8. bölüm · Kalbe Dokunan Bir Yazgı

8. Bölüm

Hayal Yazar

Sabah alarmın sesi ile uyandım, alarmı durdurup kalktım ve abdest alıp sabah namazını kıldım. Okul saati yaklaştığı için hazırlanıp evden çıktım.

Telefondan azatı aradım kısa sürede açıldı; "ay yüzlüm hayırlı sabahlar" "hayırlı sabahlar. Baran kalktımı" "evet şimdi okul için çıkıcak" "söylermisin kapıda bekliyorum, beraber gidelim" "tamam söylerim" kısa bir an durdu; "sahram" "efendim" "ismini söylemek istedim" istemsiz tebessüm ettim.

Vedalaşıp telefonu kapattım. Baran evden çıkınca selamlaşıp beraber binadan çıktık ve babamın sabah erkenden bıraktığı arabama binip okula geldik, baran; "hocam ben gideyim sizde biraz bekleyip gelirsiniz olurmu" "peki tamam hadi" arabadan inip gitti.

Biraz bekleyip sonrasında bende indim. Direk dersimin olduğu sınıfa geçtim. Beni görünce ayağa kalktılar; "hayırlı sabahlar çocuklar, oturun" "sağ olun hocam" herkez yerine oturunca defteri doldurup başlamak için tahtaya kalktım. Bu gün çocuklarla konulara yetiştiğimiz için sohbet tarzı yapmaya karar verdim; "evet çocuklar bu sınava kadar olan konularımız bitti, ne yapmak istersiniz" lale; "hocam beden yapalım" "güzel fikir ama olmaz çocuklar hasta olursunuz" derin; "hocam sizden birşey rica edebilirmiyim" "tabiki kızım" sandalyemi tahtaya yaklaştırıp oturdum.

Derin; "hocam şiir okurmusunuz" şaşırmıştım, tebessüm ettim, duygularımla aklıma gelenleri okudum;

"ne fark var, ölüm ve yaşam arasında

Ne fark var anlamıyorum, senden önce de

Senden sonra da. Herşey aynı gibi

Yine aynı rüzgar yine aynı yağmur

Yine aynı bahar ve yine aynı yaz.

Ey sevgili bana ne yaptın böyle

Ne yaptında şifa oldun bana

Dertlerime derman bulamayan ben.

Seni buldum bir sahil kıyısında, o an dedim

Dualarım kabul oldu. Bende bir sevinç

Sanarsın bayramlık ayakkabılarını

Heyecanla babasına gösteren çocuk misali

Ama olmaz ondan çok sevemem seni

Sonra alır benden kalbimi. Sen unutma sakın

Hep seviyorum kalbimde seni

sensin benim kalbimin ebedi sebebi..."

Bir anda herkes alkışlamaya başladı, istemsiz utandım; "şş çocuklar tamam sessiz diğer sınıflar rahatsız olacak" eren; "hacam ağzınıza sağlık, bu bir şaire mi ait" "hayır bana ait" selin; "hocam şu adam kim veli değil galiba" bakışlarım istemsiz kapıya döndü.

Azat, iyide nasıl olur, neden geldi acaba, duydumu söylediklerimi, duymamış olsun nolur allahım nolur, adil; "hocam bir şiir daha okurmusunuz" "bence bu kadar şiir yeter" herkez ısrar edince mecbur okudum;

"Ne hasta bekler sabahı

Nede taze ölüyü mezar

Nede şeytan bir günahı

Seni beklediğim kadar

Geçti istemem gelmeni

Yokluğunda buldum seni

Bırak vehmimde gölgeni

Gelme artık neye yarar"

Hazal; "bunuda mı siz yazdınız hocam" "hayır kızım şairi üstad necip fazıl" "necip fazıl kim hocam" "kendisi türk edebiyatının mücevher şairlerinden biridir" "gerçektenmi biraz anlatırmısınız" "elbette yeterki siz isteyin. Necip fazıl kendi önceki yaşamında isalmdan çokça uzak bir zaat. Bir dönem arafta kaldığı sırada rabbimin kalbine nakşettiği iman kuvveti ile tamammen islama giriyor. Kendisini islami ilimlere verip doğru bir yol çiziyor. Ardından edebiyat alanında ilerleyerek şuanki mevkisine geliyor." "Bu kadar kıymetli olmasının sebebi ne peki hocam" tebessüm ettim.

Devam ettim; "çünkü onun üzerine onun gibi şiiir yazan bir zaat daha olmamıştır. Kendisi resmen kelimeler sözcükler ile dans eder. Size bir hikayesini anlatayım. O dönemler bizim zamanımızdan baya farklıydı. İnsanlar bir muhakemeye düştüklerinde birbirlerine saygı duyar kenara çekilirlerdi. O dönemlerde bir gün kıymetli şairlerimizden birisi maphusa düştü. İsmini şuan hatırlamıyorum kusura bakmayın. Necip Fazıl bu duruma düşen arkadaşını ziyarete gitmiş. Tabi ikiside bir birini görünce çok sevinip sarılmışlar. Sonrasında şairimiz necip fazıl 'hoş geldin meleklerin hocası' meleklerin hocası kim şeytan" herkez gülmeye başladı.

Bende istemsiz gülüp devam ettim; "necip fazıl tebessüm edip cevap vermiş 'hoş bulduk asiyenin kocası' peki asiyenin kocası kim firavun" akın; "adam lafı yerine koymuş" uyarıcı tonda; "akın" uyarımı anlayıp sustu; "gördüğünüz gibi kendisi resmen kelimeler ile oynar ve bu malesefki ne önceki zamanlarda nede şimdi bizim zamanımızda eşi benzeri görülmemiş birşeydir" kısa bir sessizlik oldu.

