6. bölüm · Kahve Gözlü Yabancı

BÖLÜM 6

Selpak Selpak

BÖLÜM 6
Bazen içindeki sıkıntıları dindirmek ister insan dindiremez terzi gibi kendi söküğünü dikemez ister ki biri gelsin dindirsin bu sıkıntılarımı ama kimse gelmez işte o an aramaya başlar birini kimileri bazen bulamaz kimileri ise gökte ararken yerde bulur gibi kaderin oyununa yenik düşer.
Bugün cumartesi olduğu için çok erken uyanmamış saat 10’da uyanıp kahvaltımı etmiş hazırlanmaya başlamıştım.
Annem neye hazırlandığımı sorduğunda dışarı çıkacağımı söylemiştim o da garipsememişti.
Üstümde siyah boğazlı bir badi ve altımda geniş paçalı bir pantalon vardı.Kıvırcık saçlarımı cuma günü şekillendirdiğim için toplamamış açık bırakmıştım karışıklığı bana bneim olduğumu hissettiriyordu.Zaten yeterince kabarık olan saçlarıma daha çok kabarmasın diye saç yağı sürmüş melek figürü taşıyan gümüş bir kolye takmıştım koluma gümüş renkli saatimi de takıp kol çantama birkaç şiir kitabı ve asla göstermeyeceğim şiir defterimi de almıştım.
Tabii bu fikirden pişman olacağımdan benim de haberim yoktu.
Kapıdan çıkarken siyah deri ceketimle göz göze geldim ama havanın sıcak olacağını düşünerek almadım ayakkabılarımı giyinip asansöre bindim.
Asansör inerken maskara sürdüğüm kirpiklerime baktım normal bir insanın kirpiğine göre uzundular zaten maskara da sürünce yüzümde en çok dikkat çeken yer haline geliyordu.Elimde tuttuğum nemlendirici ruju dudaklarıma sürdüm ama hemen rahatsız olup cebimden çıkardığım peçeteyle silmiştim.Hem dudaımın renginden rahatsızdım hem de renk veren şeyleri hatta normal bir nemlendiriciyi bile süremiyordum dudaklarıma.
Zemin kata geldiğimde asansörden çıktım ve apartmanın demir kapısından çıktım.Bu arada dikkatim telefonuma gelen mesaja çevrilmişti.Çıkmadan önce Emre’ye geçmiş olsun mesajı atmıştım.O yazmıştı.
‘Geçmiş olsun Emre kolunu kırmışsın sanırım Dinçer söyledi.’
‘Sağol Biricik adın gibi biriciksin.’
Bu yazdığını gördüğümde gülme dürtüme engel olamadım ve küçük bir kahkaha patlattım.
Küçük kahkahamı durduran ve başımı telefondan kaldırmama sebep olan şey yakınımdan gelen bir sesti.
‘Ne o neye gülüyorsun?’
Karşımda elleri cebinde oldukça rahatça ama yüzünde anlam vermediğim bir yüz ifadesiyle bana bakan kişi Dinçer’di.
‘Hiç.’
‘Ne hiç neye gülüyorsun?’
‘Sanane sırık.’
‘Bana ne mi komşu kızı?’
‘Evet,sanane.’
‘Evet banane dimi komşu kızı?’
Bu ne biçim bir sohbetti?
‘Bir daha tekrarlayacak mıyız bu konuşmayı?’
‘Hayır.’
‘Senin ne işin var burada?Hani kafede buluşacaktık?’
Dün akşam böyle konuşmuştuk.
‘Seni evinden almaya geldim komşu kızı teşekkür etmelisin.’
Bu çocuğa bazen oldukça sinir oluyor saçlarını çekmek kolunu ısırmak istiyordum.
Sinirle nefes verdim ve konuşmama devam ettim:
‘Gelmeseydin sırık!’
‘Geldim.’
‘Mallesef’dedim gözlerimi devirirken.
‘Gözlerin şaşı kalacak komşu kızı.’
Başımı olumsuz ve umutsuzca iki yana salladım bu sırada onu inceleme fırsatım olmuştu üstünde benim gibi simsiyah kumaş bir pantalon ve üstünde beyaz bir tişört vardı tişörtünün üzerine siyah deri bir ceket atmıştı.Kolundaki koyu lacivert rengindeki saati ona yakışmıştı.Saçlarını özenle şekillendirmiş gibiydiçünkü özenli bir dağınıklık vermişti. Boynunda zincir gibi ucunda kökleri uzanan kalın bir ağaç simgesi olan bir kolye vardı.İyi görünüyordu bunu yalanlayamazdım.
