10. bölüm · Kanın Laneti
10.💊
Finn evden ayrılmadan önce kapının yanında bir müddet oyalanmıştı.
Şapkasını başına geçirirken Alaric'e dönüp baktı.
"Yarın marangozhaneye dönmeyi düşünüyor musun?"
Alaric birkaç saniye cevap vermedi. Sonra başını hafifçe salladı ve omuz silkti.
"Bilmem."
Finn, dostunun yüzündeki yorgunluğu görünce daha fazla üstelemedi.
"Usta seni soracaktır."
"Onu sonra görürüm."
Finn kapının koluna uzandı. Tam çıkacakken durdu.
"Alaric..."
Alaric başını kaldırdı. Finn'in söyleyeceklerini bekledi.
"Bir şeye ihtiyacın olursa..."
Kısa bir sessizlik oldu.
"...beni çağırt."
Alaric gözlerini yere indirdi.
"Sağ ol."
Finn başını eğdi.
"Elimden başka bir şey gelmez ama her şeyi denerim..."
Sonra kapıyı açtı. Dışarıdaki serin hava içeri doldu. Finn bir adım attıktan sonra yeniden dönüp ekledi:
"Ve..."
Alaric baktı.
"Orman meselesini fazla kafana takma."
Alaric cevap vermedi. Finn bunu yeterli bir cevap sayarak kapıyı kapattı.
~
Finn'in ardından kapı kapandığında evin içindeki sessizlik yeniden ağırlaştı.
Alaric birkaç saniye boyunca kapıya baktı. Finn'in ayak sesleri taş döşeli yolda giderek uzaklaşıyor, ardından yağmurdan ıslanmış kasabanın olağan uğultusu içinde kayboluyordu. Salondaki sandalye hâlâ Finn'in oturduğu yerdeydi. Alaric, bakışlarını o sandalyeye çevirdi. Dostunun az önce söyledikleri zihninde dolaşıyordu.
Orman...
O kadın...
'İnsanlar bilmedikleri her varlığa cadı der.'
Fakat düşünceleri çok geçmeden yeniden Evelyn'e döndü. Üst kattan gelen hafif bir öksürük, Alaric'in bütün dikkatini bir anda topladı. Başını kaldırdı. Bir an bekledi. Sonra aynı sesi yeniden işitti.
Alaric sandalyenin arkalığından elini çekti ve merdivenlere yöneldi.
"İris..."
Mutfaktan cevap geldi.
"Efendim?"
İris birkaç saniye sonra göründü. Ellerini önlüğüne kurularken Alaric'in yüzüne baktı. Onun bakışlarındaki kararlılığı görünce adımlarını yavaşlattı.
Alaric ceketini askıdan aldı.
"Ben biraz dışarı çıkacağım."
İris'in kaşları çatıldı.
"Nereye?"
"Eczaneye."
İris'in elleri önlüğünün üzerinde hareketsiz kaldı.
"Doktorun söylediklerini duydun."
"Duymadım sanma."
İris ona birkaç adım yaklaştı.
"O hâlde neden—"
"Çünkü oturup beklememi istemişti."
Alaric ceketini omuzlarına geçirdi. Düğmelerden birini yanlış iliklediğini fark ettiğinde parmaklarıyla yeniden açtı. Bir süre düğmeye baktı. Sonra başını kaldırmadan konuştu.
"Ben artık beklemek istemiyorum."
İris'in yüzündeki sertlik yerini endişeye bıraktı.
"Alaric..."
Fakat Alaric çoktan kapıya yönelmişti. İris onu durdurmak istercesine bir adım attı, ancak söyleyeceklerini toparlayamadı.
Alaric kapının tokmağına uzandı.
"Ya doktor haklıysa?"
Alaric'in eli kapının üzerinde kaldı. Birkaç saniye boyunca cevap vermedi. Ardından başını hafifçe çevirerek:
"Ya değilse?"
dedi. Kapıyı açtı ve dışarı çıktı.
