5. bölüm · Kalbin arkası

Bölüm5;ufak tatlılıklar

Töngemsii B

Tedirgin bakışlarımı Yamana çevirdim.
“Nasıl yani almadınmı sen çıkarken”
“Alsam kapıda dikilirmiyim sence Yaman” dedim.
Elimi cebime attım telefonumu bile almamıştım.
“Şey” yeterince başına bela olmuştum bugün.
“Ney” benim aksime rahattı benim bu halime sırıtarak bakıyordu.
“Telefonumuda almamışım telefonunu kullanabilirmiyim acaba çilingiri arayım”
“Saatin farkındamısın bu saatte gelmez “ ardından kapıyı daha çok aralayıp yana çekildi “gel bizde kal sabah ararız çilingiri” dedi.
“Teşekkür ederim zaten benim yüzümden bugün belaler sizi çekti rahatsızlık vermeyim”
“Kapıdamı yatıcaksın Bilge ne rahatsızlığı gel” gitmeme sebebim kesinlikle güvensizlik değildi daha tanışalı birkaç hafta olsada güvenilir biri olduğunu biliyordum . Sadece rahatsızlık vermek istemiyordum.
“Yok ben arkadaşıma giderim zaten yakın “
“Bu saatte it var kopuk var başına iş alırsın ısrar etme geç içeri lütfen”
Olmaz dedik ya adam “ çok naziksin sağol” dedim.
“Kızım uğraştırmasana valla zor kullancam şimdi” dediğinde kaşlarını çattım.
“O nedemek “ dediğimde hızla yanıma geldiğinde bir anda dünya tersine dönmüştü.
Kendimi baş aşağı bulunca ne yapacağımı bilemedim bir anda.
Benim şokum geçene kadar çoktan eve girmiş kapıyı kapamıştı.
“Ne yapıyorsun be adam” dedim sinirle.
Salona girince tam ortaya bıraktı beni.
“Laftan anlamıyorsun be kadın” dedi beni taklit eder gibi.
“Anlamak istemiyorumdur belki yüzbaşı” diye diklendim.
“Anlayana kadar anlatırız o zaman doktor hanım” oda benim gibi diklenip her kelimenin üstüne basmıştı.
“Çekil önümden gideceğim” sağa adım attım önüme geçti, sola adım attım yine karşımda belirince sinirle koluna vurdum.
Acı ile inleyip yüzü kasılmıştı.
Acele ile ellerimi koluna sardım “ne ? Ne oldu? Bir şeymi yaptım?” Endişe ile sordum.
“Sabah diktiğin yarayı neden deşiyorsun doktor hanım” dediğinde sabah kolunu diktiğimi hatırladım.
Ve o kavga etmişti Allah bilir yara ne haldeydi.
Sinirle “ve sen o kolun ile kavgamı ettin fındık zekalı” bağırdım.
Dikişlerini çok zorladığı için kolundan aşağı doğru süzülen bir damla kanı gördüm.
Sağlam kolundan tutup koltuğa otturdum.
Hâlâ masanın üstünde olan ilk yardım çantasını kucağıma alıp açtım ve Yamanın tişörtünü kolunu sıyırdım.
Yarada pek hasar yoktu ama zorladığı için iz kalabilirdi.
Gördüklerimle kaşlarımı çatıp bakışlarımı Yamana kaldırdım.
“Kafanı kırmak istiyorum yüzbaşı iz kalabilir”
“Olsun sen iyileştirirsin” dedi umursamaz bir tavırla.
Gözlerimi devirip kolundaki yara ile uğraşmaya başladım…
***
Yaman Tekin
Dikkatlice yaram ile ilgilenen kadını izliyordum.
Yüz hatları keskin değildi hafif yanaklıydı dolgun bir kadındı.
Yanaklarını sıkasım geliyordu, ne düşünüyordum ben ? Acele ile bakışlarımı ondan çekip tavana kaldırdım.
Avize ye baktım tavanı izledim ama gözlerim tavanı değil karşımdaki kadını izlemek istiyordu.
Bakışlarım yine onu bulduğunda oda tişörtümün kolunu indirmiş sağlık çantasını toplamaya koyulmuştu.
