4. bölüm · Kalbimin Karanlığı
Anlaşma
Merhabaalarrr🫀
Bu bölümde içime sindi umarım beğenirsinizz.
Destek olursanız beni mutlu edersinizz.
İyi okumalarrr.🤍
Bu bölümü okurken "FRIENDS -CHESE ATLANTIC" ve "WILDFLOWER -BILLIE EILISH" dinleyebilirsiniz.
"Anlaşmamızın detaylarını açıkla." diyerekten silahını indirdi.
İkna kabiliyetimin bu kadar yüksek olduğunu bende bilmiyordum ve iyi bir yalancı olduğumu da.
"Önce karını bu halatların arasından kurtar." Hoşnut olmuşçasına dudağının kenarı kıvrıldı. "Gediz!" Arkamızda kalan kapıya doğru seslenmişti. Odaya biri girmişti fakat boynumu hareket bile ettiremediğim için kimin geldiğini göremiyordum. "Halatları çöz." Kalın ama bir o kadar ince olan ses cevap verdi. "Onu öldüreceğini zannediyordum. Beş dakika içinde ne oldu lan!"
"Bizde onu konuşacaktık şimdi." dedi sırıtarak. "Anlaşmamızın detaylarını..."
Gediz diye çağırdığı adam arkama geçti ve halatları çözmeye başladı. Ellerim ve ayaklarım tamamen özgür kalınca ayağa kalktım ki başım dönmeye başladı. Dengemi kaybediyordum!
Bir el beni kolumdan tuttu ve düşmemi engelledi. Başımı yavaşça kaldırdım ve beni tutan elin sahibinin Gediz olduğunu öğrendim. Koyu kahve saçları ve bal sarısı gözleriyle dikkat çekiyordu.
Yüzünde bir gülümseme vardı altına binlerce acı sığan.
Bu adam da benden uzundu. Neredeyse Melodi Sesli Adam ile aynı boydaydı. "Baya hırpalamış seni." dedi gülerek. "Hayvan herif boynuma yumruk attı!"
"Herkese ahırdan kaçmış domuz gibi davranır." Sarışının sinirden deliye döndüğünü görebiliyordum. "Anlaşma faslına mı geçsek?" dedi tehditkar bir söylemle. Çok ciddi bakıyor. Korkutucu.
Sarışın masanın yanındaki sandalyeye oturdu ve bende, beni bağladıkları sandalyeyi yerde sürükleyerek tam karşısına oturdum. "Öncelikle birbirimizin isimlerini mi öğrensek?" Sürekli lakaplarla konuşamazdık. "Burada Batu Saraç. Dış dünyada Alkım Saraç." Göz devirdim. "Burada da dış dünyada da Belen Kızılsoy."
"Resmiyete dökelim diyorum." dedi Batu ve elindeki kalemle boş kağıdı doldurmaya başladı
Göz ucuyla yazdıklarına bakmaya çalıştım fakat yazısı doktor yazısı gibiydi.
"Yazarken okur musun?" dedim bıkkın bir sesle.
"Gizli evlilik ve protokol sözleşmesi. Yürürlük tarihi: 22 Ek-" derken araya giren Gediz oldu. "23 Ekim olmalı" dedi. "Saat on ikiyi geçti." Batu bıkkınlıkla bir nefes verdi.
Yazdığı yeri karaladı ve okumaya devam etti. "23 Ekim 2025. Taraflar: Belen Kızılsoy ve Batu Alkım Saraç. Bu sözleşme, tarafların çıkarla-" Yine Gediz araya girdi. "Ben yok muyum?" Batu artık sabır diliyordu. "Yoksun Gediz!" Kendimi tutamadım ve ufaktan -biraz abartarak- güldüm. Batu'nun vahşi bakışları Gediz'den bana doğru kayınca ağzım düz bir çizgi haline geldi.
Sesini biraz yükselterek "Bu sözleşme, tarafların karşılıklı çıkarları doğrultusunda gerçekleştirecekleri resmi..." Bana baktı. " Evlilik" önündeki kağıda geri döndü. "birliğinin şartlarını, sınırlarını ve feshini düzenlemek adına imza altına alınmıştır. Madde 1: Taraflar, tamamen kendi hür iradeleriyle karşılıklı olarak önceden belirlenmiş hedeflerine ulaşmak amacıyla resmi bir evlilik gerçekleştirmeyi kabul ederler. Taraflardan her biri kendi kişisel hedefine ulaştığı an, bu evlilik birliği sona erecektir. Madde 2: Bu evliliğin bir anlaşmadan ibaret olduğu gerçeği, taraflar arasında mutlak bir sır olarak kala-"
"Ben taraflar arasında yokum ve bu sırrı bilen üçüncü kişi benim, şimdi ne olacak? Beni dışlayacak mısınız?"
Batu sinirden deliye dönmek üzereydi ve bende kahkaha atmamak için zor duruyordum.
"Oğlum. Gediz! Cümlemi bitirmeme izin ver lan!"
Gediz bir çocuk gibi kollarını birbirine sararak sırtını Batu'ya döndü.
Allah'ım bu iki deliden beni kurtar.