Ahmet; "hocam peki necip fazıl burada ne anlatmak istemiş" "şairimiz, bu şiirde beklenen birşey olduğunu anlatmak istemiş. Beklenen ise ölümdür, bir sevdadan bahsetmiş evet ama sevda sevgi duyulan şey bir insan gibi görünür aslında ölümdür. Birnevi ölüm sevdaya kavuşmaktır sevda ise alemleri yaratandır demek istemiş" ahsen; "öyleyse bu şiirinde ölmek istediğinide anlatmak istemiş" mantıklıydı; "olabilir neden olmasın belki derinlerine insek çok farklı şeylerde çıka bilir" "hocam bir şiir daha" "çok sevdiniz sanırım" hale; "evet hocam nolur" "peki tamam"

"Ölüm ne güzel şey budur perde ardından haber

Hiç güzel olmasaydı ölürmüydü peygamber

Ya isalamla yükselir yada inkarla çürürsün

Bu yol mezarda bitmiyor gittiğinde görürsün"

Demir; "hocam hayat felsefesi gibi şiir yazmış adam" "öyle olmasaydı şuan edebiyatta yeri doldurulamayan bir mücevher olmazdı" akın; "hocam peki konudan bağımsız bir soru soracağım" "tabi oğlum sor" "affetmemek günahmı" "evet günah" "ama hocam küstüğümüz kişi bizi gerçekten üzdü kalp kırdı" "birincisi bir müslümanın din kardeşine üç günden fazla küs kalması haramdır, ikincisi hiç bir kul affedemez çünkü nefis bir süre izin vermez, affetmek dediğimiz şey aslında nefsin o kötü olay veya söze karşı durulması kabullenmesidir. Misal kalbi bir bardak olarak düşünelim senin kalbin bir bardak, birisi gelip onu düşürdü ve kırıldı. O bardak kırıldı diye su içmekten yani sevmekten vazgeçermisin" "hayır" "işte kalpte böyledir kırılır üzülür ama bardakta yaptığın gibi kırık parçaları yani kalbini toparlar sakinleşirsin sonrada kırık parçaları çöpe atarsın, dua eder kalbini nefsini ferahlatırsın" "peki hocam affetmek çok ağır geliyorsa" "o zamanda kin besleme muhabbeti kesme ama kalbende buğuz edebilirsin, yani en iyisi mesafe" tenefüs zili çaldı; "ders bitti çocuklar çıkabilirsiniz" yerime geçip defteri son birkez kontrol ettim.

Demir; "hocam meb' e dilekçe verip bütün dersleri edebiyat yapma şansımız yokmu" bende dahil hepimiz güldük; "malesef olmaz eminim olursada bir süreden sonra sıkılırsınız, edebiyat eğlecelidir şiirleri ile ama düşündürerek biraz yorabilir" kitaplarımı ve telefonumu aldım; "iyi dersler çocuklar" "sağ olun hocam" sınıftan çıktım.

Çıkar çıkmaz azatla karşılaşmam bir oldu; "azat" "ay yüzlüm" "hocam!" Gelen sese döndüm hale ahsen ve ipekti; "kızım" "hocam bu abi" "nişanlım çocuklar" "ne!" Şuan nedenini bilmediğim şekilde aşırı derecede utanıyorum.

Hale; "hocam ben bu abiyi bir yerden tanıyorum" "arkadaşlarının yaptığı kötü şakadan tanıyorsundur kızım" "yok hocam o günde tanıdık gelmişti bana, abi sizin isminiz ne" azat tebessüm etti; "azat karataş, bende sanki seni tanıyorum" hale hatırladı; "şimdi hatırladım siz mimar sınız değilmi hatta karataş holdingin sahibi" "evet sen" "ben hale hale pala babamla bir sene önce sizin mimarlık ofisinize gelmiştik yeni evimiz için" "hatırladım mitat bey" "evet, o gün yüz yüze teşekkür etme imkanım olmadı, tekrar teşekkür ederim odam tam istediğim gibi harika olmuş tabi evin diğer yerleride" "rica ederim ne demek beğenmenize sevindim" çocuklar sonrasında vedalaşıp gitti.

Ders saatine az kalmıştı, azat; "ay yüzlüm sessiz bir yere geçelimmi" "olur" beraber bahçeye çıkıp sessiz bir köşeye geldik. Acaba okuduğum şiiri duydumu; "hayır olsun birşeymi oldu neden gelmiştin" "hayır, hayır merak etme. Sadece seni özledim" "daha dün görüştük ya" "olsun yinede özledim" istemsiz tebessüm ettim, azat; "ay yüzlüm" "efendim" "resmende evlendikten sonra banada şiir okurmusun" şuan erimek istiyorum.

Sakin sahra sakin; "sen istersen neden olmasın" "ay yüzlüm sana bir kere sarılıp öpebilirmiyim" azat sen buğun benim kalbimi söküp almaya yemin mi ettin; "olur" benim gerçekten çok acil bir şekilde dilimin ayarını kontrol etmeyi öğrenmem lazım.

Tamamen yaklaşıp sarıldı bende karşılık verdim, bir süre sonra uzaklaşıp alnımdan öptü; "çok özlemişim seni" "bende" ilk defa ondan duygularımı saklamadım. Bende özlemiştim. Bir süre bu anda kaldık; "azat iyiki geldin ama işin varsa ben seni oyalamayım" "ay yüzlüm merak etme hallederim hepsini allahın izniyle" "iyide sana ihtiyaçları vardır" "sen beni kovuyormusun" "hayır saçmalama neden böyle bir şey yapayım ben sadece senin iyiliğin için söyledim" güldü; "sahram sen neden herşeyi ciddiye alıyorsun" "ne" "şaka yaptım sadece" buz gibi bir surat ifadesi ile baktım.

Ciddileşti; "seni kızdırdım sanırım" "sence" "sahram tamam özür dilerim" "komik değildi" "biliyorum saçma bir şakaydı gerçekten özür dilerim" "iyi tamam, lütfen bir dahakine daha komik bir şaka yap bende gülebileyim" "tamam dikkat edeceğim. Barıştıkmı" "barıştık" gülümseyip tekrar sarıldı.

Gerçekten sadece benim içinmi gelmişti; "gerçekten sadece beni görmek için mi geldin" "aslında işim olduğu içinde geldim, ama asıl sebep sensin" "hayır olsun ne işi" "müdürle görüşeceğim" "azat nolur düşündüğüm konu olmadığını söyle" "değil merak etme. Milli eğitimden birisi şirkete geldi sizin okula çocuklar için hobi odası ve kafetarya gibi bir yer yapılacakmış" "gerçektenmi, çocuklar için çok güzel bir haber" "evet. Hadi gel hava serin içeri geçelim üşütme sonra" "tamam" tekrar okula girdik.

Merdivenlerden çıkarken telefonum çaldı, müdür bey arıyordu, cevapladım; "müdür bey buyrun" "sahra hocam odama gelirmisiniz, arkadaşlarla sizi bekliyoruz" "tabiki hocam hemen geliyorum" telefon kapandı.

