17. bölüm · Kanlı Yemin

16. BÖLÜM: KORUYUCU MELEK VE İLK TELAŞLAR

Sema

O gece, elimizdeki o küçük plastik çubukla hayatımızın yönü tamamen değişmişti. Sabah uyandığımda güneş odamıza her zamankinden daha parlak vuruyordu. Ama yanımda yatan Ayaz, her zamanki gibi derin uyumuyordu. Gözlerini dikmiş, sanki ben bir camdan bibloymuşum da nefes alsa kırılacakmışım gibi beni izliyordu.

"Günaydın," dedim uykulu bir sesle. "Kaç saattir uyanıksın?"
"Gözümü kırpmadım Nisa," dedi, sesi titreyerek. Elini yavaşça, neredeyse dokunmaya korkarak karnımın üzerine koydu. "İçeride gerçekten... Bizim bir parçamız mı var?"
Gülümseyerek elinin üzerine elimi koydum. "Evet Ayaz. Gerçek."
Ayaz'ın "Güvenlik Protokolü"

Yataktan kalkmaya çalıştığım an Ayaz bir yay gibi fırladı. "Dur! Kalkma! Ben seni taşırım banyoya," dedi ciddiyetle.
Kahkahayı patlattım. "Ayaz, saçmalama! Ben hamileyim, felçli değilim. Ayrıca ben bir doktorum, unutma."
"Sen doktorsun ama o Arslan yavrusu benim emanetim," dedi kararlılıkla. Banyoya kadar peşimden geldi, kapının önünde nöbet tuttu. Aşağı indiğimizde Selim Abi mutfakta hummalı bir hazırlık içindeydi. Ayaz mutfağa daldı.

"Selim! Menü tamamen değişiyor. Ceviz, balık, taze meyve... Ve hız limitini 30'a sabitliyorsun. Çukurlardan geçerken duracaksın!"
Selim Abi dikiz aynasından bana bakıp gülümsedi, gözleri dolmuştu. "Hayırlı olsun Nisa Hanım. Bu eve neşe geldi sonunda," dedi babacan bir sesle.

Müjde: Irmak ve Onur’un Baskını
Öğleden sonra Irmak ve Onur bahçeye fırtına gibi daldılar. Onur’un elinde yeni nişan davetiyeleri vardı. Ama Ayaz’ın üzerime battaniye örtmeye çalışıp, "Güneş çok gelmesin, dondurma yasak, soğuk su içme" diye dırdır etmesini görünce ikisi de donup kaldı.
"Nisa, hayırdır canım? Abim seni karantinaya mı aldı?" dedi Irmak şaşkınlıkla.

Onur güldü. "Yine ne yaptın kıza Ayaz? Bu neyin koruması?"
Ayaz ayağa kalktı, göğsünü gere gere, tüm dünyaya meydan okur gibi bir sesle konuştu: "Hazır olun! Dayı ve hala oluyorsunuz. Arslan ailesine yeni bir üye geliyor!"
Irmak bir çığlık atıp boynuma sarıldı. Onur’un elindeki davetiyeler yerlere saçıldı. "İnanamıyorum! Abim baba mı oluyor? Nisa, gerçekten mi?"
İrmak ağlarken Onur, Ayaz’ın sırtına vurdu. "Vay be koca kurt! Sonunda başardın. Tebrik ederim kardeşim, en güvenli ellerde büyüyecek o ufaklık."
İnatçı Doktor vs. Panik Baba
Akşamüstü hastaneye gitmek için hazırlandığımda Ayaz kapıda barikat kurdu.
"Nereye?"
"Ameliyatım var Ayaz. Ben bir cerrahım, işim bu."
"Olmaz! Bugün dinlenmelisin. Ameliyathanede ayakta durmak yasak!"
"Ayaz Arslan! Lütfen işime karışma. Eğer çalışmazsam asıl o zaman kendimi kötü hissederim."

Ayaz oflayıp puflayarak pes etti ama bir şartla: Kapıda bekleyecekti. Hastaneye vardığımızda tüm personel Ayaz’ın getirdiği devasa meyve sepetlerini ve çiçekleri görünce şok oldu. Ben ameliyattayken Ayaz kantinde Selim Abi ile "Bebek bakımı" üzerine kitaplar okuyordu.
Eve döndüğümüzde Ayaz beni yatağa yatırıp ayaklarımın altına üç yastık koydu. "Bugünlük bu kadar macera yetti," dedi. Saçlarımı okşarken fısıldadı: "Seni de, onu da kaybedemem Nisa. O karanlık günlerden sonra bu ışığı korumak benim tek işim."
Gözlerimi kapatırken kalbimdeki o büyük huzuru hissettim. Artık o ormanın soğuğu yoktu; sadece Ayaz’ın sıcaklığı ve içimizdeki o küçük canın vaat ettiği sonsuz mutluluk vardı.