7. bölüm · Kalbe Dokunan Bir Yazgı
7. Bölüm
İki gün sonra...
Sabah ezanının sesi ile uyandım abdest alıp hazırlandım mescitime geçip sabah namazımı kıldım. Kış mevsiminde günler kısaldığı için zaman çabuk geçiyordu, vakit kaybetmeden odama geçip okul için hazırlandım, sonrasında kendime bir sabah kahvesi yapıp içtim.
Kahvem biter bitmez kabanımı giyip evden çıktım. Gözlerim istemsiz azatın evine kaydı, daha gitmemişti, belki bu gün tatildir diye düşünüp ses yapmadan apartmandan çıkıp arabama bindim.
Okulun önüne geldiğimde ufak bir kargaşa var gibiydi, arabayı park edip indim, kalabalığın olduğu yere geldim, baran ve kuzey birbirine girmişti, çocuklar bir baran birde kuzey diye bağırarak tezahürat yapıyordu, daha fazla dayanamadım; "çocuklar ne yapıyorsunuz!" Herkez sustu fakat baran ve kuzey beni umursamadı.
Herkezi sınıflarına gönderdim; "sınıflara hemen!" Herkez gitti, baran ve kuzeyle kaldık, zor olsada ikisinide ayırdım, bu müdür bey ve hocalar neredeydi, baran tekrar kuzeyin üzerine yürüdü; "baran!" İkazıma boyun eyip durdu.
Sakin kalmaya çalıştım; "ne oldu, birbirinize zarar vermenize vesile olan hangi dünyalık şey" baran; "hocam, bu yavşak" araya girdim; "düzgün konuş hocan var senin karşında!edebini takın!" "Afedersiniz hocam, bu kuzey, benim sevgilime yapmaması gereken şekilde yaklaştı, beni tahrik etti, anneme sövdü hocam, bende daha fazla dayanamadım" kuzeye döndüm.
Zevk alarak baktı; "yaptım" kendimi zor tutuyordum; "oğlum siz kendinizde misiniz, her şeyden önce anne babaya sövmek nedir, öf bile denmemesi gereken kişiye kötü konuşmak nedir, ben bu yaşımdayım anneme seslenirken bile kabalık ediyormuyum, edermiyim diye aklım çıkıyor, evladım sizde allah korkusuda mı yok" ikiside biraz olsun kendine geldi.
Baran döndüm; "senin yaşın kaç da sevgili diyorsun evladım, ne oldu bir heves, kendini tatmin etme duygusuyla seviyorum aşığım dediğin kız şimdi nerede, söyle bana sen kavga ederken senin için korkup durdurdumu, yoksa zevkle izledimi, ne yaptı" kuzeye döndüm.
"Sen söyle o kıza o şekilde konuşup baranı kızdırınca eline ne geçti, ben söyleyim, nefsini tatmin ettin ama konuşmaların yüzünden ahiretini yaktın" ikisine hitaben konuştum; "şimdi ikinize bir soru, düşünüp hayal edin, evlendiniz bir kızınız oldu, ve bu anı yaşadı, kızınız sizin kopyanız ile beraber, ne yapardınız" ikiside öfke ile baktı.
Baran; "adamı öldürürdüm" kuzey; "bende" "size bir öğretmen, abla olarak tavsiyem, ileride nasıl bir hayat sürmek istiyorsanız, şimdiki yaşamınızı ona göre şekkillendirin, bir kilden bardak yapıp vazo olmasını bekleyemezsiniz, şimdi ikinizde konuşmamdan birşey anladıysanız ve gerçekten pişmansanız özür dileyip barışın ve bana kavga olmayacağı konusunda söz verin" ikiside özür dileyip tokalaştı; "aferim şimdi derse hadi" ikiside gitti.
Hızlıca okula girip anladıkları dille konuşmak için müdür beyin odasına çıktım, destursuzca kapıyı açıp girdim, diğer hocalarda burdaydı, müdür bey; "sahra hocam kendinize gelin bir müdürün odasına böyle giremezsiniz" sinirimin bozulduğunu belli ederek güldüm, kendimi toparlayıp ciddileştim.
Masaya iyice yaklaştım; "ben kendimdeyim hocam hemde bahçede iki öğrenci birbirini öldürecekken hiç bir hocanın orada olmadığını görecek şahit olacak şekilde kendimdeyim" müdür bey; "biz önemli birşey değil diye" "hocam önemli olması için illa bu okulda cinayetmi olması gerekiyor, nedir sizin gözünüzde önemli olması için gereken kriterler söyleyin bende bileyim" sinan hoca; "sahra hocam bizim suçumuz yok" "var hocam sizin çok suçunuz var" hepsi sustu.
