11. bölüm · KANATLARIN LANETİ
11. Bölüm Yolculuğun sırrı
Ne demek onda nehir ile aynı etkiyi yaratıyordum? Kaşlarımı çatarak ona baktım. “Nehir senin gözünde dönmüş mu görünüyor?” Çaktırmadan belki de çaktırarak ona laf sokmuştum çünkü bir zamandır beni tersliyor ve benden uzak duruyordu.
Dylan gözlerini nehire çevirdi. “Hayır bak nehir dalgalı.” Nehir’e baktım dalgalıydı. Dalgasız olmasını bekleyemezdim bir nehirden.
Bu konuşmanın sonu nereye varacak dercesine Dylan’a baktım. O bana bakmadan konuştu. “Nehir’e düşersen boğulursun. Yüzmeyi biliyor olsan bile boğulursun çünkü akıntı seni içine çeker. Sen çırpındıkça daha çok çeker kendine.” Sözlerini bitirdikten sonra bana baktı. Şifreli konuşuyordu. Bir şey demeden yanımdan ayrıldığında öylece kaldım. Ne demekti bu? Altında yatan mesaj neydi?
Nehire dalıp gitmiştim. Bir süre sonra Finbar’ın sesini duyduk. “Düz ilerleyin düz gidersek güvenle yolculuğu bitiririz.” İrin bir köşede elinde bir anahtarla bana bakıyordu. Gözlerimiz buluşunca hızla kaçırdı gözlerini. Elindeki anahtar da neydi öyle? Anahtarın başında yeşil bir taş vardı. Gövdesi uzundu ucu normal anahtarlar gibiydi ama daha sivriydi. Üstelik bu anahtar diğer anahtarlardan farklı görünüyordu. Bilmiyordum… sanki bir çeşit hançer gibiydi. Anahtarlar bu kadar parlak olmazdı.
Tam İrin’in yanına yürüyordum ki Finbar seslendi. ‘’Hey Laira! Buraya gel görmen gereken bir şey var!’’ hızla ona döndüm. Gözlerinden neler olduğunu anlamaya çalıştım ama gözleri duygularını çok iyi gizliyordu.
Merdivenleri çıkarak onun yanına geldiğimde beni karşıya doğru çevirdi. ‘’Bak o orası gitmek istediğiniz yer. Birkaç güne orada dururuz ama cadılar diyarı kurtaracak olan seni ve arkadaşlarını buraya benim getirdiğimi öğrenmemeli. Bu cadılara ihanete girer. Yani anlayacağın biz karanlık limana varmada sizin gemiden çıkmanız gerekecek. Biz sizden önce gireceğiz. Limana yaklaşmadan muhafızlar gemiyi arayacaklar. Yani duracağız. O sırada arka merdivenlerden suya girin. Muhafızlar gelen gemilerle ilgileneceği için sizi görmeleri mümkün değil.’’
Söyledikleriyle başımı aşağı yukarı salladım. Bu konuda endişem yoktu. Limanın olduğu bölgede bizi içine çekecek delikler yoktu. Derin bir nefes alarak aşağıda anahtarıyla ilgilenen İrin’e baktım. Elindeki anahtar nereyi açıyordu?
Finbar’a döndüm. ‘’Merak etmeyin planı dediğiniz gibi uygulayacağız.’’ Bunları söyledikten sonra tekrar aşağı indim. Bütün arkadaşlarımı teker teker yanıma topladım. Lucas Dylan İrin ve Navil. Onlara planı anlattım teker teker. Herkes beni onayladığında dağıldı. İrin’i durdurdum.
‘’Elindeki anahtar İrin. Nereden buldun? Nereyi açıyor? Tehlikeli bir durum mu sezdin?’’ İrin bana bir süre baktı. Belindeki küçük çantadan az önceki anahtarı çıkardı ve etrafı kontrol etti. ‘’Bu anahtarı sabah bana verilen görevde yani erzak deposunu temizlerken buldum. Bir fıçının altına saklanmıştı. Sanki… sanki biri saklamıştı oraya. Başta deponun anahtarı sandım ama değildi. Ben de en iyisinin sana veya diğerlerine sormak olduğunu düşündüm.’’ Sesi o kadar kısık çıkmıştı ki duymakta zorlanmıştım.