Çantayı toplayıp orta sehpanın üstüne koyduğunda ayaklanmıştı, bende onla beraber ayağa kalktığımda gözlerim ondaydı. sabırlı olmaya çalışan ama olamayan biriydi şuan.
“Yüzbaşı davetin için çok teşekkür ederim ne kadar beni zorla getirsende ama burda kalamam daha fazla rahatsızlık vermek istemiyorum hadi sana iyi geceler” ileri atıldığında elimi önğne koydum.
“Ne kadar tatık bir kadınsın gerçekten doktor hanım “
Sinirla bana döndü “takıksam takığım sanane ya gideceğim beni burda zorla alı koyamazsın” dediğinde derin bir nefes aldım.
“Doktor hanım bak gerçekten saat çok geç oldu lütfen uzatma hem alenalde güvenemeyeceğin biri olduğumuda düşünmüyorum” dedim sakin bir sesle.
Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı açtığında hâlâ kaşları çatıkdı “manipülede iyisin” yanımdan geçip koltuğa oturdu.
Gülümseyerek “Teşekkür ederim” dedim onun aksine eğelenen bir şekilde çıkan sesimle.
Saat on iki buçuğa geliyordu.
Koltuğun köşesine oturup sırtımı yasladım ve bakışlarımı ona çevirdim.
Oda koltuğa yaslanmış tavanı izliyordu.
“Bir şey istermisin veya uyukunmu geldi?” Diye sorduğumda bakışlarını bana çevirdi.
“Senin geldimi?”
“Ben uyumayı sevmem” yalandı sevmem değil ben doğru düzgün uyuyamazdım.
“Bende dakik biriyimdir uyukuyu ne kadar sevsemde her zaman erken kalkmak zorunda kalıyorum ” onun hakkında edindiğim bilgi ile kafamı salladım.
“Ee o zaman uyukun gelmiş olmalı” dediğimde kafasını iki yana salladı.
“Çay?”
“Olur istersen ben yapayım zaten borçlandım sana iyice” bu borç takıntısı neydi bu kadının?
“Saçmalma lütfen” ayaklanıp mutfağa geçtiğimde arkamdan geliyordu.
“Ev çok siyah sanırım en sevdiğin renk siyah” dedi.
dolaptan çayı aldığımda ona bakmadan konuşmaya başladım “hayır Deniz seçti tüm mobilyaları”
“O zaman onun en sevdiği renk siyah olmalı seninki ne?”
“Hayır onun en sevdiği renk pembe” dediğimde ona döndüm.
“Pembe?” Dedi soru sorar gibi.
“Pembe” dedim onaylayarak.
“Hello kityy li pijamada giyormu birde artislik taslıyordu” dedi gülerek.
“Ee seninki ne?”
“Yeşil” dedim gözlerim onun yeşillerine bakarken.
Sırtını mutfak tezgahına yasladığında bakışlarını benden kaçırıyordu.
Ocağın altını yaktıkdan sonra tezgaha karşı olan duvara yaslandım bende.
Bakışlarını bana çevirdiğinde ben zaten ona bakıyordum “mavi” dedi.
“Efendim?”
“En sevdiğim renk mavi” dediğinde olumlu anlamda kafamı salladım.
“İzmire neden geldiniz?” Meraklı biriydi.
“Tahinimiz buraya çıktı”
“Anladım” yeniden önüne döndü.
“Sen?” Dediğimde gözleri yeniden benç buldu.
“Yani sen hep burdamıydın yoksa sonradanmı geldin” dedim.
“Sonradan geldim”
“Nerden?” Bu sefer ben ona soruları yöneltiyordum.
“Memleketten” dedi durgun bir sesle.
Belliki özlemişti memleketini, onun evindeyken Rizeli olduğunu söylemişti yani bir Laz kızıydı inançı damarı belli oluyordu.
“Belli özlemişsin” dediğimde gözlerini kapattı.
Yeniden açtığında gözlerinde karışık duygular vardı hüzünlü ama bir okadar ‘da neşeli bir havası vardı.
Bu sefer o okları bana yöneltip “sen özledinmi?” Dediğinde kafamı iki yana salladım.
Yalandı, özlemiştim ama gitmezdim. Gidemezdim.
