17. bölüm · Kanla Yazılan Söz
17. BÖLÜM-İLK GECE…
Ateş’le odamıza çıktığımızda ben hâlâ onun verdiği mehri düşünüyordum. Bir insan bu kadar şeyi nasıl tek nefeste sayabilirdi aklım almıyordu. O ise hiçbir şey olmamış gibi ceketini çıkarıp sandalyeye bıraktı. “Kocacığım…” dedim kollarımı göğsümde bağlayarak. “Hı?” dedi bana dönüp. “Sen normal misin?” Kaşlarını çattı.“Ne oldi şimdi?”“El insaf Ateş! O kadar mal mülk neydi öyle? Bir insan karısına fabrika hissesi verir mi?”Ateş sanki çok normal bir şeyden bahsediyormuş gibi omuz silkti.“Verur.”“Vermez!”“Ben verurum.”Sinirden güldüm. “Sen gerçekten deliymişsin.” Yavaşça yanıma gelip iki elini omuzlarıma koydu. “Bak güzelim… Sen hiçbir şey istemedin. Ama ben istedim. Benim olan her şeyde karımın da hakkı vardır. Bugün varım yarın yokum. Ama karım eksik kalmasın istedim.” Bir an sustum. “Peki ya o konak?” Gülümsedi.”Sabırsız karum. Yarın görünce anlarsun. Nedensiz çok mutluydum.”Ateş?”“He gülüm?”“Beni seviyor musun?” İçi gitmişti.“Her şeyden çok…”Sonra gözü daldı,“Beni bırakma olur mu?” Deyip gözü dudaklarıma kaymıştı.Gözlerini kapattı.“ Peki sen beni seviyor musun?”Bende ona bir nefes mesafesi kalacak kadar yaklaşmıştım.Tam cevap verecekken kapı çalındı.Ateş “Bırak çalar çalar gider,biz bozmayalım.” Ateş’den ayrıldım “Ateş dur!”“Kimse oni kıçindan vuracağum.” Sonra bağırdı “Gir ula!” Kapı açıldı ve kafasını uzatan Yaman oldu.“Rahatsız etmiyom değil mi la?”Ateş anında kaşlarını kaldırdı.“Ettin.”Yaman içeri girip sırıttı.“La daha iki saat önce evlendiniz. Kırk yıllık evli gibi davranmayın.” Ben kahkaha attım.“Gel Yaman.” Yaman yatağın karşısındaki koltuğa oturdu. “Ben aslında sana bir şey verecektim Melek.” Şaşkınlıkla baktım. “Bana mı?” Ceketinin iç cebinden küçük bir kutu çıkardı. Resmi nikahında yanında değildim. Bu da imam nikahı hediyesi olsun.” Kutuyu açtığımda gözlerim doldu. İçinde küçüklüğümüzde yurtdışında beraber çektirdiğimiz fotoğrafın olduğu gümüş bir kolye vardı. “Yaman…”“Beğenmedin mi la?” Boynuna sarıldım.“Salak! Çok güzel olmuş.” Yaman da başımı okşadı. “Benim küçük veletim büyümüş de ikinci kere evlenmiş.” Ateş hemen araya girdi. “Hop!”Yaman bana sarılmış halde Ateş’e baktı.“Ne var gardaş?”“Karuma sarılma süren bitti.”“Kıskanç mısın oğlum?”“Evet.” Yaman kahkahayı bastı.“Vay arkadaş! Melek, bunun gözü dönmüş.”Ateş beni kolundan çekip yanına aldı.“Benum karuma sarılma hakki sadece bana aittur.” Ben gülmekten kırılırken Yaman ayağa kalktı. “Tamam tamam. Ben gidiyom. Ama sabah erkenden kalkın.”Ben kaşlarımı çattım. “Niye?”Yaman ve Ateş birbirlerine baktılar.Sonra ikisi birden sırıttı. “Çünkü…” dedi Yaman.“Yarın…” dedi Ateş.“BOZKURT Konağı’na gidiyoruz.”Ben merakla ikisine baktım. “Tamam da neden bu kadar gizemli davranıyorsunuz?”Yaman kahkaha attı.”Çünkü yarın seni küçük bir sürpriz bekliyor la.”“Ne sürprizi?” Ateş göz kırptı.“Karum… Yarın çok şaşıracaksun.”Ve sonrasında Yaman çıkmıştı “İyi Geceler!”Ateş tekrar elini sol göğsüne koymuş ben ise “İyi geceler!” Demiştim.Kapı kapandıktan sonra odada kısa bir sessizlik oldu.Ben hâlâ gülüyordum. “Senin şu kıskançlığın normal değil Ateş.” Ateş ciddi bir ifadeyle yatağın kenarına oturdu. “Normal.”