Elindeki anahtarı aldım ve elimde inceledim. İlginçti. Suyu gören tarafı yosunlaşmaya başladığında elime hapsettim. Elimde suyu görmeyecek şekilde tekrar incelediğimde fark ettim. Yeşil taşın üzerinde balık kuyrukları vardı. Hayır bunlar sanki deni kızlarının kuyruklarına benziyorlardı. Deniz kızları mı? Bir süre düşündüm. Olabilir miydi? İrin’e döndüm. ‘’İrin Umran’da deniz kızları yaşar mı?’’ Sesim meraklı çıkmıştı. İrin kaşlarını çatarak konuştu. ‘’Deniz kızları derken?’’ of bir de deniz kızının ne olduğunu açıkla. ‘’Deniz kızları yani bacakları yerine balık kuyrukları olan şeyler.’’ İrin birden aydınlanmış gibi gözleri parladı.‘’Biliyorum onları ama biz onlara genellikle nehrin halkı veya su kadınlar deriz. Deniz kızları daha iyi geliyor kulağa. Yaşayıp yaşamadıklarına gelirsek… cadılar ilk geldiklerinde nehrin halkı onlara karşı çıktı. Sonra cadılar onlara ceza olarak hücresine kapattı. Suyla yaşayanları susuz bıraktı. Hücrede su olmadan bir gün dayanamadıkları söyleniyor çünkü hiç kimse onları bir kez daha görmedi.’’
Her anlatılanla cadılardan biraz daha nefret ediyordum. Belki diye geçirdim içimden. Belki anlatılanların bir kısmı yalandır. İrin devam etti.
‘’Bu anahtara gelirsek. İki ihtimal var bana göre. Ya nehirde bilinmeyen bir kapı. Ya da o hücrenin anahtarı.’’ Elimdeki anahtarı karşıya gitmek istediğimiz yere doğru tuttum. Anahtar bir süre sonra paslanmaya başladı. Kaşlarımı çattım ve onu avucumun içine hapsettim ve bir de öyle baktım. Normal bir anahtar gibi duruyordu. Derin bir nefes aldım ve anahtarı bu sefer suya doğru tutum. Anahtar değişmeye başladı. Tepesindeki taş az önce siyah veya griyken birden zümrüt gibi parladı. Uca doğru inceldi. Taşın üzerindeki desenler sanki hareket ediyordu.
Hayır. Bu anahtar o karanlığa o hücreye ait olamazdı. Hiçbir şey gerçek sahibini ait olduğu yeri görünce sönmezdi. Bu anahtar suya aitti. Suyun belki en dibinde bir ışıktı. Nehir’in halkı dışında kimse bilemezdi. Cadılar bile bilememiş olmalıydı. Aklıma gelenle İrin’e baktım. ‘’İrin bu anahtar Nehir’e ait. Anlayamadığım bir şey var. Bu anahtar bu gemiye nasıl geldi? Kim getirdi?’’ İrin de bir süre düşündükten sonra bana baktı. Umut merak korku ve heyecanın karışımı vardı gözlerinde. Benim gözlerim de beynimle düşünüyordu yani belli bir duygu barındırmıyordu.
Hızla etrafı taradı gözlerim. Kaptanın sağ kolu baş yardımcısı Sinsar. Kaba biri kilolu bir adam. Hızla eledim. İrin bu anahtarı nerede bulmuştu? Erzak deposunda. İlk bakmam gereken kişiler mutfakta çalışan kişiler olmalıydı. Onlar değilse mutfağa sık girip çıkanlar. Başka bir şey daha düşündü beynim hızla. Bir deniz kızının zaafı ne olabilirdi ki? Kişiliklerine göre değişirlerdi.
İrin’e döndüm. ‘’İrin su kadınları ve insanları nasıl varlıklardı?’’ İrin bir süre düşündü. Bir şeyler hatırlamaya çalıştı. ‘’Okuduğum bir kitap vardı nehir halkı ile ilgili. Çoğu iyi varlıklardır ama sudaki canlılara göre değişebilirmiş öfkeleri neşeleri ve üzüntüleri.”