“Nasıl ya yemekleri o kadar lezzetliki nasıl özlemezsin”
“Karadeniz içinde öyle diyorlar” dedğimde dudakları yukarı doğru kıvrıldı.
“Benim memleketim zaten kötü olma imkanı yok yüzbaşı”
“Ondan şüphe yok doktor hanım” bir anlığına ikimizin arasında sesizlik oldu.
Sesizliği bozan çaydanıktan taşan sus sesiydi.
Hızla ocağın altını kapatıp çaydanlığı kaldırdım.
Bilge’de kenardan tepsi çıkartıp önüme koyduğunda iki tane çay bardağıyla en sevdiğim çikolatalardan çıkarttım.
Tepsiyi elime alıp Bilge’le baraber içeri geçtik.
Koltuğun köşe kısmına yerleştiğinde çaynı ona uzattım.
“Teşekkürler”
“Rica ederim” bende oturduğumda elimdeki iki çikolatadan birini ona uzattım.
Önce çikolataya sonra bana baktı “hem bu kadar fit olup hemde nasıl çikolata bağımlısı oluyorsun anlamadım” dedikten sonra çikolatanın birini aldı.
“Beni fitmi buluyorsun” dediğimde paketi açmaya çalışıyordu.
“Uhu ilemi yapıştırdın sırf açamayım diye sen bunu?” Sorduğunda gülüp elinden aldım.
“O tırkanlar ile normal değilmi?” Paketi açıp ona uzattım.
“Sağol”
“Rica ederim”
“Sorumu havada bıraktın doktor” dedim ona takılarak.
Çayını sehpaya bırakıp geriye çekilip gözleri ike beni süzdü.
“Bence yeterince fitsin birgün spor salonuna gitmeliyiz bana programını öğret” dediğinde güldüm. Utangaç olmadığı belliydi.
“Sen iste yeter” çayımdan bir yudum alıp bende çikolatamı yemeye başladım.
Evet severdim bence iyi stres atma yöntemiydi.
Bir süre sessiz kaldık “şey telefonum evde kaldı ya arkadaşım beni merak etmiştir kullana bilirmiyim” sorusu ile elimi cebime attım ve telefonumu ona uzattım.
“Çok sağol”
Numarayı çevirdikten sonra telefonu kulağına koydu.
“Elif benim” karşı tarafı kısa bir an dinleyip konuşmaya devam etti.
“Telefonum evde kaldı ya bir kaç şey oldu o yüzden anahtarı almadan çıkmışım”
“Merak etme önemli birşey yok sonra anlatırım ben sana haberin olsun diye aradım canım”
Yine karşı tarafı dinledi ve konuşmaya başladı “ karşı komşumdayım hadi canım yarın konuşuruz”
Telefondaki kadın bir anlığına öyle bir bağırmıştıki ne dediğini anlamasam bile bağrışını duydum. Bağırması ile Bilgede bir anlığına yerimde sıçradı.
“Salak ne diye bir anda bağrıyorsun ödüm bokuma karıştı” dediğinde güldüm.
Bakışlarını bana çevirip kaşlarını çattı sonra yeniden önünde döndü.
“Salakmıyım ben anlarım kimden zarar gelip gelmeyeceğini hem” bir anlığına duraksayıp bana baktı.
“Gayet zararsız biri yani bence” gözlerimizin temasını kesmemiştik.
Karşıdaki kadın yeniden bağırdığında bu sefer bana “gayet zararsız birisin değilmi “ kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum.
“Bence gayet öyleyim telefondaki kadın daha zararlı gibi duruyor”
Kadın bağırmaya devam ettiğinde Bilge sanki hiç bağırmıyormuymuş gibi “bende seni çok seviyorum canım arkadaşım hadi öpüldün çokca hadi canım bay bay” kapattığında gülmeye başladım.
“Bence o deli” dediğimde kafasıyla beni onayladı.
“Bana zararsızmısın diye sorduğum için akılsız olduğumu söyledi senin yüzünden”
Ellerimi havaya kaldırdım “gayet suçsuzum “
“Aynen aynen” dedi oda benim gibi eğlenir bir sesle.
Demlik bitene kadar sohpetler edip gülüp durmuştuk.
