11. bölüm · Kanın Laneti

11.🪚

World And Death.

Ertesi Gün
Ertesi sabah Hawthorne Evi'nin içine solgun bir gün ışığı süzülüyordu.

Gece boyunca yağan yağmur durmuştu; fakat sokaklar hâlâ ıslaktı. Pencerelerin kenarlarında biriken damlalar ağır ağır aşağı süzülüyor, dışarıdaki taş yolların üzerinde küçük su birikintileri parlıyordu. Alaric ise geceyi yine uykusuz geçirmişti.

Sabaha karşı, Evelyn'in odasındaki sandalyede otururken gözleri birkaç kez kapanmış, fakat her seferinde kız kardeşinin nefes alışını kontrol etmek için yeniden açılmıştı. Sabah olduğunda yüzünde uykusuzluğun bütün izleri vardı. İris mutfakta kahvaltıyı hazırlarken onu kapının yanında buldu.

"Bugün işe gideceksin."

Alaric başını kaldırdı.
"Gitmeyeceğim."
"Gitmelisin."
"İris..."
"Alaric."

İris elindeki ekmek bıçağını masanın üzerine bıraktı ve ona doğru döndü.
"Birkaç gündür doğru dürüst dışarı çıkmadın. Bütün gününü Evelyn'in başında geçiriyorsun."
"Çünkü ona bir şey olmasından korkuyorum."
"Biliyorum."

İris'in sesi yumuşadı.
"Ama senin de ayakta kalman gerekiyor."

Alaric cevap vermedi. İris bir süre onu izledi.

"Üstelik ustanı da görmüş olursun."

Alaric kaşlarını hafifçe çattı.
"Ustamı?"
"Evet. Seni günlerdir görmüyor."
"Bugün gitmesem de—"
"Git."
İris'in bu kez sesi kesin çıkmıştı. Alaric bir süre onun yüzüne baktı. Sonunda ağır bir nefes verdi.
"Pekâlâ."

İris hafifçe gülümsedi.
"İşte şimdi aklı başında bir adama benzedin."
Alaric'in yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu.

Atölye de
Marangozhaneye vardığında kapının önünde birkaç parça kesilmiş kereste duruyordu. İçeriden keser sesleri, tahtaların birbirine sürtünüşü ve ustanın zaman zaman yükselen sesi geliyordu.

Alaric kapıyı açtı. İçerideki talaş ve kuru ahşap kokusu hemen yüzüne çarptı. Finn onu ilk gören kişi oldu.

"Alaric."

Finn elindeki tahtayı tezgâha bıraktı.
"Sonunda."

Alaric başını eğdi.
"Ustanın emriyle geldim."

Finn hafifçe güldü.
"Hayır. Eminim İris'in emriyle geldin."

Alaric istemeden gülümsedi.
"Onun da payı var."

Usta, dükkânın arka tarafından geldi. Alaric'i görünce birkaç saniye sessizce süzdü.

"Demek sonunda teşrif ettin."
"Özür dilerim usta."
"Özür dileme. Kız kardeşinin yanında olman gerekiyordu."

Usta elindeki ölçü cetvelini tezgâha bıraktı.
"Fakat insanın eli işten tamamen çekilirse zihni de kendisine düşman olur."

Alaric başını salladı.
"Anlıyorum."

Usta omzuna hafifçe vurdu.
"Öyleyse çalış."

Alaric önündeki tahtaya yöneldi. Keseri eline aldı.
İlk darbeyi vurdu.
Tak.
Bir tane daha.
Tak.
Bir süre sonra marangozhanenin alışıldık sesleri zihnini doldurmaya başladı. Finn diğer tarafta bir sandığın kapağını ölçüyor, genç çıraklardan biri tahtanın üzerine yanlış ölçü çizdiği için ustadan azar işitiyordu.

Alaric bir anlığına gerçekten işine kapıldı. Fakat sonra... Keserin tahtaya her inişinde çıkan ses, zihninde başka bir sesi çağrıştırdı.
Finn'in sözleri.
“Kuzey ormanında siyahlar içinde dolaşan bir kadın varmış.”
Alaric'in eli havada kaldı. Keser tahtanın üzerinde asılı duruyordu. Gözleri bir noktaya takıldı.

“Babam hiçbir zaman onların kadın tarafından öldürüldüğüne inanmadı.”

Alaric yavaşça nefes aldı. Evelyn'in yüzü zihninde belirdi.
Solgun yüzü...
Güçlükle aldığı nefes...
Doktorun sözleri...
“Hazırlıklı olun.”

Alaric'in parmakları keserin sapını daha sıkı kavradı. Sonra aklına bir başka şey geldi.
Orman.
Finn'in babasının anlattığı hikâyeler...
Kuzey ormanındaki kadın...
İnsanların ona cadı demesi...

Alaric başını iki yana salladı.
"Saçmalık..."
diye mırıldandı.

Fakat birkaç saniye sonra gözlerini kapattı. Ya değilse? Ya bütün bunlar gerçekten bir söylentiden ibaret değilse? Ya o kadın gerçekten varsa? Ve ya...
Evelyn'e yardım edebilecek bir şey biliyorsa?

Alaric'in nefesi hızlandı. Keseri tezgâha bıraktı. Finn ona baktı.
"İyi misin?"

Alaric cevap vermedi. Bir anda önlüğünü çözdü. Usta başını kaldırdı.
"Alaric?"

Alaric kapıya doğru yürümeye başladı.

"Alaric, nereye gidiyorsun?"

Alaric durmadı. Kapıyı açtı. Soğuk hava yüzüne çarptı. Finn arkasından seslendi.
"Alaric!"

Alaric nihayet başını çevirdi. Bir an boyunca ikisinin gözleri buluştu. Alaric'in yüzünde korkuyla karışık bir kararlılık vardı.
"Bir yere gitmem gerekiyor."

Sonra dışarı çıktı. Kapı arkasından sertçe kapandı. Marangozhanenin içi birkaç saniye sessiz kaldı. Usta, kapıya bakarak kaşlarını çattı. Finn elindeki tahtayı yavaşça yere bıraktı.
"...Nereye gidiyor?"

Usta cevap vermedi. Dışarıda ise Alaric çoktan kasabanın kuzeyine doğru yürümeye başlamıştı. Adımlarını hızlandırdı. Önce yürüdü. Sonra koşmaya başladı. Ve çok geçmeden önünde yükselen ağaçların karanlık siluetleri görünmeye başladı.
Kuzey Ormanı.