Bir süre bekledim ve düşündüm. Bunlar da işime yarardı. Su mantık olarak şu an kızgındı. İçindeki canlılar da öyle olmalıydı. ‘’Neler yapmayı severlerdi?’’ İrin suya döndü. ‘’Bu diyarda duyduğun bütün melodiler onlara aittir. Her müzik yapmayı sağlayan şey onlarındır. Yani müzikle ilgilenirlerdi. En güçlüleri bunu silaha dönüştürdü. Fiziksel yönden güçlüysen sivri ses çıkaran deniz kabuklarından bir kılıç yapabilirdin. Eğer ki psikolojik yönden güçlüysen içindeki sesi dışarı yansıtarak sadece fısıldayarak bile tüm diyarın seni duymasını ya da sana itaat etmesini sağlarsın. Nefesin tükendiğinde yani ses çıkarmayı bıraktığında istemediğin sessini duymasını istemediğin herkes duyduklarını unutur. İtaat edenler yaptıklarını unutur. Ben kesinlikle fiziksel olarak güçlü biriyle karşılaşmak isterdim bir seçeneğim olsaydı.’’
İrin’i can kulağıyla dinlemiştim. Neredeyse her gece ya da iki gecede bir müzik açıp eğlenirdik. Bu müziği kim daha huzurla eskilere dalarak söylüyor ona bakabilirdim. Ya gemide insan formuna girmiş bir deniz kızı ya da deniz kızları ile bağlantısı olan biri vardı. Düşün düşün… eğer deniz kızlarıyla bağlantılı biriyse sürekli nehri izliyor olabilirdi. Bir umut tekrar görebilmek için. Be gece daha çok düşünmeliydim. Anahtarla suya dalamazdım. Evet yüzme biliyordum ama o kadar derine kayaların veya mağaraların olduğu kadar derine inmeye çalışırsam daha kayaları görmeden ölürdüm.
Evet anahtarın açtığı yer nehirde bir yerdeydi derindeydi. O kadar derine inip o kapının arkasındaki sır neydi? Bir kehanet? Güçlü biri? Bir su altı canavarı? Ya da geçmişin aslı… düşünmekten başım ağrısa da beynimi durduramıyordum.
Bir süre ara verdim. Zihnimi başka şeylerle doldurdum. Geri dönünce kendi dünyamda yapacaklarımı düşündüm. Derin bir nefes alığımda Lucas’ın sesi duyuldu. İrin’i çağırdı yanına. İrin koşmadan ama hızlı adımlarla yanımdan ayrıldı. Yalnız kaldım. Bir süre sonra gözlerimi kapattım. Dirseklerimi yasladım gemiye ve başımı eğdim. Karşımda nehir vardı. Bu sırrı çözecektim.
Diyelim ki o kişiyi bulduk. Ya bize yardım etmek istemezse? Hayır diye geçirdim içimden. İsteyecek. Arkadaşları ve ailesinin intikamı için isteyecek. Aklıma bambaşka bir düşünce girdi. Ya aradığım kişi deniz kızlarıyla bağlantılı biriyse… ve deniz kızlarının hücreye kapatılmasında bir parmağı varsa? O zaman kapıyı bulmamız daha uzun sürerdi. Üstelik bu bir hainle aynı ortamdayız demek oluyordu. Evet. Finbar cadılarla da anlaşma sağlıyordu ama her zaman cadılara karşıydı. Bunu hissediyordum.
En önemli bir diğer sorun da şuydu aradığım kişi kız mıydı erkek mi? Evet gemilerde genellikle erkekler olmasına alışkındık ama bu gemide kız erkek sayısı eşitti. Finbar kadınların da güçlü olabileceğini biliyordu ve onlara bir şans vermişti. İyi biri diye geçirdim içimden.
Tam yeni bir şey düşünecektim ki omzuma bir elin dokunmasıyla hızla gözlerimi açtım ve doğruldum. Gelenin Dylan olduğunu gördüğümde rahatladım. Zihnim bu haldeyken bir de diğerleriyle uğraşamazdım. Dylan’ın kaşları çatıktı. Bakışları keskin. Benim ise zihnim karmakarışıktı ama yüzümde en ufak bir belirtisi yoktu.
Bana bakmayı daha fazla sürdürmedi nehre döndü. ‘’Çok düşünüyorsun Laira. Çok düşünmek bir süre sonra seni delirtir. Düşündüğün şey her neyse. Bir süre sonra düşündüklerin zihnine sığmaz taşar patlama noktasına gelir. En sonunda patlar ve düşündüklerin üstüne bir katil gibi gelmeye başlar. Düşün ama sınırı bil. Durmayı ve dinlenmeyi bil. Tabii kendi düşüncelerinde delirmek istemiyorsan.’’
