11. bölüm · Kanla Yazılan Söz

11. BÖLÜM-KISKANÇLIK

Nehir Yıldız

“Kadın kim?” Ateş gülmeye başlamıştı.Yanındaki kadın atlayarak “Ben kendimi tanıtayım isterseniz.Ben Eylül.” Sinirle kaşlarımı çattım “Adını sormadım.Kimsin dedim.” Ateş’in koluna sarılarak “Ateş Bey’in sevgili- aman sekreteriyim.” Ateş kadının kolundan ayrılarak “Eylül sen evine git istersen.” Dedi kadın ise ısrarla Ateş’in kolunu tutarak “Ateş Bey size göstermem gereken dosyalar vardı ama daha..” Ateş soğuk bir şekilde tekrar kolunu çekip “Yarın gösterirsin.” Demişti ki bende Ateş’in koluna girmiştim,Ateş sadece şaşkınlıkla bana bakıyordu.Eylül bir anda Ateş’in koluna düşerek “Ateş Be-“ demişti.Ateş ise şokla onu tutmuştu.Eylül sersem bir şekilde “Ay Ateş Bey benim eve gidecek hatta yürüyecek gücüm yok müsaade ederseniz sizde kalabilir miyim?” Demişti.Ateş ise cevap vermeyip Eylül’ü bir korumanın kucağına vermişti “Eylül Hanım’ı koltuğa götür koçum!” Demişti.Eylül ise Kıvrak bir hareketle,bağırarak “Ay bırak ben giderim!” Demişti.Koltuğa oturduğunda “Ateş Bey size de rahatsızlık vermeyeyim şimdi gidebilirim isterseniz.” Ateş “Ne rahatsızlığ-“ Sinirle atladım “Evet çok rahatsızız yeni evli çiftin evinde kalmak çok da uygun değil.Gidebilirsin o yüzden.” Ateş ise bana kaşlarını çatarak “Olur mu öyle şey? Bir günlük misafirimiz olursun.” Arkamı dönerek orayı terketmiştim.Bu kadının Ateş’de gözü vardı.Elbette Ateş’e aşık değildim ama bir kadının kocama asılmasına izin veremezdim! Aceleyle odama çıktım.Aslında Ateş beraber aynı odada yatmamızı istiyordu fakat ben bu yaptığından sonra yatamazdım eğer yatsaydık ilk beraber gecemiz olacaktı yani ilk defa aynı odada yatacaktık.Ateş odama geldiğinde kapıyı tıkladı.”Girebilir miyim Melek?” Ona sinirliydim ama kızamıyordum “Gelebilirsin Ateş BOZKURT!” Ona harbi harbi sinirliydim.”Geleyim o zaman Melek BOZKURT!” O da benim gibi soyadımı bastırmıştı. “Ne istiyorsun sen gidip Eylül’ünle ilgilensene.” Ateş’in dudakları hafifçe kıvrılmış sırıtıyordu “Ne gülüyorsun be!” Ateş bu sefer sesli gülmeye başlamıştı “Sen beni harbi harbi kıskanıyorsun ha!”
Dalgaya alıp gülmüştüm.
“Ben? Seni? Kıskanmak? Yok artık!”
“Kızum itiraf et da işte bal gibi kıskanaysun.”
Sinirlerimle oynuyordu,onu kıskanmıyordum!
“Bak benim Karadeniz inadımı ortaya çıkarttırma!”
“Kıskanduğuni sindiremeysun değil mi?”
“Bak ben senu kıskanmadim beni sinurlendirme!”
Yine meşhur sırıtışını yapmıştı
“Eyi Eyi kıskanmadin. Şimdu odamiza geçeysun.”
Başımı iki yana salladım.
“Geçmiyorum.”
Ateş kaşlarını kaldırdı.
“Niye?”
“Git Eylül’üne sor.”
Ateş bu sefer kahkahayı bastı.
“Ay kurban olduğum, kadın daha eve geleli iki saat olmadi.”
“Geldiği iki saatte sana sarılmayı da başardı ama.”
Ateş bana birkaç saniye baktıktan sonra yine gülmeye başladı.
“Sen ciddi ciddi kıskanaysun.”