Ortaya konuştum; "sizin suçunuz öğrenciler ile ilgilenmeyip onları anlamaya çalış mamanız, bir kere olsun onların size yaptığı asilikte kendinize bakıp düşündünüzmü, ben acaba bu çocuğa, çocuklara ne yaptım da bana böyle davranıyorlar diye bir kere olsun düşündünüzmü" müdür beye döndüm; "siz müdür bey siz düşündünüzmü bu masada gün boyu otururken, dedinizmi hiç, ben bu çocuklara tutanak tutuyorum ama ya suçlu bensem benim belirlediğim ilerleyiş sisteminden dolayı hata yapıyor düşük not alıyorlarsa" derin bir nefes aldım.
Toparlayıp konuştum; "kendinize artık dev aynasında değil kul aynasında bakın, peygamber bile bende bir kulum hata yaparım diyorsa sizin ben hatasızım deme lüksünüz yok, oturun beyninizle vicdanınızı karşınıza koyup düşünün, tabi vicdan kaldıysa" cevap beklemeden odadan çıkıp kapıyı kapattım.
Bahçeye çıkıp derin bir nefes aldım. Sakin ol sahra sakin ne demişti peygamberin, güçlü kimse güreşte yenen değil bilakis öfke anında kendine sahip olandır. Geçip bahçedeki banka oturdum.
Derin nefes alıp verdim, sakinim sakinim. Allahım ben ne yaptım, kendimden büyük insanlara sesimi yükseltip had bildirdim, benim haddimemi onlarla bu şekilde iletişim kurmak.
Allahım ben aciz bir kulum eğer bilmeden yanlış yaptıysam sen beni affet, senden başka affeden yoktur.
Önüne düşen gölge ile başımı kaldırdım, azat, ama onun burda ne işi var; "azat sen ne zaman geldin" "boş ver beni, ay yüzlüm kim üzdü seni, söyle senin güzel gözlerinden bir damla akıtandan bin damla akıtayım" ellerimle gözlerimi sildim.
Azata döndüm; "önemli bir şey değil, boş ver" "senin dahil olduğun her konu benim için önemli" "azat lütfen şuan bu konu hakkında konuşmak istemiyorum" "peki nasıl istersen" "sen neden gelmiştin" "malum hafta sonu göremedim seni, dayanamadım geldim" "sağ ol geldiğin için" "sahram sen şuan hiç iyi değilsin ve bu durum benim canımı aşırı derecede sıkıyor" "anlatırım, kendime bir geleyim, sen işine geç kalma sonra konuşuruz" "sahram" "azat nolur" "peki tamam ama akşam yemeğe çıkacağız sende bana ne olduysa anlatacaksın" "tamam" benimle vedalaşıp istemesede gitti.
Azat gittikten sonra tenefüs zili çaldı, yaklaşık on dakikalık bir tenefüsten sonra derse gireceğim için lavaboya girip elimi yüzümü yıkadım. Hadi sahra toparla kendini öğrencilerin seni böyle görmemeli.
Son kez yüzüme şu çarpıp, peçete ile kuruladım, hızlıca çıkıp dersimin olduğu 12/B sınıfına girdim, beni görünce ayağa kalktılar; "oturun çocuklar" yerlerine oturdular.
Masama geçip defteri doldurdum, çocuklardan biri; "baran senin efelik sabah hocanın gelişi ile söndü" kısık sesle konuşsada ben duymuştum, herkes bir anda fısır fısır konuşmaya başladı.
Baran birşey yapacaktı ki araya girdim; "çocuklar!" Tekrar sessizlik sağlandı, barana laf atan fatihe döndüm; "fatih sen şiir severmisin" "evet hocam" "o zaman benden sana, size bir şiir.Yağmur yağmazsa kim bilebilir bulutların yükünü. Kendi gerçeğini kendi sesiyle ışıtır insan. Başkasının evinde yanan ışıktan bize ancak gölge düşer. İnsan konuşarak tanır kendini, tanıdıkça sever. Kendini sevmeyen kendine sahip çıkamaz. Şairin dediği gibi, başkasının evinde yanan ışıntan size ancak gölge düşer, sizden ricam önce oturup kendinizi değerlendirin. Şimdi izninizle derse başlıyorum" kimseden ses çıkmayınca derse başladım.
Tenefüs zili çaldı; "çıkabilirsiniz çocuklar sonraki derste görüşürüz" çocuklar sınıftan çıktı. Onların hemen ardından bende defterde son kontrollerini yapıp çıktım, öğretmenler odasına geldim, içeri girdiğimde bütün gözler bana döndü.