“Değil.”
“Normal dedum.”
“Koskoca Yaman’a bile karuma sarılma diye çıkıştın.” Ateş kollarını göğsünde bağladı.
“E çıkacağum tabi.”
“Neden?”
“Benum karum çünkü.” Gözlerimi devirdim.
“Her cümlenin sonuna karum ekleyince haklı olmuyorsun.”
“Oluyorum.”
“Olmuyorsun.”
“Oluyorum.” Bir süre birbirimize baktık. Sonunda ikimiz de gülmeye başladık. “İnatçısın.” dedim. Ateş kaşlarını kaldırdı. “Sen değilsun sanki.” Komodinin üzerindeki küçük su şişesini alıp ona doğru uzattım. “Al.”
“Neden?”
“Çok konuştun.”
“Sen başlattun.”
“Hayır sen.”
“Sen.”
“Sen.” Bir anda kahkahalarımız odayı doldurdu. Ateş başını iki yana salladı.
“Allah sabır versun bana.”
“Ne güzel işte. Daha birkaç saat oldu evleneli.”
“Onu diyorum zaten.”
“Neyi?”
“Şimdiden başımın belası oldun.” Yastığı kaptığım gibi ona fırlattım. Ateş hiç beklemediğim bir refleksle yakaladı.
“Vay…”
“Hedef şaştı gülüm.”
“Amaç vurmak değildi.”
“Tabii tabii.” Sonra yastığı kolunun altına sıkıştırdı.
“Vermem.”
“Ateş!”
“Yok.”
“Benim yastığım o.”
“Artık benim.” Yerimden kalkıp almaya çalıştım. Tam uzanırken yastığı havaya kaldırdı.
“Ateş!”
“Alabiliyorsan al.”
“Bana eziyet ediyorsun.”
“Mutlu oluyorum.”
“Ne kadar kötü bir insansın.”
“Teşekkür ederum.” Sonunda yastığı çekip aldım. Zafer kazanmış gibi yatağın üzerine oturdum.
“İşte!” Ateş kahkaha attı.
“Bu kadar sevineceğini bilseydim baştan verirdim.”
“Daha çok beklersin.”
“Bak yine başladı.” Bir süre daha konuşup güldük. Sonra odanın ışıkları biraz daha loş kaldı. Ateş bana dönüp yumuşak bir sesle konuştu. “Bugün yoruldun mu?” Bir an düşündüm.
“Aslında biraz.”
“Ben de.” Gülümsedim.
“Ama güzel bir gündü.” Ateş’in yüzündeki ifade yumuşadı.
“Hayatımın en güzel günüydü.” Kalbim hızlandı.
“Abartıyorsun.”
“Yok.”
“Abartıyorsun.”
“İlk defa abartmıyorum.” Başımı eğip gülümsedim. O da bana bakıp gülümsedi. Sonra hafifçe iç çekti. “Yarın konağı görünce ne yapacağını çok merak ediyorum.”
“Bu kadar büyük sürpriz mi?”
“Çok büyük.”
“İpucu ver.”
“Yok.”
“Ateş.”
“Yok.”
“Bir tane.”
“Yok.”
“Ateş!” Yastığı ona fırlattığımda Ateş bu sefer yakalayamadı. Pat! Yastık direkt yüzüne çarptı. Bir an sessizlik oldu. Sonra yavaşça bana döndü.
“Melek…” Gülmemek için dudaklarımı içeri çektim.
“Efendim?”
“Güldün mü sen bana?”
“Hayır.”
“Demin güldün.”
“Gülmedim.”
“Gözlerun gülüyor.” Kahkahamı tutamayınca Ateş başını iki yana salladı.
“Çok kötü bir karum var benim.”
“Sen hak ettin.”
“Ne yaptum?”
“Her şeye karum diyorsun.” Ateş anında dikleşti.