Azatla beraber çıktık. Kapının önüne gelince azat tıklattı; "buyrun" içeri girdik; "hocam beni çağırdınız" "evet sahra hocam buyrun oturun" arkadaşlarımın yanına geçtim azat müdür beye yaklaşıp el sıkıştı; "azat karataş" "hoş geldiniz bizde sizi bekliyorduk, sizde hocamızın yanına geçin lütfen" "tamam" müdür bey ve azat oturdular.

Müdür bey; "sevgili meslek arkadaşlarım tanıştırayım kıymetli mimarımız azat karataş kendisi buraya hem okulumuzda yapmayı düşündüğümüz ve mebin onayladığı proje hakkında alanı görmeye hemde sizlerden fikir sahibi olmaya geldi" azat; "selamın aleyküm arkadaşlar. Müdür bey durumu özetledi, sizin ve gelecek neslimizin değerli vaktini almadan hızlıca başlayalım. Evet okulumuza bir dinlenme odası, müzik odası ve geniş bahçemize minimal bir kafe planımız var. Fikirlerinizide almadan önce şunu belirtmek ve bilmenizi isterimki, bu projemizde meb bakanlığı tarafından gelecek kazancın yüzde yirmi beşi ihtiyaç sahipleri ve yetimlere gidecek" herkez memnuniyetle baktı.

Ömer hoca; "bu durum açıkçası beni memnun etti" sare hoca; "benide, hiç değilse birkaç insana yardım edilmiş olacak" faruk hoca; "allah razı olsun" ela hoca; "bu gerçekten çok güzel olur" asel hoca; "benimde çok hoşuma gitti. Bir ihtiyaç sahibine yardım etmek istersek kırk kere düşünüyoruz doğru insanmı diye, yanılıyormuyum arkadaşlar" ahmet hoca; "katılıyorum çok doğru" faruk hoca; "kaşe artı mühür basıyorum bu konu hakkında" istemsiz tebessüm ettim.

Tekrar anlıyorum ki rabbim dualarımı kabul edip bana azat gibi bir insan nasib etmişti. Herkezin azatı övmesi ve azatın mütevaziliğinin ardından proje hakkında konuşup hepimiz düşüncelerimizi söyledik azat ise kayıt cihazından hepimizin söylediklerini not aldı.

İşi bitince kayıt cihazını kapattı, faruk hoca; "azat bey sizi bir yerden tanıyor olabilirmiyim" "bilmem belki haberlerde şirketim aracılığıyla görmüşsünüzdür" ahmet hoca; "bende birtek banamı tanıdık geliyor demiştim" müdür bey; "bende çıkartıcam bir yerden ama yok hatırlayamadım" allahım, ya rabbim benim cilt sağlığım için anlamasınlar ve azat bana bir iltifat etmeden gitsin.

Yoksa ben domateslerden hızlı kızarıp bu odadan çıkacağım. Evet seviyorum, evet dinen kocam ve buna rağmen utanıyorum. Elbette meslek arkadaşlarım öğrenecek ama sanki şuan olmasa daha güzel olabilir.

Azat; "sanmam efendim" bana döndü; "ben mecnun ve akçayı ziyarete gideceğim gelmek istermisin" "neden birşeymi oldu" "iyiler merak etme, emanet ettiğim abi aradı akça bir garipmiş son zamanlarda veteriner çağırdım bakacak" "daha bir dersim var" "olsun ben seni beklerim" öksürme sesleri ile bir an kendimize geldik.

Ahmet hoca; "sahra hocam" ela hoca; "ben buldum nereden tanıdığımızı, sahra hocamızın nişanlısı" sare hoca; "evet hatırladım şu çocukların şaka yapmaya çalıştıkları resimdeki adam" artık dayanamayıp araya girdim; "hocalarım lütfen tamam yeter" azat; "o fotoğrafları herkezmi gördü" "azat" faruk hoca; "keşke sahra hocamız görmüş olsaydı bütün okul gördü" azat bana döndü.

Hafif kızarak; "sahram benim neden bundan haberim yok" "azat sonra başbaşa konuşalım mı lütfen" "peki öyle olsun" müdür beye döndü; "müdür bey müsadeniz olursa sahra hocanızın dersi bitene kadar onunla beraber derslere katılabilirmiyim" "elbette azat bey. Hocalarım bir ders kaynadı zaten hadi sonraki derse yetişelim" hepimiz odadan çıkıp sınıflarımıza girdik.

Azat da benimle beraber sınıfa girdi. Çocuklar ayağa kalktı; "günaydın çocuklar, rahat oturun" hepsi yerlerine oturdu. Azat benim masamın önündeki boş sıraya geçit oturdu. Yakup; "hocam teftişmi var" "hayır oğlum azat bey nişanlım sizi merak edip dersimize katılmak istedi" herkez merakla baktı.

Hızlıca derse başladım; "evet çocuklar sizinle nereye kadar gelmiştik konu olarak, baştan sona son bir tekrar yapalım" geldiğimiz konuları hızlıca tekrar ettim. Arka sıradan mehmet; "hocam bir soru sorabilirmiyim" içimden bir ses hiç iyi bir soru değil diyor ama neyse; "sor oğlum" "hocam peki öpücük kelimesi nasıl oluyor" ama ben biliyordum bu işin sonunun bu olacağını.

Ben neden başka konu anlatmadım ki bu gün, utana utana cevapladım; "öpücük kelimesi işleş çadır eğlemdir, tek başına olmaz köke bakmak gerekir kökü ise" selim arkadan; "öpüşmek diye çıktı" herkez şok içinde baka kaldı bende dahil.

Sena kınayarak; "sapık" allahım nolur bu ders bir an önce bitsin. Kısa bir sessizlik oldu, sena; "hocam peki sevilmek de oluyor değilmi" selim; "sevişirsen olur" artık dayanamadım; "çocuklar yeter kendinize gelip edebininizi takının" azat kendini tutamayıp sinir bozukluğu ile güldü.

Eh be çocuklar bu soruları neden buluyorsunuz anlamıyorum ki; "tamam bu konumuz bu kadar başka soru sormak isteyen" sessizlik oldu; "peki, şimdi bizim yazım kurallarında bir şeyi büyük harfle yazıp yazmayacağımızı nasıl anlarız ona bakacağız. Size en basit örnek olarak şunu verebilirim, van kedisi heryerde var bu yüzden küçük yazılır kaşıkçı elması bir tane ve bir yerde sergileniyor büyük yazılır" deren; "hocam ben anlamadım" "peki şöyle kodla van kedisi yürüye biliyor kaldıra biliyorsun o zaman küçük, eyfel kulesi, bir tane var kaldıramazsın büyük, peki size bir soru hint maymunu, büyükmü küçükmü" herkez; "küçük" dedi.

