16. bölüm · Kanın Laneti

16.🕊

World And Death.

(Dikkat! Bu bölüm şiddet ve aile içi istismar içerir! Hassas olanların okunmaması tavsiye edilir...)

Damian Voss'un deposunda...

Damian Voss'un deposunun ağır ahşap kapısı sabaha doğru açıldı. İçeri önce sert yüzlü adam girdi. Ardından iki yardımcısı. Üçünün de yüzünde alışılmadık bir telaş vardı. Damian, deponun arka tarafındaki masasında oturuyordu. Önünde yarısı dolu bir bardak, birkaç kâğıt ve eski bir cep saati bulunuyordu. Lambanın sarı ışığı yüzünün keskin hatlarını belirginleştiriyor, odanın geri kalanını karanlıkta bırakıyordu.

Başını kaldırmadan sordu:
“Ne oldu?”

Üç adam birbirine baktı. Sonunda öndeki adam konuştu.
“Ormandan çıkan birini gördük.”

Damian'ın eli cep saatinin üzerinde durdu.
“Kim?”
“Hawthorne.”

Damian yavaşça başını kaldırdı.
“Alaric Hawthorne mu?”
“Evet.”

Odada kısa bir sessizlik oldu. Damian sandalyesinde geriye yaslandı.

“Ormandan mı çıktı?”
“Evet, efendim.”

Damian'ın yüzünde ilk kez gerçek bir şaşkınlık belirdi.

“Tek başına mı?”
“Tek başına.”
“Yaralı mıydı?”
“Hayır.”

Damian'ın bakışları üç adamın üzerinde gezindi.
“Emin misiniz?”
“Gözümüzün önünde çıktı.”

Sert yüzlü adam birkaç adım öne geldi.
“Üstelik yanında bir çanta vardı. Ormana girmeden önce o çanta onda yoktu. İçinde ne olduğunu bilmiyoruz ama—”
Damian elini kaldırdı. Adam sustu.

“Ormanda ne kadar kaldı?”
“Bilmiyoruz.”
“Onu ormana girerken görmediniz mi?”
“Hayır. Biz gelmeden önce girdiğini düşünüyoruz.”

Damian'ın kaşları çatıldı.
“Hayır mı?”

Üç adam sessiz kaldı. Damian sandalyesinden ağır ağır kalktı.

“Peki benim size verdiğim görev neydi?”

Sert yüzlü adamın yüzündeki renk biraz değişti.
“Yaşlı adamla ilgilenmemizi söylemiştiniz.”
“Doğru.”

Damian masanın etrafından çıktı.
“Ve siz ne yaptınız?”

Adam cevap vermedi. Damian birkaç adım yaklaştı.
“Bir gencin uğruna asıl işinizi bıraktınız.”
“Efendim, bunun önemli olduğunu düşündük—”
“Önemli mi?”

Damian'ın sesi yükselmedi. Tam tersine, sakinleşti. Bu sakinlik üç adamı daha fazla tedirgin etti.

“Size bir görev verdim.”
Bakışlarını sert yüzlü adamın üzerinde sabitledi.
“Yaşlı adam hâlâ hayattaysa, sizin için önemli olan tek şey onun neden ölmediğidir. Gerçi... cevap ortada.”

Adam yutkundu.

“Efendim, biz yalnızca—”

Damian masasına geri döndü. Çekmeceden tabancasını çıkardı. Üç adam bir anda sustu. Damian silahı elinde tarttı.

“Bana haber vermeye gelmenizi istemedim.”

Sert yüzlü adamın yüzündeki ifade değişti.
“Efendim, bekleyin—”
Silahın sesi depoda yankılandı.
Damian'ın adamı yere yığıldı. Alnında kırmızılar akan bir delik vardı.

Damian silahını korkudan bembeyaz kesilmiş iki yardımcıya çevirdi. İki kısa patlama daha duyuldu. Yardımcıların ikisi de dizlerinden vurulunca dizlerini tutup acıyla çığlık çığlığa yere düştüler. Damian'ın yüzünde en ufak bir merhamet belirtisi yoktu. Bir süre onları sessizce izledi. Sonra silahını masanın üzerine bıraktı.
“Bir dahaki sefere,” dedi soğukkanlılıkla, “size verdiğim işi bitirmeden yanıma gelmeyin.”

