1. bölüm / 13
Kalbimin KaranlığıKırık Aile
Bölümler 13Şu an: Kırık Aile
- 1 Kırık Aile1.739 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Melodi Sesli Adam1.132 kelime
- 3 Öldür Beni886 kelime
- 4 Anlaşma1.014 kelime
- 5 Ölümüm1.168 kelime
- 6 Karanlığımın Işığı1.137 kelime
- 7 Kırılan Ayna1.157 kelime
- 8 Acıyan Can, Ölümü İster907 kelime
- 9 Neredesin?869 kelime
- 10 Beklenmedik Kurtarıcı868 kelime
- 11 Babamdan Kalan Miras421 kelime
- 12 Acımasız Dünya1.035 kelime
- 13 Gizli Misafir926 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selamlarr🤍
Bu kitabın kurgusunu uzun zamandır düşünüyordum, yazmak şimdiye kısmetmiş.
İlk kurgum olduğunu düşünerekten yorumlarınızı bekliyorumm.
Keyifli okumalar dilerimm.🫀
21 EKİM 2025
Sabah güneşinin ışıkları malikanemize vururken parfümümü sıktım. Şirkete gitmek üzere uzun koridorlardan geçtim ve dolambaçlı merdivenlerden indim.
Malikanede çalışan yirmili yaşlarında olan Meryem, blazer ceketimi omzuma zarifçe bıraktı. Hafif bir gülümsemeyle kadına karşılık verdim.
Meryem bu malikanedeki en sevdiğim kişiydi. Kumral denilemeyecek kadar sarı fakat bir o kadar kumral olan saçları, sarının en koyu tonlarındaydı. Omzuna zar zor değen saçları dümdüzdü. Fiziği oldukça iyi olan bu kadın benden birkaç santimetre kısaydı.
Kahve gözleri içtenlikle gülümsedi. "İyi günler dilerim Belen Hanım." Aynı ifadeyle karşılım verdim. "Umarım iyi bir gün olur."
Malikanenin kapısının önünde şoförümle birlikte duran siyah Mercedes arabam beni bekliyordu. Şoförüm Tufan kapımı açtı ve arka koltukta yerimi edindim.
Üvey babam Leman Erge'ye öz babamdan kalan şirkete gidiyordum. Şirkette benden üst rütbede olan 3 kişi vardı:
Üvey babam Leman Erge: Yönetim Kurulu Başkanı
Üvey kardeşlerim Mahir Erge ve Miraç Erge: CEO
Ve bu ailede rütbe sıralamasında sonuncu olan ben Belen Kızılsoy: Genel Müdür
Bana düşen rol buydu. Zorunda olduğum rol. Fakat zorunluluk bir seçenek değildi ve hiçbir zaman olmamıştı. Zorunluluğu ortadan kaldırmak için bir seçeneğe ihtiyaç vardı. Eğer seçenek bana sunulmuyorsa bende kendim bulurdum.
Ipadimden evrak işleriyle uğraşırken araba durdu. Şirkete gelmiştik. Upuzun binanın önü öyle ihtişamlıydı ki bu binaya sahip olmak istiyordum. Tüm ailenin en yüksek rütbelisi ben olmalıydım.
Siyah topuklularım zeminde tok bir ses çıkarırken herkes bana başıyla selam veriyordu. Hafif bir gülümsemeyle onlara karşılık verdim.
Asansöre bindim ve hemen yanıma asistanım Kumru geldi. Kumru sarışın bir kadındı. Uzun boyu ve fiziğiyle oldukça dikkat çekiyordu.
"Bugünkü programınız." diyerek elindeki ipadi bana doğru uzattı. Bugüne beş tane toplantım vardı! Kısacası dar görüşlü ortaklarla görüşecektim. Kumru'ya yalvaran gözlerimle bakarak "Sadece bu kadar mı?" dedim. "Ayrıyeten Miraç Bey sizi odasında istiyor." Gözlerimi devirdim. Aptal kardeşim aklı sıra toplantı öncesi nutuk çekecek, öğüt verecekti.
Asansör 20. kata ulaştığında durdu ve kapılar açıldı. Koridorun sonuna kadar yürüdüm ve nihayet Miraç'ın ofisinin kapısını çaldım, bir şey demesini beklemeden içeri girdim. Ofisi oldukça büyük ve ferahtı. İçeride ki büyük yeşil bitkiler ofisin havasını değiştiriyordu. Kendisinin aksine ofisi oldukça huzurlu bir ortama sahipti.
Miraç 21 yaşındaydı. Diğer kardeşim Mahir ile çift yumurta ikiziydi. Miraç ela gözlü bir kumraldı. Mahir'in ise benim gibi koyu kahve gözleri ve siyah saçları vardı. İkizlerin tek ortak özelliği upuzun boylarıydı.