Elini ağazına koyup esnedi.
“Uyukun geldi ise benim odamda kalabilirsin” dedim.
“Saçmalama istersen ben burda yatarım çok sağol “ dedi hemen.
“Ben uyumayı sevmiyorum Bilge benim için sorun değil”
“Gerçekten çok misafirperversin ama olmaz” dedi kibarlıkla.
“Gerçekten çok dediğim dedik bir kadınsın” dedim ayaklanarak.
“Öyleyimdir yüzbaşı”
“Fark ettim” dediğimde oda ayakalandı.
“Ben burayı toplayım çok oturdum zaten” elinden bardağı kapıp tepsiye koydum.
“Lütfen otur “ dediğimde diretmek için ağazını açıcağını bildiğim için hızla konuştum “ben içerden birkaç şey getireceğim keyfine bak” kolundan tutup otturdum.
tepsiyi mutfağa koyup odamdaki bazanın altından bir tane yastıkla örtü çıkardım.
İkisinide alıp içeri geçtiğimde Bilge uyumuştu.
Koltuğun köşesinde kıvrılmış uyuyordu. Hemde çok tatlı bir şekilde uyuyordu gördüğüm görüntü karşısında gülmeden edemedim.
bu şekilde boynu ağrıyacağı için ayaklarını uzattırıp kafasını yastığa koyup üstüne örtüyü örttüm.
Bir anda elimi tutunca duraksadım.
“Gitme” dedi homurdanarak.
“Bilge” dedim kısık çıkan bir sesle.
Elimi hafifçe çekmeye çalıştım onu uyandırmak istemediğim için ama bırakmamıştı.
Yeniden “Bilge” diye seslendim bu sefer elimi daha çok çekti.
Bırakmaya niyeti yokmuş gibi durduyordu.
“Abi buldum” diye mırıldandı bu sefer.
Bakışlarım boynundan sarkan künye’ye kaydı.
Yapmamam gerekiyordu ama merak ediyordum künyenin yüzü bana tersti dikkatlice kavrayı kendime doğru çevirdim.
Künyenin üstünde gördüğüm isim Kenan’dı soy adı ise Aksoydu.
Bilge ila aynı soy isme sahip birine aitti.
Taşları yerine otturtmaya çalışırken kafam daha çok karışıyordu. Bana ona benziyorsun demişti sonra eli künyeye gitmişti dalsa ne zaman eli bu künyeye gidiyordu.
ya şuan sayıkladığı abisine aitti yada daha önce evlendiği ve şehit olan bir koca veya babasınada ait olabilirdi?
İkinci ihtimal ile kaşlarım çatıldı evlenmek için gençti. Yarın bu ismi araştırmak zorundaydım.
İsimden gözlerimi çektiğimde Kenan isimli kişinin şuanki yaşının otuzbeş yaşında olucağını hesap ettim.
Ve Rizeliydi.
Künyeyi yavaşça yerine koyduğumda aklımda binbir soru işareti oluşmuştu.
Bilge hala elimi bırakmamıştı ve bırakmayacak gibi duruyordu.
Daha fazla direnmeden yanına çöküp kafamı koltuğa yasladığımda gözlerim yavaşça kapanmaya başladı.
Uyuku haram kılanan birini bayıltıcak kadar huzurlu bir kokusu vardı ve karşı koymak mümkün değildi.
Yavaşça gözlerim kapandığında karşı koyamadım…

***
Bilge Aksoy
Yüzüme vuran güneş ışığı yüzünden kafamı yan tarafa çevirdim.
Ama güneş heryeri esir almıştı uykum kaçtığı için gözlerimi açtım.
Dün anahtarımı unuttuğım için yamanlarda kalmıştım.
Düzenli nefes alma sesi duyduğumda kafamı yere doğru çevirdim.
Gözlerim fal taşı gibi açıldı Yaman baş ucumda uyuyordu.
Hızla doğrulmayı denedim ama elimin altında bir el daha vardı.
Üçüncü kolum çıkmış olamazdı değilmi?
El Yaman’a aitti bende sıkıca tutuyordum. Bir dakika ben neden bu adamın elini tutuyordum?
Hızla elini bırakıp dikeldiğimde Yamanda irkilerek uyanmıştı.
