6. bölüm · KANATLARIN LANETİ
6. BÖLÜM Doğanın Kızı
Kanatlarımız görünmüyorken o kadar rahattık ki sanki üzerimizden koskocaman bir yük kalkmıştı. En azından sürekli dallara takılan bir şey yoktu sırtımızda.
Üstelik Lucas da sayıklanmıyordu. Alışmış olmalıydı. Bir zahmet alışmış olsundu yani. Günlerdir yürüyor yemek yiyor uyuyor ve tekrar yürüyorduk.
Keşke kendi dünyamda olsaydım. Kabul, buraya bayılmıştım ve terk etmek istemiyordum ama annemleri çok özlemiştim. Beni öldü bilmiyorlardır umarım. Kendi kafamda geri döndüğüme dair hayaller kuruyordum ve kendi kendime sırıtıyordum ama bunun bir faydası yoktu.
Irin’in koluma dokunmasıyla irkildim. Ona dönüp baktığımda neşeyle benim koluma girdi. “Orman gündüzleri çok güzel değil mi Laira?” Ben de gülümseyerek ona döndüm. “Bu kadar büyüleyici bir yerin lanetlenmesi haksızlık bence. Benim dünyamda bunun beteri var ama burası masallar diyarından çıkmış gibi. Kısaca burası böyle bir kaderi hak etmiyor.” Bana bakarken gözlerindeki ışığı gördüm. “Laira sen tam olarak buraya ait gibisin.” Alayla güldüm. Buraya ait olmayı ben de çok isterdim ama kendi dünyam vardı. “Üzgünüm İrin ama burası benim ait olduğum topraklar değil.” Başını aşağı yukarı yavaşça salladığında nişancılara yetişmek için daha hızlı yürüdük. Bir adımları bizim iki adımımız olduğu için onlara yetişmek için üst düzey çaba sarf ediyorduk.
Selam ufacık bölüyorum ben birkaç yerde mantık hatası yapmışım ama şu an düzeltebileceğim bölümler değiller o yüzden şimdilik bırakacağım umarım siz de okumaya devam edersiniz öptimmm
Ormanda başımıza ne geleceğini kestiremezsiniz bile çünkü bu orman o kadar huzurlu gözükse de içinde sırlar vardı. Sanki bizim huzursuzluğumuzu hissediyordu ve birden korkunçlaşıyordu. Etraftan sürekli sesler geliyordu. Normal hayatımda buna alışık olsam da böyle bir dünyada nedenini bilmediğim bir şekilde ürkütücü geliyordu.
Dylan ve Lucas önde yürürken biz de arkalarından yürümeye devam ediyorduk. Tam Lucas hiç sızlanmıyor diye içimden geçirmiştim ki Lucas kendini yere attı. “Çok yoruldum lütfen biraz mola verelim.” Dizlerinin üzerinde yürüyerek yanımıza gelip bana ve Irin’e yalvaran gözlerle baktı. Kabul. Ben de çok yorulmuştum. Bence biraz ara verebilirdik. Hiç cevap vermeden ben de yere oturup bağdaş kurdum. Herkes benim arkamdan yere oturunca ufak bir daire oluşturmuştuk.
“Laira senin dünyanı biraz anlatsana hem ses olur burası sessizken çok ürpertici.” Gülerek yanımda yatan Lucas’a baktım. Keyfi gayet yerinde duruyordu. “Benim dünyamda böyle kıyafetler giyilmez, yürümek yerine araba kullanırız araba yürüyerek 1 günde gidebileceğimiz yolları 1 saatte gidebiliriz.” Dylan bana bakıp konuştu. “At arabaları işte.” Kafamı hayır anlamında sallayarak ona cevap verdim. “İnan onlardan çok çok daha hızlılar.” Kaşlarını şaşırmışçasına havaya kaldırdı. Gerçekten de çekici biriydi ama benim gibi bu dünyada geçici biri için çekici olamazdı.
Bir süre oturup sohbet ettikten sonra havanın karardığını görünce ateş yakıp yere uzandık. Artık ihtiyacımız olmadıkça yemek yemiyor su içmiyorduk çünkü ikisi de çok az kalmıştı. Sadece uzanıp yıldızları izlemek bile yeterdi benim için. Yıldızlar her zaman bana güzelliği, iyiliği ve onun gibi bir çok şeyi hatırlatırdı. Bunun bir nedeni de yoktu. Her biri gökyüzünde beyaz görünse bile aslında hepsi farklı gibi geliyordu. Bazen mavi yıldızlar gördüğümü bile hatırlıyordum. Küçükken büyükannelerin bahçesinde oturup yıldızları izlediğimiz bir akşamdı. Ben yine gözlerimi yıldızlardan ayırmıyor sadece onları izliyordum. Bütün yıldızların içinde bir yıldız dikkatimi çekmişti. Mavi gibi görünüyordu. Garip geldiği için onu aklımın bir köşesine yazmıştım.
“Benden bu kadar sabah görüşürüz.” Hepimizin uyuması gerekiyordu ama içimizden bir ya da iki kişi nöbet tutacaktı. İrin ve Dylan. Keşke bizi gece koruyan başkaları olsaydı da biz de bu işkenceyi çekmek zorunda olmasaydık.
“Laira uyan hadi!” Irin’in sesiyle gözlerimi araladım. Of daha hava bile aydınlanmamıştı. Bir saniye. Biz hava aydınlanmadan yola çıkmazdık ki? Neler oluyordu yine bu lanet yerde!
