18. bölüm · Kanla Yazılan Söz
18.BÖLÜM-BOZKURT Konağına Hoşgeldin Melek Bozkurt!
Önce hafif bir ses duydum.Birinin fısıldadığını…“Ula kalksana…”Kaşlarımı çattım. Gözlerimi açmadan battaniyeye biraz daha sarıldım.“Beş dakika…”Sessizlik oldu.Tam tekrar uykuya dalacakken bu kez kulağımın dibinde aynı ses duyuldu.“Karum…”Homurdandım.“Ne…”“Sabah oldi.”“Olmasın.”Ateş kahkahayı bastı.“Güneşi geri çeviremem ki.”Gözlerimi yavaşça açtım.Karşımda bana gülümseyen Ateş vardı.Saçları dağılmış, gözlerinde o yaramaz ifade…Bir an ne olduğunu anlamadım.Sonra…Evlenmiştik.Dün gece…Bir anda yüzümde kocaman bir gülümseme oluştu.Ateş bunu görünce içi gitmiş gibi bana baktı.“İşte bunu görmek için uyandırdum.”
“Kaç saat oldu?”
“Erken.”
“Erken dediğin?”
“Yedi.” Şokla doğruldum.
“YEDİ Mİ?”
“Ne var?”
“İnsanlar tatilde bu saatte uyandırılır mı?”
“Yaman üç kere geldi.”
“Ne?”
“İki kez kapıyı çaldi. Bir kez de telefon etti.”Tam o sırada…Tak tak tak!Kapıya vuruldu.Ardından Yaman’ın sesi geldi.“La öldünüz mü içeride?”Ateş gözlerini kapattı.“Allah sabır versun…”“Girin!” dedim.Kapı açıldı.Yaman içeri kafasını uzattı.“Vay sonunda yaşayan insan belirtisi gösterdiniz.”Sonra gözleri bize takıldı.Ortadaki sınır yastığını görünce birkaç saniye sustu.Ardından kahkahaya boğuldu.“La bu ne?”Ben utançla yastığı kaptım.“Hiçbir şey.”Yaman gülmekten nefes alamıyordu.“Yok artık! Aranıza sınır mı koydunuz?”Ateş kaşlarını çattı.“Gülme la.”“Gülmeyeyim mi? İmam nikahı kıydınız, sonra Berlin Duvarı ördünüz yatağın ortasına.”Ben de gülmeye başlamıştım.Ateş ise ciddi ciddi söyleniyordu.“Ben koymadum.”“Tabii tabii…”Yaman elini kaldırdı.“Tamam tamam. Aşağıda herkes sizi bekliyor. Kahvaltı hazır.”Sonra bana döndü.“Melek.”“Hı?”“Hazır ol.”“Neden?”Yaman ve Ateş yine birbirlerine baktılar.İkisi de sırıttı.“Çünkü…” dedi Yaman.“Bugün…” dedi Ateş.“Bozkurt Konağı seni bekliyor.” dedi ikisi bir ağızdan.Ben gözlerimi kıstım.“Şu sürprizi söyleyin artık!”Ateş yanıma gelip saçlarımı kulağımın arkasına bıraktı.“Biraz daha sabret karum.”Yaman başını salladı.“Ben aşağı iniyom. Yarım saate hazır olun. Yoksa Ateş seni pijamalarla götürür.”“Yaman!”“Ne var la?”“Çık!”“Tamam tamam gidiyom.”Kapı kapanınca odada yine sessizlik kaldı.Ben şüpheyle Ateş’e baktım.
“Bir şey saklıyorsun.”
“Evet.”
“Büyük bir şey mi?”
“Çok büyük.”
“Bir ipucu.”
“Yok.”
“Ateş!”
“Yok.”
“Bir tane.”
