Bölümler 8Şu an: 6. Bölüm
9
Cuma günü...
Allahım günler ne kadar çabuk geçiyor, bugün beni azat bırakmıştı okula ve almayada o gelecekti. Allahım kalbim bir türlü sakinleşmiyor, ben birazdan azat ile imam nikahı kıyacağım, heyecandan bayılmak üzereyim.
Önümde duran arabanın arka koltuğuna bindim; "sahram nasılsın, nasıl geçti günün" "güzeldi" "sevindim" sessiz bir yolculuk sonunda bir caminin önüne geldik; "neden camiye geldik" bana döndü; "biran önce helalim ol diye" bu kadar hızlı olacağını tahmin etmemiştim.
Beraber arabadan inip camiye girdik ikimizinde abdesti olduğu için direk hocanın yanına geçtik, azat hocaya selam verip tokalaştı, hoca efendi; "buyur evladım bir derdiniz var belli ne dir o" azat; "hocam ben bu kıza sevdalandım, sizden bize imam nikahı kıymanızı isteyeceğiz" hoca efendi; "nikah cüzdanınız nerede" "hocam daha resmi nikah kıymadık" "evladım cüzdan olmadan kıyamam" "hocam haklısınız fakat biz gelmeden konuştuk kendisine mehir olarak talak hakkı vereceğim, ailelerimizinde rızasını aldık" hoca efendi düşündü; "peki tamam geçip oturun şöyle"
Hocanın gösterdiği yerlere oturduk, hoca efendi cemaatten iki kişiyi şahit olarak çağırdı dua edip mehirimi sordu babama söz verdiğimiz gibi nikahımızı kıydık, hoca efendi son kez duasını edip hayır duasında bulundu ve bizi yanlız bırakıp avluya çıktı, bir süre sonra bizde yerden kalktık.
Ben şimdi evlendimmi, azatla evlendim, o artık benim dinen ve allah katında kocam bende onun karısıyım, azat bana döndü; "sahram" utancımdan bakamadım; "efendim" "sakınma artık benden o güzel yüzünü" terddütle başımı kaldırıp baktım, ikimizde aynı anda tebessüm ettik.
Ellerimiz bir birine uzandı, fakat yapamadık nedense ikimizde dokunamadık, bir kaç kez denedik fakat yapamadık, azat en sonunda cesaretini toplayıp elimi tuttu, şuan benim elimi tutuyor, azat benim elimi tutuyor, onun sıcaklığını hissediyorum, elimi bırakmadı, boşta olan eli ile başımı kendine yakalştırdı ve alnımdan öptü; "hayatıma hoş geldin" "hoş bulduk, sende hoş geldin" "hoş bulduk" nasıl oldu anlamadım sarıldık.
Birisi ambulans çağırsın çünkü ben bayıldım, bayılacağım, ramak kaldı, kendimi toparlayıp konuştum; "azat biraz daha böyle yakın kalırsak ben dayanamayıp heyecandan bayılacağım" güldü; "tamam sakin ol, hadi gidelim" "olur nereye" "bilmem" şok içinde baktım; "nasıl yani" "sen yanımda olduktan sonra her yer olur ay yüzlüm" heyecandan konuşamadım beraber camiden ve avludan çıkıp arabanın yanına geldik.
Azat bu sefer benim için ön kapıyı açtı; "artık karım olarak yanıma oturabilirsin" "evet" açtığı kapıdan ön koltuğa bindim, azat da şöför koltuğuna geçince besmele çekip arabayı çalıştırdı, merakla sordum; "nereye gidiyoruz" azat; "ben böyle sıkıldığımda kendimi dinleyip toparlanmak için güzel bir yer yaptım kendime, sende istersen senide oraya götürmek istiyorum, tabi istersen" merak etmiştim, tedirgin olsamda kabul ettim; "olur" tebessüm etti.
İçimdeki heyecan ve merakla yolu seyretmeye başladım, şehirden biraz uzaklaştık, azata döndüm; "daha yolumuz varmı" tebessüm etti; "çok az kaldı" yolu takip edip döndük; "hatta geldik" arabayı uygun bir yerde durdurdu.