Umursamadan geçip yerime oturdum, ders kitabımı açıp bir sonraki derste anlatacağım konuya son kez baksam iyi olacaktı, telefonum çaldı, arayan annemdi, açıp cevapladım; "selamın aleyküm annecim" "aleyküm selam kızım, nasılsın, müsaitmiydin" "elhamdülillah annecim, müsaitim" "iyi çok şükür, bir an derste sin diye çekindim, kızım" "efendim" "kevser hanımlar seni birde babanla beni eve yemeğe davet ettiler sen bu akşam müsaitmiydin" "olur annecim müsaitim, abimler döndülermi" "evet bu sabah yola çıktılar" "tamam annecim ben derse gireceğim birazdan kapatıyorum" "allaha emanet ol kızım, kolay gelsin" "sende annecim" telefonu kapattım.
Kitabıma dönüp konulara göz gezdirdim, ela hoca gelip yanıma oturdu; "sahra hocam müsaitmisiniz" kitabı kapattım; "buyrun hocam" bütün hocalar gelip masaya oturdu, Ömer hoca; "sahra hocam siz haklıydınız" sare hoca; "olanlar çocukların asiliği bir nebzede olsa bizim suçumuz" "hocalarım beni bilirsiniz, ben birisine saygısızlık etmekten nefret eden ve bu doğrultudada ilerlemeye çalışan bir insanım, sabah bende fevri davranmış olabilirim fakat yanlış bir şey söylediğimi düşünmüyorum, yinede kalbinizi kırdıysam sizi incitticsem özür dilerim" herkez tebessüm etti.
Sinan hoca; "sizin bir suçunuz yok hocam aksine sizin sayenizde silkenelip kendimize geldik" "söylediklerim size fayda ettiyse ne mutlu bana" faruk hoca; "hocam peki biz ne yapacağız bu çocuklara karşı" "çok basit hocam, anlayın, birazcıkta onları anlayın, bunu yaparkende gelip sizinle konuşmalarını beklemeyin" kısa bir sessizlik oldu.
Soluklanıp devam ettim; "anladığınızda empati yapmış olacaksınız zaten, bir düşünün, siz şuan onların yerindesiniz onlara yaptığınız şeyi kendinize yaptığınızı düşünün. Her harekette ceza, uyarı, disiplin, yaşayabilirmisiniz. Bir raddeye kadar olur bu. Bir raddeden sonra illaki hata yaparsınız. Bu durum neye dönüşür, öfkeye, asiliğe, şiddete ve belkide allah muhafaza kötü alışkanlığa, nedeni ise çok basit, içine atmak, heleki çocuklar o yaramaz dediğiniz çocuklar duygularını fark etmeden bu şekilde yansıtıyorlar, birde oturup bir kağıda dökseler birisine anlatsalar, kim bilir ortaya neler çıkacak, allah bilir" kısa bir sessizlik oldu.
Tekrar konuştum; "kısacası hocalarım, derlerya nasıl bulmak istiyorsan öyle bırakacaksın. Bizde gelecek nesli nasıl görmek istiyorsak o doğrultuda eğitim vereceğiz, eğiteceğiz madem bunu için söz verdik yapacağız, bize nasıl muamele etmelerini istiyorsak o şekilde muamele edeceğiz" ders zili çaldı; "hakkınızı helal edin ben müsadenizle derse geçiyorum" asel hoca; "helal olsun, müsade sizin hocam bizde geçiyoruz zaten şimdi" tebessüm edip öğretmenler odasından çıktım.
Hızlı adımlarla boş koridorda ilerleyip dersimin olduğu sınıfa girdim; "oturun çocuklar" oturdular, masama geçip sınıf defterini doldurdum, çok geçmeden derse başladık, tenefüs zili çaldı; "çıkabilirsiniz çocuklar" çocuklar teker teker çıktı.
Onlardan bir süre sonra bende çıkıp öğretmenler odasına geldim, artık bu günlük dersim bitmişti. Hayır olsun inşallah müdür beyin burada ne işivar.
Beni görünce geçen tenefüs konuştuğumuz hocalarımız tebessüm etti, müdür bey; "sahra hocam konuşabilirmiyiz" "tabiki hocam buyrun dinliyorum, konu nedir" "hocam ben özür dilerim" müdür bey benden özür mü dilemişti.
Abartma sahra o da insan hata yapıp farkına varabilir; "estafurullah hocam, asıl ben özür dilerim olayın etkisi ile fevri davrandım, kabalaştım kusuruma bakmayın" "hocam asıl siz bu tepkiyi vermeseniz yanlış olurdu, hocalarımızlada sizden sonra konuştuk, her harfinizde haklıydınız" "sizi üzüp kalbinizi kırmadıysam ne mutlu bana, yinede uslubum yanlıştı daha sakin kalabilirdim" hepsi tebessüm etti.
