15. bölüm · Kanla Mühürlenen Sessizlik

Bölüm 14– Karanlığın Kalbi ve Kırılan Bağlar

Ayshe Daisy

Yaratık sakladığı yerden çıkmaya yaklaşmışken, pakt bağının gücü kontrolsüz biçimde kabardı. Altılı, aynı anda dizlerinin üzerine çöktü.

Zihinlerine bir görüntü doldu:

— Kanla yazılmış bir metin,

— Altı halkadan oluşan sonsuz bir mühür,

— Ve yaratıcıların birbirine ihanet ettiği o son gece.

Elara’nın kalbi sıkıştı. Zephyr yanındaki acıyı hissetti, çünkü Pakt bağı istek dışı duyguları bile geçiriyordu.

Vizyonda yaratıcıların yüzü göründü. Biri, ışığın çocuklarını yaratmıştı. Diğeri, karanlığın yankılarını.

Ve her ikisi de Elara’dan çok önce yok olmuştu.

Ama bir gerçek ortaya çıktı:

Paktı tamamlayacak altı kişi seçilmemişti, yaratılmıştı.

Rois’in nefesi kesildi. Rhys’in göz bebekleri büyüdü. Bazı bilgiler ondan bile saklanmıştı.

Vizyondan çıkan Zephyr sendeledi. Elara refleksle onu tuttu. Aralarındaki aura bağı istemsizce büyüdü, daha önce böyle bir çekim hissetmemişlerdi.

Elara fısıldadı: “Bu bağ… pakt yüzünden mi, yoksa…”

Devam edemedi.

Zephyr başını eğdi. Sesi titredi, ilk kez. “Hayır. Bu… senin yüzünden.”

Elara’nın kalbi çarptı. Ama geri çekilmek zorunda kaldı. Bu kadar yoğun duygular, bu kadar hızlı olamazdı.

Zephyr bir adım attı, sonra durdu.

“Pakt bizi bağladı ama… ben seni o vizyondan önce de hissediyordum.”

Elara’nın yüzü kızardı. Göz göze geldiler. Neredeyse yaklaşacaklardı ki...

Yasak odanın diğer ucundan bir çığlık duyuldu.

Rois.

Rhys–Rois Arasındaki Yüzleşmenin Patlaması

Rois’in içinden alevler çıkmaya başlamıştı. Rhys, onu durdurmadan önce alevlerin içine yürüdü.

"Beni kandırdın!” diye bağırdı Rois. “Benim kim olduğumu, neden yaratıldığımı, neyin parçası olduğumu… hepsini biliyordun!”

Rhys’ın yüzünde acı vardı. “Seni korumak için sakladım.”

“KORUMAK mı?!” Rois’in sesi kırıldı. “Benim kaderimi benden çaldın!”

Rois’in içindeki öfke patladı, alevler odanın tavanına kadar yükseldi. Rhys bir an bile geri adım atmadı.

“Seni saklamam gerekiyordu. Çünkü klanım seni yok edecekti. Sen… sıradan bir yaratım değilsin, Rois. Sen… Elara’nın parçalarından doğan tek varlıksın.”

Rois’in nefesi kesildi.İçindeki alev bir anda söndü. Bu yalnızca bir sır değildi, kimliğinin kökünü sarsan bir hakikatti.

Rhys yaklaşmak istedi. Ama Rois geri çekildi.

“Benden uzak dur. Bana artık dokunma.”

Rhys’ın yüzünde ilk kez kırılma görüldü. Bu, savaşın ve yaratıcıların gölgelerinin bile başaramadığı bir şeydi.

O anda altılı, sadece dışarıdaki canavarla değil, içlerindeki çatışmalarla da savaşmak zorunda olduklarını anladı.

Canavar tekrar ortaya çıktığında onu püskürtmek için yine aynı bağı kurdular. Canavar yine yok olmadı ve yine geri çekildi. Derinlere, karanlığa.

Ve bu yüzleşmenin henüz başlangıcıydı.

*

Çatışmanın ardından Fractura Malikanesi’nin duvarları bile titriyormuş gibi görünüyordu. Taşlar hafifçe inliyordu; sanki altı kişinin birlikte uyandırdığı güç, binanın damarlarına kadar işlemişti. Canavarın anlık yere serili, köpüren gövdesinin hâlâ duyulan yankısı, salonda ağır bir iz bırakmıştı.

Elara, titreyen parmaklarını kontrol etmek ister gibi birkaç kez açıp kapadı. Zephyr onun yanında diz çökmüş, sessizce nefesini dinliyordu. Caspian hâlâ yaratığın şokunu üzerinden atamamıştı. Elara’yı kaybetme hissi onu kelimelere dökülemeyecek bir şekilde sarsmıştı.