Tam not aldıracakken ipek; "hocam ben anlamadım" tam konuşuyordum ki hakan; "sen malsın ipek" "neden anlamamış olamazmıyım" bir anda laf kavgasına tutuştular. Ne yapacağımı bilemedim, sınıf bir anda gülmeye başladı daha çok gerildim.

Ön taraftan selin; "hocam onlar eski arkadaş üç gün önce bozuştular" "ne" arada kalacağımdan korkup karışamadım. Çok geçmeden hakan; "lan kadın anlatıyorya bir yerden bir yere taşıya biliyorsan küçük taşıyamıyorsan büyük" "ya onu anladım hakan neyi anlamadım biliyormusun" herkes susup ipeğe kilitlendi.

İpek; "maymun ağarlığı kaldırabilirmiyim onu düşünüyorum" herkez bir ipeğe birde hakana baktı. Ben bile o an içimden allah kurtarmış kaç kurtar kendini demek istedim, hakan; "şöyle yap yerinden kaldıra biliyorsan küçük kaldıramıyorsan büyük" "he anladım" aferin bemim akıl küpü kızım.

Zil çalınca çocuklar izin vermem üzerine çıktı. Defteri kontrol ettim, çocuklar gidince azatla tek kalmış olduk. Of of, derse olanlar yüzünden adamın yüzüne bakamıyorum, azat gülmeye başladı; "ne dersti ya" "sakın nolur zaten şoku hala atlatamadım" "bu yeni nesil ne böyle yarabbim, öpücük nedir" "azat nolur tamam yerin dibine girdim zaten" "seninle ilgisi yok ay yüzlüm bu kelimeleri bulan onlar" beraber sınıftan çıktık.

Aklıma geleni söyledim; "azat ben akşam evden eşyalarımı toplayıp annemlere geçeceğim" şokla; "neden" "ben evi kendine güzel bir hayat kurana kadar barana vermek istiyorum. Zaten yaşı yerinde çalışır bende yardımcı olurum güzel bir hayatı olur o zaman istediğini yapar" "artık seni göremeyecekmiyim" "neden göremeyesin, zaten bir kaç ay bir kaç ay sonra düğünümüz var ve neredeyse her gün beraber olcağız" "olmaz kabul etmiyorum" "neden" "sahram ben sabah senin sesinle uyanamasam bile bir duvar mesafemde olman bana huzur veriyor yapma bunu bana" "iyide o benim öğrencim evladım sayılır gerçeği bile bile o halde bırakamam onu" kısa bir sessizlik oldu.

Bende uzaklaşmak istemezdim ama baranın bu haline göz yumamam, azat; "bana yerleşsin" "olmaz senin düzenini bozamam" "yahu ne düzeni bozulması, hem biz onunla iyi anlaştık sayılır. Gelir benim eve yerleşir beraber yaşarız, ayrıca ben evlendikten sonra daha güzel bir eve geçmeyi planlıyorum tabiki sende istersen" "evi sonrada konuşa biliriz. Gerçekten eminmisin" "eminim, senden ayrı kalmaktansa öğrencini ev arkadaşı olarak seve seve alırım" "peki, ben o zaman baranı çağırayım konuşalım" "çağır ay yüzlüm benim" tebessümle baranın sınıfına girdim.

Sırasında oturuyordu; "baran" bana döndü; "hocam efendim" "gelirmisin oğlum benden aldıgın proje ödevi ile ilgili bir bilgi vermem gerekiyor konuşalım" "olur hocam" ikimizede anlam veremeyerek bizi takip etti boş bir sınıfa geldik kapısını kapattım.

Merakla; "hocam bir sorun mu var ne oldu, ben sizden proje almadım ki" "biliyorum konuşmak için çağırdım" "ne konuda" azata döndü; "bu arada azat abi sende hoş gedin" azat; "hocanı dinler kabul edersen hoş bulacağım" fazla zamanımız olmadığı için direk konuştum; "azat abinle konuştum artık onunla yaşayacaksın" "ne, hocam olmaz sağ olun dün yardımcı oldunuz ama olmaz" azat; "baran oğlum, olmayacak birşey olsaydı bu teklifi sunmazdık" "abi teşekkür ederim bana dün yardımcı oldunuz ama olmaz size yük olamam" "yahu yük olacak birşey yok, sen yoksa bana ev arkadaşı olmakmı istemiyorsun" "yok abi ondan değil" "o zaman yeni evin hayırlı olsun" "abi ama" "aması yok. Biz sene sonuna doğru evleneceğiz sen o zamana kadar liseden mezun olursun ben sana benim şirkette güzel bir iş ayarlarım hem işe girer meslek sıtrateji öğrenirsin hemde okulunu bitirirken birikim yapar kendi hayatını kurarsın" "abi şafak neredeyse kırk" "günün ve yaşın önemi yok, önemli olan senin güzel bir hayat kurabilmen" "ben ne diyeceğimi bilmiyorum gerçekten" azat tebessüm etti.

Omzunu sıvazladı; "hiç birşey demene gerk yok iyibir insan ol bize yeter" cebinden anahtar çıkardı, baranın avucuna bıraktı; "al bakalım evin anahtarı dersler biter bitmez eve geçiyorsun. Telefonun varmı senin" "var, girişte hocalar topladı çıkarken alacağım" "iyi güzel, sahramın numarası varmı" "var" "tamam o zaman. Sen burdan çıkanca direk eve gidiyorsun, hadi belki senin afacan çeteyle oyalanmak istersen en geç yedide evde ol benide görüntülü ara" "tamam abi tekrar teşekkür ederim ikinizdende allah razı olsun iyiki varsınız" "sende oğlum" "sende kardeşim benim, dediklerimi unutma yediden önce evde ol" "tamam" baran dayanamayıp azata sarıldı.