Ela hoca; "hocam sizde insansınız, tepkiniz gayet normaldi emin olun buna" "peki hocam siz öyle diyorsanız. Ben izninizle çıkacağım dersim bitti, işlerim var" sare hoca; "tabi hocam buyrun" eşyalarımı alıp onlara döndüm; "allah emanet olun" "sizde" öğretmenler odasından çıktım.
Arabaya gelip bindim, hızlıca eve gelip, odama girdim. Herşeyden önce abdest alıp öğlen namazımı kıldım, tekrar odama geçip kıyafet dolabımın içini süzdüm. Acaba bu akşam için ne giysem, hem sade hemde şık olmasını istiyorum.
Dolaptan ayrılıp çalan telefonuma yöneldim, azat arıyordu, bekletmeden cevapladım; "selamın aleyküm ay yüzlüm" "aleyküm selam" "annenden haberi aldın sanırım" "evet şimdi hazırlanmaya başlamıştım bende" "tamam, daha saatimiz var seninle öncesinde konuşalım mı" "olur ne konuşacağız konu ne" "bu sabah bakmaya kıyamadığım gözlerinden akan yaşların sebebi" "azat, unutsak o anı" "ay yüzlüm nolur seni tanımama seni anlamama izin ver, izin ver ki her koşulda mutlu olabilelim" "peki tamam, ben hazırlanacağım kapatıyorum, ararım hazır olunca, allaha emanet ol" "sende ay yüzlüm" telefonu kapattım.
İçimdeki heyecan ve mutlulukla tekrar elbise seçmeye başladım, bu çok çocuksu gibi durur, bu piknik havasında, bu aşırı resmi, düğüne mi gidiyorum bu hiç olmaz, du da çok sportif, allahım sen bana yardım et işimi kolaylaştır.
Acaba etek buliz mi yapsam, of olmaz oda ev ortamına fazla kaça bilir, dikkatimi kahve rengi çiçekli siyah elbisem çekti, bu olurdu, hem samimi içten, hemde zarif, tam yemeğe uygundu.
Hızlıca fark etmeden dağıtmış olduğum odayı toparladım okunan ikindi ezanıyla abdest alıp namaz kıldım, sonrasında vakit kaybetmeden hazırlandım, bana kalırsa olmuştu, elbisem seçtiğim şal ile uyum içindeydi.
İşim bitince azatı aradım, çok geçmeden cevaplandı; "selamın aleyküm" "aleyküm selam ay yüzlüm hazırmısın" "evet sen" "bende hazırım, çıkalım mı istersen" "olur" "tamam ben kapıdayım gel hadi" telefonu kapattım, hızlıca kabanımı giyip evden çıktım.
Azat da benimle aynı anda çıktı, ikimizde ayakkabılarımızı giyip kapıları kapattık, azat; "ay yüzlüm, izin verirsen elini tutabilirmiyim" memnuniyetle uzattığı eli tuttum. Beraber binadan çıktık.
Azat; "ayrı gitmemize gerek varmı" "annemlerle beraber geleceğim ben yemeğe" "peki o zaman sen beni takip et yakın ve rahat konuşabileceğimiz bir yere gideceğiz" "azat" "ay yüzlüm lütfen" ısrarın bir işe yapamayacağını anlayınca arabaya binip takip ettim.
Beraber sessiz sakin bir parka geldik, biz dışında dört beş kişi falan vardı, geçip boş olan bankalardan birine oturduk, azat yanıma oturdu; "azat önemli birşey değil gerçekten" elimi tuttu; "eğer senin canın sıkıldıysa ve o güzel gözlerinden yaş aktıysa önemli, anlat bakalım ne oldu sabah" ısrarcı olmasa olmuyordu.
Sabah olanları anlattım, azat; "ay yüzlüm izin ver gidip şu müdürle birde ben konuşayım" "gerek yok halletim zaten, boşunamı anlattım olanları" "bir daha böyle birşey olursa gelir o okulu basarım haberin olsun" "azat, ne olur birde sen üzme beni" "tamam, sustum üzme artık kendini" "ne yapayım elimde değil, o kadar fazla tepki vermemeliydim" "o tepkiyi sen vermeseydin ben bizzat gelip verirdim, şimdi sahra hanım lütfen sevdiğimi ay yüzlümü üzmeyi bırakın" istemsiz güldüm.
"Hele şükür seni güldüre bildim" "azat" "ay yüzlüm" "gidelimmi artık annem arar şimdi nerede kaldın diye" "peki ay yüzlüm" beraber kalktık ayrılıp arabalara bindik, o kendi evlerine bende annemlerin evine yola çıktım.
