bu odunun yanından...