Yatağın üzerindeki yastığı kaptığım gibi ona fırlattım.
“Yeter ama!”
Ateş yastığı havada yakaladı.
“Ohooo, hedef de tam isabet.”
“Bir tane daha atarım.”
“At da görelim.”
İkinci yastığı da kaptığım gibi fırlattım. Bu sefer omzuna çarptı.
Ateş tiyatrocu gibi göğsünü tuttu.
“Vuruldum.”
İster istemez dudaklarımın kenarı kıvrıldı.
“İyi olmuş.”
“Bak güleysun.”
“Hayır gülmüyorum.”
“Güleysun.”
“Gülmüyorum!”
Ateş bir anda yanıma oturdu.
Aramızdaki mesafe bir karış bile kalmamıştı.
Kalbim saçma bir şekilde hızlandı.
“Ateş uzak dur.”
“Niye?”
“Sen öyle istememiş miydin? Bende dediğini yapıyorum.” Neredeyse kahkaha atacaktı.
“Şimdi de canım da burada durmak istiyor.” Sinirle ona döndüm fakat yüzlerimiz beklediğimden çok daha yakındı.Bir an ikimiz de sustuk.Ateş’in gözleri dudaklarıma kayıp tekrar gözlerime döndü.Bu sefer ilk kez o da gülmüyordu.“Melek…” Tam o sırada aşağıdan bir çığlık duyuldu. “ATEŞ BEY!” İkimiz de irkilerek ayağa fırladık.Ateş kapıya yönelirken ben de peşinden çıktım. Salona indiğimizde Eylül kanepenin üzerinde oturmuş, elinde küçücük bir örümceği gösteriyordu. “Odada örümcek var!”Bütün ev sessizliğe gömüldü.Ateş gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.Ben ise ilk kez kahkahayı patlattım.Ben kahkahalarla gülerken Eylül kanepenin üstüne çıkmıştı. “ONU BURADAN ALIN!” Koruma elindeki peçeteyle küçücük örümceği alıp pencerenin dışına bıraktı. “Eee gitti.” Eylül derin bir nefes verdi. “Ay ben örümceklerden çok korkarım.” Ateş kollarını bağladı. “Ula ben de deprem olayi sandum.” Korumalardan biri kafasını kaşıdı. “Ben de silahlı saldırı var sandım Ateş Bey.” Diğeri söyleniyordu. “Ben duşun ortasından çıktım.” Ateş başını iki yana salladı. “Bir örümcek için bütün konaği ayağa kaldirdunuz.” Ben yine gülmeye başlamıştım. Eylül ise bir anda Ateş’in yanına geldi. “Ateş Bey bu gece yalnız kalmasam olur mu?” Ateş daha cevap veremeden ben gözlerimi kıstım. “Niye?”
“Ya tekrar örümcek çıkarsa?”
Ateş anında korumalardan birini gösterdi. “Recep.” Koruma hazır ola geçti. “Buyurun efendim.”
“Git Eylül Hanım’ın odasindaki bütün örümcekleri tutukla.” Salondaki herkes bir an sustu. Sonra Recep ciddi ciddi başını salladı. “Tamamdır efendim.” Ve gerçekten yukarı çıktı. Ben gülmekten koltuğa çökmüştüm. Beş dakika sonra Recep elinde boş bir kavanozla geri geldi. “Ateş Bey.”
“Ne oldu?”
“Sanıklar kaçmış.” Bu sefer Ateş bile kahkahayı patlattı. Tam o sırada diğer koruma içeri girdi.
“Efendim.”
“Ne var?”
“Recep abi örümcek ararken kendi gölgesinden korkup bağırdı.” Recep hemen itiraz etti. “Yalan!”
“Ben duydum.”
“Yalan dedim!”
Ateş gülmekten gözlerini siliyordu. “Ula siz güvenlik ekibi misunuz, komedi kulübü misunuz belli değil.” Ben koltuğa yaslanıp keyifle onları izliyordum. Derken mutfaktan büyük bir gürültü geldi.Herkes irkildi. Ateş anında ciddileşti.
“N’olayi?” Bir koruma koşarak mutfağa gitti.İki saniye sonra sesi geldi.
“Kedi girmiş!”
