3. bölüm · Kalbe Dokunan Bir Yazgı

3. Bölüm

Hayal Yazar

Yemeğin ardından kapı çaldı, hızlıca feracemi ve yemenimi alıp kapıyı açtım. Hazar abim, istemsiz sesim yükseldi; "abi!" "Abisinin kınalı kuzusu" heyecan ve sevinçle sarıldım; "sen ne zaman geldin" "bu sabah bilerek söylemedim şaşır diye" "annemler biliyormu" "yok daha değil, duydumki kardeşimi benden alacaklarmış, kimse kapmadan ben alayım dedim" güldüm; "abi ya, ben şaşkınlıktan kaldım böyle, gel geç içeri" o esnada karşı evin kapısı açıldı.

Azat şaşkınlıkla bana baktı; "sahra" abim sert bir hal aldı; "abisi bu kim" "abi, azat annemin bahsettiği kişi" azat dahada şok olarak baktı; "abinmi, tek çocuksun sanmıştım" "evet abisiyim, sıkıntımı var" "neden olsun" abimin öldürecek gibi bakmasına dayanamayıp yüzünü kendime çevirdim; "abi firenle artık yeter" "aman be sende insana zevk aldırmıyosun" merdivenlerden birisi daha geldi.

Yok ben buğün daha ne kadar şok yaşayacağım, ali abim; "hazar haklı ne var azcık korku salsa" derin bir nefes vedim; "yapsın tabi canım uzun bir süre sahra tiribi yemek istiyorsa yapsın" yanıma gelip kollarını açtı; "gel kız buraya sahra çölüm" gidip abime sarıldım; "daha başka gelecek birisi varmı, çünkü bir şoku daha kaldıramayacağım" ikiside güldü, ali abim; "yok korkma bıcırık, sen onu bunu boşver şimdi söyle bakalım kim bu benim kardeşimi isteyen canına susamış" "abi!" "Tamam kız sustum söylesene kim" azat araya girdi; "benim" ikiside sert yüz ifadesi ile karşı evdeki azat baktı.

Daha fazla bu duruma izin vermeyip araya girdim ve önlerine geçtim; "öğrendiyseniz içeri hadi" hazar abim; "dur kız azcık" "abi! İçeri hemen" azat, evden çıkıp elini uzattı; "azat ben, azat karataş" ikiside sırayla el sıkıştı; "hazar uygar" "ali uygar" "memnun oldum" "bizde" hazar abimin telefonu çaldı, biraz karşı tarafı dinledi; "ali abi koş ali abi" "ne oldu" "bakadan aradılar bizimkiler kartı patlatmış koş" "aman be ne olacak sanki" "yetişmezsek eve haciz gelecek abi yeterlimi" bu sefer ali abim telaş yaptı; "koş bilader koş" acele ile merdivenlerden indiler.

Onların gidişi ile istemsiz güldüm; "ah abi ah" azat tebessümle bana baktı, istemsiz kendimi toparladım; "abin olduğunu bilmiyordum" "burda yaşamadıkları için duymamışsındır belki başka şehirdeler" utanarak özür diledim; "kusura bakma senide rahatsız ettik" "rahatsız olmadım merak etme, başka abin yada ablan varmı" "yok hayır, senin varmı kardeşin" "bir tane kız kardeşim var" telefonumun çaldığını duydum; "telefona bakmam gerekiyor görüşürüz, allaha emanet ol" "sende" onu binda bırakıp eve girdim.

Kapıyı kapatıp odadaki telefonumu aldım ve cevapladım; "annecim efendim" "kızım nasılsın" "iyiyim elhamdülillah, sen" "iyiyim bende, bak ne diyeceğim eğer istersen buğün azat oğlumla bir akşam yemeğine çıkın, hem konuşup birbirinizi yakından tanımış olursunuz" heyecandan dilimi yutmak üzereyim; "anne ama o istiyecekmi" "teklifi zaten o yaptı" "gerçektenmi" "evet sen istermisin, kızım sen sevdinmi azat oğlumu, rızan varmı bu işe" "var annecim" "peki kızım sen hadi yemek için hazırlan" "tamam" annem telefonu kapattı.

Ben şimdi azatla baş başa yemeğemi çıkacağım, kalbim deli gibi atıyor şuan, sakin ol kızım sakin ol.

Azat karataş

Bu gün kaçıncı şükür namazım oldu bilmiyorum, sahradan gelen her bir adım için şükür namazı kıldım, şimdide benimle beraber yemeğe geleceği için şükür namazı kıldım.

Ben evliliğe çok uzak bir insandım beni buna ısındıran o gün görücü usulü olarak gittiğimiz evde bizi karşılayan ay yüzlü kız oldu, sahra. O na zaten o an ısınmıştı kalbim fakat konuşurkenki sorduğu soruların bir kaçı değişik gelsede benim için doğru insan olduğunu kanıtladı.

Getirdiği kahveme bal kalmıştı bunun anlamı ise çok güzeldi, tabi edebiyat öğretmeni biliyor bu güzel detayları. Onun bende gönlü vardı henüz kendisinden duymasamda belli etmişti.