Ben baktığım süre zarfı boyunca o da beni inceliyordu tahmin ettiğim gibi en çok oyalandığı yer kirpiklerim olmuştu okulda makyaj yapmıyordum ve bu yüzden büyük ihtimalle benim bu halimi ilk defa görüyordu.Şaşkın gibiydi.
Telefonumdan yükselen bildirim sesiyle ikimiz de hafifçe irkilmiş ve gözlerimizi birbirimizden almıştık.
Emre yazmıştı çocuğa görüldü attığımı sonradan fark etmiştim.
‘Ne o espirimi beğenmedin mi?’
‘Hayır yanlış anlama Dinçer yüzüne yazamadım yoksa gerçekten başarılı bir espiriydi.Beni güldürmeyi başardın.’
‘Dinçer de mi yanında ?’
‘Evet.’
‘Anladım ben sizi daha çok tutmayayım o zaman ama Dinçere Zendaya için dostunun hem kalbini hem de kolunu kırmak çok yanlış bir şey olduğunu söyler misin?’

Bu dediğinden gram bir şey anlamamıştım ama eli kafasında başını yukarı kaldırmış gökyüzüne bakan Dinçer’e döndüm.
‘Hey sırık Emre sana Zendaya için dostunun kolunu ve kalbini kırmanın çok yanlış olduğunu söylememi istedi.’
Bana bakmış ve dediklerimle yüzü değişmişti.Yüz ifadesinin yerini pişmanlık aldı.’
‘Ne bu Zendaya mevzusu çok özel değilse...’
Cümlemi tamamlayamadan konuşmamı kesti ve cevap verdi.
‘Boşver.’
Bu davranışını garipsemiştim ama bir şey demedim.
‘Hadi gidelim dikildik burada da.’
‘Emrin olur komşu kızı.’ derken eski keyfi yerine gelmişti.
...
Kafeye gelene kadar atışmalarımız devam etmişti.İkimiz aşırı ayrı kutuplardık ve asla birbirimize tahammülümüz yoktu ama bi noktada da benxerliklerimiz vardı.Hatta benden fazla olan edebiyat bilgisi hoşuma gitmişti.Edebiyat hakkında konuşmayı ve okuduğum kitapları anlatmayı yazarların hayatlarını araştırmayı hatta şiirlerin hikayelerini dinlemeyi çok severdim.
Kafenin önüne geldiğimizde bana kapıyı açtı ve yol verdi.Bu kafeyi Tarık abi işletiyordu hafta sonu mahallenin gençleri buraya gelirlerdi.Kimisi sevgilileri ile kimseye gözükmemek için kimileri ise arkadaşları ile sohbet etmeye gelirdi .Kısacası burası bizim gibi 16-23 yaş aralığındaki mahallelinin uğradığı çok da büyük olmayan bir kafeydi.
Cam kenarından uzak bir masaya oturdum.Bilerek cam kenarına oturmamıştım çünkü cam kenarı yola bakıyordu ve dikkatimi dağıtabilirdi.
Çantamı masaya koyup sandalyeye oturdum.
‘Neden cam kenarına oturmadın?’diye sordu.Tahmin ettiğim gibi.
‘Dikkatimiz dağılmasın diye.’
‘Sen harbiden çok ders çalışmışsın tekcik bunun başka bir açıklaması olamaz.’
‘Abartma sırık !’dedim kaşlarımı çattım.
‘Tamam tamam ne istersin kahve olarak?’
‘Latte al zaten tek içebildiğim kahve türü o burada.’
‘Ne yani şimdi bana ıce amerikano ya da mocha vs. Gibi asla anlamayacağım birtakım isimler sıralamayacak mısın?’
Anlam veremez bir ifadeyle ona baktım.
‘Hayır.Neden diyeyim ki?’
‘Bilmem...’dedi ve biraz yüzüme şaşkınlıkla baktıktan sonra devam etti.
‘Ne bileyim kızlar öyle yapıyor ya.Neyse bende latte severim zaten gidip alayım.’
