7. bölüm · KAFESTEKİ KÜREKÇİ: BEYAZ VEDA
SİNSİ TUZAK VE SARSILAN
7. Bölüm: Sinsi Tuzak ve Sarsılan İnançlar
Konaktaki o gerilimli kahvaltının üzerinden birkaç gün geçmişti. Asya, verdiği sözü harfiyen tutuyor, Boran’a o koca konağı da o odayı da adım adım dar ediyordu. Boran ne zaman ona yaklaşmaya çalışsa, karşısında adeta çelikten bir duvar buluyordu. Boran’ın o takıntılı aşkı, Asya’nın bu boyun eğmeyen, dik duruşu karşısında hem çıldırıyor hem de ona olan saplantısı her geçen saniye daha da büyüyordu.
Ancak konaktaki o sinsi sessizlik, arkadan dönen kuyuların habercisiydi.
O "Boran delisi" olan hizmetçi kız, üvey anne ve Ceylan’dan aldığı o ilk talimatı uygulamak için nihayet aradığı fırsatı bulmuştu. Akşamüstü Boran, çalışma odasında tek başına oturmuş, Asya’nın o gitgide büyüyen öfkesini nasıl dizginleyeceğini düşünürken kapı yavaşça çalındı. İçeri giren o sinsi kız, elindeki kahve tepsisiyle Boran’a yaklaştı.
"Ağam," dedi kız, sesine sahte bir mahcubiyet vererek. "Kahvenizi getirdim. Bir de... Şey... Konuşmak haddime değil ama, içim elvermedi."
Boran başını dosyalardan kaldırdı, o kapkara ve sert gözlerini kıza dikti. "Ne geveliyorsun sen? Sadede gel," diye gürledi.
Kız, koynundan eski, sararmış bir mektup ve birkaç resmi evrak çıkarıp masanın üzerine bıraktı. "Ağam, bu belgeler Asya hanımın eski evinden, üvey annesinin sandığından çıktı. Asya hanım o gece depoda 'abimin canı için evet diyorum' dedi ya... Aslında her şeyi biliyormuş. Babasının yıllar önce sizin ailenize yaptığı o büyük hatayı, o gizli lekeyi başından beri biliyormuş. Sizinle bilerek, bu konağa sızıp abisi Murat’la birlikte intikam almak için evlenmiş. Sizi parmağında oynatıyor ağam."
Boran duyduklarıyla buz kesti. Masanın üzerindeki o sahte belgeleri ve mektubu eline aldı. Üvey anne ve Ceylan, belgeleri öyle bir hazırlamıştı ki, Asya sanki her şeyden haberdarmış ve Boran’ı oyuna getirmiş gibi görünüyordu. Boran’ın o takıntılı zihni, en büyük korkusuyla yüzleşmişti: Asya’nın onu hiç sevmemesi bir yana, onu bir oyun için kullanması fikri içindeki o karanlık canavarı uyandırdı. Gözleri öfkeden kan çanağına döndü.
Boran masayı tek bir hamlede devirerek odadan fırladı. Merdivenleri dörder dörder inip avluda yürüdü ve Asya’nın odasının kapısını kırarcasına açtı.
Asya, yatağın kenarında oturmuş, her zamanki o dik ve asil duruşuyla Boran’a baktı. "Yine ne var Boran Ağa? Kapı çalmayı da mı unuttun?" diye tersledi onu.
Boran, bir fırtına gibi Asya’nın üzerine yürüdü. İki eliyle Asya’nın omuzlarından tutup onu arkasındaki duvara sertçe yasladı. Aralarında nefes alacak yer kalmamıştı ama Boran’ın gözlerinden bu kez hayranlık değil, saf bir nefret ve hayal kırıklığı fışkırıyordu. Elindeki o sahte belgeleri Asya’nın yüzüne doğru fırlattı. kağıtlar yere saçıldı.
"Bu ne?!" diye kükredi Boran. Sesi tüm konağı inletmişti. "Bana yalan söyledin! O gece depoda masumu oynadın, 'abimin canı için evet diyorum' dedin! Ama sen her şeyi biliyormuşsun! Babanın geçmişte bize yaptığı o iğrenç lekeyi, o günahı bilerek bu konağa sızmışsın! Beni oyuna getirmek, abin Murat’la arkamdan kuyu kazmak için mi benimle evlendin? Cevap ver!"
Asya, yüzüne fırlatılan kağıtlara ve Boran’ın bu ani öfke patlamasına anlam veremeyerek kalakaldı. Ne o mektuptan ne de babasının o geçmişteki hatasından zerre haberi vardı. Üvey annesinin ve Ceylan’ın ona kurduğu bu sinsi tuzaktan tamamen habersizdi.
Ama karşısındaki adam o kadar gözü dönmüş, o kadar kör bir takıntının içindeydi ki, Asya’nın o şaşkın yüzünü bir suçluluk belirtisi sandı. Boran Asya’nın yüzüne daha da yaklaştı, nefesi Asya’nın tenini yakarken dişlerinin arasından tısladı:
"Seni bu konakta yaşatacağım Asya... Ama artık o el bebek gül bebek baktığım, gururuna saygı duyduğum kadın olmayacaksın. Madem bana cehennemi yaşatmak için geldin, o cehennemin asıl ateşini şimdi ben başlatıyorum!"
