1. bölüm · Kanın Laneti

1.❓️

World And Death.

“Elveda, ufaklık.”
“Beni öldürebilirsin, ama önce kız kardeşimi kurtar...”
"Kız kardeşin mi? Hm... iki bin yedi yüz seksen yedi yıldır ilk kez bir insan kapımı çaldı..."
“O... O ölüyor. Ve sen... Senin birilerini iyileştirebildiğinden eminim...”
“Her hastalığın bir ilacı vardır... Ama hiçbir ilaç ücretsiz değildir, yavrum...”

Kitap ile ilgili düşüncelerinizi ve yorumlarınızı yorum atarak ve bölümleri beğenerek belirtebilirsiniz! Kitap ile ilgili önerileriniz olursa yazarla paylaşmaktan da çekinmeyiniz. İyi okumalar herkese!♡♡♡

Her Şeyin Başladığı Gün...

Sonbaharın serin rüzgârı, taş döşeli dar sokaklardan geçerek küçük kasabanın ahşap evlerinin arasına doluyordu. Bacalardan yükselen ince dumanlar gökyüzüne karışırken, gün batımının turuncu ışıkları yavaş yavaş kayboluyordu.
Kasabanın en ucundaki eski evin kapısı gıcırdayarak açıldı.
İçeri giren on yedi yaşındaki Alaric, omzundaki ağır odun çuvalını yere bıraktı. Parmakları soğuktan kızarmış, gömleğinin kolları talaş ve toz içinde kalmıştı. Gün boyu marangoz atölyesinde çalışmıştı.
Derin bir nefes aldı.

"Ben geldim." Sessizlik...

Sonra üst kattan küçük bir ses duyuldu.
"Ağabey?"

Alaric'in yüzünde yorgun ama içten bir gülümseme belirdi.
"Buradayım, Evelyn."

Tahta merdivenlerden hafif ayak sesleri geldi. On iki yaşındaki Evelyn, omzuna ince bir şal almış hâlde aşağı indi.
Yüzü her zamanki gibi solgundu.

"Bugün yine çok geç kaldın."

"Usta bugün iki siparişi birden yetiştirmeye çalıştı."

Evelyn dudaklarını büzdü.
"Yine yemek yemedin, değil mi?"

Alaric hafifçe güldü.
"Sen beni mi sorguluyorsun?"

"Çünkü beni kandıramıyorsun."

Mutfağa gidip masanın üzerindeki ekmekle çorbayı gösterdi.
"Bütün gün seni bekledim."

Alaric'in içi burkuldu.
"Kendin yeseydin."

Evelyn omuz silkti.
"E tek başıma yemek sıkıcı."

Alaric, çalışmaktan yara olmuş avucunu uzattı ve Evelyn'in saçlarını karıştırdı. Evelyn ise nazlanarak onun elini itti.

Alaric hafifçe kıkırdayarak,
"İnatçısın."
Dedi.

"Bunu senden öğrendim."

İkisi de gülümsedi.
Ev küçüktü.
Duvarların arasından rüzgâr giriyor, eski ahşap zemin her adımda gıcırdıyordu. Ama yıllardır birbirlerine sahip oldukları için hiçbir zaman yalnız hissetmemişlerdi.
Alaric tam çorbasından ilk kaşığı almıştı ki Evelyn aniden öksürdü. Önce kısa bir öksürük... Sonra bir tane daha.

Alaric başını kaldırdı.
"Soğuk mu aldın?"

Evelyn burnunu çekti.
"Sanırım."

"Dün yağmurda fazla dolaştın."

"Belki..."

Alaric elini uzatıp alnına dokundu.
"Hafif ateşin var."

"Eminim iki güne geçer."

Kasabada yaşayan herkes gibi onlar da bunu sıradan bir mevsim gribi sandılar.
Ne Evelyn korkmuştu...
Ne de Alaric.
Çünkü ikisi de bunun, hayatlarını sonsuza kadar değiştirecek ilk işaret olduğunu bilmiyordu.
Pencerenin dışında rüzgâr biraz daha sert esti.
Ve kasabanın çok uzağında...
İnsanların girmeye cesaret edemediği, sislerle örtülü ormanda...
Kapüşonunun altında yüzü görünmeyen bir kadın, yüzyıllardır değişmeyen sessizliği dinliyordu.
Henüz Alaric'in varlığından habersizdi.
Ama kader, ikisini de aynı yola sürüklemeye başlamıştı.

(Resimler temsilidir! Daha iyi düşünebilmeniz için destek amaçlıdır.)