Arabayı park edip binaya girdim, kapıyı bana annem açtı beraber hasret giderdik. Akşam namazlarımızı kılıp yola çıktık, azatın attığı konum ile kolayca geldik, bize kapıyı şahin bey açtı, babam; "selamın aleyküm" içeriden, azat ve kevser hanım geldi; "aleyküm selam, buyrun geçin" ayakkabılarımızı çıkarıp geçtik.
Babam şahin bey ve azat ile tokalaşırken bizde kevser hanımla sarıldık, kevser hanım; "güzel kızım ne güzel olmuşsun" "teşekkür ederim efendim, o sizin güzel bakışınız" tebessüm etti; "mütevazi kızım benim" Kevser hanım, anneme döndü; "kübra hanım yemekler hazır, dilerseniz sofraya geçelim, veya sonra derseniz sonra geçelim" "bizim için hiç farketmez efendim" "buyrun öyleyse sofraya soğumadan yiyelim" beraber salona hazırlanmış sofraya geçtik.
Güzel bir sohbet eşliğinde yemeğe başladık, babamlar aralarında konuşurken annem ve kevser hanımda sohbete dalmıştı. Azat arada bir bana kaçamak bakışlar atıyordu. Bir süre sonra kapı çaldı, azat kalkıp kapıya baktı.
Esin tüm sıcak kanlılığı ile içeri girdi; "selamın aleyküm, kusura bakmayın geç kaldım" şahin bey; "kızım nerede kaldın, gelemedin bir türlü merak ettim" "haklısın babacım arkdaşlarla lafa dalmışız kusura bakmayın tekrar" annem; "olsun hanım kızım ne kusuru" kevser hanım; "geç kızım hadi otur yerine" esininde yerine oturması ile tekrar yemeğe başladık.
Babamlarda aralarındaki muhabbete geri döndü, esin; "yenge nasılsın" "iyiyim canım elhamdülillah, sen nasılsın" "iyiyim bende, okul nasıl gidiyor" "güzel, senin işler nasıl gidiyor" "iyi çok şükür, bende yarın izmire dönüyorum, restorandakilerin bana ihtiyacı var, zaten kısa bir süreliğine geldim" azat; "esinim, benim maharetli güzel kardeşim" "abi bir yemeğimi yeseydim" "tamam yedikten sonra" esin babası şahin beye döndü.
Dertlenerek; "baba allah aşkına abime birşey de her allahın günü tatlı yapamam ben" şahin bey; "kızım benide mi kıracaksın" azat zaferle güldü; "bıcırık hiç boşuna uğraşma benim olduğum kadar babamda senin tatlılarına hayran" "size son kez arz ediyorum ben pastacı değilim aşçıyım aşçı" azat; "bizde onu diyoruz işte, konuştur aşçılığını" esin; "tamam abi tamam" kevser hanım; "oğlum rahat bırak kardeşini, kızım malzemelerin yerini biliyorsun" esin kevser hanıma; "sendemi be bürütüs" hepimiz gülmeye başladık.
Kevser hanım; "iyide kızım senin elinin lezzeti bir başka" aklıma o gün esin' in getirdiği tatlı geldi, gerçekten böyle bir lezzet yememiştim; "acaba ben rica etsem, yaparmısın" mutlulukla tebessüm etti; "sen istersinde ben yapmazmıyım canım yengem" herkez şok içinde baktı.
Azat; "kız cadı ben isteyince neden hemen tamam demiyorsun, abinim ben abin" "o da banim yengem, seninle evlenerek beni bir tatlı canavarından kurtarıyor tabi yapacağım" "banane sende bu kadar güzel tatlı yapmasaydın" "canavarsın abi" şahin bey; "çocuklar tamam" ikiside yemeğine döndü.
Babamlar ve annemler yeniden kendi aralarında muhabbete daldılar, azat kısa bir sessizlikten sonra; "tamam gideceksin zaten küsmeyelim boş yere özür dilerim" "affettim, bende özür dilerim sana canavar dedim" azat esinin elini tuttu; "haksız sayılmazsın ama ne yapayım kızım çok güzel tatlı yapıyorsun" bu hallerine istemsiz güldüm.
Kevser hanım; "bu itirafı duyduğum iyi oldu oğlum" "sultanım ben öyle demedim" "diyorsun" "tabi canım hem esin senden almış el lezzetini, demi bıcırık" esin; "yenge görüyorsun değilmi ben böyle u dönüşü görmedim" istemsiz güldüm; "evet canım" annem; "azat oğlum kardeşine çok düşkün maşallah" kevser hanım; "öyle, ama ben eminim sahra kızımın da yemekleri güzeldir" annem; "elbette" herkez kendi arasında konuşmaya daldı.