"Kapı çalma adabını öğrenmişsiniz fakat 'Gir' kelimesini öğrenememişsiniz." Meydan okurcasına oturduğu sandalyesinden bana baktı.
Ciddi gözlerle ona bakıyordum. "Bomboş konuşmaya devam edeceksen gideceğim."
"Bugünkü toplantın için çağırdım. Biliyorsun ki bugün çok önemli bir yatırımcımız olan Şevket Bey ile bir toplantımız var. Umuyorum ki düzgün hazırlanmışsındır."
Beni küçümsüyordu.
"Benim için endişelenme. Sen Şevket Bey'e ve kendine birer mama kabı hazırla. Köpeklerin önce karnını doyurması gerekir değil mi?"
Artık öncesinden de daha sinirliydi. "Küstah."
Yarım ağız sırıttım. Bu ifadeyi meydan okumalara karşılık olarak kullanırdım. "Havlamaya devam et belki bir gün birini korkutursun."
Ofisinden çıkarken arkamdan küfürler ettiğini duyuyordum. Umurumda bile değildi.
Bana hak etmediğim bir rütbeyi vermişlerdi.
Dışlanan bendim.
Sevilmeyen bendim.
Küçümsenen bendim
Madem benden nefret ediyorlardı, bende nefret etmeleri için daha da çok sebep verecektim.
🫀
İlk toplantım bitmişti. Oldukça iyi geçmişti. Yatırımcıları manipüle etmiş, şirket için önemli konuşmalar yapmıştım.
Kızılsoy Holding, çeşitli paket gıdaları piyasaya sunuyordu. Öz babam öldüğünden beri şirketin kâr durumu kötüye gidiyordu. Özellikle, ikizler CEO olduğundan beri...
15 dakika aradan sonra ikinci toplantıma katılacaktım. Kumru'nun uzattığı suyu içtim. İkinci toplantım için hazırladığım evrakları gözden geçirdim ve derin bir nefes aldım. Artık toplantıya gitmeye hazırdım.
🫀
Toplantının konusu yeni ürünümüzün nasıl tanıtılacağıydı. Bu toplantıda Mahir ve Miraç da olacaktı. Herkes masa başında yerlerini alınca slaytı açtım. "Ürünümüzün bu yıla damga vurması gerekiyor ve hepimizin bildiği üzere kâr oranlarımızda büyük bir düşüş var. Yatırımcılar sayesinde hâlâ ayaktayız." Son cümleyi özellikle vurgulayarak Miraç'a baktım.
Onun berbat yönetimi ve kararları yüzünden bu haldeydik.
"Sağlıklı ve doyurucu olan çikolata toplarının ana hedefi yetişkinler olacak."
Miraç hemen atladı. "Yetişkinleri hedef gösterirsek nasıl satış yapacağız? Ana hedef çocuklar olmalı Belen Hanım."
"Tabii ki çocuklar da hedefimiz olacak Miraç Bey fakat ana hedefimiz yetişkinler. İş stresi ile başa çıkamayan ve yorgun yetişkinler hedefimiz olacak."
🫀
Sonunda tüm toplantılarım bitmişti. Yorgunluktan ölmek üzereydim. Şoförüm Tufan kapımı açtı. Arabaya bindim ve camdan ayı izledim. Bugün ay gerçekten çok güzeldi.
Dolunay.
Kendimi bildim bileli dolunayı çok sevmişimdir. Geceyi çok severim. Kendimi bulduğum tek zamandır. Ayı izlerken gözlerime ağırlık çöktü ve kendimi biraz dinlendirmek için gözlerimin kapanmasına izin verdim.
🫀
Dışarıdan gelen gürültü seslerine uyandım. Tufan, iki adamla kavga ediyordu ve sol kolu boşta sallanıyordu! Hemen telefonumdan polisi aradım.
Adresi verdikten sonra tekvando yeteneklerime güvenerekten arabadan indim.
Tufan tüm gücüyle beni korumaya çalışırken "Belen Hanım buradan uzaklaşın! Çok tehlikeli!" diye haykırdı. En sonunda yere yıkılan şoförüm, kan kusmaya başladı. "Bizde seni bekliyorduk." Uzun boylu olan kaslı adam Tufan'a ayağıyla bastıktan sonra üstünden geçti.
Sokağın ortasında, ay ışığına karışmış sokak lambalarında, gecenin o sessizliğinde tanımadığım iki tehlikeli adam bana doğru yürüyordu. Ayağımdaki topuklu ve üstümdeki kalem etekle ne kadar rahat hareket edebilirdim bilmiyordum fakat polisler gelesiye kadar kendimi savunmaktan başka çarem yoktu.
