3. bölüm · Kahve Gözlü Yabancı

Komplo!

Selpak Selpak

BÖLÜM 3
Aldığım gazete yazısı projesinden, daha doğrusu bana zorla verilen projeden sonra Emre numaramı almış ve akşam arayacağını söylemişti. Ona Dinçer’i sorduğumda görüntülü aramaya onu da ekleyeceğini, o zaman Dinçer’in kim olduğunu öğrenebileceğimi ekleyerek gitmişti. Giderken yüzünde değişik bir şey görmüştüm, sanki bir şey planlıyordu. Sezgilerim bu çocuğun normalde gerçekten de normal biri olmadığını söylüyordu.
Kim bilir, bunu zaman gösterecekti...
Akşam eve geldiğimde biraz abimle uğraşmış, ardından akşam yemeğine kadar odama çekilmiş ders çalışmıştım. Arada bir telefonda reels izliyor ve son ses şarkı açıp kendi kendime eğleniyordum. Annemler geldiğinde hep beraber yemeğe oturmuştuk. Yemekte barbunya vardı. Yüzümü ekşite ekşite yemeye başladım, yanımda abim oturuyordu. Ağzıma ilk lokmayı attığımda yanımdan bir fısıltı duydum.
‘Kesinlikle pizza sipariş etmeliyiz, bak eğer pizzayı sipariş ettiğimi annemden gizlersen sana da sipariş ederim, tamam mı?’
Ona baktım, birkaç saniye düşünmüş, ardından cevap vermiştim.
‘Kesinlikle hayır, istersen önceki hamburger faciamızı hatırla!’ diye ona sessizce sitem etmiştim.
Onun yüzünden annem gecenin birinde beni kuryeden hamburgeri alırken yakalamış, hem kuryeyi hem de beni azarlamıştı. Kuryeye mi üzüleyim yoksa kendime mi bilememiştim. Allah’tan adam anlayışlı çıkmıştı da özür dilediğimde normal bir tepki vermişti. Bunun gibi abimin başıma açtığı, sayıp sayıp bitiremeyeceğim o kadar çok dert vardı ki...
‘Hadi ama nolur Biricik, bir seferlik bana yardım edeceksin. Bu kadar mı zor be kızım, abin açlıktan ölsün mü?’
‘Hem sana o çok istediğin kablosuz kulaklığı alacağım, söz.’
Kulaklık kelimesini duyduğumda gözlerim parladı.
‘Anlaştık. Ama annem yakalarsa her suçu senin üstüne yıkarım, tamam mı?’
‘Öfff Biricik, tamam tamam!’
Abimin küçük çaplı isyanını görmezden gelirken kulaklığı düşününce masadaki barbunya bile daha tatlı gelmişti.
Annem bizim fısıldaşmalarımızı izliyormuş gibi biz konuşmayı kesince o konuştu.
‘Ne fısır fısır konuşuyorsunuz siz bakayım? Berk, yine ne söylüyorsun kardeşine?’
‘Hiç anne. Abimin ne zaman Ankara’ya döneceğini sordum da.’
Annem şüpheci bakışlarını ikimiz arasında getirip götürürken babam işiyle alakalı şeylerden bahsederek konuyu bizim üzerimizden çekmişti.
Abimle birbirimize zafer bakışları attık.