Bu hallerine istemsiz tebessüm ettim. Ders zili çaldı, kimse gelmeden barana döndüm; "bizim işimiz var geç gelebiliriz merak etme ve birşey olursa ara" "tamam hocam, merak etmeyin sekiz yaşında çocuk değilim" "çok bilmiş seni sen yediden önce geçme eve bak ben sana neler yapıyorum oturup sabaha kadar paragraf çözdürürüm" "hocam kesinnikle yediyi bir saniye geçmeyecek yemin ederim" istemsiz güldüm; "şöyle yola gel, hadi derse çabuk hocan geldi" sınıfa öğrenciler girmeye başlayınca çıktık.

Baran sınıfa gitti, bizde akça ve mecnuna gitmek için okuldan çıkıp azatın arabasına bindik. Azat yolda giderken; "ay yüzlüm" "efendim" "öğlen namazımızı kılıp öyle geçelim mi" "olur yakında cami varmıydı" "var" "tamam o zaman" kısa bir sessizlik oldu.

Azat; "okuduğun şiir çok güzeldi" duydumu; "sen duydunmu hepsini" "evet ve hayran kaldım" "gerçektenmi" "gerçekten" devamı sessiz geçen kısa bir yolculuktan sonra camiye geldik.

Azat erkekler bölümüne bende kadınlar mescitine geçtim, niyet edip öğlen namazımı kıldım, rabbime olan görevim bittikten sonra duamı edip mescitten çıktım. Benden biraz sonra azat çıktı.

Tebessümle yanıma geldi; "allah kabul etsin" "amin ay yüzlüm hadi gidelim mi" "gidelim" beraber tekrar arabaya geçtik. Çiftlik evine gelir gelmez akça ve mecnunun yanına geçtik. Babamdan birkaç yaş büyük bir adam akça ile ilgileniyordu.

Azat yaklaşıp el sıkıştı; "selamın aleyküm arif abi" "ve aleyküm selam azatım hoş geldin, bu hanım kızımız kim" "müstakbel karım, sen ne yaptın geldimi veteriner ne dedi ne olmuş akça kıza" "geldi aslanım durumu iyi merak etme" "ne olmuş peki neden huysuzlanmış benim kızım" adının arif olduğunu öğrendiğim abi güldü; "bizim akça kız bir tay bekliyor" ne benim kızım hamilemi.

İkimizde sevinçle bir birimize bakıp akçanın yanına geçtik, başını sevdim; "güzel kızım benim, annemi oluyorsun sen" azat; "oy benim asi güzelim" bir süre akçayı sevdik. Azat arif beye döndü; "arif abi sen işlerin varsa hallet biz bir iki saat burdayız" "tamamdır aslanım" arif bey gitti.

Mecnun ve akçayı sırayla sevip ayrıldık azat; "eve geçelim mi biraz vakit geçiririz sonrada beraber yemek yer eve döneriz" "olur" beraber çiftlik evine girdik. Geçip ikimizde koltuğa oturduk, azat bana döndü, bir süre seyretti; "ay yüzlüm" "efendim" "dizine yatabilirmiyim" bir anda heyecan bastı.

Allahım ne olur sakin kalabilme gücü nasibet bana. Utanarak kabul ettim; "olur" sanki çikolata almış çocuk sevinciyle baktı, dizlerimi rahat olabileceğim şekilde eteğime dikkat ederek topladım, koltukta uzanıp başını dizime koydu.

Parmaklarım istemsiz saçlarında dolaştı, her hareketimle mutluluk ve huzurla baktı; "sahram, güzelim" "efendim" "bir şey olmadı ismini söylemek hoşuma gidiyor" istemsiz güldüm; "iyi peki" "sahram bir kaç ay bana ölüm gibi gelecek" "tövbe de" güldü; "tamam tövbe. Ama haklıyım kabul et" "evet biraz beklemesi zor ama sayılı gün çabuk geçer kocacım merak etme" şaşkınlık ve sevinçle baktı.

Boştaki elimi tuttu; "sen bana ne dedin az önce" "çabuk geçer" "ondan sonra" kaçmaya çalıştım; "demedim birşey" "sahram" "tamam kazandın kocacım dedim kocacım" "kocan sana kurban olsun" "azat ağzını hayra açarmısın kızacağım" "neden ne yaptım" "ya gider helal olan hayvanı alır keseriz sen neden ibrahim aleyhisselamın babasına olduğu gibi bana kurban oluyorsun" kahkaha atarak güldü.

Gülmesi bitince elimi tuttu; "seni çok seviyorum" "bende" "sende ne" "bende seni çok seviyorum iyiki rabbim bana güzel yazı olarak seni yazdı" "iyiki güzelim iyiki" kısa bir sessizlik oldu, azat; "az daha unutuyordum, sen bana şu fotoğraf resim artık ne deniyorsa, anlat bakalım" "şey onu boş versek olmazmı" "olmaz öğretmen hanımım anlatın bakalım bilmediğim yerleri" utandığım için istemesemde çekinerek anlattım.

Azat şok ile baktı; "ulan baran ulan baran" "azat nolur boşuna kızma çucuğa zaten pişman olup özür diledilediler ve emin ol o günden sonra üçü de bana bir saygısızlık yapmadı" "iyi bakalım öyle olsun ama bir daha yaparlarsa hiç kusura bakma ben onlarla hususi konuşacagım" uyarıcı tonda; "azat" "tamam karıcım kızma ben senin için dedim seni üzüyorlar" istemsiz tepkisine güldüm.

İçi gider gibi baktı; "bir insan bu kadarmı güzel güler" "azat" "güzelim" istemsiz tebessüm ettim. İlerleyen saatlerde vakti gelince ikindi namazımızı kıldık, azat; "güzelim beraber tatlı yapalım mı" artık utanmayı biraz olsun bir kenara bıraktım; "olur azatım" mutlulukla tebessüm etti; "neyin" "azatım" "allahım çok şükür bana bu günleri gösterdin" "azatya aşk olsun" "olsun güzelim. Çok aşk olsun" elimi tuttu; "karım herşeyim" "efendim" "bir kere öpsem rızan varmı" alnımdan öleceğini düşündüm; "olur" hiç beklemediğim birşey yaptı.

Yaklaşıp yanağımdan öptü, beklemediğim için şaşırdım, halinden memnun bakışlarala bakıyordu; "seni şaşırttım mı" "biraz" "utandın mı sen" "azat yapma şunu biliyorsun işte" "benim utangaç sevdiğim" "azat" "tamam güzelim sustum hadi gel" uzattığı elini tutup kalktım.