“Yok.”Tam ona yastık fırlatacakken gülmeye başladı.Sonra yüzü bir anda yumuşadı.“Elbise dolabının üstüne bak.”Şaşkınlıkla başımı çevirdim.Dolabın üstünde büyük, beyaz bir kutu duruyordu.Kaşlarımı çattım.“Bu ne?”Ateş göz kırptı.“Hazırlanmadan önce aç.”“İçinde ne var?”“Bakmadan öğrenemezsin.”Kutuyu elime aldım.Kalbim heyecandan hızlanmıştı.Yavaşça kapağını kaldırdım.Ve gördüğüm şey karşısında nefesim kesildi…
Kutunun kapağını yavaşça kaldırdım.Bir an gözlerim büyüdü.“Bu…”Kutunun içinde zarif, açık mavi tonlarında uzun bir elbise vardı.Eteğindeki ince işlemeler ışıkta parlıyordu. Yanında aynı renkte ince bir şal, küçük bir kutuda zarif bir bileklik ve bir not duruyordu.Şaşkınlıkla Ateş’e baktım.“Bunu sen mi aldın?”Ateş hafifçe gülümsedi.“He.”“Elbiseyi mi?”“He.”“Sen mi seçtin?”“Üç mağaza gezdum.”Bir anda kahkaham tuttu.“Sen mi?”“Ne var?”“Senin mağaza gezdiğini düşünemiyorum.”Ateş omuz silkti.“Karuma yakışacak bir şey lazımdı.”Kutudaki notu açtım.“Bozkurt Konağı’na ilk gelişinde seni dünyanın en güzel kadını gibi görmek istedim. Gerçi bana göre zaten öylesin.Ateş.”Bir an sustum.“Ateş…”“Beğenmedun mu?”“Hem de çok.”Ateş rahat bir nefes verdi.“Allah’a şükür. Yaman’la üç saat kavga ettik.”Tam o sırada kapı açıldı.“Dört saat la!”Yaman elini kaldırmış kapıda durmuştu.“Bir de bana sor. Bununla elbise seçmek ölüm.”Ben gülmeye başladım.“Sen de mi gittin?”“Gitmez olur muyum? Bu renk mi olsun, şu renk mi olsun diye elli kere fikrimi aldı.”Ateş kaşlarını çattı.“Sus la.”“Susmam. Bir ara tezgahtara ‘Karuma melek gibi yakışacak bir şey lazım’ dedi.”“Ateş!”Yaman kahkahaya boğuldu.“Adam resmen mağazada aşkından eridi.”Ben utançla başımı eğdim.“Gerçekten mi?”Ateş kulağına kadar kızarmıştı.“Biraz…”Yaman omzuna vurdu.“Biraz değil la. Satıcı kadınlar bile gülüyordu.”Ateş derin bir nefes verdi.“Yaman…”“He?”“Çık.”“Tamam çıkıyom. Ama yarım saate hazır olun. Yoksa Bozkurt Konağı’na geç kalacağız.”Yaman çıkınca ben tekrar elbiseye baktım.“Gerçekten güzel.”Ateş yavaşça yanıma geldi.“Güzel olan elbise değil.”“Ne?”“İçindeki kadın.”Gözlerimi devirdim.“Yine başladın.”“Doğru söylüyorum.”“Romantik olmaya çalışma.”“Ben bir şey yapmayrum.”Tam o sırada telefonuna mesaj geldi.Ekrana baktı ve birden gülmeye başladı.“Neye gülüyorsun?”“Yaman.”“Ne yazmış?”Ateş mesajı bana gösterdi.“La çabuk inin. Yoksa kahvaltıyı bitirip sizi pijamalarla konağa götüreceğim.”Ben kahkaha atarken Ateş başını iki yana salladı.“Bu çocuk beni mezara sokacak.”
Hazırlanıp aşağı indiğimizde ev çoktan hareketlenmişti.Masada kahvaltı hazırdı.Yaman bir sandalyeye yayılmış telefonuyla uğraşıyordu. Bizi görünce başını kaldırdı.Bir an dondu.Sonra gözleri kocaman açıldı.“Vay arkadaş…”Ben kaşlarımı çattım.“Ne oldu?”Yaman ayağa kalktı.“La Ateş!”“He?”“Bir şey demeyeceğim ama… Gelin hanım olmuş bu.”Ateş’in yüzünde gururlu bir gülümseme belirdi.“Ben dedum.”Yaman gözlerini devirdi.“Tabii sen dedin.”Tam oturacakken Yaman bir anda durdu.“Bir dakika…”Ateş’e baktı.“Sen niye aynı gömleği giydin?”Ateş gayet sakin çayını aldı.“Ne olmuş?”“Dün de siyah gömlek vardı.”“Seviyrum.”“Adam evlendi diye değişmemiş la.”Ben gülmeye başladım.Kahvaltı boyunca Yaman’ın şakaları hiç bitmedi.Bir saat sonra arabaya bindik.Yaman önde, ben ve Ateş arkada oturuyorduk.Ama ikisi de garip bir şekilde birbirlerine bakıp sırıtıyordu.