4. bölüm · KANATLARIN LANETİ

4. BÖLÜM YILDIZLAR

Hiranur Öcal

Güç sadece kaslarımızın olması ya da elde kılıç tutmak değildi. Bazen de güç kalbimizin güzelliği ve içtenliğiydi.

Gözlerim gelen gürültülerle açıldı. Güneş sanki varlığını unutmuşuz gibi parlıyordu. Yanımızda duran ufak gölün sesi kuşların sesiyle birleşince gerçekten bulunduğum en huzurlu ortamlardan biriydi.

Yavaşça doğruldum ve arkadaşlarımı aradım. Gölün kenarında eğleniyorlardı. Lucas Irin’e karşı olan çizgisini aşmışa benziyordu çünkü kahkahalar ormanda yankılanıyordu.

Onların mutluluğuna bakarak yavaşça gülümsedim ve ayağa kalktım. “Hey! Eğlencenizi bölmüyorum umarım.” Hepsi aynı hızda bana döndü ve kahkahaları daha da büyüdü. Bana mı gülüyorlardı? “Saçında dal kalmış.” Ben de gülmeye başladım. Ellerim saçlarımdayken dalı arıyordum. Elime sert bir parça geldiğinde hemen tutup çektim. Daldan kurtulduğuma göre artık onların yanına gidebilirdim.

Yanlarında durduğumda onların ne kadar mutlu olduğunu gördüm. İrin’in Lucas’a su attı ve bana döndü. Sıranın bende olduğunu anlayarak kaçmaya çalışsam da suyun üzerime gelmesine engel olamadım.

Yanımızda dikilen Dylan kıkırdadığında üçünüz de ona döndük ve ona da su attık. Onda kaçmaya çalıştı ama sonuç ıpıslak dört kişiydi. Ateşi tekrar yakıp biraz kurumayı bekledikten sonra yavaşça toparlandık ve yola koyulduk.

Lucas hiç sızlanmıyordu. Bir gariplik seziyordum ama nedense içim huzurluydu. Sanki onlarla beraber olmak bana iyi geliyordu.

“Laira sana diyoruz!” Gelen sesle düşüncelerimden sıyrıldım ve onlara döndüm. “Efendim?” Hepsi bana of dercesine baktı. “Diyoruz ki akşama doğru mu mola verelim?” Akşam mola verirsek daha çok yol giderdik ve bu laneti bozmamız da bir o kadar yakın olurdu. “Akşam.” Hepsi kafalarını aşağı yukarı salladı.

Onlarla geçirdiğim vakitler öyle hızlı gidiyordu ki havanın karardığını bile görmemiştim.

“Lucas sanırım artık mola verebiliriz.” Lucas sadece kafasını sallamakla yetinirken ben garip bir şeyler seziyordum. “Lucas iyi misin?” Irin’in sorduğu soruya bakacak olursak garipliği sadece ben hissetmemiştim. Lucas bize döndü ve “Evet. Neden sordunuz ki?” Hepimiz ona dik dik bakmaya devam ettikten sonra en sonunda dayanamayıp konuştum. “Sızlanmıyorsun. Gülmüyorsun. Sabahki halinden eser yok gibi.” Lucas yine cevap vermek yerine sessiz kaldı. Onu kısa zamandır tanıyordum ama zamanı gelince konuşacağından emindim. O yüzden onu kendi haline bırakıp dinlenmeye geçtik.

Orman gerçekten çok karanlıktı. Masallarda okuduğum hiçbir ormana benzemiyordu. Sadece gündüz huzuru hissedebiliyordum, ama gece tek hissettiğim şey karanlıktı. Sisti. Korkunç sayılabilecek her şeydi. Bazen bir çalıdan çıtırtı geliyordu. Bazen kuşların sesi yaklaşmakta olan bir katilin uyarısı gibi geliyordu. Kısacası gece bu orman korkunçtu.

“Laira uyudun mu?” Kafamı hafifçe sağa doğru çevirdim. “Hayır Dylan.” O da kafasını çevirip bana baktı. En az birimizin uyumaması gerekiyordu. Gece dediğim gibi bir tehlike deniziydi. Bugün uyumayacak kişi Dylan’dı. Bazen iki kişi bazen bir kişi nöbet tutuluyordu.

“Neden uyumadın?” Sorusuyla bir an donakaldım. “Uyku tutmadı.” Yine sessiz kaldı. Uykum yavaş yavaş geliyordu. Sanki içimde bir yerlerde karanlık beni sürüklüyor, beni onunla gelmem için zorluyordu. Hiç direnecek gücüm yoktu. Zaten sabahtan beri yürüyorduk bence uyumamın bir sakıncası yoktu.

Kendimi karanlığın kollarına bıraktım. Güvende miydim? Belki hayır. Keyifli miydim? Evet. Beni koruyacak bir nişancım vardı artık. Kendimi korurdum evet ama biri daha beni koruyunca içim başka bir huzurla doluyordu.

Gündüzün geceden gecenin gündüzden pek bir farkı yoktu. Sadece gündüz aydınlık gece ise karanlıktı. Oysaki içimizdeki ışığı görmezsek gündüzün geceden farkı kalmazdı.

Gözlerim tehlike hissetmişim gibi aniden açıldı. Etrafta birkaç kuş uçuşuyordu ama orman her zamanki gibi sessizdi.

Sırtımı yasladığım ağaçtan ayırdım ve esnedim. Sadece İrin uyanıktı. O da uyandığımı görünce neşeyle günaydın dedi. Ona kafamla işaret ettiğimde önüne döndü. Gözlerim yanıyordu. Sanki içimde bir ateş yanıyordu ve dışarı çıkmak için bedenimi yavaş yavaş tüketiyordu.