"Boşuna beklemişsiniz." Adama aşağılayıcı bir gülüş attım.
Kısa boylu olan adam bana doğru koşmaya başlayınca adamın zayıf noktasını aradım, tabii ki beynim hızlı düşünse de bedenim buna ayak uyduramadı ve adam belimden tutarak bir çuvalmışım gibi beni omzuna aldı. Kısa adam gülerek "Kolay oldu." dedi.
Adam kendisinden emin bir şekilde uzun boylunun yanına giderken kolumu boynuna ters bir şekilde doladım, bacağımı boynunun etrafında vücudumla birlikte döndürerek adamın dengesini yerle bir ettim ve adamı yere serdim. Topuklumun ucuyla kafasına sert bir tekme attıktan sonra adamın kısa bir bağırışını duydum.
"Fazlasıyla." Karşılık vermeden duramıyorum.
Uzun olan adam bana pis bir sırıtış atarak "Seni öldürmek sandığımdan da eğlenceli olacak." dedi.
"Dene bakalım." dedim iddialı bir sesle.
Adam bana doğru gelirken bende ona doğru gidiyordum. Ortada buluşunca adam solak olmalıydı ki sağ kolumda tuttu ve beni kendi etrafımda yarım tur döndürdü. Döndürürken kollarımı kendime sarmamı sağladı. Beni böyle durdurabileceğini zannediyordu lakin topuğumla bacak arasına arkadan sert bir tekme atınca beni hızla bıraktı ve yere yığıldı.
"Seni o-"
"Hayır devamını getirme." Yerde yatan adamın bacaklarının arasına bir daha vurdum. Adamdan bir çığlık koptu.
Polislerin siren sesleri yaklaşıyordu.
"Kimin köpeğisiniz?"
Adam hâlâ acısıyla uğraşıyordu.
Tam bir tekme daha atacaktım ki polisler ve ambulans geldi. Ambulanstan inenlere bakarak "Şurada yatan benim şoförüm lütfen onu hastaneye götürün." dedim. Tufan'ı sedyeyle ambulansa bindirdiler. Orta boylu esmer bir polis yanıma geldi. "İyi misiniz? Yaranı var mı?" dedi. "İyiyim."
Benden bu cevabı duymak isteyen polis diğer polislerin yanına gitti ve etkisiz hale getirdiğim iki adamı arabaya bindirdi. Ambulans da siren sesleriyle birlikte hızla uzaklaştı. Bir polis yanıma geldi. "Bizimle karakola kadar gelmelisiniz."
"Tabii ki gelirim."
İki polisle birlikte öndeki arabaya bindik ve karakola doğru gittik.
🫀
Karakola geleli 1 saat falan olmalıydı. Darp raporu gibi işlemlerden ve bir kaç soruşturmadan sonra şikayetçi olmuştum. Bana bulaşan bu hayvanların hak ettikleri cezayı almalarını istiyordum.
Çantamdan telefonumu çıkardım ve ekranı açtım. Saat gecenin biriydi! Evdeki kimse beni aramamıştı bile. Zaten aramalarını da beklemiyordum.
Boş durmamak için E-maillerimi kontrol etmeye başladım. Bugünkü toplantı üzerine gelen e-mailleri okumak ve yanıtlamakla uğraştım. Şimdiden saat ikiye geliyordu. İşlerini ne zaman bitirmeyi düşünüyorlardı. Tüm mailleri kontrol ettiğim için telefonumu kapatıp çantama koydum. Çantamdan bir cep aynası çıkardım ve akmaya başlayan makyajımı tazelemek için çantamdan makyaj malzemelerimi çıkardım. Hiçbir zaman abartı makyaj yapan biri olmamıştım. Maskaramı sürdüm, kaşlarımı taradım ve dudaklarımı bordo kalemle çerçeveledikten sonra bordo tonlarındaki rujumu sürdüm.
Makyaj tazelemem bitmişti fakat hâlâ canım sıkılıyordu ve beni göndermemekte ısrar ediyorlardı. Zaten şikayetçi olmuş ve tüm sorularını cevaplamıştım, neden hâlâ buradaydım bilmiyorum.
Düşünceler denizinde boğulurken tam karşıdan geçen uzun boylu adam dikkatimi çekmişti. Bir üniforma giyiyordu yani burada o da polisti. Altın rengi saçları ve okyanus rengi gözleriyle oldukça dikkat çekiyordu. Yanından yürüyen bir başka polisle sohbet etmeye başlamıştı. Yüz hatları keskin, başı dikti.