Yemekten sonra odama geçmiştim, abim pizzayı sipariş etmişti. Ben ise telefonda Emre’nin kurduğu gruba attığı mesaja bakıyordum.
Grup adı: COĞRAFYA YAZICILARI
‘Selam, ben Emre Başar, 12/B sınıfı başkanı ve okulun gözde öğrencisiyim.’
‘Bu grubu, kıymetli, oldum olası tatlılığıyla bizi bitiren, sadece onun derslerini dinlediğim, normalde denemelere bile girmezken beni küçük tehditleriyle zorla denemelere sokan ve sadece coğrafyayı çözdüğümü görüp kızan, ayrıca favori hocam Belkıs Hoca’nın verdiği proje dolayısıyla açmış bulunmaktayım.’
Bu kadar uzun cümleyi okurken yorulmuş olan bana, bu cümleyi nasıl yazdığını düşündürmüştü.
‘Görüntülü konuşma için 21.00 uygun mu?’
Dinçer: Bana uyar. Ayrıca Emre, bu kadar uzun cümle kurarken yorulmadın mı be oğlum?
Daha yüzünü bile görmediğim bu çocuğa hak vermiştim.
Ya da ben öyle sanıyordum...
‘Bana da uyar.’ mesajı attıktan sonra Dinçer denen çocuğun profiline girdim.
Profilde elinde sigara tutan, başı eğik bir çocuk vardı. Arka planı bizim okula bakıyordu. Kapşonluyu kafasına geçirmiş, üstüne de siyah kulaküstü kulaklığını takmıştı. Başı eğikti. Baktığımda kim olduğu hakkında bir fikir yürütememiştim.
Yukarıdan gelen bildirimle dikkatimi mesaja vermiştim.
Emre: Okeyy gençler, 15 dakikaya konuşmaya geçeriz.
Emre: Dinçer kardeşim, profilin niye bana ateş atıyor? Hem sen hani profil koymazdın, bir anda koyasın tuttu ha?
Profilini yeni mi koymuştu?
Sessizce ikisi arasında olan değişik atışmayı izledim. Sanki birbirlerini seviyorlardı ama uğraşmadan da duramıyorlardı.
Dinçer: Fikrimi değiştirdim. Ayrıca 10 üzerinden puanla.
Az önce puanla mı demişti o?
Emre: On üzerinden bin veriyorum. Aşırı beğendim ama Adem Hoca görmesin, o sigarayı sana yedirir.
Dinçer: Göremez, zaten engelledim.
Emre: Ruh hastası adam ya, salmıyor bizi, her dakika başımızda.
Az önce benim favori hocama laf mı atılmıştı? Kesinlikle sessiz kalamazdım!
Biricik: Asıl siz salak olduğunuzdan anlamıyorsunuz. Hem Belkıs Hoca senin favori hocan da, Adem Hoca da benim favori hocam.
Favori hocama söz söylettirmezdim!
Dinçer: O adam senin nasıl favori hocan olabilir? Hem hakaret mi, çok ayıp.
Emre: Seveni olduğunu sanmıyordum.
İkisinin de aynı anda attığı mesaja sinirle baktım. Ellerim klavyede hızla gezinirken dudaklarımın arasında
‘O koca kafalarının içinde beyin olmadığından o kadar eminim ki ama kanıtlayamam…’ diye mırıldandım.
Biricik: Sizce şu anda yaptığınız ne kadar doğru? Adama işini yaptığı için kızamazsınız. Ayrıca belki de iyiliğimizi düşünmüştür diye hiç o olan ama asla kullanmadığınız için paslanmış beyninizden geçirdiniz mi?
Dinçer denen çocuk bana görüldü atıp çevrimdışı olmuştu ama Emre konuyu değiştirerek gerginliği almaya çalıştı. Daha şimdiden sinir olmuştum bu çocuğa.
Emre: Biricik’ti değil mi? Profilini beğendim.
Ne yaptığını anladım fakat ben de ona ayak uydurdum çünkü ben de gerginlik istemiyordum.
Biricik: Evet, adım Biricik. Ayrıca teşekkür ederim. Profilime girdim. Profil fotoğrafımda omzuma kadar gelen kıvırcık saçlarım açıktı ve haberim olmadan çekilen bir fotoğraftı. Yüzüme yakışan bir gözlük vardı yüzümde ve bir kafede oturmuş, yanımda kahvemle kitap okuyordum. Kitap bir romandı. Beyaz bir gömleğin üzerine sıfır kollu bir kazak giymiştim, kolumdaki saatim bana ayrı bir hava katıyordu. Oldukça hoş göründüğümü fark edip gülümsedim.