“Ne oluyor lan” dikelendiğinde bakışları beni buldu.
“Bencede ne oluyor neden baş ucumda uyudun?” Dediğimde hâlâ uyku sersemi olduğu için anlamaz gözlerle bana bakıyordu.
Elini boynuna atıp ovuşturdu.
“Ben meraklıyım sanki baş ucunda uyumaya”
“O yüzdenmi uyudun baş ucumda “
Yüzüme boşboş bakıp esnedi “Gece uya kalmışsın sen uya kalınca üstünü örtüp başına yastık koydum ama sonra elimi tuttun seslendim ama bırakmadın bende seni uyandırmamak için burda yatmak zorunda kaldım oldumu?”
Şüpheli bakışlarım dün gece gitti en son o içeri bardakları götürmüştü ama devamı bende yoktu.
Daldığım yerden çıkıp mahçup bir şekilde ona baktım “kusura bakma gerçekten çok üzgünüm keşke uyandırsaydın” dedim.
Elini yeniden boynuna atıp ovuşturdu “sorun değil “ dedi.
Ayaklandı ve yeniden bana döndü “lavabo seninki ile aynı tarafta birde karagaha gidecekmisin bugün?” Dediğinde yerimden fırladım İŞ İŞE GEÇ KALACAKTIM.
“Saat saat kaç geç kalamam çilingiri aramamız lazım hemen” dedim aceleyle.
Acele tavrımdan dolayı bir an duraksadı sonra elini cebine attı “öğlen olmuş saat bir, nöbet değişimin kaçta?” Dedi.
“Bugün günlerden ne?” Dedim hızla.
“Cumartesi ”
Derin bir nefes aldım. Bugünkü nöbetim akşamdı.
“Akşam altı da “
“İyi kahvaltı?” Dedi.
“Çok sağol şu çilingiri çağıralım ben dışarda ısmarlayım sana olurmu”
“Gerek yok ararım ben şimdi”
“Hayır gerçekten bak daha fazla yük olmak istemiyorum lütfen diretme şu çilingir gelsin çıkarız olurmu?”
“Takık biri olduğunu söylemişmiydim?” Dediğinde güldüm.
***
“Yerinde yemek lazım aslında bunu” ekmeğimin üzerine doğru ittiğim kuymağı ağazıma attım.
“Ben Rize’de yemiştim ama buda baya iyi” dedi yaman.
Çilingir çağırıp kapıyı açtırmıştık Yamana baya borçlandığım için kahvaltıya getirmiştim.
Bize doğru gelen Necip amcayla gözlerimi Yamandan ayırdım.
“Hoş gelmuşsin Bilge kizim istediğin varmidur?” Tatlı bir amcaydı burası Karadeniz kahvaltısı olan bir mekandı ve sahibi bu tatlı Necip amcaydı. Memleket hastetinden tutulunca buraya gelirdim.
“Çok sağol herşey çok lezzetli Necip amca” dedim gülümseyerek.
“Afiyet olsun “ dedikten sonra başıklarını Yaman’a çevirdi.
“Bu uşak kimdu” bende bakışlarımı kısa bir an Yaman’a çevirdim ardından konuşmaya başladım.
“Karşı komşum Yaman, Yaman Necip amcada buranın sahibi” diye her ikisnide tanıttım.
“Memnun oldum” dedi Yaman saygıyla.
“Ha pekte kalıplıdır ha bu uşak nokta atuş yapmuşsun güzel kızım” diyen Necip amcaya hayretle baktım.
“Yok Necip amca yanlış anladın sadece komşum” dedim hızla.
“Ben adamun gözünden anlarim” dedi ardından “ ha bu uşaktan anlamadum diyelim ben senun gözündede ayni şeyi göririm” dedi.
“E hade afiyet olsun ikinuzinede” diyerek gitti. Pek afiyetli Necip amca aynen.
Bakışlarımı Yamana çeviridiğimde o zaten bana bakıyordu.
“Çok çay içince yan etki felan birşey yaptı canım Necip amcama” dedim. İyi bok yedin kızım.
Yaman çaydan bir yudum aldı ve yeniden bana baktı “yan etkilerini merak etmiyor değilim” dedi alayla.