Adama galiba çok uzun bakmış olmalıyım ki o da bir anlık refleks ile bana baktı. Hemen gözlerimi utanarak başka yöne çevirdim.
Ne düşünüyordum ki. Bir adam bu kadar yakışıklı olmamalıydı.
Ufak ufak gözlerimi yeniden adama diktim. Tamam, adam artık bana bakmıyordu.
Çok utanç verici...
Upuzun saçlı kadın bir polis yanıma geldi. Saçlarına göre boyu oldukça kısaydı. Ben bile 1.72 idim. Kadın, nereden bakarsak bakalım 1.60 ya vardı ya da yoktu. "Hanımefendi, soruşturma açıldı bundan sonrasını savcılık ilgilenecek." Mahkeme gibi işlerle uğraşmak zorundaydım. Kadına tebessüm ederek "Teşekkür ederim." dedim ve karakoldan ayrıldım.
Pekala şimdi Tufan'ın yanına gitmeliydim. Arabam yolun ortasında kalmıştı! Taksi çağırmak zorundaydım. Kendi arabam dışında başka birisinin arabasına binmeyi hiç sevmezdim ve şimdi mecburen taksi çağırmak zorundaydım.
Unuttuğum bir şey daha vardı, Tufan hangi hastanedeydi ki?
Tekrar karakola girdim ve o uzun saçlı olan polisi gözlerimle aramaya koyuldum. Bulamıyorum! İki dakikada nereye gitmiş olabilirsin ki?
Kapının önünde dikiliyordum ki okyanus gözlü polis bir ağaç gibi olan bedeniyle önüme dikildi.
"Birine mi bakmıştınız?" Sesi bir kalın bir melodiyi andırıyordu. Çok hoştu.
Ciddiyetimi bozmayarak "Evet. Burada kısa boylu uzun saçlı bir kadın var. Nerede biliyor musunuz?"
"Ah, İkra Hanım, üzgünüm eve gitti."
Şansıma sıçayım. "Tufan Kurt hangi hastanede biliyor musunuz?"
"Siz saldırı vakasının mağduru olmalısınız." Dalga mı geçiyordu?
Pis bir sırıtmayla devam etti. "Mağdur ağır oldu kusura bakmayın. Özkan Hastanesi'ne götürüldü."
Ciddiyetimi bozmayarak "Sağ olun, iyi günler." dedim.
Şimdi hastaneye gitmeliyim ve taksi çağırmalıyım. Karakoldan dışarı çıktım ve bulduğum tek taksiyi çağırdım. Hastaneye gittim. Tufan 4 nolu odada kalıyormuş. Kapıyı hızla açınca şoförüm biraz ürktü. "Tufan iyi misin? dedim panikle.
"Belen Hanım ben iyiyim de asıl siz nasılsınız?" dedi endişeli bir sesle.
"Çok iyiyim sayende."
Tufan taburcu olduktan sonra nihayet malikaneye gelmiştik. Yol tam bir eziyetti çünkü Mercedes arabam yolun ortasında kaldığı için çekici tarafından alınmıştı. Mecburen taksiyle malikaneye varmıştık. Saat dört olmuştu sadece üç saat uyuyabilirdim! Ama şuan ilgilenmem gereken asıl konu bu iki adamı kim göndermişti. Fark etmeden kendime düşman mı edinmiştim yoksa gizli bir sapığım mı vardı? Bu sorularla boğuşurken uykuya yenik düştüm.
🫀
Sabah yine hazırlandım ve kahvaltı yapmak üzere sahte ailemin yanında yerimi aldım. En başta üvey babam Leman, sağında Mahir solunda annem Yasemin, Mahir'in yanında Miraç ve Miraç'ın karşısında ben oturuyordum.
Masada hepsi gülüyordu. Dün ne yaşadığım kimsenin umurunda değildi. Madem böyle oynuyorlardı bende onların huzurunu yerle bir edecektim.
"Dün gece saldırıya uğradım." Huzuru bölen bıçak gibi cümlemle herkes bana odaklanmıştı. Miraç karşılık verdi. "Hiçbir şeyin yok abartma."
"Abartmak mı! İki adam bana saldırdı!" Sesim istemsizce yükselmişti.
Leman elini masaya vurdu. "Saygısızlığa lüzum yok Belen!"
Pekala bu ailenin içinden geçme vakti gelmiş ve geçiyordu.
Bu bölüm burada bitti. Umarım sevmişsinizdir.
Yorumlarınızı çok merak ediyorum...
Destek olmayı ve fikirlerinizi saygı çerçevesi içinde belirtmeyi unutmayın.
Gelecek bölümlerde görüşmek üzere🫀
Bölüm etkileşimi