Yerdeki yardımcılardan biri güçlükle başını kaldırdı.
“Peki... Hawthorne?”

Damian ona baktı. Bir süre cevap vermedi. Sonra gözlerini kıstı.
“Hawthorne bekleyebilir.”

Masasının başına geri döndü.

“Ama siz bekleyemediniz.”

Depoda yeniden sessizlik çöktü. Damian sandalyesine oturup cep saatini eline aldı. Kapağını açtı. Saatin düzenli tıkırtısı, az önceki silah seslerinin ardından tuhaf biçimde belirginleşmişti.

“Şimdi,” dedi, gözlerini saatten ayırmadan, “yaşlı adamın yanına geri dönün.”
İki yardımcıdan hiçbiri cevap vermedi. Sızlayan dizlerini tutup kıvranmakla meşgullerdi.

Damian başını kaldırdı.
“Bu kez işinizi yarım bırakmayın.”

...
O sırada:
Deponun ön tarafında yaşananların sesi henüz arka odalara ulaşmamıştı. Burada hava daha ağırdı. Eski tahtaların, rutubetin ve uzun zamandır havalandırılmamış bir odanın kokusu duvarlara sinmişti. Tavandan sarkan küçük kandilin alevi arada bir titriyor, odanın bir kısmını aydınlatırken köşeleri karanlıkta bırakıyordu.

Morgana odanın ortasında duruyordu. Karşısındaki kadın duvara yakın bir yerde durmuş, ellerini göğsünün önünde birleştirmişti. Yüzünde korku ve kanlı yaralar vardı.
“Ne olur...”
Sesi titriyordu.
“Biraz daha zaman verin.”

Morgana'nın dudakları yavaşça yukarı kıvrıldı. Öyle sıcak bir gülümseme değildi bu. Kadının korkusunu eğlenceli bulduğunu belli eden, soğuk ve alaycı bir sırıtıştı.

“Bunu geçen hafta da söyledin.”

Kadın başını eğdi.
“Biliyorum.”

Morgana ona doğru bir adım attı. Kadının geri çekilmek için artık yeri yoktu.

“Fakat çocuklarım—”

Morgana'nın sırıtışı biraz daha belirginleşti.
“Çocukların mı?”

Kadının gözleri büyüdü. Morgana başını hafifçe yana eğdi.
“Ne güzel. Borcunu ödemediğin her seferinde çocuklarını hatırlıyorsun.”

Kadın hızla başını salladı.
“Onlara dokunmayın. Ne olur.”

Morgana aniden kadını yakasından tuttu.
“Öyleyse paramızı ver.”

Kadın güçlükle nefes aldı.
“Yok... Gerçekten yok.”

Morgana'nın yüzündeki sırıtış kaybolmadı. Aksine, kadının çaresizliğini gördükçe daha da belirginleşti.
“Yalan.”

Kadın başını hızla iki yana salladı.
“Değil.”

Morgana ona biraz daha yaklaştı.
“Bana yalan söyleme.”

Kadın yeniden yalvarmaya başladı.
“Lütfen... Çocuklarımın hiçbir suçu yok.”

Morgana'nın gözlerinde kısa bir parıltı belirdi.
“Bunu söylemene bayılıyorum.”

Kadın ona baktı. Morgana'nın yüzündeki sırıtış daha da soğudu.
“Her seferinde aynı cümle.”

Odanın diğer tarafında Mira duvara yaslanmış duruyordu. Kollarını göğsünde birleştirmişti. Yüzünde öfke yoktu. Morgana'nın davranışlarından hoşlandığı da söylenemezdi. Fakat Mira'nın yüzünde herhangi bir tepki görmek neredeyse imkânsızdı. Sadece izliyordu. Morgana ise kadının korkusundan açıkça zevk alıyordu.

“Zavallı insanlar...” dedi alaycı bir sesle, “borçlarını ödememek için ne kadar çok bahane buluyor.”

Kadının gözlerinden yaşlar süzüldü. Morgana bunu görünce kısa bir kahkaha attı.
Tam o sırada—
Pat!
Ön taraftan bir silah sesi duyuldu.