Bana döndü; "eğer herhangibir şeyden rahatsız olursan söyle geri dönelim" "tamam, olur" arabadan indik. Anahtarla bahçenin kapısını açtı, burası tatlı ve şık bir çiftlik eviydi, doğruyu söylemek gerekirse harika bir mimari işçiliğe sahipti.
Azat karşıma gelip durdu; "elini tutabilirmiyim" allah katında evli olmamıza rağmen, rızamı düşünüp sorması beni mutlu etti; "evet" tebessüm edip elimi tuttu; "hoş geldin hayatıma" tebessüm ettim; "hoş bulduk" tuttuğu elimi yaklaştırıp avuç içimden öptü.
"İyiki seni tanıdım, iyiki karşıma çıktın, seni bana yazan rabbime şükürler olsun" "bende iyiki seni tanıdım, rabbime çok şükür" kısa bir an sessiz kaldık, azat çekinerek sordu; "sahram, birşey sorabilirmiyim" "evet tabiki" "izin verirsen, sana istediğim şekilde hitap edebilirmiyim" "olur, nasıl istersen" sevinçle baktı.
"Gerçektenmi" "evet" "ay yüzlüm" o bana ay yüzlüm mü dedi; "ay yüzlüm mü" utanmıştım; "evet, ay gibisin, aydınlığımda yanımda olan gece olunca, zifiri karanlıkta parlayıp gecemi aydınlatan, ay yüzlüm" allahım nolur domates olmamış olayım nolur.
Azat güldü; "sen yine utandınmı" "biliyorsun, anlıyorsun madem yapmasana be adam" "iyide sen zaten utangaç bir insansın, ayrıca sırf utan diye yapmıyorum, bunlar benim içimden geçenler" "lütfen ben daha fazla kırmızı olmadan bu konuşmayı sonlandıralım" "tamam, gel hadi" beraber ilerledik, evin kapısını açıp nezaketen önce benim geçmemi istedi.
Tebessüm edip içimden besmele çektim, sağ ayağımla girdim, kendiside girip kapıyı kapattı. Evin içine bayıldım, azat mimarlığını adeta konuşturmuştu, resmen evde tek bir kusur yoktu, dizaynı zaten muhteşemdi.
Merakla azata döndüm; "burası çok güzel, senmi yaptın burayı" "evet, beğenmene sevindim" "gerçekten zevkin güzelmiş" "teşekkür ederim, sadece mesleğimi kendim için kullandım" "mesleğini gerçekten çok seviyorsun" "evet, sen okulda yorulmuşsundur geç otur dinlen bende yiyecek birşeyler hazırlayım bize" "olmaz bende yardım edeyim" elimi tuttu; "ben karımın dinlenmesini istiyorum, ayrıca evlendiğimiz gün karısını yoracak bir adam değilim ben" o bana karım mı dedi.
İstemsiz utandım; "ay yüzlüm" "efendim" güldü; "yinemi" "azat" "tamam kızma güzel karım benim, hadi geç otur sen" "izin ver bende yardım edeyim beraber yapalım" "ay yüzlüm, lütfen" "tamam sustum" "hadi öyleyse" beraber içeri ilerledik.
Azat ikimize çok güzel yemekler hazırladı, yoğun ısrarım üzerine sofrayıda ben kurdum, azat; "hadi bak bakalım tadına, beğenecekmisin" bir çatal alıp tadına baktım; "nasıl" gerçekten çok güzel olmuştu; "çok güzel olmuş ellerine sağlık" "afiyet olsun" beraber güzel bir akşam yemeği yedik.
Yemeğimiz bitince beraber bulaşıkları toparladık, azat; "ay yüzlüm" "efendim" "hayvanları severmisin" "evet çok severim" "en çok hangi hayvanı seversin" "bir tane seçmem mümkün değil, ama atlara ve kedilere olan sevgim daha fazla" sevinçle baktı.
Bu soru nerden geldi acaba aklına; "bu soru nerden geldi aklına" elini tutmam için uzattı; "gel benimle" uzattığı eli tuttum; "nereye" "süpriz" benimle beraber ilerledi, salona gelip veranda kapısından çıktı.
Nereye gidiyoruz, evin neredeyse birkaç metre uzağında çitlerle çevrili bir ahıra geldik, kulube gibi olan yere doğru ilerledik. Yok artık burda atmı vardı, azat atların yanına gelip durdu.