Ilyra ise bir sehpanın kenarına tutunmuş, gözleri hâlâ yansıma anlarından geri dönmeye çalışıyordu.
Rois, odanın köşesinde iki kez derin nefes aldı ama nefes alışının hemen ardından yüzü karanlık bir ifadeyle çarpıldı.

Rhys... konuşmuyordu.
Çatışma sırasında Rois’in içinden açığa çıkan o garip, kırılmış ateş enerjisinin parıltısı… onu çivilemişti.

Rois’in göğsünde hâlâ ışığın yırtıkları gibi duran ince damar izleri vardı. Bir yaratıcı parçasının ona bağlı olduğu ortaya çıktığından beri Rois, kendini olduğu kişiden daha fazlası ve aslında hiç olmadığı biri arasında sıkışmış hissediyordu.

“Ben… ne olduğumu bilmiyorum artık,” dedi sesi kısık, parçalı.

Elara ona yaklaşırken, “Ne olduğun değil, kim olduğun önemli,” diye fısıldadı.

Ama Rois gözlerini kaçırdı. Elara’nın sözleri sıcak olsa da, kendi bedeninde yankılanan o yabancı enerji yabancı bir kalp gibi atıyordu.

Rhys bunu duyunca başını kaldırdı, ama konuşamadı. Çünkü gerçek bir şey biliyordu ve onun söylemeye cesareti olmadığı bir şey.

Yaratıcıların Bıraktığı İkinci Tehdidin Ortaya Çıkması
Tam herkes toparlanmaya çalışırken, malikanenin alt katından derin bir uğultu yükseldi.

Zephyr anında irkildi. “Bu… iyileşme değil. Bu bir uyarı.”

Ilyra’nın gözleri bulanıklaştı, bir anlık yansıma geldi.
Gördü: Gölgelerden doğan ikinci bir yaratık. Kasları insan dışı bir mimariyle örülmüş. Derisinin içinde kırmızı ışık, damar gibi yol alıyor. Ağız yok… ama çığlık var.

Ilyra sendeledi. “Onlar… bir tane bırakmamışlar. Bu sadece başlangıcıydı.”

Zephyr’in sesi düşük ama keskin çıktı:
“Bu seferki ilkinden daha eski. İlkinden daha vahşi.”

“Ve bizi bulmak için yaratılmış.”

Elara’nın yüzü soldu. Caspian’ın elindeki sonsuzluğa uzanan siyah kıvrımlar titredi.

Altı kişi, aynı anda tehlikenin büyüklüğünü hissetti.

*

Malikanenin ışıkları titrerken herkes bir üst odaya çekildi. Elara, koridorun sonunda nefesini kontrol etmeye çalışırken Zephyr ona doğru yaklaştı.

“Elara.”

Sesi her zamankinden daha yumuşaktı, ama içinde bir gerginlik vardı; tıpkı kendi bedenini bile analiz eder gibi.
“Sen iyileşirken nabzın hızlandı,” dedi. “Normalin iki katı.”

Elara gözlerini devirdi. “Beni tarayıp durmanı bırakabilir misin?”

Ama bu sözler kaba çıkmadı. Aslında istemeden bir gülümseme taşıyordu. Zphyr ise bakışlarını kaçırdı.

“Bırakamıyorum,” dedi kısık bir sesle. “Çünkü… ilgim artıyor. Auran değişiyor ve bu beni rahatsız edici bir şekilde çekiyor.”

Elara’nın kalp atışı bir kez daha hızlandı. “Benim aurama kapılıyorsun?”

“Evet,” diye itiraf etti Zephyr. “Ve bu benim kontrol alanım dışında. Tehlikeli bir şey.”

Elara, istemsiz bir yumuşaklıkla fısıldadı: “Benim için mi tehlikeli, yoksa senin için mi?”

Zephyr’in gözleri kısa bir anlığına parladı. “İkisi için de.”

Rhys’in Yalnızlaşması

Diğerleri dinlenirken Rhys, merdivenin ucunda duruyordu. Ilyra ona baktı, onun zihninin kenarındaki tüm titreşimleri hissedebiliyordu.

“Rhys…”

Ilyra bir adım yaklaştı. “Rois seni hâlâ duyuyor. Aranızdaki bağ kopmadı.”

Rhys başını eğdi, sesi kırık bir kabuk gibiydi:
“Ben ona gerçeği söyleyemedim. Onu yaratırken yaptığım hatayı… ve niye gerçekten korunması gerektiğini…”
Omuzları çöktü. “Rois’in gözlerinde artık beni görmek yok. Yalnızım.”

Ilyra, Rhys’in düşüncelerinin kıyısında duran kederi hissederken içinden bir ağırlık geçti.

“Yalnız değilsin,” dedi nazikçe. “Ama onu geri kazanmak için önce kendini affetmen gerek.”

Rhys ise sadece sessizce uzaklaştı, bir gölge gibi.