Ateş kafasını tavana kaldırdı. “Yarabbi sabir…”
Kedi bir anda mutfaktan fırlayıp salona koştu. Eylül çığlık attı. Recep çığlık attı. Diğer koruma da çığlık attı. Ben gülmekten nefes alamıyordum. Ama en komiği Ateş’ti.Çünkü kedi korkudan onun paçasına tırmanmıştı.
“ULA ALUN ŞUNU ÜZERUMDEN!”
“Size bir şey yapmıyor.”
“YAPİYOR! PANTOLONUMA TIRMANAYİ! ULA EN SEVDUĞUM PANTOLONLARİMDAN !” Kedi omzuna kadar çıkınca bütün konak kahkahaya boğuldu.Ateş ise hayatında ilk kez çaresiz görünüyordu.
“Melek!”
“Ne oldu?”
“Kurtar beni da!”
“Git Eylül’ünü çağır.”
Salondan bir kahkaha tufanı daha yükseldi.“Git Eylül’ünü çağır.” Salondan yükselen kahkahalar arasında Ateş bana öyle bir baktı ki gülmem daha da arttı.
“Melek, vallahi ha…”
“Kıskanmıyordum ya hani? Git Eylül Hanım kurtarsın seni.” Ateş omzundaki kediye bakıp tekrar bana döndü.
“Ula bu yaratuk beni rehin aldi!”
Recep ciddi ciddi cebinden telefon çıkardı.
“Ateş Bey isterseniz veteriner çağırayım.”
Ateş’in ağzı açık kaldı. “Veteriner niye çağiraysun?”
“Kediyi ikna etsin diye.”
Bu sefer ben koltuktan düşecek kadar güldüm. Neyse ki kedi sonunda Ateş’in omzundan atlayıp pencere kenarına geçti. Ateş hemen ceketini düzeltti. “Siz hiçbir şey görmedunuz.”
Recep anında cevap verdi.
“Ben videoya aldım.” Salonda ölüm sessizliği oldu. Ateş yavaşça başını çevirdi. “Ne yaptun?”
“Videoya aldım.”
“Sil.”
“Hatıra olsun diye saklayacaktım.”
“Recep.”
“Efendim?”
“Sil.”
“Buluta yükledim.” Bu sefer korumalar dahil herkes kahkahaya boğuldu.Ateş ellerini beline koydu. “Ben maaşlari niye veriyrum size?”
Recep düşündü.“Galiba bize güvendiğiniz için.”
“Yok.”
“O zaman?”
“Acıduğum için.” Tam o sırada konağın ışıkları bir anda gitti. Her yer zifiri karanlığa gömüldü.Eylül çığlık attı.Recep çığlık attı.Mutfaktaki aşçı da çığlık attı.Ateş bağırdı,
“YETER! BİRİNİZ DAHA ÇIĞLIK ATARSA BEN DE ATACAĞUM!” Karanlıkta bir ses duyuldu.
“AAAAAAAA!” Ateş derin bir nefes aldı.
“Kimdi o?” Sessizlik oldu.Sonra utangaç bir ses geldi.“Benim.”
“Recep?”
“Evet.” Ateş başını duvara yasladı.
“Recep…”
“Efendim?”
“İstifa et.”
“Tamam.” İki saniye geçti.
“Şaka yaptum.”
“Ben ciddiye almıştım.” Telefon ışığını açtığımda Ateş’in yüzündeki ifade görülmeye değerdi.Yorgun, bezmiş ve kaderine küsmüş görünüyordu.Tam o sırada yukarıdan büyük bir gürültü geldi.
GÜM! Herkes dondu. Ateş kaşlarını çattı.
“Bu sefer örümcek değildir herhalde.”Recep boğazını temizledi.
“Efendim…”
“Ne var?”
“Az önce örümcek ararken üst kattaki vazoyu ben kırmış olabilirim.”
Ateş gözlerini kapattı.Derin bir nefes aldı.
Bir tane daha.Sonra bir tane daha.Ben artık kahkahadan ağlıyordum.Ateş ise tavana bakıp söyleniyordu:
“Ben bu evde düşman istemeyrum…”
“Çünkü hepsi maaşli çalışayi zaten…”