Esin ise yemeği bittikten sonra bize tatlı yapmak için mutfağa gitti. Azat; "sahram iyimisin" "evet neden sordun" "bir solgun duruyorsun" "merak etme iyiyim ben, biraz yoruldum bugün ondandır" "eminmisin" "evet merak etme iyiyim" bir anda telefonum çaldı.
"Buyrun kimsiniz" herkezin odağı bir anda bana döndü; "hocam ben baran öğrenciniz" "baran efendim. Bu numara kimin" "hocam uzun hikaye yardımınıza muhtacım" "ne oldu iyimisin neyin var" "hocam ben karakoldayım" "ne! Oğlum iyimisin ne oldu" "hocam iyiyim ben korkmayın, sadece buraya gelebilirmisiniz" "kapat geliyorum" telefonu kapatıp ayağa kalktım.
Babam; "kızım nereye" "baba karakola gidiyorum" hepsi bir anda; "ne" demiş bulundu, azat; "sahram ne oldu kimdi o arayan" "öğrencim vardıya baran" "he yürek yemiş olan" "azat. Evet o, karakoldayım gelirmisiniz dedi" azat; "bende geliyorum" "kal deyip inatlaşacak vaktim yok. Baba ben orda işim bitince evime geçerim görüşürüz" aceleden cevap bile dinlemeden çıktım.
İnşallah beni yanlış anlayıp kızmazlar. Hızlıca binadan çıkıp arabaya bindik, direk karakola geldik. Güvenlik barikatını geçip bir kadın polisi durdurdum; "komiserim kolay gelsin, ben baran bektaşa bakmıştım, lise son sınıf öğrencisi kendisi" "baş komiserimde sizi bekliyordu buyrun" beraber kadın komiseri takip ettik.
Müsade isteyip bir odaya girdik; "hocam" "oğlum" baş komiser; "siz kimsiniz" azat araya girdi; "karım" "siz kimsiniz" "kocasıyım" "beyfendi sakin" daha fazla dayanamadım ve araya girdim; "azat tamam lütfen" yanıma gelip elimi tuttu.
Komisere döndüm; "sahra uygar ben baran' ın öğretmeniyim" "peki" "öğrencim neden burada" "öğrenciniz sınıf arkadaşını darp etmiş, ailesi şikayetçi ve çocuğun durumu çok kötü" barana döndüm; "yaptınmı oğlum böyle birşey" "hayır hocam vallahi ben yapmadım" komisere döndüm; "darp mevzusunu öğrencimin yaptığına dair bir delil varmı" "kamera kayıtları var, yüzü tam görünmesede belli baran olduğu" "hocam yemin ederim ben yapmadım" oğlum yaptınmı gerçekten.
Bu kadarmı gözleri kör oldu; "baran ben sana inanıyorum oğlum ama kanıtlaman gerek, o saatte neredeydin" "hocam söyleyemem" polis; "işte itiraf etti ordaymış" "değildim" "baran bak tedirgin olma söyle neredeydin" "hocam yemin ederim ben yapmadım o saatte değil orda olmak oranın yöresinde bile değildim" polise döndüm.
"İzin verirseniz öğrencimle tek konuşmak istiyorum" "normalde asla böyle birşey yapmam ama sonunda olayı itiraf edecekse tamam" "halledeceğim inşallah" komiser bey odadan çıktı.
Barana döndüm; "otur şuraya" "siz emir kipi ile konuşuyorsanız benim cenaze namazım kılındı büyük ihtimal" "baran otur" geçip oturdu; "şimdi bir kiminle kavga ettin" "kimse, kimse yan gözle bile bakmadım kaç gündür hocam yemin ederim" "peki yaralanıp seni ihbar eden kim" "12/F den ali, hocam ben onunla yüz yüze bile gelmedin neredeyse ne zaman muhabbeti ilerletip bu raddeye geleceğim" bu konuda haklıydı.
Peki kim; "neden seni ihbar etti öyleyse" "bilmiyorum ah bir bilsem" "sen peki olayın olduğu saatte neredeydin" "sır" "baran oğlum evladım benim sinirlerimle oynama, nerdeydin" "söyleyemem" "olur oğlum söyleme sen on sekiz olmuştun değilmi" "evet" "tamam. Sen şimdi söyleme seni bir güzel üstüne atılan suç ile ceza evine atsınlar o zaman koğuş arkadaşlarına anlatırsın sırrını" "hocam nolur yardım edin" la havle.