“Ondan vazgeçmem.”
“Neden?”
Çünkü…” Bir an durdu. Sonra yüzünde o kendine güvenen gülümseme belirdi.
“Hoşuma gidiyor.”
“Benim gitmiyor.”
“Yalan.”
“Gerçek.”
“Yalan.”
“Gerçek.”
“Yalan.” Elime bir yastık daha aldım. Ateş hemen iki elini kaldırdı.
“Tamam tamam. Barış.”
“Geç kaldın.”
“Silahı bırak.”
“Yok.”
“Bak pişman olursun.”
“Ne yapacaksın ki?” Ateş bir anda ayağa kalktı. Ben de refleksle yatağın diğer tarafına kaçtım.
“Ateş!”
“Görürsün şimdi.”
“Yaklaşma.”
“Niye?”
“Yaklaşma işte.”
“Yaklaşacağum.” Kahkahalar arasında yatağın etrafında dönmeye başladık. Bir sağa kaçıyordum bir sola. Sonunda kolumdan yakaladı.
“Yakaladum.”
“Bu hile!”
“Zafer zaferdir.”
“Hiç adil değil.”
“Hayat adil değil gülüm.” Tam kurtulmaya çalışırken kapı bir kez daha çalındı. İkimiz de donduk. Ateş gözlerini kapattı.
“Allah’ım sabır…”
Kapı aralandı. Yaman’ın sesi geldi.
“La hâlâ uyumadınız mı?”
Ateş tavana baktı.
“Yaman…”
“He?”
“Beş dakika daha gelirsen seni konağa kadar kovalarum.” Yaman’ın kahkahası koridorda yankılandı.
“Tamam tamam gidiyom.” Kapı kapanınca Ateş derin bir nefes verdi. Ben ise gülmekten iki büklüm olmuştum.
“Yaman senden hiç korkmuyor.”
“Korkmuyor.”
“Neden?” Omuz silktim.
“Çünkü çocukluğumdan beri başımın belası.”
“Senin de başının belası varmış demek.” Ateş bana baktı. Sonra yavaşça gülümsedi.
“Artık iki tane var.”
“Ne demek o?”
“Birisi Yaman.”
“Diğeri?”
“Ben.” Ağzım açık kaldı.
“Ateş!” Ateş kahkahayı bastı.
“O bakışı hiç bozma. Çok komik oluyor.” Odadaki sessizlik birkaç saniye sürdü. Sonra gözüm kocaman yatağa takıldı. Ateş de yatağa baktı. Ben de yatağa baktım. Ateş tekrar bana baktı. Kaşlarımı kaldırdım. “Ne?”
“Ne ne?”
“Ben seninle aynı yatakta yatmam.” Ateş birkaç saniye gözlerini kırpıştırdı. Sonra kahkahayı bastı.
“Niye?”
“Niye olacak?”
“Evlenduk.”
“Evlendik diye hemen aynı yatakta yatacağız diye bir kural mı var?” Ateş yatağın kenarına oturup başını iki yana salladı.
“Allah’ım sabır…”
“Hem bak!” dedim. Dolaptan bir yastık alıp yatağın tam ortasına koydum.
“Bu ne?”
“Sınır.” Ateş bana baktı. Yastığa baktı. Tekrar bana baktı.
“Sen ciddi misun?”
“Gayet ciddiyim.”
“Bir yastık mı beni durduracak?”
“Duracak.” Ateş kahkaha atmamak için dudaklarını ısırdı.
“Tamam.”
“Tamam mı?”
“He.” Bu kadar kolay kabul etmesine şaşırmıştım. Şüpheyle gözlerimi kıstım.
“Bu kadar mı?”
“Bu kadar.” Kesin bir şey planlıyordu. Ben yatağın bir tarafına geçip battaniyeyi üzerime çektim. Ateş de diğer tarafa uzandı. Birkaç dakika sessiz geçti. Tam rahatladığımı düşünürken…
Pat!
Ortadaki yastık yüzüme düştü. Şaşkınlıkla doğruldum.
“Ateş!” Ateş masum masum tavana bakıyordu.
“Ne oldu?”
“Yastığı attın.”
“Ben atmadum.”
“Ateş!”
“Vallahi atmadum.”