Öyle konuşuyordu ki sanki düşündüklerimi biliyordu anlıyordu. Derin bir nefes aldım. ‘’Haklısın. Nerede duracağımı bilmeliyim.’’ Aklımdakileri bir araya getirmeye çalıştım. ‘’Bazen bir nehir bazen sadece zihnindeki düşünceler seni boğar. Bazen öldürür.’’ Rüzgardan pelerinim savruldu. Konuşmaya devam ettim. ‘’Ben nerede durmam gerektiğini de nerede tekrar başlamam gerektiğini de bilirim ama eğer zorundaysam her şey değişir. Bildiklerimi unuturum. Durmam ve devam ederim. İşin ucunda ödül değil yaşam varsa asla durmam.’’
Ben önümdeki nehri izlerken Dylan’ın beni hayranlıkla izlediğini görmemiştim. Ona dönünce fark etmiştim. Bana sanki cesaretime ve hırsıma hayran kalmış gibi bakıyordu. Yalan yoktu. Bu diyarda hayatta kalmak için cesarete çalışmaya ve hırsa hatta gerekirse öfke ve kine bile ihtiyacımız vardı.
Dylan konuşmaya başladı tam gözlerimin içine bakarak. ‘’Herkesin ihtiyacı olan şey sende fazlasıyla var Laira. Çok cesaretlisin. Nasıl yapıyorsun bilmiyorum ama cesaretini konuştuğun kişiye de aktarmayı beceriyorsun. Tahmin ettiğinden daha fazlasın.’’ Gülümsedim. Tahmin ettiğimi bile bilmiyordum ki. Ben hiç sınırıma gelmemiştim. Sınırlarımı bile bilmiyordum.
Yavaşça hava kararıyordu. Cadıların bölgesine yaklaştığımız için sis ve bulutlar daha da artmıştı. Çok nadirdi yıldızları görebildiğimiz zamanlar. Gemi durmadı. İlerlemeye devam etti hava tamamen kararana kadar.
Hava karardığında mutfağa indik. Mutfakta çalışan bir kız vardı. Yanında neredeyse kızın iki katı bir adam vardı. Bizi gördüklerinde bardak çıkardılar. Kız nazik bir ses tonuyla konuştu. ‘’İçki almaya gelmiş olmalısınız.’’ Diye söze başlayınca onu durdurdum. ‘’Hayır içki almaya gelmedik.’’ Dediklerimle adam da merakla bize döndü. ‘’Yukarıda müzik başlayacak burada ne işiniz var içki almayacaksanız?’’ adamın sesi çok kalındı ama sesinde bir merak vardı. ‘’Biz sadece konuşabileceğimiz bir yer arıyorduk. Sizin yukarıda olduğunuzu düşündük. Böyle güzel bir müziği kaçırmak istemezsiniz diye düşündük.’’ Kız yutkundu. Adam rahat rahat bize bakıyordu. ‘’konuşmak için daha iyi yerler de var Bayan Laira.’’ Derin bir nefes aldım. Kız gözüme batmıştı. O müzikten bahsettiğimdeki yutkunuşu bir tesadüf müydü yoksa tahmin ettiğim gibi aradığımı bulmuş muydum? Hemen şüphelenmek istemiyordum o yüzden zihnimdeki şüpheleri bir kapının arkasına aldım. ‘’Haklısınız bayım. Üzgünüz.’’ Yanımdaki Dylan’a döndüğümde bende bir şeyi çözmek ister gibi bana bakıyordu. Ona daha fazla bakmadan bileğinden tuttum ve peşimden gelmesini sağladım. Dylan hiç itiraz etmeden peşimden geldi.