Beraber mutfağa geçtik, azat; "sevdiğim, sen malzemeleri at bende karıştırıyım" "olur" azat bir kap çıkarırken bende malzemeleri hazırladım beraber kısa sürede eğlenerek kurabiyemizin hamurunu hazırladık.

İkimizde şekil vermek için birer parça aldık azat elinde yaptığı şekli gösterdi; "karıcım nasıl" tatlış bir kalp yapmıştı; "azat çok güzel olmuş, iyide bu böyle pişmezki yanar" "ciddenmi" "malesef sevgilim üzülerek bunu yuvarlak yapmanı isteyeceğim" "heves ettim o kadar bunu sen yiyeceksin diye" "üzülme Allah izin verirse daha çok zamanlarımız olacak beraber, başka bir zamanda kalpli pasta yaparız" "yaparmıyız" "yaparız tabiki neden yapmayalım" "iyi tamam peki" elindeki kalp şeklini bozup benim gibi yuvarlak yapmaya başladı.

Kurabiyeler bitince pişmesi için fırına verdik bu sürede ikindi namazımızı kıldık. Azat bir anda arkamdan sarıldı; "azat" "sahram" "ne yapıyorsun" "hiç sadece sevdiğim kadına sarılmak istedim" "azat" ses tonumdan anlamıştı ayrılıp beni kendine çevirip ellerimi tuttu; "seni korkuttum mu" "şey ben" "özür dilerim ben düşünemedim" "ben seni gerçekten seviyorum ve sadece ilk defa böyle birşey yaşadığım için istemsiz korkuyorum" bir eli yanağıma gelip sevdi; "haklısın sevdiğim emin ol herşey allahın izniyle çok güzel olacak" "amin" "acaba karımda uygun görürse onun güzel ellerinden kahve içebilirmiyim" istemsiz güldüm.

Seve seve yapardım; "memnuniyetle yaparım" ikimize kahve yaptım beraber oturup içtik, bu sırada kurabiyeler pişti, azat bana fırsat vermeyip tepsiyi fırından aldı. İçeri geçip soğumasını beklemeye başladık beklerken akşam ezanı okundu onuda kıldık, koltuğa geçip oturduk,azat; "yine dizine yatabilirmiyim" "olur" uzanıp başını dizime koydu.

İlkinde olduğu gibi saçlarıyla oynadım; "beni bu hareketine bağımlı yaptın resmen" "azat saçmalama" "ciddiyim, ömür boyu böyle kalabilirim" "ne yapacağım ben senin bu aşık bakışlarınla" "sev, sev güzelim sadece sev" "seviyorum hemde çok seviyorum" bir anda gök gürledi.

İstemsiz irkildim; "hi" azat doğruldu. Bir anda, ne derdi eskiler bardaktan boşalır gibi, bardaktan boşalır gibi yağmur yağmaya başladı. Azat; "ay yüzlüm iyimisin" "iyiyim bir anda olunca irkildim sadece" "tamam, biraz bekleyelim dinerse yada yavaşlarsa direk dönelim baranın yanına" "tamam, ben bir arayım ne yaptı acaba çocuk" telefondan baranın numarasını buldum.

Bir iki çalıştan sonra açıldı; "hocam bende birazdan sizi arayacaktım eve geldim şimdi kapıdan giriyorum, hatta bir dakika girdim evedeyim" "tamam yağmur yağıyormu o tarafta" "hemde nasıl yağıyor tam binaya girdim başladı dedim son anda kurtuldum" "tamam oğlum, bizim olduğumuz yerdede baya yagıyor bir süre dinmesini yada yavaşlamasını bekleyeceğiz geç gelebiliriz haberin olsun" "tamam hocam" "sen açmısın yemek yedinmi arkadaşlarınla" "yedim hocam merak etmeyin" "tamam birşey olursa ara telefonum açık ve yanımda" "tamam hocam merak etmeyin, hocam siz ne yaptınız yolda değilsiniz değilmi" "yok değiliz merak etme" "iyi güzel, ben kapatıyorum hocam gelirken haber verirsiniz" "tamam oğlum allaha emanet ol" "sizde hocam" telefonu kapattım.

Azat; "geçmişmi eve" "geçmiş çok şükür" "şükür" tekrar yerimize oturduk; "azat sence ne zaman diner" "kötümser olamak istemiyorum ama üç saat falan sürer heralde" aradan kısmen bir saat geçti yatsı ezanı okununca namaz kılıp tekrar koltuğa oturduk, azatın telefonu çaldı, cevapladı; "aleyküm selam arif abi" dinledi; "deme, sen peki sen ne yapacaksın" dinledi; "tamam abi hayırlısı dikkat et kendine allaha emanet ol" dinleyip kapattı.

Bir sorunmu vardı acaba; "bir sorun mu var ne oldu" "orasına biz karar verceğiz güzelim" "ne olduki" "arif abi şehir içine işlerini halletmeye inmiştiya şimdi dönerken görmüş yağmurdan yollar kapanmış" "burdamı kaldık yani" "öyle görünüyor yağmur dinse bile yolları açmaları uzun sürer" "buğün burdamıyız yani" "evet" mutlulukla tebessüm etti.

Neye sevinmişti acaba; "neye sevindin bu kadar" "seninle daha fazla zaman geçireceğime" "azatya" bir anda elektrikler gitti; "bismillah, azat!" "Sevgilim tamam sakin hallediyorum bekle" karanlığın içinde bir anda telefon ışığı yandı.

Azat; "sahram iyimisin" "iyiyim. İşıklar neden gitti şimdi" "yağmur yağıyorya şbeke arızalandı heralde, böyle durumlar için jeneratör vardı ben gidip onu devreye sokayım" ayağa kalktı, onunla beraber bende kalktım; "sen nereye" "ben hayatta burda tek başıma kalmam" güldü; "tamam gel benimle" beraber jeneratör olduğu en alt kattaki depo gibi olan odaya geldik.

Ben ışık tuttum azat da jeneratörü çalıştırmak için uğraştı, neredeyse yarım saat geçti, azat; "yahu bir makine nasıl bu kadar zor olabilir anlamıyorum tuşuna basacağım çalışacaksın" "olmuyormu" "yok çalışmıyor, bozuludumu ne oldu onuda anlayamadım" "internetten falanmı baksak belki birşeyi yanlış yapıyoruzdur" "olur bakalım birde onu deniyelim bakalım" İnterneti açıp markasıyla araştırdık.