Emre: Kitap okumayı seviyorsun sanırım.
Biricik: Evet, hem de fazlasıyla.
Emre: Biyografindeki bir şiirden alıntı mı?
Biricik: Evet, Sezai Karakoç.
Dinçer: Mona Roza
Klavyenin üzerinde hızla hareket eden ellerim durmuştu. Ne yani, biliyor muydu? Kaşlarım havalandı. Şaşırmıştım.
Biricik: Nereden biliyorsun?
Bana cevap veren Dinçer değil Emre olmuştu.
Emre: Dinçer çok kitap delisi, inanamazsın. Odasının bütün duvarlarını kapsayan devasa bir kitaplığı var.
Bu cümleyle daha çok şaşırmıştım.
Emre: Ben de birkaç bir şeyler biliyorum. Mesela
‘Aşk kalbimi yakan bir volkan gibidir, en sevdiğim yemek salçalı biftektir.’
Bu mesajı gördüğüm an güldüm. Az önce Süt Kardeşler filminden bir alıntı yapmıştı.
Biricik: Komik birisin.
Dinçer konuşmalarımızı sadece izliyordu sanırım çünkü çevrimiçiydi ve konuşmaları görüyordu.
Emre: Sen de güzel birisin.
NEEEEE! Emre okulda her kıza yürüyen bir çocuktu ve bana takıldığından emindim. Tam mesaj yazacakken Dinçer yazmıştı.
Dinçer: Emre, kıza yürüme seansın bittiyse bizi bekleyen bir proje var, ona mı geçsek?
Emre: Tamam abi, sakin ol ya.
Dinçer bu mesaja orta parmak emojisi atmıştı.
Aramaya geçtiğimizde sadece Emre’nin kamerası açıktı.
Emre: Açın kameraları, bu önemli bir proje, derken kamerada saçlarını düzeltiyordu.
Kesinlikle akıllanmayacak bir çocuktu.
Topladığım saçlarımı açtım ve biraz düzelttikten sonra bilgisayara geçip masamdaki eşyaları hızlıca yatağıma attıktan sonra görüntümü açtım.
‘Tekrardan selam,’ dedim.
Emre bana gülümsedi ve selam dedi, ardından ekledi:
‘Dinçer abi, sen yeni evlenmiş nazlı gelin misin, açsana şu görüntüyü!’
Ben o arada kameraya odaklanmamış, üstümdeki siyah hoodiyi düzeltmiş ve masada duran kahve bardağımı dudaklarıma götürmüştüm.
Tam o anda Dinçer denen çocuğun kamerası açılmıştı. Asla beklemediğim kişiyi kamerada görünce içtiğim kahve boğazımda kalmış, kahveyi zar zor yutarak öksürmeye başlamıştım.
Emre bu tepkimi görünce dudaklarında bir sırıtış belirdi. Sanki bilerek beni bu projeye eklemiş gibi yüzünde kurnaz bir ifade vardı. Biliyordu değil mi? Benim bu çocukla olan değişik sohbetimden haberi vardı kesinlikle!
‘Ne oldu Biricik, beklemiyormuş gibi bir tepki verdin?’
Pislik!! Zar zor öksürmemi bastırıp boğazımı temizledim ve kameraya döndüm, omuzlarımı dikleştirdim.
‘Biliyor muydun benim bu çocukla olan husumetimi?’ diye sordum. Bu arada gözlerim, benim bu şaşkın ve afallamış halimi eğlenerek ve keyif alarak izleyen, sandalyesine rahatça yayılmış oturan Dinçer’e kaydı.
Emre’den cevap gecikmedi.
‘Belki birazcık ama bence bu projede bize yardım etmene engel değil.’
Sinirle cevap verdim:
‘Tabii ki de bir engel! Yarın Belkıs Hoca’nın yanına gidip bu projeden ayrıldığımı söyleyeceğim.’
En sevmediğim şey bana yalan söylenmesiydi.
‘Hayır, bunu yapamazsın. Çünkü coğrafya hakkında bir gram fikrin yok ve benim coğrafyam çok iyi. Sana ben anlatacağım coğrafyayı.’
Duyduğum sesle Dinçer’e döndüm.
‘İstemez!’ dedim ve görüntülü sohbetten ayrıldım, o gruptan da çıktım.
Bu gerizekâlı kendini ne sanıyordu? Kibirli çocuk!!
Yarın ilk yapacağım şey Belkıs Hoca’ya gidip bu projeden ayrılmak istediğimi söylemek olacak!

Selam bölüm sonu ben geleyim dedim sizin yorumlarınız benim için oldukça önemli yorum yaparsanız çok sevinirimm