Ben durunca bana döndü. Kaşları çatıktı. ‘’Cidden beni oraya neden soktun Laira? Amacın ne?’’ diye sorduğunda sesindeki tonu anlayamadım. Kızgın gibiydi ama neden onu oraya soktuğumu da biliyor gibiydi. Yüksek ihtimalle acıktığımı düşünüyordu. Elimi karnıma götürdüm. ‘’Acıkmıştım bir şeyler var mı diye bakmaya gittim sen de peşimden geldin seni ben zorlamışım gibi konuşma.’’ Sesim kızgın değil yaramazlık yapan bir çocuk gibi çıkmıştı. Yüzüne alaycı bir ifade yerleştirip güldü. ‘’Hadi Dylan işimiz kısa sürer zaten benimle gelmen gerek diyen de sen değil miydin?’’ kıkırdadım. Açık havaya çıktığımızda serin bir rüzgar yüzümü okşayıp geçti. ‘’Kabul seni zorladım ama sen de hemen ikna oldun inkar edemezsin.’’ O da güldü ve sonra bize doğru gelen ikiliyi gördüm. Lucas ve İrin bize doğru geliyorlardı. İşte beklediğim an. Her şeyi onlara anlatmalıydım. İrin’in anlattıklarını tahminlerimi olması gerekeni…
Etrafı kontrol ettikten sonra onları bir köşeye çektim. Derin bir nefes alarak olanları onlara anlattım. Anahtarı kısa bir süre çıkarıp onlara gösterdim. Cadıların tarafına tuttuğumda neler olduğunu avucumda tuttuğumda ve suya tuttuğumda de olduğunu tahminlerimi ve İrin’in anlattığı geçmişi onlara teker teker anlattım. Benim dünyamda su kadınlarına ne dendiğini bile anlattım onlara. Lucas ilk defa bu kadar ciddiydi. Dylan tüm dikkatini anlattıklarıma vermişti. İrin düşüncelerimi merak ediyordu.
Anlatmayı bitirdiğimde herkes bana baktı. Lucas sıkıntıyla konuştu. ‘’Bu konunun lanetle ilgili olduğunu nereden biliyorsun. Elimizde bütün bilgilerimiz var. Oraya gideceğiz sen o cama iki damla kanını akıttıktan sonra biz sana gerekli sözleri söyleyeceğiz ve lanet bozulacak.’’ Keşke bu kadar molay olsaydı ama beynimi kurcalayan bir şey vardı. Bir yerde hata yapıyorduk ama nerede? Emin olmak için bu diyardaki yolculuğumun en başına gidip yaptığımız her şeyi tek tek inceledim. Beynime mantıksız bir hata denk gelmeyince ben de sıkıntı içinde nefesimi verdim ve gözlerimi kapattım bir süre.
Tekrar açtım gözlerimi ve onlara baktım. ‘’Sanırım haklısın Lucas. Çok üstüne düşüyorum.’’ Hep beraber yere oturduk ve konuşmaya başladık ama benim zihnim yine durmuyordu. Srekli bir şeyler düşünüyordum. İrin fark etmiş olmalıydı ki derin bir nefes aldı. ‘’O anahtarı hiç görmemeliydin Laira.’’ Kaşlarımı çattım. ‘’Ya önemli bir şeyse o zaman ne yapacağız?’’ Dylan bana sabrını zorluyormuşum gibi baktı. ‘’Deniz kızları ve bizim ne gibi bir bağımız olabilir ki Laira? Üstelik yıllardır kimse onları görmedi bile.’’ Söylediği doğruydu ama içimde bir yerde doğru değil hissi vardı. Onları görenler varsa ve saklıyorlarsa? Sonuçta para her şeyi çözerdi. Fakir bir aile görmüşse onları cadılar ağızlarını sıkı tutmaları şartıyla onları parayla boğmuşsa? Ya da zengin bir aile deniz kızlarını gördüyse ve cadılar onların bütün paralarını almakla tehdit ettiyse? Olabilecek ihtimallerdi bunlar. Aynı zamanda korkunç ihtimallerdi.
Huzursuzca ayağa kalktım ve benim için ayrılan odaya yürüdüm. Beni tanıyorlardı artık. Navil bile bize varlığını hissettirmeden dinlemişti her şeyi. Bunu neden yaptığını bilmiyordum ama belli bir sebebi olmalıydı. Navil’in yaptığı hiçbir şey boşuna olmazdı.
Odaya girdim. Oda demiyorlardı gerçi. Kamara diyorlardı. Yatağa yatıp uyumak yerine yuvarlak pencerenin yanına gittim. Önünde oturmak için bir çıkıntı vardı. Oraya oturdum ve nehri izlemeye başladım. Kısa süre sonra gözlerim kapandı.
Selammmm bu en uzun yazdığım bölüm oldu evet bölümlerim için ilk üçten sonrası okunmuyor ama yazmaya devam ediyorum belki okursunuzzzzz