Eczanede
Alaric önce hızlı adımlarla ilerledi. Fakat meydanı geçtikten sonra yürüyüşü giderek hızlandı. Yağmurdan ıslanmış taşlar ayakkabılarının altında kayganlaşıyor, pantolonunun paçalarına çamur sıçrıyordu. Ceketinin yakasını kaldırdı. Nefesi soğuk havada beyaz bir buğu hâlinde önünde dağılıyordu. Evelyn'in solgun yüzü zihninden çıkmıyordu. Doktorun sözleri de...
"Hazırlıklı olun."
Alaric o sözleri düşünmemeye çalıştı. Daha hızlı yürüdü.
~
Bir süre sonra neredeyse koşuyordu. Eczanenin kapısına vardığında nefesini toparlamak için birkaç saniye durdu. Sonra kapıyı açtı. Üzerindeki küçük pirinç çan ince bir ses çıkardı.
Çın.
İçerisi dışarıdan daha sıcaktı. Ahşap raflarda koyu renkli şişeler, cam kavanozlar, küçük kutular ve kâğıda sarılmış ilaçlar sıralanmıştı. Kurutulmuş otların ve çeşitli karışımların keskin kokusu havaya sinmişti. Tezgâhın arkasındaki eczacı başını kaldırdı.
"İyi günler."
Alaric nefesini düzenlemeye çalışarak başını eğdi.
"İyi günler."
Eczacı onun yüzündeki telaşı fark etti.
"Size nasıl yardımcı olabilirim?"
Alaric tezgâha yaklaştı. İki elini ahşap yüzeye koydu. Parmaklarının hâlâ titrediğini fark etti.
"Kız kardeşim için."
Eczacı'nın yüzündeki ifade ciddileşti.
"Ne kadar zamandır hasta?"
Alaric bir an düşündü.
"Bir süredir. Fakat son birkaç gündür durumu çok daha ağır."
"Yaşı?"
"On iki."
"Rahatsızlığı nedir?"
Alaric'in sesi kısıldı.
"Verem."
Eczacı kısa bir sessizlikten sonra da birkaç saniye boyunca onu inceledi.
"Anlıyorum."
Alaric hemen karşılık verdi.
"Ben anlamıyorum."
Eczacı sustu. Alaric'in elleri tezgâhın üzerinde sıkıldı.
"Bir insanın gözlerinizin önünde günden güne erimesini seyretmem gerektiğini söylüyorlar. Sonra da hiçbir şey yapmamamı bekliyorlar."
Eczacı sakinliğini korudu. Cevap vermek yerine Verem için satılan ilaç olan bir şişe çıkardı ve peçetelere ve kağıda sarıp ona verdi.
"Talimatın dışına çıkmayın."
"Çıkmayacağım."
Eczacı paketi bıraktı. Alaric ellerinde tuttuğu kesesinden birkaç şilin çıkarıp tezgâhın üzerine bıraktı. Paketi iki eliyle kavradı.
"Teşekkür ederim."
Eczacı başını hafifçe eğdi.
"Umarım kız kardeşiniz iyileşir."
Alaric kapıya doğru yürüdü. Elini tokmağa koydu.
Bir an durdu.
"Ben de öyle umuyorum."
Kapı açıldı. Pirinç çan yeniden çaldı. Ve Alaric yağmurlu sokağa çıktı...
Hawthorne Evi
Eve vardığında kapıyı açar açmaz İris'i karşısında buldu. İris'in bakışları önce Alaric'in yüzüne, ardından elindeki kâğıt pakete kaydı. Ne olduğunu anlamıştı.
"Alaric..."
"Hayır."
"Doktor açıkça—"
"İris, lütfen."
"Bu doğru değil."
Alaric başını iki yana salladı.
"Ya yanılıyorsa?"
İris'in gözleri doldu.
"Ya yanılmıyorsa?"
Alaric cevap vermedi. Paketi göğsüne bastırarak merdivenlere yöneldi. İris arkasından yetişti.
"Alaric, dinle beni!"
"Dinliyorum."
"Hayır, dinlemiyorsun!"
İris'in sesi ilk kez yükselmişti.