Morgana'nın eli kadının yakasında kaldı. Sırıtışı bir anda kayboldu. İkisi de sustu. Mira başını hafifçe kaldırdı. Bir saniye geçti.
Ardından—
Pat!
İkinci silah sesi geldi. Morgana'nın bakışları kapıya döndü. Bir iki saniye sonra üçüncü patlama duyuldu.
Pat!
Morgana kadının yakasını hâlâ bırakmamıştı. Başını kapıya çevirdi.
“Saldırı mı oldu?”

Mira duvara yaslanmış hâlinden ayrılmadı. Sesi sakindi.
“Hayır.”

Morgana ona baktı. Mira birkaç saniye sessiz kaldı.
“Üç elin arasında bir iki saniye vardı.”

Morgana'nın kaşlarından biri kalktı.
“Ee?”
“Bu, rastgele bir çatışma olamaz.”

Morgana'nın bakışları yeniden kapıya kaydı. Mira gözlerini oraya çevirdi.
“Patronun silahının sesini daha önce yeterince duydum.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Birileri öldürülmüş olmalı.”

Morgana'nın yüzünde yeniden o acımasız sırıtış belirdi.
“Demek patronun canı sıkılmış.”

Kadının yakasından elini çekmedi. Kadın titreyerek Morgana'ya baktı. Morgana yavaşça ona döndü. Sanki az önce duyduğu silah sesleri hiç yaşanmamış gibi.

“Biz de işimize dönelim.”

Kadın başını iki yana salladı.
“Lütfen...”

Morgana'nın sırıtışı geri geldi.
“Yeter. Direnme de canın dağa fazla yanmasın."

Mira ise hâlâ duvara yaslanmıştı. Yüzü sakindi: içinde ki çatışmaya göre...

Morgana'nın kadının yakasından tuttuğu ve yumruğunu bir kere vurduğu sırada arka odanın kapısı açıldı. Morgana ikinci yumrukta durdu ve başını çevirdi. Mira ise duvara yaslanmış hâlde yalnızca gözlerini kapıya kaldırdı. Kapıda Damian Voss duruyordu. Yüzünde az önce yaşananlardan hiçbir iz yoktu. Elindeki tabancayı sakince ceketinin içine yerleştirmiş, paltosunun önünü düzeltmişti. Deponun ön tarafında olan biten onun için kapanmış bir mesele gibiydi.

Morgana'nın yanında duran kadın, Damian'ı görünce daha da küçüldü. Morgana ise kadının yakasını hâlâ bırakmamıştı. Damian birkaç saniye boyunca odadakilere baktı. Ardından yalnızca çıkacağını bildirdi.
"Ben çıkıyorum."

Morgana başıyla karşılık verdi. Mira da duvardan ayrılmadan onu izledi. Damian kapıya yöneldi. Ağır adımlarla depodan çıktı. Ön taraftaki adamlarından bazıları ayağa kalktı. Kimse onunla konuşmaya cesaret etmedi. Damian yalnızca paltosunun yakasını düzeltti ve kapıdan dışarı çıktı. Gece soğuğu yüzüne vurdu. Deponun önünde, yol kenarında siyah renkli bir Duesenberg Model A duruyordu. O yıllarda oldukça yaygın olan bu otomobil, karanlık sokağın ortasında tek başına bekliyordu.

Kapıyı açtı, Damian sürücü tarafına geçti ve arabaya bindi. motoru çalıştırdı. Motorun homurtusu sessiz sokağı doldurdu. Ardından otomobil ağır ağır hareket etti.

~
Kasabanın ışıkları geride kaldıkça yol daha da ıssızlaştı.

Damian'ın evi kasabanın dışında, ağaçlarla çevrili ve komşu evlerden oldukça uzakta bulunuyordu. Eve giden yol dar ve bakımsızdı. Otomobilin farları önündeki taşlı yolu aydınlatıyor, iki yanda uzanan karanlık ağaçlar kısa süreliğine ışığın içine girip yeniden kayboluyordu. Damian'ın yüzü yol boyunca ifadesizdi. Evin ışıkları uzaktan göründüğünde direksiyondaki elleri hâlâ sakindi. Otomobil eve yaklaştı. Kapının önünde birkaç adam bekliyordu. Damian arabayı durdurdu. Motor sustu. Bir süre içeride oturdu. Sonra kapıyı açıp dışarı çıktı. Adamlarından biri ona doğru geldi. Damian kısa bir bakışla onu susturdu ve doğrudan eve yöneldi.