“Neler oluyor yahu?” Üçü birden bana döndü. “Garip sesler duyduk ve bu sesler cadıların çıkaramayacağı kadar büyük.” Kaşlarım korkuyla çatıldı. Bu ormanda kim bilir cadılardan başka neler neler vardı! Hemen yattığım yerden kalkıp onların yanına gittim. Ateş çoktan sönmüştü. Dört tarafımızı saran ağaçlar görmemi engelliyordu. Harika! Hava aydınlanmadan hiç bir şey göremeyecektim.
Yola tam çıkıyorduk ki yine ormanın içinden saçma büyüklükte sesler gelmeye başladı. Şimdi çıldıracaktım. Sesler bizim gittiğimiz yönden geliyordu!
Sızlanmayınsevöediğüm için sanki hiç bir şey olmamış gibi yürümeye devam ettim. Dylan be Lucas’ın en önde olması gerekiyorken arkadalardı. Olsun. Korku gayet normal bir şeydi. Gerçi ben de korkuyordum ama korkumu yenmek istiyordum. Bir kere daha korkutucu bir ses geldiğinde dönüp arkama baktım. Lucas korkuyla etrafına bakıyordu. İrin kaşlarını çatmış sesin nereden geldiğini bulmaya çalışıyordu. Dylan’da endişeyle bana bakıyordu. Sertçe yutkundu ve benim yanıma geldi. “Gidelim hadi.” Arkadaki ikilinin de duyması için bağırarak söylemişti. Yan yana yürürken sesler gelmeye devam etti bir süre, sanki biz yaklaştıkça bazen uzaklaşıyor bazen de sanki bize yaklaşıyordu. Uzun ağaçların kapattığı görüşüm sağ olsun hiç bir şey göremiyordum.
Ses bu sefer arkamızdan geldiğinde hızla arkama döndüm. Hiç bir şey yoktu. Bu da neydi? Kendimi korku filmlerinde gibi hissetmeye başlamıştım. Biri bizimle dalga geçiyordu. Derin bir nefes alarak önüme döndüm ve yürümeye devam ettim. Bugün hiç bir şey yolunda gitmiyordu.
Dylan benden iki üç adım önde yürüyordu. Lucas hem en arkada kaldığı için mutlu ama bir onlardan da mutsuzdu. Çünkü arkada bir şey varsa ilk onu kapacağını sanıyordu. Evet mantıklıydı ama istediği Lucas olmayadabilirdi. Belki başka birini alıp giderdi ama Lucas bu ihtimali düşünmüyordu. “Beni keşke en arkada bırakmasaydınız, Dylan yer mi değiştirsek?” Dylan derin bir nefes alarak sabır dilercesine bana döndü. “Biri şuna canavarın olmadığını ve olsa bile ilk onu kapmayacağını söyleyebilir mi?” Lucas bu duyduklarından sonra oflayarak sızlanmayı bıraktı. Irin’in sesi hiç çıkmıyordu. Arada burada mı diye arkama dönüp bakmak durumunda kalıyordum. “Sizce bu cadıların bize kurduğu bir tuzak mı yoksa bizi yemek isteyen bir şeyin sesi mi? Eğer tuzaksa şu an tuzağa kendi ayaklarımızla gidiyoruz haberiniz olsun.” Bu ihtimali ben de düşünmüştüm ama tuzak olamayacak kadar büyük ve korkunç bir sesti bu ses.
Sakince yürürken birden önüme biri atladı. Korkuyla geriye çekilirken çığlık attım. Kolum Irin’e çarptığında o da geriye gitti ve telaşla yere düştük. Dylan ve Lucas önümüze geçmiş kılıçlarını çekmişlerdi. Ben hemen kızı incelemeye başlamıştım. Evet bir kızdı. Sarı saçlarının arasında yeşil tutamlar vardı. Yeşil gözleri tehdit edercesine parlıyordu. İnce kolları ona zariflik katıyordu. Düzgün burnu pembe dudaklarıyla bu kız İrin kadar narin görünüyordu. Gözüm hemen kanatlarına gitti. Yeşil kanatlarını sarmaşıklar sarmıştı. Boyu ortalamaydı ve arkasında bir kaç tane kurt vardı sanki kızın tek bir işaretiyle bizi yiyeceklerdi
İnce ama bir o kadar da güçlü sesi duyuldu. “Siz kimsiniz ve alanımda haftalardır ne halt ediyorsunuz?” Dylan hızla cevap verdi. “Uzun hikaye yosun kız şimdi çekil önümüzden bozmamız gereken bir lanet var.” Kız duyduklarından sonra gözlerindeki tehtitkar ifadeyi silmişti. “Laneti mi bozacaksınız? Nasıl? Etrafınızda insan göremiyorum.” Lucas gülerek bana bakınca kız da bana baktı. Gözleri irice açıldı. “Ayağa kalk insan.” Bana insan demesi sinirlerimi bozsa da ayağa kalktım. “Adın ne?” Güçlü bir sesle konuşuyordu ama içinde zariflik vardı. “Laira. Sizin?” Kız beni gözleriyle süzdükten sonra gözlerimin içine sıcacık bir şekilde baktı. “Navil.” Sonra arkadaşlarıma da tek tek baktı sanki onların da isimlerini bilmek istiyormuş gibi. Hepsi sırayla isimlerini söyleyince Irin’i yerden kaldırıp bir yere oturduk.
Bu bölüm de bu kadar olsun evet bu bölüm çok gecikti kusura bakmayın beni okuduğunuz için teşekkür ederim ve bu arada mantık hatalarını da yok ettim hehe