Dedi ve kasanın olduğu yere yürüdü o arada gözüm masaya bıraktığı telefona kaymıştı.
Spiderman delisi diye kaydettiği biri durmadan ona mesaj atıyordu çok merak ettim ama buradan bakıldığında o küçük fotoğraftan anladığım kadarıyla bu profil Emreninkiydi.
Çünkü onun profilinde uzun ve dik bi saçlarıyla saçma bir şekilde dilini çıkarmış üzerinde kırmızı bir kazağı olan elleriyle spiderman işareti yaparak bundan keyif aldığı belli olan bir fotoğrafı vardı.
Aklımdan bu çocuğun deli olduğunu geçirdim.Ama Emre sandığımdan da zekiydi.
Gözlerimi telefon ekranından alma sebebim bu sefer karşı komşumuz Aybüke ablanın oğlu Ecevit oldu.
Ecevit benim çocukluk arkadaşım gibi birşeydi.Ben onu çok sevmezdim.Çünkü tavırları beni küçüklükten beri rahatsız ederdi.Sanırım benden hoşlanıyordu ama bunu son 1 yıldır fazlasıyla belli ediyor ve sakınmıyordu.Ecevit 19 yaşındaydı.Benim gibi ama benden hafif daha dalgalıya vuran kumral kıvırcık saçları vardı.Aslında yakışıklı bir çocuktu ama ben ona bu gözle hiç bakmamıştım.
‘Biricik bu aralar hiç görüşemiyoruz nasılsın?’
‘İyiyim Ecevit sen nasılsın Aybüke abla nasıl?’
Onu gördüğümde ayağa kalktım ve uzattığı eli tutup sıktım hafifçe ama elimi çekmeye çalıştığımda bırakmamış eğilip dudaklarına götürmüştü.
Bu hareketini gördüğümde gözlerim büyümüş elimi çekmeye bir kez daha çalışmıştım.
‘Ne yapıyorsun Ecevit?’
‘Bir şey yapmıyorum Biricik sadece sevdiğim kızı özledim.’demişti.
Elimi elleri arasına aldı ve okşadı.Bu hareketiyle yüzüm buruştu.
‘Ne yapıyorsun lan sen orospu çocuğu!’diyen sesi duyduğumda Ecevit sese dönmüş fakat ellerini elimin üzerinden çekmemişti.
Bundan rahatsız olduğum yüzlerce metre uzaktan yüzümden anlaşılıyordu.Dinçer’in anlamaması imkansızdı.
Kahveleri masaya koyup elimi Ecevit’in elinden çekti.
‘Bıraksana lan kızı!’dediğinde elimi Ecevit’in elleri arasından kurtarmış ve kendi eli arasına hapsetmişti,parmaklarımızı birbirine kenetledi.
Ne diyeyim ben bile bu hareketine şaşırmıştım.Bir ellerimize bir de Dinçere baktım sanki içinden bambaşka biri çıkmış gibiydi.
Ecevit bana bakmadan konuştu.Dinçer’e bakıyordu.
‘Kim bu adam Biricik?’
Dinçer o kadar olgun gösteriyordu ki Ecevit onu büyük zannetmişti halbuki aynı yaştaydılar.
‘Sanane lan it !’
Demişti Dinçer.Tam Ecevitin yakasına yapışacaktı ki ben bi anda önüne geçtim göğsüne boşta kalan elimi bastırdım.
‘Dur Dinçer!’
Tabiki de durmamıştı ama beni de itemedi elimi tuttuğu eliyle beni yeniden yanına almış elimi bırakmıştı.
‘Çantanı topla.’demişti oldukça sert bir sesle.İlk defa bana bu şekilde konuşmuştu.
Ecevit bizi izlemeyi bırakıp konuştu.
‘Biricik sevgilin mi bu adam?’sözlerini söylerken yüzünde bir hayal kırgınlığı belirdi ama hemen silinip o ifade çirkin bir hırsa döndü.
Ben ise çantamı o arada toparlamıştım. Tam Dinçerin çantasını da Dinçer’e verecekken Ecevitin yüzüne yumruğu geçirdi.
‘Aldın mı cevabını!Bir daha herhangi bir insana rızası olmadan dokunmayacaksın piç!’
Bu yumrukla Ecevit araksındaki masaya çarparken ağzımdan sinirli bir şaşkınlık nidası döküldü.