Evin içinde ise gece çok daha ağır geçiyordu. Salonun bir köşesinde Damian'ın karısı Eleanor Voss yere yakın bir koltukta oturuyordu. Kolları kucağında oturan küçük oğlunun etrafına sıkıca dolanmıştı. Oğlu Thomas Voss, henüz altı yaşındaydı.

Çocuk annesine sarılmış, yüzünü onun elbisesine gömmüştü. Küçük omuzları ağlamaktan aralıklarla titriyordu. Eleanor'un gözleri kızarmıştı. Bir eli oğlunun saçlarının üzerinde duruyor, diğer koluyla onu kendisine daha da yaklaştırıyordu. Kadının yüzündeki korku, oğlunu korumaya çalışırken bastırdığı çaresizliği gizleyemiyordu. Salonun çevresinde Damian'ın adamları vardı. İkisi kapının yanında, biri pencerenin önünde, diğerleri odanın farklı köşelerinde duruyordu. Hiçbiri konuşmuyordu. Eleanor ile Thomas'ın kaçmaya çalıştıkları belli oluyordu. Fakat kaçışları yarıda kalmıştı. Ve şimdi evin içinde, her zamankinden daha fazla adam vardı. Thomas başını kaldırıp annesine baktı. Eleanor onun yüzünü iki eli arasına aldı. Çocuğun gözlerinden yaşlar hâlâ süzülüyordu. Kadın oğlunun alnını kendisine yasladı. Tam o sırada dışarıdan bir otomobilin sesi duyuldu. Eleanor'un bedeni bir anda gerildi. Thomas da başını kaldırdı.

Motor sesi eve yaklaştı. Ardından sustu. Dış kapının açıldığı duyuldu. Eleanor'un yüzündeki bütün renk çekildi. Kolları oğlunun etrafında daha sıkı kapandı. Thomas annesine biraz daha sokuldu. Koridordan ağır ayak sesleri geldi. Bir adam kapının yanında doğruldu. Diğerleri de sessizce Damian'ın gelişini bekledi. Sonunda salonun kapısı açıldı. Damian eşikte göründü. Bir eli hâlâ kapının üzerindeydi. Odanın içindeki bütün bakışlar ona çevrildi. Eleanor başını kaldırdı. Thomas da annesinin kollarının arasından dışarı baktı. Damian hiçbir şey söylemeden olduğu yerde durdu. Karısı ve oğlu da ona baktı. Salonun içinde yalnızca Thomas'ın bastırmaya çalıştığı ağlamanın sesi duyuluyordu...

Damian salonun eşiğinde bir süre sessizce durdu.

Eleanor, oğlunu hâlâ kollarının arasında tutuyordu. Thomas'ın küçük bedeni annesine sıkıca sokulmuş, yüzü Eleanor'un elbisesine gömülmüştü. Çocuğun ağlaması artık kesik kesik geliyordu; fakat omuzları hâlâ titriyordu.

Damian'ın bakışları önce Thomas'a, ardından Eleanor'a çevrildi. Yüzünde öfke yoktu. Bu, Eleanor'un daha fazla korkmasına neden oldu.

Damian paltosunun düğmesini çözüp ağır bir hareketle çıkardı. Yakındaki adamlardan biri hemen öne çıkarak paltoyu aldı. Damian ise ellerini arkasında birleştirerek karısına baktı.

Sesi şaşırtıcı derecede sakindi.
"Benden neden kaçmaya çalıştın, Eleanor?”

Eleanor'un dudakları titredi. Cevap vermedi. Damian birkaç saniye bekledi.
“Bunca yıldır sana istediğin her şeyi verdim.”

Eleanor başını kaldırdı. Damian'ın sesi hâlâ sakindi.

“Bu ev. Hizmetçiler. Giysilerin. Sofrandaki yemek. İstediğin hiçbir şeyi eksik bırakmadım.”

Eleanor'un gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Buna hayat mı diyorsun?”