Bende çayımdan bir yudum alıp “ iyi halt yiyorsun” azımın içinde geveledim.
“Efendim?”
“Memleketimin çayı diyorum çarpar”
“Memleketinin kızı çarpacağı kadar çarpmış çayı çarpsa ne yazar” dediğinde nefes alamadım.
Elimdeki çay bardağı ile kalakdım ne ima ediyordu?
Necip amca sanırım haklıydı…
***
Elimi azıma koyup kocaman esnedim nöbetten çıkmak üzereydim saat öğleden önce ondu.
Eve gider gitmez kendimi yatağa atıp uyuyacaktım.
Askerlerin sağlık raporlarını ilettikden sonra çantamı koluma takıp kalktım.
Karagahın koridorlarında yankılanan topuklu ayakabı seslerim bile başıma aprı olarak geri dönüyordu. Kesinlikle uyumam lazımdı.
Ana bahçeye çıktığımda arkamdan “Bilge” diye seslenen Çağılın sesini duydum.
Arkamı döndüğümde bana doğru geldiğini gördüm.
“Naber” dedi.
“Eve gideceğim bir şeymi oldu” dedim, uyumak istiyordum.
“Hayır konuşmamız için birşeymi olması gerekiyor”
“Şuan hiç konuşucak durumda değilim nöbetten çıkacağım eve gidip uymam gerek sonra konuşuruz olurmu?”
“Elbette o zaman görüşürüz” deidğinde gülümsedim.
“Görüşürüz iyi görevler” dedim ve kapıdan çıktım.
Ana caddeye çıkıp taksi bakmaya başladım.
Taksi için etrafa bakınmaya devam ediyoken bakış açıma Yamanın arabası girdi.
Spor bir mercedesti kahvaltıya giderken bindiğim için tanımıştım.
Arabanın camları flimli olduğu için beni görüp görmediğini anlamamıştım.
Biraz daha yakınlaştığında önünde durdu ve camı açıldı.
“Evemi gidiyorsun?”
“Taksi gelirse gideceğim” dedim.
“Atla”
“Birazdan geçer taksi sağol” uykum vardı umarım bir kere daha sorardı nezakketen red etmiştim.
“Aynı yere gidiyoruz zaten hadi bin”
“Peki o zaman” diyerek hemen kapıyı açarak oturdum.
Çantamı kucağıma koydum.
“Kemerini tak” Diyen Yamana baktım. Kemerimi takmadığım için arabayı hareket ettirmemişti.
“Pardon” elimi kemere atıp taktığımda arabayı çalıştırmıştı. Beni düşünüyordu sanırım. Galiba. Bilemiyorum sus Bilge sus kızım.
“Kısa bir yere uğrayacağım zaten burayada yakın sorun olucaksa seni eve bırakayım “ dedi.
“Saçmalama lütfen” dedim . Zaten arabaya ben binmiştim birde işinden alı koyamazdım.
“Nöbetten bu kadar geçmi çıkıyordun sen?” Konuşmasıyla bakışlarım ona döndü.
“Sağlık dosyalarını çıkartmayı unutmuş arkadaş uyandırmaya kıyamadım ben yaptım o yüzden biraz geç çıktım” sözlerimin hemen ardından esnemiştim.
“Bu kadar yumuşak kalpli olma gözünden uyku akıyor” ara ara kafasını bana çeviriyordu.
“Sorun değil “ dedim gülümseyerek.
Onun yanında gülümsemem içten oluyordu bazen hatta genelde yalandan gülümsemek zorunda kalıyordum.
Herkes kendine maske seçmek zorunda bırakılırdı. Benimki gülümsemekti ama Yamanın yanındaki gülümseme maskenin altındada aynıydı. Bunun nedeni abimi anımsatması değildi onun kendine has bağlayıcı duyguları vardı.
Daldığım düşüncelerden arabanın durması ile çıktım.
Bir veteriner önünde durmuştuk.
“Gelmek istermisin?” Diye sordu.
Kafamı iki yana salladım.
“Ben hemen gelirim” dedi kapıyı açarken.
“Lütfen acele etme” dediğimde gülümseyerek kapıyı kapadı.