Yastığı alıp tekrar ortaya koydum. İki dakika geçti.
Pat!
Bu sefer yastık yine düştü. Hızla doğruldum. Ateş’in omuzları titriyordu. Gülüyordu.
“Sen yaptın!”
“Biraz.”
“Ateş!”
“Çok komik ama.” Yastığı kaptığım gibi ona vurdum. Ateş kahkahalarla savunmaya geçti.
“Tamam tamam!”
“Yastığa dokunmayacaksın.”
“Söz.”
“Söz mü?”
“Söz.” Şüpheyle tekrar uzandım. Yaklaşık otuz saniye sonra…
“Melek?”
“Hı?”
“Bu yastık çok çirkin duruyor.”
“Umurumda değil.”
“Melek?”
“Ne var?”
“Ben bu yastıktan nefret ettim.”
“Ben çok sevdim.”
“Ben sevmedum.”
“Harika.” Ateş derin bir nefes verdi.
“Karum…”
“Karın değilim şu an.”
“Nesun?”
“Sinirli bir insanım.” Ateş kahkahayı bastı.
“Tamam sinirli insan.” Bir süre sonra oda sessizleşti. Derken karanlığın içinden Ateş’in sesi geldi.
“Melek?”
“Yine ne var?”
“Yastığın yarısı benim tarafa geçti.”
“Geçsin.”
“Demek sınırı sen bozuyorsun.”
Yastığı alıp direkt yüzüne fırlattım.
Ateş’in kahkahası bütün odayı doldururken ben de istemeden gülmeye başladım.Ateş hâlâ arada sırada kıkırdıyordu.
“Ne gülüyorsun?”
“Senin şu sınır yastığına.”
“Dalga geçmeye devam et.”
“Edacağum.” Gözlerimi devirdim.
“İyi geceler Ateş.”
“İyi geceler karum.” Bu sefer itiraz edecek halim bile kalmamıştı. Aradan birkaç dakika geçti. Tam uykuya dalacakken…
“Melek?”
Derin bir nefes verdim.
“Ne var?”
“Sana bir şey soracağum.”
“Yarın sor.”
“Şimdi.”
“Tamam sor.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Mutlu musun?”
Sesi bu kez farklıydı.
Şakacı değil…
Gerçekten cevabımı merak eden biriydi.
Başımı ona çevirdim.
Loş ışıkta gözleri bana bakıyordu.
Gülümsedim.
“Evet.”
Ateş’in yüzündeki gerginlik bir anda dağıldı.
“Gerçekten mi?”
“Gerçekten.”
Bir an sustu.
Sonra yavaşça başını salladı.
“Sadece onu duymak istemiştim.”
Kalbim ısındı.
“Sen?”
“Ben mi?”
“Mutlu musun?”
Ateş hafifçe güldü.
“Bugün hayatımın en mutlu günü.”
Bu kez ona cevap veremedim.
Çünkü gözlerindeki samimiyet bütün şakaların ötesindeydi.
Bir süre sessiz kaldık.
Sonra Ateş battaniyeyi biraz daha üzerine çekti.
“Uyu artık.”
“Sen de.”
“Sabah erken kalkacağuz.”
“Şu sürpriz yüzünden mi?”
“Evet.”
“İpucu ver.”
“Yok.”
“Ateş.”
“Yok.”
“Ateş!”
“Uyuyana kadar yok.”
Homurdanıp yüzümü diğer tarafa çevirdim.
Birkaç dakika sonra oda tamamen sessizleşti.
Tam uykuya dalarken bu kez Ateş’in çok kısık sesi duyuldu.
“Melek?”
Gözlerimi açmadan cevap verdim.
“Hı?”
“Hoş geldin.”
Şaşkınlıkla gözlerimi açtım.
“Nereye?”
“Hayatıma.”
Kalbim bir an duracak gibi oldu.
Sonra yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu.
“İyi ki geldin.”
Bu kez cevap vermedim.
Çünkü boğazım düğümlenmişti.
Sadece battaniyenin altında elimi uzatıp parmaklarını tuttum.
Ateş de elimi sıktı.
Ne şaka yaptı…
Ne de konuştu.
Sadece elimi bırakmadı.
Ve o gece…
İkisi de ilk kez gerçekten huzurlu bir şekilde uykuya daldı…