"Bu anlaşmanın varlığını, içeriğini ve detaylarını taraflar dışında bilmeye yetkili olan tek kişi Gediz Alpkan'dır. Sözleşmeye dair en ufak bir bilgi dışarıya sızdırılırsa taraflar birbirlerine verdiği maddi/manevi ceza ile sorumlu tutulacaktır. Madde 3: Taraflar, ortak bir konutta yaşarken birbirlerinin özel hayatına müdahale edemeyecek ve özel alanlarına saygı duyacaktır. Madde 4: İki tarafta amaçlarına ulaştıktan sonra anlaşmalı boşanma protokolüne uyacaktır. Taraflar birbirlerinden nafaka, ek mal, mal paylaşımı veya tazminat talep etmeyecektir. Süreç sonrası gizlilik maddesi ömür boyu devam edecektir." Batu kendi adının altını imzaladıktan sonra bana doğru uzattı. Bende kendi imzamı attım ve kağıdı Gediz'e uzattım.
"Gediz, imzalasana." Gediz kağıdı tam imzalayacaktı ki bir anda vazgeçti.
"Üçüncü kişi mi olmuş oluyorum, anlamadım?" dedi Batu'ya dönerek.
Batu'nun sinirden boynundaki damarlar patlayacaktı. "Gediz, lan. İmzalasana."
"Abi sana bu kadar yakınken o kadın nasıl ikinci kişi, ben üçüncü? Alınıyorum artık. Hayatında ilk defa evleniyorsun bizi de satıyorsun."
"Resmiyette öyle. İmzala artık!" Gediz korkmuş bir kedi yavrusuna bürünerek imzaladı.
Batu imalı gözlerle bana bakarak "Evimiz nerede?" dedi.
"Evimiz mi?"
"Evimiz."
"Şey ha. Evet. Evimiz." Batırdım. Gediz atladı. "Evden önce evcilik." Bu çocuğa konuşmayı kim öğretti. Batu burun kemerini sıktı. "Evlilik." Gediz'de inatlaşarak "Evlilik dedim zaten."
Atışmaları çok sevimli. Bir dakika sevimli mi? Yalan söylemesem bunlar beni tahtalı köye şutlayacaktı! Tabii ki şu boynum bir düzelsin Batu'nun o yakışıklı yüzüne bir tekme ve bonus olarak yumruğumu yedirecektim.
Batu daha fazla Gediz'le uğraşmak istemeyerek bana döndü. "Ailene haber verirsin, yarın öğlen nikahımız var, gecesinde de düğün."
Ailem mi? Bir ailem var mıydı benim? Yoktu.
"Bu kadar erken mi?"
"Evet."
Hazır cevap adam.
"Sabah 11'de bizde ol ve telefon numaranı da ver."
🫀
Gecenin bir yarısı kırık telefonum, ağrıyan boynum, dağınık saçlarım ve kirli elbisemle harabe evden çıktım. Sokak bomboştu, ıssız bir karanlık vardı. Sokak lambalarının loş ışığı yürüdüğüm yeri biraz aydınlatıyordu. Ve sadece dolunay vardı yalnız olmadığımı hatırlatan.
Her yerim ağrıyordu ve bu da yetmezmiş gibi bir mafyayla kıçımı kurtarmak için evleniyordum. Zaten amacıma ulaştıktan sonra bunların bir önemi kalmayacaktı. Babamın mirası olan şirketi almak istiyordum ve belki de bu mafya sandığımdan da fazla işime yarayabilirdi.
Eyvah! En önemli ortağımız Şevket'le görüşmem vardı en son! Adam delirmiştir. Kim bilir kaç kere aradı! Naneyi yedim.
Şansıma kimsecikler yoktu. Birisi olsa telefonunu kullanacak ve asistanım Kumru'yu arayacaktım. Bendeki de şans işte. Hayvan herif telefonumu kırdığı için açılmıyordu.
Ayaklarımı sürüye sürüye giderken bir yerden bir çocuk çığlık atıyordu. Benim sesimi duyan olmamıştı belki ama ben onu duymuştum. Sesin geldiği yönü çözmeye çalışırken ağlama sesleri geliyordu. Yavaş ama bir o kadar hızlı adımlarla yalnız olmadığımı bildiğim bir ara sokağa girdim. Işık bile yoktu. Sadece dolunay vardı. Ay ışığı biraz olsun önümü görmemi sağlıyordu. Biraz daha yürüyünce yerde kanlar içinde yatan minik kız çocuğunu gördüm.
Bir çöpün kenarında, minicik cesedi çürümeye mahkum edilmişti. Göz yaşları taze olan minik yavrunun her tarafı kandı. Korkuya kapıldım. Kim ne istedi bu küçük çocuktan?
Göz yaşlarıma hakim olamadım. Oturmuş hüngür hüngür ağlıyordum. "Yardım edin! Kimse yok mu?!" Kimse yoktu. Ben yine yalnızdım. Her zaman ki gibi...
Ağlamaya devam ederken boynumda sert bir ip hissettim. Nefes alamıyordum. Ölecektim. Yerde oturur pozisyonda ve kırıldığından bile emin olamadığım bir boynum olduğu için hareket edemiyordum.
Burada tek başıma ölüme mahkum edilmiştim.
Bu bölümde bitti. Yorumlarınızı iple çekiyorumm.