Hayvanlardan korkardım bunun bir sebebi yoktu bu yüzden inmeye pek hevesim yoktu.
Başım ağrıyordu elimi şakaklarıma atıp baskı uyguladım ve kafamı cama yasladım.
Uyku yavaş yavaş beni içine çekmeye başladı…
***
Yaman Tekin
Veterinerlerden içeri girip danışandan kızımın olduğu odayı öğrenip yürümeye başladım.
İstanbul’dan geldiğimizden beri hastaydı bu yüzden bir süredir burda kalmak zorunda kalmıştı.
Nova Golden cinsi bir köpekti. Fazlasıyla arkadaş cansıydı ve benle Denize oldukca bağımlıydı.
Kapıyı yavaşça açıtığımda onun gayet iyi olduğunu gördüm.
“Kızım novam” dediğimde beni hemen fark edip havlamaya başladı.
Elimi yalamaya başlayıp heyecandan kuyruğunu sallayıp duruyordu.
Novan’nın son kontorlörünü yaptırıp işlemlerini tamamladım.
Tasmasını takıp arabaya dopru yürümeye başladık.
Hâlâ kuruğunu sallayıp heyecanını belli eden hareketler yapıyordu onun bu haline gülmüştüm.
Arabaya geldiğimizde arka koltuğa Novayı koyup ön koltuğa oturdum.
Kafamı Bilgeye çevirdiğimde başı cama yaslı bir şekilde uyuyordu.
Nöbetti uzun sürmüş olmayıldı zaten gözünden uyku akıyordu.
Yanaklarını sıkıp oynamak istiyordum ama o benim sadece komşumdu.
İçten içte bunu kendime hatırlatıp duruyordum ama sadece hatırlatmakla kalıyordum galiba.
Yüzünü kapalayan geceyi andıran saçlarını kulağının arkasına soktum.
Yüzü daha çok açıldığında derin bir iç çektim.
Bu kadın bana neler yapıyordu bu kadar kısa bir zamanda?
Hislediğim duygular aşk değildi ama neydi bunuda bilmiyordum.
Daldığım dünyadan beni çıkıp kopartan Nobanın havlamasıydı.
Hemen kafamı ona çevirdim “kızım sesiz oluyoruz” dedim elimle sus işareti yaptım.
Sözümü ikiletmeyen bi köpek olduğu için hemen yerine pıstı.
Elimi onun başına koyup kafamı Bilgeye çevirdim.
Uykusu derindi koltukda elimi tuttuğunda’da seslenmeme rağmen kalkmamıştı.
Kafamı yeniden Novaya çeviridğimde dili dışarda bana bakıyordu.
“Hadi evimize gidelim” önüme dönüp arabayı çalıştırdım.
***
“Efendim abi” dedi telefonumu açan Deniz.
“Abim otoparka gel Novayı getirdim onu al”
“Abi sen getirsene vallaha kalkamam şuan dizi izliyorum” dediğinde gözümü kapatıp sabır çektim.
Arabanın kapısını açıp aşağı indim ve kapıyı kapadım.
“Hemen aşağı iniyorsun Deniz ikiletme” dedim sinirle.
“Yok abicim vallaha kusura bakamayacaksın”
“Komutanın ile böyle konuşma hakkın yok asker hemen!” Dedim sinirle.
“Emredersiniz komutanım” diye homurdandı.
Askeriyede ona çektirceğimi iyi bileceği için daha fazla eşelemeden onaylamak zorunda kalmıştı.
O kadar emindimki klişe yaz dizilerindeki o iki saatlik bakışmalardan birini izliyordu.
Kardeşim tam bir dizi bağımlısıydı özellikede klişe yaz dizilerine bayılıyordu.
Otoparkın girişinde onu gördüğümde elimle gel işareti yaptım.
Yanıma gelince kafasına şaplak attım “lafımı neden ikiletiyorsun sen?”
“Dizi izliyorum dedim ya abi hem ne var zaten eve geleceksin ben neden çıkayım anlamıyorum” mızmızlanarak arabaya doğru yürüdü.
“Arka koltukda” dediğimde bir adım geriledi ve arka kapıyı açtı.