“Bir şey saklıyorsunuz.”Yaman aynadan bana baktı.“Biz mi?”“Evet.”“Yok la.”Ateş de masum masum başını salladı.“Yok.”“İkiniz yalan söylemeyi bilmiyorsunuz.”İkisi aynı anda gülmeye başladı.Yaklaşık kırk dakika sonra araba büyük demir kapıların önünde durdu.Kapılar açıldı.Arabamız içeri girdi.Ben hayranlıkla etrafa bakıyordum.Kocaman bahçeler…Ağaçlar…Çeşmeler…Ve sonunda…Muhteşem bir konak…“Burası…”Ateş gülümsedi.“Bozkurt Konağı.”Arabadan inerken heyecandan ellerim titriyordu.Tam o sırada konağın kapısı açıldı.İçeriden koşarak çıkan yaşlı bir adam bizi görünce heyecanla bağırdı.“Ateşum geldiii!”Ateş gülmeye başladı.“Hasan Dede!”Adam bana bakınca bir anda durdu.Sonra gözleri doldu.“Bu bizim gelin mi?”Utançla gülümsedim.“Merhaba…”Hasan Dede sevinçle ellerini açtı.“Hoş geldun kızum!”Tam o sırada arkamdan Yaman’ın sesi geldi.“La Hasan Dede, kız daha iner inmez ağlatma.”Hepimiz gülerken Ateş elimi tuttu.“Gel.”“İçeri mi?”“He.”Büyük kapılardan içeri girdik.Ama ben bir anda durdum.Salonun tam ortasında, kocaman şöminenin yanında duran büyük çerçeve dikkatimi çekmişti.Çerçevenin altında altın harflerle tek bir cümle yazıyordu.“Bozkurt ailesine hoş geldin Melek Bozkurt.”Şaşkınlıkla Ateş’e baktım.“Benim adım…”Ateş gülümsedi.“He.”Yaman sırıttı.“La sabahın köründe üç kişi taşıdık onu.”Ben daha şaşkınlığımı atlatamadan yukarı kattan genç bir kızın sesi duyuldu.“Ateeeeş!”Bir anda merdivenlerden yirmili yaşlarında, enerjik bir kız koşarak indi.Ateş gözlerini kapattı.“Eyvah…”Kız bana bakıp heyecanla çığlık attı.“Yengem mi bu?”Ben şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırırken kız çoktan yanıma gelmişti.“Ay ben Elif! Ateş’in kız kardeşi!”Sonra heyecanla bana sarıldı.“Sonunda geldin!”Yaman kahkaha attı.“La geçmiş olsun Melek. Bir baş belası daha geldi.”Ateş başını iki yana salladı.“Bu evde kimse normal değil…”Ama Elif çoktan koluma girmişti.“Yenge, seni odana götüreceğim. Hem anlatacağım çok şey var!”Ben şaşkınlıkla Ateş’e baktım.Ateş ise sadece gülümsedi.“Hoş geldin karum…”
Elif koluma girmiş, heyecandan durmadan konuşuyordu.“Yenge bak, şu salonu sonra gezeriz. Hasan Dede’nin anlattıklarına da çok inanma. Bir de gıcık Yaman var,aşırı gıcık onunla samimi olma…” “Ay nefes al Elif.” dedim gülerek.Tam o sırada Yaman yukarıdan bağırdı.“La hazır mısınız artık?”Ben kaşlarımı çattım.“Ne için?”Yaman ve Elif aynı anda sırıttı.Ateş ise nedense fazla sessizdi.“Haydi.” dedi sadece.Merak içinde peşlerinden gittim.Konağın arka tarafına çıktığımızda gözlerim büyüdü.Kocaman bahçenin sonunda, rengârenk çiçeklerle süslenmiş küçük, iki katlı bir ev vardı.“Bu da ne?”Yaman kahkahayla ellerini cebine soktu.“La sonunda geldik.”Ateş bana baktı.“Karum…”“Ne?”“Dün gece mehri sayarken konağı söyleyince yarısını söylemiştim.”“Nasıl yani?”Ateş hafifçe gülümsedi.“Bozkurt Konağı aile evidir.”Sonra küçük eve baktı.“Burası ise…”Yaman heyecandan araya girdi.“Sizin eviniz la!”Şaşkınlıkla Ateş’e döndüm.“Ne?”“Düğün hediyemiz.”“Neyin hediyesi?”“Evliliğimizin.”Gözlerim büyüdü.“Şaka yapıyorsun…”“Yapmıyorum.”“Bu ev…”“Bizim.”“Bizim mi?”“He.”Bir adım geri attım.“Ateş…”“Beğenmedin mi?”“Saçmalama!”Gözlerim dolmuştu.“Ben… Ben sadece…”Ateş telaşlandı.“Ağlama gülüm.”“Ağlamıyorum.”“Melek.”“Gerçekten ağlamıyorum.”Yaman güldü.