Şimdi ise birazdan onunla akşam yemeğine çıkacaktım, deli gibi heyecanlıyım, nasıl gireceğim söze, artık birşey bulurum, inşallah biran önce hayırlısı ile eşim olur.

Sahra uygar

Zor da olsa bir elbise seçmeyi başardım. Heyecan içinde hazırlanıp yeni okunan ikindi namazımı eda edip duamı ettim.

Kapı çalınca kalkıp açtım, azat gelmişti; "haberi aldın sanırım, hazırmısın" tebessüm ettim; "aldım, hazırım çıkalım istersen" "olur tabiki" hemen yanımdaki vestiyerden çantamı ve montumu alıp ayakkabımı giydim.

Tebessüm edip önden yürümem için buyur etti, tebessümüne karşılık verip ilerledim, binadan çıktık, onun arabası ile gidecektik, önden gidip ön koltuğun kapısını açtı; "arkaya oturmam daha uygun" "haklısın afedersin" ön kapıyı kapatıp arka kapıyı açtı.

Tebessüm edip bindim, ah be hala ah, ben ne güzel sakin kalp ritmim ile yaşayıp gidiyordum. Ben bu adamla nasıl evleneceğim yaklaştığı an heyecan yapıyorum, daha birde elimi falan tutsa, heralde kalp krizinden bayılırım.

Sakin kal sahra sakin gayet normal birşey bu, tabiki evleneceğin insanı tanıyacaksın. Kısa bir süre sonra şık bir restoranın önüne geldik, inip benim kapımı açtı, tebessüm edip indim; "burasımı" "evet, beğenmezsen söyle başka bir yere gidelim" "teşekkür ederim" "rica ederim" beraber restorana girdik.

Görevli bey; "hoş geldiniz dezervasyonunuz varmıydı" azat; "evet var, azat karataş ve sahra uygar adına olması gerekiyor" "bakıyorum, evet burda buyrun azat bey, sahra hanım" garsonu takip ettik, cam kenarında manzaralı bir masaya gelip oturduk, görevli; "arkaşlar birazdan menü getirecekler afiyet olsun" "sağ olun" görevli yanımızdan gitti.

Çantamı ve montumu çıkardıktan sonra azat' a döndüm o zaten bana bakıyordu; "sahra" "efendim" "bu yemek biraz emrivaki oldu, seni huzursuz ettiysem özür dilerim, eğer istemiyorsan söyle lütfen" "aslında duynca birden şaşırdım, ama sende haklısın eğer birlikte bir hayatı paylaşacaksak birbirimizi tanımamız gerekiyor, bunun için beraber yemek yemek gayet mantıktlı" "yanlış anlamadığın için teşekkür ederim" tebessüm ettim; "rica ederim" garson masaya geldi.

Menüden istediğimizi seçip sipariş ettik, gidince tekrar konuşmaya başladık, aklıma gelen soruyu sordum; "azat, sen okulda bana" heyecandan komuşamadım; "evet ben okulda sana" "bana helalim mi dedin" tebessüm etti; "evet çünkü sen allahın izni ile ileride benim helalim olacaksın" "beni nasıl bu kadar çabuk benimsedin" "bilmiyorum ama sanırım seni ilk gördüğümde" "gerçektenmi" "evet, sahra sen sürekli bana soruyorsun fakat seninde bu izdivaca gerçekten rızan varmı" "var" "benimle evlenmeyi kabul ediyorsun yani" kalbim allah aşkına yerinde dur; "evet" mutlulukla güldü; "allahım şükürler olsun" garson siparişleri getirdi.

Besmele çekip beraber sohbet ederek yemeğe başladık, o gün sormak aklıma gelmemişti; "azat" "efendim" "sen kaç yaşındasın" "30" şaşkınlıkla baktım neredeyse abim yaşındaydı; "şaşırdın sanırım" "biraz" tebessüm etti, bu sefer o surdu; "merak ettiğim birşey var" "nedir" "seninle ilk tanıştığımız gün, aklıma sorduğun birkaç soru takıldı"

Merakla baktım; "hangi soru" "ibadet edip etmediğimi, zekat vememi sorman, aslında sorman hoşuma gitti sadece nedenini merak ettim" "ibadet bizi rabbimize daha yakın ve razı olduğu kullardan eyler, zekatı sormamdaki sebep ise yetim ve yoksul hakkı gözetmek, çünkü bilemeyiz fakat kazancımızda onların hakkı olabilir" tebessüm etti; "iyiki karşıma çıktın, peki annemle ne konuştunuz, merak ettim, eve geldik mutluluktan ağladı kadın" şaşırdım; "gerçektenmi" "evet"

"Nedenini sordum ama ağlamaktan ve bana sarılmaktan söylemedi, ne konuştunuz" tebessüm ettim; "sadece evladı olarak senden razı olup olmadığını sordum" şaşkınlıkla baktı; "gerçektenmi" "evet, sen nedenini sormadan söyleyim, anne ve babasının razı olmadığı kuldan allahta razı olmaz, bende annene sormak istedim" "annem bu kızı asla bırakma bir daha bulamazsın demekte haklıymış" utanarak tebessüm ettim, gerçekten bu kadar etkilenmişmiydi sorularımdan hem o, hemde annesi, biraz daha muhabbet edip bir birimizi tanıdık.

Bölüm sonu.