Benzin koymamız gerektiğini anladık; "azat varmı burda benzin" "olcaktı galiba bakayım" ışıkla bütün raflara baktı; "heh şurda bir kutu var" bidonu sarstı; "hayır ya şakamı bu" yine ne olmuştu; "ne oldu" "benzin bitmiş" allahım nolur yardım et nolur.

Bidonu bırakıp depodan çıktı; "kaldık karanlıkta iyimi" "ya ciddimisin bir daha baksan hiç yokmu başka" "yok baktım" "nasıl ya gerçektenmi yokmu, ne yapacağız peki şimdi, kaldık karanlıkta, ya kötü birşey olursa, ya burda mahsur kalırsak, ya yollar açılmazsa, ya sel olursa, çok karanlık" nefesin daralmaya başladı.

Azat ellerimi tuttu; "saham, bak bana bana bak" gözlerine baktım; "sakin ol ben yanındayım" "çok karanlık korkuyorum" "biliyorum sakin ben yanındayım" "ne yapacağız çok karanlık" "gel takip et beni" beni salona getirip oturttu, yanımızdaki çekmeceden bir fener aldı.

Açıp duvara tuttu; "sakinleş bak ışık bulduk" biraz olsun sakinleştim; "daha iyimisin" "hala korkuyorum, ne zaman gelecek bu ışıklar" "bilmiyorum güzelim ama sakin ol halledeceğiz, ben yanındayım" "azat" "yavrum, sakin" "olamıyorum, gidelim nolur dönelim artık" "yavrum dönemeyiz yollar kapalı" "ya ama" devamını getiremedim.

İstemsiz göz yaşlarım akmaya başladı, azat göz yaşlarımı sildi; "bak bakıyım bana, yavrum neden ağlıyorsun" "korkuyorum" "sarılalımmı istermisin, rızan varmı" ağladığım için sadece başımla onayladım.

Bir anda gelip sarıldı, korkuyla sımsıkı sarılarak karşılık verdim; "ağlama yavrum tamam" hiç konuşmadık sadece sarıldım, verdiği güven sayesinde sakinleştim, istemsiz parfümünün kokusunu aldım.

Utanarak yüzümü boynundan kaldırdım, biraz uzaklaştı; "daha iyimisin" "biraz" "tamam hadi gel seninle birşeyler yapalım dikkatin dağılsın" ne yapacaktık ki; "ne yapacağız" "gölge oyunu oynayacağız" "ne" "evet gel bak gösteriyorum" feneri elime verdi; "tut bakalım bunu böyle" duvara tuttuğum fenerin önüne elini koyup parmakları ile duvara bir kuş gölgesi yansıttı.

Ya çok güzel; "azat çok güzel kuş oldu" "demi hadi sende dene" feneri ona verip bende denedim, bir tavşan yapmaya çalıştım, heyecanla sordum; "bil bakalım bu ney" "tavşan" "evet bildin, hadi sende yap bende bileceğim" "tamam o zaman yarış yapıyoruz en çok bilen kazanıyor" "anlaştık" beraber hayatımda geçirdiğim en güzel dakikalardan birini geçirdik.

Gölge oyunumuz bitince azat bana döndü; "güzelim daha iyimisin acıktınmı" "iyiyim, biraz" "gel mutfağa bakalım en azından sadüviç falan yapar yeriz" "olur" beraber yerimizden kalktık, kalkar kalkmaz korktuğum için azatın koluna yapışmış bulundum.

Azat tebessüm etti, utanıp ayrılmak istedim ama izin vermedi; "böyle kal senin için daha iyi" "peki" feneri alıp mutfağa gittik, korkudan biran bir saniye bile ayrılamadım. Dolaptan sandüviç malzemelerini alıp beraber hazırladık, her bir seste irkildim aklıma sürekli o gün geldi.

Karşılıklı oturduk, utanarak sordum; "azat yanına oturabilirmiyim" şaşkın gözlerle baktı, haklıydı da, tebessüm etti; "gel tabiki" hızla geçip yanındaki sandalyeye oturdum, sessizce sandüviçlerimizi bitirdik, azat; "bir tane daha istermisin" "gerek yok doydum" "iyi o zaman geçelim içeriye" "olur" beraber tekrar salona geldik.

Allahım ne olur bir an önce bitsin bu gece. Koltukta otururken birden gök gürledi, korkarak koltuğa sindim, azat endişe ile yaklaştı; "ay yüzlüm iyimisin" "değilim, çok korkuyorum" "gel bakalım sarıl bana sakinleş" dediğini yapıp sarılarak sakinleştim; "yavrum sen neden korkuyorsun sadece bir yağmur, anlat hadi bende biliyim neden korktuğunu" derin bir nefes aldım.

06.02.2023

6 şubat depremi DİYARBAKIR/MERKEZ

Yazarın anlatımı...

Sahra okulunun tatil olması haberi ile bir gece daha amcasının kuzenlerinin yanında kalmaya karar verdi, ailesi ile vedalaşıp onları yolcu etti. Planlarına göre ünüverstesine yağrın akşam kuzeni ile dönecekti. Fakat kaza ve kader meselesi, ay yüzlü güzel kız o gece gözlerini karlı bem beyaz bir sabah yerine vücudundaki ağır yaralar ile yağmurlu serin bir hava ile ağırmı ağır beton yığınları içine gözlerini zar zor araladı.

Yüzünden sızan akan kan damlaları gözyaşı ile kavrulup canını dahada yakıyordu, çaresizlikle ve zorlukla haykırdı; "anne, baba!, sesimi duyan yokmu, imdaat!" Nefes almaya çalıştı, yapamadı kan kokusu ve ceset kokuları izin vermedi; "amca yenge! Kimse yokmu! Sesimi duyan yokmu!" Nefesi dahada daralmaya başlayında sakin kalıp kendini yormamaya karar vedi.

Ay yüzlü kız o an içinden tek bir dua etti; "allahım ne olur annem ve babamdan son bir helallik almadan son nefesimi alma benden" onları son kez olsun görmek istiyordu. Kızın içini o an bir korku daha kapladı. Anne ve babası iyimiydi, yoksa onlardamı bu haldeydi, rabbine dua ederek iyi ve sağlıklı olduklarını düşündü.

Tam yirmi dört saat, yirmi dört saat sızan kan damlaları ve ağır beton yığınları arasında aç susuz kaldı sahra, dile kolay gelen yaşamasıda bir o kadar zor olan yirmi dört saat. Yirmi dört saatin sonunda umutları tükenen sahra kız bir mucize gibi gelen o anı yaşadı.