Dinçer elimi yine elime kapatmış ve çantasını tek koluna takıp kahveleri tek eline almış çıkışa ilerliyordu.
Bütün kafe bizi izliyordu seslere Tarık abi gelmişti.
‘Noluyor burada?’
Diye sormuştu .
Dinçer aşırı sert bir sesle ‘O yerde yatan piçe sor abi!’ demiş ve beni kafeden çıkarmıştı elime de kahveyi tutuşturmuştu.
Yağmur yağıyordu üstündeki deri ceketi çıkardı ve sertçe bana uzattı.
İlk defa bu kadar sinirli görmüştüm onu.Normalde itiraz ederdim ama hem üşüyordum hemde onun sakinleşmesini istediğim için aldım ve giydim.
Benim olmadığı çok belli oluyordu.Kolları bana uzun gelmiş ve popomun biraz altında bitmişti.
Eve beraber yürüken kahve bardağını inceledim.Tekcik(komşu kızı) yazdırmıştı bardağa.
Gülümsedim.
Dikkatini dağıtmak için konuştum:
‘Sen bana hep komşu kızı mı diyeceksin?’
‘Evet!’diye cevap vermişti.
Hala sinirliydi aslında şu anda benim sinirli olmam gerekirdi diye düşündüm ve konnuşmaay devam ettim.
‘Hatalıydın.’dedim kahvemi yudumlarken.
‘Değildim!’diye sinirle konuştu.
Evimin önüne gelmiştik ama hala konuşmaya daha doğrusu tartışmaya devam ettik.
‘Kesinlikle hatalıydın.Bunu yapma hakkın yoktu sırık!’dedim.
Sinirle elleirni saçlarından geçirdi.Keşke bende hgeçirebilseydim o an ellerimi saçlarımdan ama en son öyle bir şeye kalkıştığımda en son başıma gelenler aklıma geldi ve yapmadım onun konuşmasını bekledim.
‘Sana iznin olmadan dokunuyordu!’
‘Sadece elimi tuttu!’
‘Hayır öptü komşu kızı o şerefsiz senin elini öptü bunu yapamaz!’Diye resmen bütün mahalleyi ayağa kaldıracak şekilde bağırmıştı.
Biz tartışırken arkamızda bizi dinleyen ve çöpü atmaktan dönen annemi görmemiştik şu sorusuyla fark ettik:
‘Kim kimi öptü?’Annem bu soruyu sorarken oldukça heyecanlıydı.
‘O’ demiştik ikimiz de aynı anda.
Annem bu cevabımızla sırıttı.’Yani siz mi birbirinizi öptünüz?’
‘Hayır asla!’
‘Kesinlikle olamaz!’
Demiştik ikimiz de
Annem elinde hala çöp kovası tutarken sordu:
‘O zaman kim kimi öptü?’
‘Kimse kimseyi öpmedi anne bu sırık saçmalıyor’dedim yanımdaki Dinçere ölümcül bakışlar atarken.
Az önce bana bağıran Dinçer şuan suspus olmuştu.Ondan bunun hesabını soracaktım.
‘Pek inanmadım ama neyse.’dedi annem.
‘Siz niye berabersiniz şu anda?’diye devam etti.
‘Aslı abla biz Biricikle aynı projelerdeyiz de onun için buluşmuştuk yapmur çıkınca da geri dönelim dedik o arada biricik çöpten çıkan bir kediyi öptü ona kızıyordum ben.’
Baya iyi yalan söylüyordu.Görünüşe bakılırsa inandırmıştı annemi de.
Annem gülümsedi ve şu anda hiç olmasını istemeyceğim bir şey yaptı.
‘Dinçer yarın bize gel akşama kadar çalışırsınız akşam yemeğine de kalırsın olur mu yavrum?’
Dinçerin o keyifsiz yüzü gitmiş keyiflenmişti.Gülümsedi ve bana baktı sanki bana dünkü konuşmalrımızı hatırlatmaya çalışıyordu.
‘Tabiki olur Aslı abla memmuniyetle.İzniniz olursa gidiyim ben yağmur da yağıyor hasta olursunuz sizde içeri geçin isterseniz iyi günler.’dedi ve arkasını dönüp uzaklaştı.
Öfff anne öffff yaktın başımı!!