Yok bu çocuk beni sınıyor; "oğlum benden ne gibi bir beklentin var acaba. Sen o saatte neredeydin söylemezsen kusura bakma ama ömrü billah çıkamazsın, ben sana söyleyim en kötü beş yıl" "hocam etme eyleme" azat; "hala hocam yapma diyor. Oğlum bak ben karım gibi fazla sabırlı değilim attırma tepemi neredeydin o saat de, söyle kurtul" sustu.
Sakin kalabilmek adıma elimi yüzüme kapattım. Tekrar barana döndüm; "nerdeydin şahidin varmı" "söyleyeceğim ama okuldan hiç kimse duymayacak" "tamam şurdan kurtulalımda yeterki" derin bir nefes aldı.
Başını yere eğdi; "kabristandaydım" "ne, neden" "önce söz verin kimse bilmeyecek bunu" "tamam söz" "söz" "ben herkeze yalan söyledim herkez beni okul çıkışı eve gidiyorum sanıyor ama gitmiyorum" "neden" "evim yok" "nasıl allah aşkına doğru düzgün anlat" "annem, babam ve kız kardeşim 6 sene önce bir trafik kazasında vefat etti. O gün biz ailecek tatilden dönüyorduk, nasıl olduğunu anlamadım bile, gözlerimi açtığımda bir hastane odasındaydım. Doktorlar muayne edip iyi olduğuma emin oldular. Sonra süslü bir kadın geldi pedekokmuş" güldü; "güyya ailemin öldüğünü onunla beraber söyleyince etkilenmeyeceğim. Akrabalardan kimse beni ailesinde geçici süreliğinede olsa kabul etmedi durum böyle olunca beni esirgeme kurumuna verdiler senelerce evlat edinmeye gelen ailelerden saklanıp onlara kötü davrandım sırf beni almasınlar ailemden başkasına aile demeyim diye. On sekiz olduğumda yasal hakkımı kullanıp ordan ayrıldım. Dün de kardeşimin doğum günüydü. O yüzden ordaydım"
Allahım nasıl büyük imtihan ya rabbim; "başın sağ olsun" "dostlar sağ olsun" "peki neden bunca zaman sakladın" "kan bağım olan insanlar bile beni kabul etmezken kimse beni istemez diye korktum" azat iç çekti; "ne geçmişmiş arkadaş ciğer bırakmaz insanda" baran gülerek; "dün boğazıma yapışan adam benim için üzüldümü banamı öyle geliyor" "şş coşma karımı üzmezsen niye iyi anlaşmayalım" şimdi ne yapmalı.
Aklıma gelen fikirle barana döndüm; "şimdi olay açıklığa kavuştuğuna göre sen polise gerçeği anlatıyorsun ve bu olaydan kurtuluyoruz" "olmaz söylersem ali öğrenir sonrada bütün okula yayılır" "baran söyleyeceksin" "hocam olmaz ben o gerzeklere sabredemem sonra olay olur siz üzülürsünüz olmaz" azat; "baran sen o civarlarda alışveriş yaptınmı" "evet, bir çiçekçiden çiçek aldım kardeşime" "o zaman şöyle yapıyoruz polise ifadenin gizli kalmasını isteyerek gerçekleri anlatıyoruz, sonra sen çiçekçinin adresini ismini veriyorsun oranın mutlaka kamerası vardır bakıp seni aklıyorlar bu konuda burda kapanıyor" "bak bu olur sadece polisin bilmesini kabul edeceklerse olur" azat gidip polisi çağırdı.
Komiser bey geçip masasına oturdu; "sonunda konuşuyorsun" "bu anlattıklarım gizli kalacak bu odadakiler dışında kimse bilmeyecek" "tamam gizli ifade yaparız sorun yok, anlat" "ben o saatte rüya çiçek evinden bir demet çiçek alıp karşı yaka mezarlığına gittim" "neden karşı yaka mezarlığna gittin" "ailem. Annem babam ve kız kardeşimi altı sene önce trafik kazasında kaybettim sistemden araştırabilirsiniz. Dün gitmemin sebebide kardeşimin doğum günüydü. Size yemin ederim ben o çocukla doğru düzğün muhabbet dahi etmedim. Bu durumda nasıl kin besleyip de kavga edeyim" "analadım. Fakat söylediğine göre tanıyorsun" "evet fakat dediğim gibi. Doğru düzgün muhabbet dahi etmedim. Siz ismini söyleyince bile zor hatırladım kim olduğunu" "peki alinin bildiğin bir çevresi varmı" "sanırım yok çok görmüyorum zaten tenefüslerde arasıra karşılaşıyoruz sadece" "peki sence kim yapmış olabilir" "onu sizin kadar bende merak ediyorum ama yok" "tamamdır ben dediklerini arkadaşlardan rica edip araştıracağım eğer söylediklerin doğruysa sözlü ifadeni aldım zaten yazılı ifadenide alıp serbest bırakacağım" hepimiz rahat bir nefes verdik.