“La daha içeri girmeden başladı.”Elif de heyecandan zıplıyordu.“Yenge! İçini görsen bayılacaksın!”Şaşkınlık içinde kapıya doğru yürüdüm.Kapıyı açtığım anda nefesim kesildi.Salon…Tam benim sevdiğim renklerdeydi.Kitaplık…Şöminenin yanındaki salıncak koltuk…Balkondaki çiçekler…Mutfaktaki küçük kahve köşesi…Hepsi…Hepsi benim sevdiğim şeylerdi.Yavaşça Ateş’e döndüm.“Sen…”Ateş utangaç bir şekilde ensesini kaşıdı.“Biraz araştırdum.”“Biraz mı?”Yaman kahkahayı bastı.“La adam iki aydır gizli gizli senin ne sevdiğini öğrenmeye çalışıyordu.”Ben hâlâ etrafa bakarken Elif bir anda çığlık attı.“AAAAA!”Hepimiz ona döndük.“Ne oldu?”Elif heyecandan ellerini ağzına kapattı.“Yenge!”“Hı?”“Daha büyük sürprizi görmedin!”Ben şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım.“Daha mı var?”Yaman sırıtmaya başladı.Ateş ise gülümseyip elini uzattı.“Gel karum…”“Bu evden bile büyük ne olabilir ki?”Ateş göz kırptı.“Onu görünce bana yine deli diyeceksun…”Ateş elimi tutmuştu. Yaman ve Elif arkadan sırıtarak geliyordu.“Bu kadar sır saklayan insan görmedim.” dedim.Yaman kahkaha attı.“La daha hiçbir şey görmedin.”Merdivenlerden çıkıp koridorun sonundaki kapının önünde durduk.Ateş bir an bana baktı.“Hazır mısın?”“Hayır.”“Ben de değildum.”“Elif, sen de biliyor musun?”“Biliyorum!” dedi heyecanla zıplayarak.“Yaman?”“He.”“Herkes biliyor bir ben bilmiyorum yani.”“Evet.” dediler üçü bir ağızdan.“Sinir bozucusunuz.”Ateş güldü.“Biraz.”Sonra kapıyı açtı.İçeri girdiğim an nefesim kesildi.Kocaman bir oda…Ama yatak odası değildi.Bir piyano…Duvar boyunca uzanan dev bir kitaplık…Resim yapmak için şövale…Pencerenin önünde sallanan bir koltuk…Ve en önemlisi…Duvarlardan birinde çerçevelenmiş onlarca fotoğraf vardı.Benim çocukluk fotoğraflarım…Yaman’la olan fotoğrafım…Yurtdışındaki kareler…Birlikte çekildiğimiz ilk fotoğraf…Hatta fark etmeden çekilmiş birkaç fotoğrafım bile…Şaşkınlıkla Ateş’e döndüm.“Bu oda…”Ateş hafifçe gülümsedi.“Senin.”“Benim mi?”“He.”“Niye?”“Çünkü insanın sadece yatacağı bir odası değil, nefes alacağı bir yeri de olmalı.”Gözlerim doldu.“Sen… Bunların hepsini…”“Biraz ben.”Yaman araya girdi.“La biraz ne? Adam iki ay boyunca gizli ajan gibi dolaştı.”Elif de gülüyordu.“Yenge, şu salıncak koltuğu üç saat seçti!”Ateş başını iki yana salladı.“İkiniz de susun.”Ben hâlâ konuşamıyordum.Sonunda sadece fısıldayabildim.“Ben bunu hak edecek ne yaptım?”Ateş bir an sustu.Sonra yavaşça yanıma geldi.“Hayatıma geldun.”Sessizlik oldu.Tam o sırada Yaman boğazını temizledi.“La romantizmi böleceğim ama…”Hepimiz ona baktık.“Elif, parmağına dikkat et.”“Elif?”Bir anda Elif’in elindeki tepsi kaydı.“AAAA!”Pat!Kurabiyeler yere saçıldı.Bir saniyelik sessizlikten sonra Elif kendini yere attı.“Şehit oldular!”Ben kahkahaya boğuldum.Yaman iki eliyle başını tuttu.“Allah’ım…”Ateş gözlerini kapattı.“Bu evde normal insan yok.”Elif yerdeki kurabiyelere bakıp ağlar gibi yaptı.“Yenge, onları sana yapmıştım!”Ben gülerek ona sarıldım.“Birlikte yaparız.”Elif gözlerini parlatıp ayağa fırladı.“Gerçekten mi?”“He.” dedi Ateş benim yerime.Sonra bana bakıp gülümsedi.“Artık yalnız değilsun karum.”Ve ben ilk defa gerçekten anladım…Bozkurt Konağı’ndaki en büyük sürpriz ne evdi…Ne hediyelerdi…Beni ailesi gibi seven insanların arasında, kendime ait bir yuva bulmuştum…