Heyecanla bana döndü; "ay yüzlüm" "azat" "atları severim demiştin" "evet" şaşkın halime güldü; "ay yüzlüm iyimisin" "ben bir an şoka girdim, afedersin" "haklısın, sevmek istermisin" "evet ama birşey yaparmı" önceden eğitim almıştım fakat atın huyunu bilmediğim için istemsiz korktum.
Tebessüm etti; "yapmaz sakindir benim mecnunum" uzanıp atın başını okşadı; "demi oğlum" mecnuna doğru yaklaştım, ürkmemesi için elimi uzatıp kokumu almasına ve tanımasına yardımcı oldum.
Beni tanıyınca elimi başına koyup sevdim; "tanıştığıma memnun oldum mecnuncum" bir at sesi daha duydum, azat gülüp mecnunu sevdi; "mecnun, senin kısrak seni kıskandı" burda bir at dahamı vardı, arkamda hissettiğim nefes sesi ile döndüm; "bismillah" bu atın benim arkamda ne işi var.
Azat tepkime güldü, ters bakışlarla beni korkutan beyaz ata döndüm; "hanım kardeşim insan öyle korkutulurmu" yine kişnedi; "tamam sakin, bende senden yanayım, mecnun senindir" biraz olsun sakinleşti, sakinleşmişken yaklaşıp sevdim; "oy benim sevdalım" tekrar sevdim, uzatıp elimi gösterdim; "hem bak ben evliyim, mecnun senin" artık beni sevmişti.
Başını sever gibi bana sürttü; "bak ne güzel anlaştık seninle" azat gülmemek için kendini zor tutuyordu; "azat" "tamam gülmüyorum ama çok komiksiniz" "kıskançlık gerçekten başa bela, değilmi" azat; "hem başa bela hemde en güzel duygulardan biri" ikimizde sessiz kalıp birbirine aşık olan iki atı sevdik.
Merakla sordum; "azat" "efendim ay yüzlüm" "bununda ismi varmı" "malesef ona daha isim bulamadım" bana döndü; "o da senin atın olsun, ismini sen koy" heyecanla sordum; "gerçektenmi" "evet, kocandan ufak bir hediye olarak kabul et" "teşekkür ederim" tebessüm etti; "düşün bakalım ne olsun adı" kısa bir an düşündüm.
Parmaklarım ak yeleklerinde gezindi; "akça olsun" "akça, güzel isim" atımı severken sordum; "akça kızım sevdinmi adını" boynunu bana yaklaştırdı. Anladığım üzere sevmişti, azat; "binmek istermisin" "olur" tereddütle sordu; "ay yüzlüm binmeyi biliyormusun" "evet, on sekiz yaşımda eğitim alıp öğrenmiştim" "marifetli karım benim, hadi o zaman" beraber atları büyük alana getirdik.
İkimizde aynı anda bindik, akça kızı hızlandırdım, çiftlerin etrafında daha hızlı koşmaya başladık, bence at binmek dünyanın en güzel hissiydi, en azından benim için, istediğim kadar hızlandığında ellerimi bırakıp iki tarafa açtım, azat benimle aynı hıza gelip yanımda hizalandı; "sahram dikkat et" "azat çok güzel" tebessüm etti.
Beraber biraz daha at bindikten sonra mecnun ve akça kızı sakinleştirip durdurduk ve indik, azat; "ay yüzlüm beni çok korkuttun" "azat tamam artık, sana bunu eğitimini aldığımı söyledim, hem benim akça kızım çok sakin" başını okşadım; "demi kızım" sakin kalarak beni onayladı; "bak dedim sana" istemsiz güldü.
O da mecnunun başını okşadı; "sen yinede tehlikeli hareketler yapma senin beden sağlığın benimde kalp sağlığım için" istemsiz güldüm; "tamam" beraber ahıra doğru ilerledik, azata döndüm; "onları aynı yere koyalım mı, madem seviyorlar ayrı kalmasınlar" "olur, ayrılmasınlar" beraber ikisini aynı yere koyduk.
Mecnun gelip akçaya boynunu doladı, akça da ona karşılık verdi, azat; "bu kadar sevineceklerini bilseydim onları çok önceden sürekli birlikte bırakırdım" merakla sordum; "sen neden iki at aldın" "aslında ilk mecnunu alacaktım, mecun mecnunluk yaptı, kamyona bindirirken huysuzlandı, sonradan anladımki bizim oğlan bu kıza yanık, onları ayırmaya kıyamadım, ikisinide aldım o günden beri sadece aralarında bir duvar var kısmen beraber kalıyorlar" istemsiz tebessüm ettim.