Bir iş makinesi sesi duydu, ses kesildi ve bir ses daha duydu, insan sesi; "SESİMİ DUYAN VARMI!" Tüm gücü ile avazı çıktığı kadar bağırdı; "İMDAT! YARDIM EDİN BURDAYIM!" "SENİ DUYUYORUZ KORKMA YARDIM EDECEĞİZ, YANINDA KİMSE VARMI!" "YOK!" "TAMAM! SAKİN OL! VE KENDİNİ YORMA!" "TAMAM!" Tekrar makine sesleri duyuldu.

Afad ekipleri sahra kızı kısa sürede kurtardı, bir bey görevli herkezi susturdu; "SUSUN!" sahraya döndü; "sakinleş iyisin, yanında birisi varmıydı, birisinin sesini duydunmu" "duymadım, kuzenim amcam, yengem onlarıda kurtarın ne olur yalvarırım" "tamam kurtaracağız korkma sakinleş, sedye getirin çabuk" sahra kız yağmurdan ıslanmış hali ile özel battaniyeye sarılarak sedyede uygun bir yere oturdu ambulans kapanan yollar yüzünden bir süre bekleyecekti, kısa süredede sahra kızın beklediği insanlar çıkarıldı, tek bir farkla, hakka kavuşmuş olarak çıktılar.

Günümüz...

Sahra uygar

Göz yaşlarım tekrar akmaya başladı; "yavrum benim tamam ağlama geçti hepsi" "azat çok korkuyorum ya yine aynısı olursa yine o günkü gibi çok yağmur yağıyor" "sahram, benim güzelim, bebeğim, herşeyim, geçti korkma yanındayım" göz yaşlarım biraz olsun sakinleşti.

Daha sıkı sarıldım; "sakın benden uzaklaşma bir şey olursa birlikte kalalım" "tamam sevgilim tamam" sakinleşip rahat bir nefes aldım, azat; "daha iyimisin" "korkuyorum" "biliyorum. Amcanlar ne oldu peki bulabildilermi onlarıda" "üçüde göçüğün altında son nefeslerini verdi" "başın sağ olsun" "dostlar sağ olsun" kısa bir sessizlik oldu.

Azat; "hadi ayrılıp uyuyalım artık, dinlen biraz" korku ile daha sıkı sarıldım; "gitme nolur" "sahram ama" "sen demiyormusun karın değilmiyim ben senin" "o nasıl söz tabiki karımsın" "o zaman karını korkusuyla bırakma" "iyide gece boyu uyanık kalamayız, yağrın okulun var" "korkuyorum" "ne yapacağız o zaman" utançla söyledim; "şey, biz dinen evliyizya" "evet" "bir sakınca olmaz, sende istersen bu gecelik beraber kalsak" şaşkınlıkla baktı.

Tebessüm etti; "eminmisin" "eminim, burda koltukta yatarız" "peki tamam, yeterki sen sakinleş, gel beraber yastık ve baddaniye alalım" "tamam" beraber bir odadan yastık, battaniye alıp tekrar salona geldik, azat rahat edebilmemiz için koltuğu büyüttü.

Geçip uzandık, utanarak azata baktım; "sen şalınla rahat edebilecekmisin istersen yemeni verebilirim" "gerek yok iyiyim şalımla" "peki nasıl istersen" şiddetli bir gök gürlemesi oldu.

Korkarak yerime sindim, azata baktım. Acaba sarılmak istediğimi söylesem ileri gitmiş olurmuyum, sevgiyle bakıp yüzümü sevdi; "yanındayım" iyiki yanımdasın, iyiki benimlesin çekinerek sordum; "sarılalımmı" tebessümle başının altındaki kolunu çıkarıp sarılmam için açtı.

Hızla yaklaşıp sıkıca sarıldım, kollarını sırtımda hissettim; "gözlerini kapa ve rahat bir uykuya kendini bırak, ve asla unutma yanındayım" "tamam" uslu bir çocuk gibi dediklerini yapıp kendimi gerçekten rahat bir uykuya bıraktım.

Azat karataş

Sahramın uyumasının ardından ilk defa onunla uyumanın verdiği huzurla bende uyudum. Bu kim ya gece gece, uyku mahzuru halimle gözlerim kapalı çalan telefonu aldım, babamdır diye düşünüp açtım; "baba, efendim" "azat!" Duyduğum ses ile gözlerimin şokla açılması bir oldu.

Harun baba, bir dakika bu telefon, şimdi naneyi yedin azat. Allahım sen beni harun babanın şerrinden koru; "harun baba" yutkunamadım; "sahranın telefonunun sende ne işi var" "sahramı, şey" "ney oğlum söylesene arabanda falanmı unuttu" "yok unutmadı" "o zaman" "harun baba, benim çiftlik evinde iki tane at var biri mecnun öbürü akça, biz sahrayla nikah kıydıktan sonra gezmek için gelmiştik buraya, bizim bu atlardan akça hastalanmış sahrada duyunca merak etti görmek istedi çiftlik evine geldik, bir anda yağmur yağıp yollar kapanıncada mecbur burda kaldık" "kızım nerde iyimi" "merak etme iyi, yağmur yüzünden aklına gelenlerle korktu biraz ama iyi uyuyor şuan istersen uyandırayım konuş" "yok tamam sakın uyandırma şimdi uyanırsa geri uyuyamaz sabah namazında kaldırır söylersin aradığımı, yanından ayrılma sakın korkmasın" "tamam sen merak etme yanındayım" "hadi dikkat edin allah emanet olun" "sende baba, allaha emanet ol" telefon kapanınca tekrar yerine koydum.

Sahram olanları duyunca inşallah çok kızmaz, ben neden bakmadan açtımki o telefonu, rabbime şükür en azından baba dedim ya anne deseydim, işte o zaman yerin dibine girerdim. Aklıma anlattıkları geldi, benim sevdiğim kadın bir deprem zedeydi ve tam yirmi dört saat can çekişmişti, o dönem bizde afad yardım ekibindeydik, yaşamamıştık ama yaşamış gibi ölen her bir insanda canımız yandı, yardım edemediğimiz her çocukta bizde yok olduk. O günü asla unutmadım, unutmadık, unutmayacağız... Olanları şimdilik bir kenara bırakıp ilk defa sevdiğim kadına sarılıp uyudum.

Bölüm sonu.