Damian'ın kaşları hafifçe çatıldı. Eleanor'un ise duyguyla sesi yükseldi.
“Beni güzel bir eve kapatıp her istediğimi satın alman, bana iyi davrandığın anlamına gelmez!”

Thomas annesinin elbisesine daha sıkı sarıldı. Eleanor artık ağlamasını kontrol edemiyordu.

“Ben senden kendim için kaçmadım!”

Damian sessizce onu izledi.

“Oğlumuz için!”

Thomas başını kaldırdı. Eleanor bir eliyle çocuğunun başını kendisine çekti.

“Onu da kendin gibi yapmandan korkuyorum!”

Sesi titreyerek yükseldi.
“Onun da senin gibi insanlara acımayan, korku salarak istediğini alan bir adam olmasını istemiyorum!”

Damian'ın yüzündeki sakinlik değişmedi. Eleanor'un gözlerinden yaşlar art arda süzüldü.
“Thomas'ın senden korkarak büyümesini istemiyorum!”

Odanın içindeki adamlar sessizce birbirlerine baktılar. Eleanor artık yalnızca korkusunu değil, yıllardır içinde biriktirdiği bütün öfkeyi de dışarı çıkarıyordu.

“Onun çocukluğunu senden korumaya çalıştım!”
Son kelimeler ağlamasının arasında neredeyse kırıldı.

“Çünkü senin yanında büyürse bir gün sana benzeyeceğini biliyorum!”

Sessizlik. Eleanor'un nefesi düzensizleşti. Thomas annesine bakıyordu. Damian ise uzun süre hiçbir şey söylemedi.
Ne bağırdı.
Ne de ona yaklaştı.
Sadece baktı.
Eleanor, Damian'ın sessizliğinin öfkesinden daha ürkütücü olduğunu biliyordu. Sonunda Damian'ın bakışları soğudu. Eldivenli sağ elini yavaşça kaldırdı. Koridorun sonundaki yatak odalarını işaret etti. Tek kelime etmedi. Eleanor'un yüzündeki kan çekildi. Bembeyaz oldu. Thomas da bunu fark etti.

“Anne...”

Çocuk annesinin beline sarıldı.
“Gitme.”

Eleanor gözlerini kapattı. Bir eliyle Thomas'ın saçlarını okşadı.

“Thomas...”

Çocuk başını iki yana salladı.
"Hayır.”

Eleanor oğlunun yüzünü iki elinin arasına aldı.
“Beni dinle.”

Thomas'ın gözleri yeniden doldu.

“Sen burada kalmalısın.”
“Seninle geleceğim.”
"Hayır, sevgilim.”
Eleanor'un sesi titriyordu ama mümkün olduğunca sakin konuşmaya çalışıyordu.

“Burada kal. Lütfen.”

Thomas annesinin ellerine sarıldı.
“Ya sana bir şey yaparsa?”

Eleanor'un gözleri bir anlığına Damian'a kaydı. Sonra yeniden oğluna döndü.
“Sen burada olursan daha güvende olurum.”

Thomas cevap vermedi. Eleanor onu kendisine çekip sıkıca sarıldı. Bir süre oğlunun saçlarını okşadı.
"Bana güven.”

Thomas güçlükle başını salladı. Eleanor ayağa kalktı. Yüzündeki korkuyu gizleyemiyordu.

Damian bu sırada çoktan koridorun başına gitmiş, hâlâ koridorun başında bekliyordu. Eleanor son kez oğluna baktı. Thomas'ın elleri hâlâ annesine uzanıyordu. Eleanor ona küçük bir baş hareketiyle sakin olmasını işaret etti. Ardından Damian'ın yanına doğru yürüdü. Damian hiçbir şey söylemeden arkasını döndü. Eleanor da onun peşinden ilerledi. İki figür koridorda uzaklaşırken Thomas olduğu yerde kaldı. Salonun kapısında duran adamlar da sessizdi. Eleanor yatak odasının kapısına geldiğinde kısa bir an durdu. Sonra Damian'ın ardından içeri girdi. Kapı ağır ağır kapandı.

Thomas ise salonun ortasında, gözleri kapının üzerinde, annesinin geri dönmesini bekledi...