"İyiki ayırmamışsın onları, baksana ne kadar mutlular" bana baktı; "bizim gibi, inşallah bizde hiç ayrılmayız" "amin" bir süre mecnun ve akçaya yemeleri için havuç verdik, azata döndüm; "mecnuna aşık olduğu içinmi bu ismi verdin" tebessüm etti; "evet, o gün akça dan ayrılmamak için o kadar direndiki, aynı çöllerdeki mecnun gibi, akçayı alıp yanına getirdiğimizde sevinçten şaha kalktı, sonra gelip boynuna dolandı" "çok güzel" beraber biraz daha atları sevdik.
Saat baya geçmiş ikindi ezanının kerahatine yarım saat kalmıştı, azat; "ay yüzlüm hadi evimizde namazımızı kılıp dönelim artık" "olur" beraber mecnun ve akça ile vedalaşıp ilerledik.
Bir dakika o evimizmi dedi; "sen az önce evimizmi dedin" "evet, evimiz senle ikimizin evi, sadece imam nikahı kıysakta artık evlendik sayılır" "teşekkür ederim" "ay yüzlüm seninle bir anlaşma yapalım mı" "olur ne anlaşması" "artık kocan olduğum için bana her şeyde teşekkür etmekten vazgeç" "peki tamam" eve gelip girdik.
Azat; "ay yüzlüm abdestin varmı" "evet" "benimde var ben ikimize seccade getireyim" azat yanımdan gitti, onun gidişi ile elbiseme baktım, atların yanından geldiğimiz için belki necaset vardır diye kontrol ettim, çok şükür yoktu.
Azat gelince bana seccademi uzattı, buranın kıblesini bilmediğim için azatın serdiği yönde seccademi serdim, beraber ikindi namazımızı kıldık.
Onunla namaz kılmak beni çok mutlu etmişti, beraber namazımızı bitince seccadeleri kaldırdık, azat; "ay yüzlüm, artık gidelim mi" "olur, havada kararmak üzere" "hadi o zaman" beraber seccadeleri yerine bırakıp evi son kez kontrol ettik ve çıktık.Arabada yine azat ile yan yana oturduk.
Saat baya geçmiş karnım acıkmıştı, azat; "ay yüzlüm ben acıktım sen" "bende biraz acıktım" "gidiyoruz öyleyse" "nereye" "güzel bir akşam yemeği yemeye ay yüzlüm" "ne gerek var beraber yine evde birşeyler yapar yeriz" "olmaz ben karımı ilk günden yormak istemiyorum evde yapınca sen yardım etmeden duramıyorsun" güldüm, beraber güzel bir restorana geldik.
Masaya oturunca garson geldi; "azat abi hoş geldiniz" "hoş bulduk murat kardeşim, nasılsın" "iyiyim abi sağol, sen nasılsın, hanım efendi yenge heralde" azat tebessüm etti; "iyiyim şükür, yengen, sen bana her zamankinden getir" bana döndü; "tamam abi, yenge sen ne alırsın" azata döndüm; "bir fikrim yok sen seç" "iki tane aynısından getir bize" "tamam hemen geliyor" dedi ve gitti.
Kısa sürede yemekler geldi beraber afiyetle yedik, Azat bana baktı; "beğendinmi karıcım" "evet teşekkür ederim" "beyenmene sevindim" tebessüm ettim; "azat" "ay yüzlüm" istemsiz güldüm; "annemleri arayalımmı, nikahı bilsinler" "sen nasıl istersen karıcım" heyecanla; "hadi o zaman sen annenleri ara, bende bizimkileri" "olur hayatım" o bana hayatım mı dedi.
Sakin ol sahra, sakin, telefonumdan annemin numarasını tuşlayıp aradım; "annecim" "kınalı kuzum nasılsın" "iyiyim annecim, sen nasılsın, babam nasıl" "iyiyiz kızım sesini duyduk daha iyi olduk" "anne ben seni birşey söylemek için aradım" kalbim deli gibi, allahım yardım et.