"Çaresizlik içinde eline geçen her şeyi Evelyn'e vermeye kalkamazsın!"
Alaric merdivenin ortasında durdu. Bir eli korkuluğun üzerindeydi. Omuzları ağırlaşmıştı. Bir süre başını öne eğerek sessiz kaldı.
Sonra yalnızca:
"Onu kaybetmeyeceğim."
dedi. Ve yukarı çıktı.
Evelyn'in odasına girdiğinde ilk dikkatini çeken şey sessizlik oldu. Gaz lambasının titrek ışığı yatağın üzerine vuruyordu. Evelyn hareketsiz yatıyordu.
Alaric kapıyı arkasından yavaşça kapattı. Bir süre olduğu yerde kaldı. Sonra yatağın yanındaki masaya yürüdü. Paketi masanın üzerine bıraktı. Parmaklarını kâğıdın üzerine koydu. Ellerinin titremesini durdurmaya çalıştı. Başaramadı. Kâğıdın bir kenarını tuttu. Çekti. Açılmadı. Bir kez daha denedi. Kâğıt yırtıldı.İçinden küçük, koyu renkli ilaç şişesi çıktı. Alaric şişeyi avucunun içine aldı. Gözleri doğrudan Evelyn'e çevrildi. Dudakları titredi.
"Belki..."
Sesi neredeyse duyulmuyordu.
"Belki bu..."
Cümlesini tamamlayamadı.
Şişenin kapağına parmaklarını yerleştirdi. Fakat elleri daha da şiddetli titremeye başladı. Bir damla yaş yanağından süzüldü. Ardından bir diğeri. Alaric başını eğdi.
"Ne olur..."
Nefesi hıçkırıkla kesildi.
"...ne olur işe yarasın."
Kapının eşiğinde İris duruyordu. Bir eli kapı pervazındaydı. Gözyaşları sessizce yanaklarından aşağı süzülüyordu. Alaric birkaç saniye boyunca şişeyi elinde tuttu. Evelyn'e baktı. Kız kardeşi hâlâ uyuyordu.
Son derece sessiz...
Son derece yorgun...
Sanki bütün dünya ile arasındaki bağ yalnızca o güçsüz nefeslerden ibaretti. Alaric'in eli yavaşça aşağı indi. Bir anda doktorun sözleri zihninde yankılandı.
"Artık onu zorlamayın."
"Bırakın bedeni dinlensin."
Alaric gözlerini kapattı. Başını iki yana salladı.
"Hayır..."
Şişeyi elinden bıraktı. Küçük şişe ahşap zemine düşüp yuvarlandı.
Alaric'in dizlerinin bağı çözüldü. Yatağın dibine çöktü. Sırtını yatağın kenarına yasladı ve yüzünü ellerinin arasına aldı. Omuzları sarsılmaya başladı.
İris daha fazla dayanamadı. Hemen yanına koştu. Dizlerinin üzerine çöktü ve kollarını Alaric'in etrafına sardı.
Alaric başını onun omzuna yasladı.
"Ben..."
Sözcükler ağlamasının arasında parçalanıyordu.
"Ben onu kurtarmak istiyorum..."
İris onu daha sıkı tuttu.
"Biliyorum."
"Hiçbir şey yapamıyorum."
"Biliyorum..."
"Ben onun ağabeyiyim."
Alaric'in sesi kırıldı.
"Bir ağabey kardeşini böylece seyretmemeli."
İris gözlerini kapattı. Bir eliyle Alaric'in ensesini tuttu. Diğer eliyle sırtını ağır, sakin hareketlerle sıvazladı.
"Şu anda yapabileceğin en büyük şey..."
Alaric'in saçlarını usulca okşadı.
"...onun yanında kalmak."
Alaric cevap veremedi. Başını İris'in omzunda tuttu. İris de onu bırakmadı. Odanın sessizliğinde yalnızca Evelyn'in güçlükle aldığı nefesler ve Alaric'in bastıramadığı hıçkırıklar duyuluyordu. Yerdeki küçük şişe ise birkaç karış ötede, gaz lambasının titrek ışığı altında öylece duruyordu...