...
Eleanor yatak odasında uzun süre kıpırdamadan bekledi. Damian ise karşısında durmuş, tek kelime etmeden sigarasını içiyordu. Odanın içinde yalnızca tütünün ağır kokusu ve saatin düzenli tıkırtısı vardı.

Sigarasının sonuna geldiğinde onu ahşap zemine bıraktı ve ayakkabısının ucuyla söndürdü. Sonra başını kaldırdı.
“Neden böyle yaptın, Eleanor?”
Eleanor cevap vermedi.

Damian ağır adımlarla ona doğru yürüdü. Eleanor istemsizce gerilerken Damian hızlı bir hareketle uzandı, iri kolunu Eleanor'un beline sardı ve onu kendine çekti. Ani çekilme yüzünden Eleanor ile Damian'ın bedeni bir an çarpıştı. Sonra ikisi arasında sessizlik oldu. Damian dikkatle Eleanor'un yüzünü izlerken, Eleanor yere bakıyordu. Ellerindan biri adamın ön kolunda, diğeri pazusunda yumruk halindeydi. Omzunun üzerindeki eski morluk, elbisesinin yakasından belli belirsiz görünüyordu. Damian'ın bakışları oraya takıldı.

“Bu hâlâ geçmedi mi?”

Eleanor'un yüzü gerildi. Cevap vermedi. Damian bir süre onu inceledi.
“Ben aramızdaki meseleleri düzeltmeye çalışıyorum,” dedi soğuk bir sesle. “Fakat sen her defasında her şeyi yeniden mahvediyorsun.”

Damian bu sözlerden sonra eğildi ve Eleanor'un elbisesinin üzerinden morluk olan omzuna bir öpücük kondurdu. Eleanor bundan son derece iğrenir gibi hissetse de ses çıkarmadı. Damian tekrar başını kaldırdı ve bu sefer Eleanor'un yanağını öptü. Eleanor yine sessiz kaldı.

"Neden böyle yapıyorsun...? Seni seviyorum..."

Damian hemen ardından dudağına doğru eğildi ama Eleanor aniden ona tokat attı. Damian'ın başı tokadın etkisiyle yana savrulurken Eleanor hemen onun kollarından çıktı. Nihayet başını kaldırdı.

“Buna düzeltmek mi diyorsun? Buna sevmek mi diyorsun!?”
Sesi titriyordu ama bu kez geri çekilmedi.

“Beni korkutarak mı?”

Damian'ın yüzündeki ifade sertleşti. Eleanor'un yıllardır içinde tuttuğu öfke sonunda taştı.
“Senden nefret ediyorum!”

Odanın sessizliği bir anda ağırlaştı. Damian cevap vermedi. Eleanor gözyaşları içinde konuşmaya devam etti. Artık korkusunu gizlemeye çalışmıyordu.

“Beni sevdiğini söyleyip sonra hayatımı bir hapishaneye çeviriyorsun. Thomas'ı da aynı şeyin içine çekmeye çalışıyorsun. Benden istediğin şey itaatse, bunun sevgiyle hiçbir ilgisi yok!”

Damian'ın bakışları soğudu. Eleanor'un sesi sonunda hıçkırıklara karıştı. Eleanor tam yeniden itiraz edecekti ki, Damian elinin tersiyle onun yüzüne sert bir tokat attı. Eleanor tokat yüzünden yere düşerken bir an sessiz kaldı.
Damian ise cebindeki sigara paketine uzandı, bir sigara daha çıkardı ve sessizce yaktı. Duman odanın içinde ağır ağır yükselirken Eleanor yerde sessizce ağlıyordu. Damian ona baktı.
“Beni buna zorlayan sensin”

İçerik Uyarısı: Bu bölümde aile içi şiddet, kadına ve çocuğa yönelik istismar, zorla romantizm ve benzeri ağır konular işlenmektedir. Bu davranışların hiçbir şekilde desteklenmediğini, romantikleştirilmediğini veya normalleştirilmediğini özellikle belirtmek isterim. Zorla kurulan ilişkiler ve rıza dışı davranışlar romantik ya da güzel değildir; aksine, zarar verici ve kabul edilemezdir. Bu konular, yaşananların ne kadar yanlış ve yıkıcı olduğunu göstermek amacıyla ele alınmıştır. Lütfen bölümü yanlış anlamayınız.