Derin bir nefes aldım; "söyle kınalı kuzum" "anne biz azat ile babamın şartları üzerine imam nikahı kıydık" annem hem şaşırdı hemde sevindi; "kınalı kuzum, çok sevindim, ama sanki daha erken değilmi kınaya birkaç gün kala kıyardınız" "haklısın annecim ama neredeyse hergün azatla görüşüyoruz böyle olması bence daha iyi oldu, en azından helal olarak konuşuruz" "peki kızım, sizin adınıza çok sevindim, yinede dikkat edin resmi nikah olmadan sınırları aşmayın" "tamam annecim merak etme, ben şimdi kapatıyorum, babama selam söyle, allaha emanet olun" "aleyküm selam kızım, sende allaha emanet ol" telefon kapandı.
Azata baktım; "tamam anne allaha emanet ol" telefonu kapattı; "annemler nikah için sevindi, yinede sınırlarınızı bilin dedi" "benim annemlerde öyle biraz aceleci oldu fakat sevindik, yinede sınırı aşmayın dediler" azat; "haklılarda, eğer seninde rızan olursa sene sonuna doğru düğünümüzü yapalım mı" "olur daha senenin ikinci ayındayız, yeterli vaktimiz var, müsait olduğumuz zamanlarda babamlarla görüşüp konuşup, hazırlıkları tamamlarız" "tamamdır o zaman" "tamam" azat ikimiz için çay istedi.
Tatlı sohbet eşliğinde çaylarımızı içtik, bu sırada akşam ezanı okundu, azata döndüm; "istersen kalkalımmı artık, akşamda okundu vakit geçmesin" "haklısın, ben hesabı isteyim" elini kaldırıp garsondan hesabı istedi.
Hesabı ödeyince kalktık, azatın şoförlüğü ile yola çıktık, ışıklarda durunca yanımıza bir tane gül satıcısı abla geldi; "yakışıklı abim, yanındaki güle almazmısın benden bir gül" ben araya girdim; "sağ ol abla istemem teşekkür ederim" "tabi istemezsin, bulmuşun filinta abimi çiçekler sana güzel gelirmi" azat güldü.
Abla; "ah ah kara bahtım kür talihim, bir bana vurmadı talih piyangosu" azat; "sabret be abla senide bir mutlu eden çıkar" "yuk be nerden çıksın, sen alacanmı gülüne benim güllerden onu süyle" "ver hadi iki tane" abla sepetten iki tane gül uzattı.
Azat gülü alıp parayı verdi; "allah bereket versin, ribbim ne muradın varsa versin yakısıklı abim" "amin abla sağol" yeşil yanınca tekrar yola koyulduk, azat aldığı gülleri bana uzattı; "gülüme gül aldım" gülleri alıp başımı dizime eğdim, bu halim ne kadar hoşuna gittiyse güldü; "azat ya sen yapma bari" tekrar güldü; "hadi itiraf et seninde hoşuna gitti" "geç dalganı bakalım azat bey" anlamaz gibi sustu.
Kısa bir an bana bakıp yola döndü; "sen bana az önce bey mi dedin ben yanlışmı duydum" "bey dedim" "ay yüzlüm, acı bana da, sahrada sensiz bırakma beni" istemsiz güldüm; "tamam demiyorum bey falan" "çok şükür" güzel bir yolculuğun ardından eve geldik.
Evlerimize geldiğimizde vedalaşıp ayrıldık. Direk yatak odama girdim, hızlıca üzerimi değiştirip abdest aldım, namaz elbisemi giyip mescit odama geçtim, niyet edip akşam namazımı kıldım.
Namazım bittikten sonra tesbihimi çekip dua ettim, artık tamamdı, kalkıp evime göz gezdirdim, çok az dağılmıştı, vakit kaybetmeden ilk bu gün giydiğim kıyafetlerimi yıkanması için makineye atıp çalıştırdım.
Sonrasında geri kalan toparlama işlerimi hallettim, bu süre zarfında çamaşır makinesi bitmişti, bu seferde ıslak kıyafetleri kurutma makinesine atıp çalıştırdım.Saat neredeyse dokuz olmuş işlerim bitmişti, direk yatsı namazımı kılıp yatağıma uzandım, kendimi dinlemenin huzuruna bıraktım.
Bölüm etkileşimi