Arabanın camları flimli oldupu için göremiyordum ama Deniz donmuş bir şekilde kalmıştı.
“Gelsene oğlum” dediğimde elinde Nova ile dikildi ama tuhaf bakıyordu.
Kucağına aldığı nova onun her tarafını yalamaya başlamıştı.
Kapıyı kapatım hızlıca yanıma geldi.
“Abi” bu çocuk ne yaşıyordu?
“Ne oldu?”
“Sen kızmı kaçırdın abi naptın ya” dedi içli bir sesle.
“Saçma-“ lafımı yarıda kesip elini havaya kaldırdı.
“Bensiz yaptığına inanamıyorum abi bu bir ihanet “ dediğinde Nova havladı.
Ne yaşıyordu bu.
“Açılamama izin versene eşşek” dedim sinirle.
“Neyi açıklacan abi olmuş bitmiş ama alındım kim bu kadın?”
Sinirle kafasına bir tane daha yapıştırdım “Bilge o karşı komşumuz askeriyeden çıkmıştı bende yorgun olduğu için onu aldım oda uya kalmış”
Bana garip gözlerle bakmaya devam etti “aman be birşey demedik ben eve çıkıyorum” dedi ve gitti.
Gerçekten malın tekiydi.
Sabır çekerek arabaya doğru yürüdüm.
Yavaşça ön kapıyı açtım.
Kafasının düşmemesi için omzuna doğru yasladım.
Uyandırmak gibi bir düşüncem yoktu uyandırabileciğimide sanmıyordum.
İki seçenek vardı ya uyanana kadar arabada kalacaktık yada bize çıkıp uyanana kadar bizde kalacaktı.
Adabada böyle kalmaya devam ederse her yeri tutulabilirdi bu yüzden yarın hertarafı daha çok ağrırdı.
Daha fazla düşünmeyip Bilgeyi kucağıma alıp arabanın kapısını kapayıp kitledim.
Kucağıma aldığımda daha çok sokulmuştu.
Kedi gibi olmasına gülmeden edemedim. Güzel hemde çok güzeldi aynı zamanda tatlı hemde çok tatlı.
Yanaklarından öpmemek için kendimi çok zor tuttuğum için asansöre doğru yürümeye başladım.
Bizim kata gelince kapıya ayağım ile vurdum.
Anında açılan kapı ile karşımda Deniz ve Nova vardı.
İkisinede elimle sus işareti yaptığımda Deniz geriye çekildi.
Arkamdan ağazı bir karış açık baktığına emindim.
Odama girdiğimde Bilgenin çantasını baş ucuma koydum.
Elini tişörümü geçirdiğinde bakışlarım yüzüne geçti.
Yüzü kasılmış kaşları çatıkdı.
Acaba ne görüyordu rüyasında? Bananeydi bundan kendine gel oğlum. Kucağımdayken ayakabılarını çıkartıp fırlattım. Bu şeylerin içinde nasıl kalıyordu fazla rahatsız ediciydi.
Yatağa yatımak için meylendiğimde bırakmadı.
Geçen elimi tutmuştu şimdi ise beni bırakmıyordu.
İşin garip yanı ben uyuyamazdım ama o yanımdayken uyabilmiştim. Bir koltuğun ucunda rahatsız birşekilde bile?
Anlamıyordum ama birşeyler vardı.
Bilge beni bırakmayınca bende yatağa girip yanına doğru uzandığımda bana sarıldı.
Gözlerimi ayıramıyordum bana sarılmış uyuyordu.
Derin bir iç çektim. Onun olduğu yerde sanki uyuku benide ele geçiriyordu.
Normalde birkaç saat veya bir iki uykusuz geçen günler onun yanında yoktu.
Yavaşça gözlerim kapanmaya başladığında Bilgeyi rahatsız etmemek için ona pek temas etmemeye çalıştım…

Selammmm canlanrim öncellikle yazım yanlışlarım varsa kusura bakmayın.
Karadeniz şivesi aklımdan geldiği ve tanıdıklarımda sorduğum kadarıyla iki üç cümlelik sahneyi çevirmeye çalıştım yanlışım varsa maruz görün.
BOL BOL YORUN BEKLYİROUM HEPİNİZİ ÖPTMMMM💋💋🤍