“Laira Dylan’ı uyandır.” Irin’in dediğini yapmak için ayaklandım. Dylan’ın koluna dokunup biraz sarstım. Dylan aniden yerinden sıçradı. Korkuyla etrafına bakarken bir eli de belindeki kılıçtaydı. “Sakin ol cadılar gelmedi.” Gözlerini bana çevirdi ve inceledi. Yutkunup ayağa kalktı. “Hadi toplanın çıkıyoruz.”

Kısa bir süre sonra toplanıp çıkmıştık. Yürümekten bacaklarımın bağları kopacaktı yakında. Artık gerçekten Lucas’ı daha iyi anlıyordum.

Uçmanın nasıl bir his olduğunu çok merak ediyordum veya kanatlarımı saklamayınca nasıl göründüğümü. Evet kanatlarımızı bazen saklıyorduk çünkü çok rahatsız ediyorlardı. Ağır, büyük ve her yere takılan kanatlar. Ha bide yanmış. Onu unutmamak lazım.

Şu yürüme işini bırakıp uçmayı öğrenmek istiyordum ama İrin uçamazdı. En azından lanet bozulana kadar. Gerçi o zamandan sonra ben burda olmayacaktım. Şuna bakın. Daha nasıl geri döneceğimi bile bilmeden gideceğim diyordum. Tıpkı elinde yemeği olmayan bir kuşun yavrularımı doyuracağım demesi gibiydi. Kabul ediyorum benzetmelerim fazla garip ama olsun.

Lucas ve Dylan arasındaki soğukluk sanki gün geçtikçe daha da artıyordu. Bu durum İrin ve benim hiç hoşuma gitmiyordu. Kitaplarda böyle durumlarda hep bir arada olunurdu ama sanki Lucas ve Dylan gitgide kopuyorlardı. Nedene konuşmadıklarını sorduğumuzda konuyu değiştiriyorlardı. Biz saf değildik. İki kişinin arasındaki soğukluğu çok rahat bir şekilde anlayabilirdik. Onlar da bunun farkındalardı ama değilmiş gibi davranıyorlardı.

Bir taşa oturup derin bir nefes aldım. Tıpkı o gün Sany’le kendimizi sırt üstü yer atıp uzanışımız gibi. Gözlerim benden bağımsızca doldu. İrin bir sorun olduğunu hissetmiş olacak ki arkasını dönüp bana baktı. Gözlerim sıkıca birbirine bastırarak gözlerimin dolduğunu görmesini engeleldim. “Ne oldu yoruldun mu?” Kafamı evet anlamında salladım.

Nedenini bilmediğim şekilde sanki organlarım yanıyormuş gibi hissediyordum. Su lazımdı ama suyumuz kısıtlıydı. O yüzden derin bir nefes çektin içime. Yok. Sanki aldığım her nefes, attığım her bir adım içimi daha da yakıyordu.

Dylan önümde durup eğildi ve yüzüme baktı. “Laira iyi misin?” Elimle gözlerimi işaret ettim. “Yanıyorlar.” Ellerim benden bağımsız titremeye başladı. Neden titriyorlardı bunlar şimdi? Nefeslerim düzensizleriyle ve titreme ellerimden vücuduma yayıldı. Lucas,İrin be Dylan başımda beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Olmuyordu. Su bile içtim ama içimdek alevler daha da harlandı sanki. Biraz daha iyi hissettim kendimi sadece birkaç dakika. O dakikalar düzelmiştim, ne titremem ne de alevler kalmıştı. Tam kalkıp gidecektik ki ayağa kalktığım an dizlerim sanki varlığını unutmuş gibi boşaldı ve yere düştüm. Ellerime be vücuduma batan taşların canımı yakmaması gerekirken acıdan inliyordum. “Laira sakinleş ne oluyor?” Kimse ne olduğunu bilmiyordu. Dolayısıyla herkes bir şey yapmaya çekiniyordu. Zarar vermemek için. Titremelerim tekrar başladı vücudum daha da alevlendi. Terliyordum ama hava o kadar da sıcak hissettirmiyordu. Neler oluyordu bana? Ölmek istemiyordum. Ölmeyecektim de. Bana ne olduğu hakkkında en ufak bir fikrim yoktu fakat ölmeyeceğimi biliyordum.

Organlarımda başlayan yangın parmak uçlarıma kadar ulaşmıştı. Canım yanıyordu ama tek yapabildiğim şey çığlık atmak ve çırpınmaktı. “Laira sakin ol lütfen.” Olamıyordum ki! Bana ne oluyordu?

“Laira ellerin!” Herkes susmuştu gözlerimi zorlukla ellerime indirdiğimde hiç olmasını hayal etmediğim o şeyleri gördüm. Alev. Elimden alevler çıkıyordu! Bu ne demekti? İçimdeki yangın sönmemişti. Nasıl yani? Hiç bir şey anlamıyordum. Kalbimin son sürat atıyor oluşu titremelerim ve içimdeki yangın birleşince kafa mı yapmıştı acaba? Çünkü uykum geliyordu ve gözkapaklarıma hakim olamıyordum. Direnmek nereye kadardı. Gözlerimi kapattım ve içimdeki Alevi unutmak istercesine kendimi bıraktım.

Nasıldııı??? Gerçekten bölümleri vaktim olduğunda yazdığım için birkaç şeyi yazdım mı yazmadım mı unutuyorum eğer bir hata yaptıysam özür dilerim bir de okuduktan sonra bana yapmam gereken eksiklerimi söyler misiniz başka türlü olmayacak.

Ek bilgi: aklımda iki kurgu fikri var sizce yazmalı mıyım çünkü ikiside bence güzelll