Baran; "bu söylediklerimi karşı taraf duymayacak değilmi" "hayır ben halledeceğim izninizle" komiser odadan çıktı. Allahım sana çok şükür bunuda hallettik, baran; "hocam sizi yordum akşam akşam kusura bakmayın" "önemli değil. Hem tabiki beni arayacaksın çünkü en sevdiğin hocan benim" güldürme çabam işe yaramıştı.
Gülmesi bitince; "tabiki siz başka kim olacaktı" üçümüzde güldük.
İlerleyen saatlerde polislerin araştırması bitti baran ile ilgili son işlemleride yapmaya başladılar. Azat baran işlerini hallederken beni bir köşeye çekti; "azat ne oldu" "ay yüzlüm, eğer sende olur dersen baran bizimle gelsin bende kalır tabi kendiside isterse" allahım iyiki bu adamı benim karşıma çıkardın.
Sevinçle baktım; "azat gerçektenmi ciddi misin" "evet tabiki. Analttıklarına göre yanılmıyorsam çocuk sokaklarda sabahı sabah ediyor. En azından şimdi bir süre bende kalsın sonra oturur daha sağlam bir mantıkla konuşuruz" "tamam. Bana hatırlat olurmu yalnız kaldığımız ilk an sana kocaman sarılacağım" güldü; "bu fırsatı asla kaçırmam" baran işi bitince yanımıza geldi.
Azat; "tamam mı herşey" "evet artık aklandım gerisi polislerde" azat; "hadi gidelim o zaman" "görüşürüz hocam tekrar teşekkür ederim" "sende bizimle geliyorsun" "hocam olmaz sağ olun" azat; "şş bana bak kızdırma beni düş önüme" "azat abi sağol" "baran abi diyorsan sözümü dinle yürü" "iyide nereye" "benim evime bende kalacaksın" "ben zaten size yeterince zahmet verdim olmaz" "bana bak etrafta otuz tane polis var demem alırım ayağımın altına yürü geliyorsun dediysem geliyorsun" "peki tamam" karakoldan çıkıp arabaya bindik.
Bizim binanın önüne geldik, biz inince baran da indi. Binaya girip bizim kata çıktık; "hocam biz niye sizin eve geldik" "benim evime değil sadece azatında evine geldik" "nasıl siz ne zaman düğün yaptınız" azat; "daha resmi olarak evlenmedik ikimiz komşuyuz bizde tesadüf eseri öğrendik" baran güldü; "nasıl yani siz birbirinizin komşusuydunuz ve birbirinizden haberiniz yokmuydu bu zamana kadar" "evet" demiş bulundum.
Baran azatın susmazsan beş kardeşi göreceksin bakışı ile gülmeyi bıraktı. Sonunda vedalaşıp ayrıldık. Onlar azatın evine bende kendi evime girdim. Üzerimi değiştirip abdest aldım ve yatsı namazımı kıldım.
Namazım bittikten sonra telefonum çaldı arayan annemdi, hızlıca cevapladım; "annecim" "kızım ne yaptın" "iyiyim annecim evdeyim hatta şuan yatsı namazımı kıldım. Siz ne yaptınız" "bizde iyiyiz kızım bir saat önce falan geldik eve. Seni merak ettim apar topar gittin" "ya evet sizede çok ayıp oldu kusura bakmayın özür dilerim. Öğrencilerimden baran bir yanlış anlama üzerine tutuklanmış onun yanına gitmem gerekti. Uzun hikaye anlatırım inşallah sonra" "tamam kızım, iyimi peki çocuk" "evet merek etme hallettik çok şükür" "çok şükür inşallah bir daha olmaz" "amin annecim" aklıma geleni anneme danıştım; "anne kevser hanımlara çok ayıp oldu arayıp konuşsam mı" "olur kızım sen nasıl uygun görürsen" "tamam o zaman yağrın konuşurum" "iyi olur. Ben artık kapatayım sende dinlen yağrın okula gideceksin" "tamam allaha emanet ol" "sende kınalı kuzum benim" son söylediği ile tebessüm ederek kapattım.
Azat ile tanıştığımız evet dediğimiz günden beri çekirdek ailemden herkez neredeyse kınalı kuzum diyordu. Bunu nedense dinen evlenmiş ve resmi nikahla evlenecek olmama bağlıyorum. Fazla vakit kaybetmeden anne sözü dinleyip, uyudum.
Bölüm sonu.
