4. bölüm · KAFESTEKİ KÜREKÇİ: BEYAZ VEDA
KIRMIZI DUVAKLI TUTSAKLIK
4. Bölüm: Kırmızı Duvaklı Tutsaklık
Boran’ın o karanlık depodaki tehdidinin üzerinden tam bir hafta geçmişti. Asya, abisi Murat’ın canını kurtarmak için o gece "Tamam, seninle evleneceğim" diyerek teslim olmuştu. Boran sözünü tutmuş, fena halde dövülen Murat’ı adamlarıyla birlikte eve sağ salim bıraktırmıştı. Ancak Murat uyandığında ve kardeşinin bu evliliği kabul ettiğini öğrendiğinde her şey için çok geçti. Evin etrafı Boran’ın silahlı adamlarıyla sarılmış, düğün hazırlıkları sinsi bir hızla tamamlanmıştı.
Ve o büyük, korkunç gün gelip çatmıştı.
Konağın avlusunda devasa kazanlar kaynıyor, davullar çalıyor, tüm Şanlıurfa bu büyük düğünü konuşuyordu. Üvey anne ve Ceylan, içlerindeki o kıskançlık krizini gizlemeye çalışarak, sanki her şey normalmiş gibi ortalıkta dolanıyorlardı. Ama gözleri nefret kusuyordu. Asya ise odasında, aynanın karşısında adeta bir heykel gibi oturuyordu. Üzerindeki bembeyaz gelinlik ona bir kefen gibi hissettiriyor, yüzüne örtülen o kan kırmızısı duvak, geleceğinin üzerine çöken karanlığı simgeliyordu.
Abisi Murat, odanın kapısını hızla açarak içeri girdi. Gözleri hala öfke ve çaresizlik doluydu. "Asya..." dedi sesi titreyerek. "Yapma abiciğim. Gerekirse kaçırayım seni buradan. Ben o herife seni yar etmem!"
Asya, duvağının altından abisine baktı, gözünden süzülen tek bir damla yaş kırmızı tülün üzerine düştü. "Olmaz abi," dedi fısıltıyla. "Eğer bir şey yaparsan seni öldürür. Ben senin yaşamani istiyorum. Lütfen, benim için sus..."
Konvoyun korna sesleri sokağı inlettiğinde, Boran’ın o heybetli, karanlık silueti kapıda belirdi. Üzerindeki siyah damatlık, sert yüz hatları ve o takıntılı gözleriyle doğrudan Asya’ya yürüdü. Murat, Boran’ın önüne geçmek istedi ama Boran’ın adamları anında Murat’ın etrafını sardı. Boran, Murat’ın gözlerinin içine bakarak sırıttı, ardından Asya’nın elini sımsıkı, adeta canını acıtacak bir sahiplenmeyle yakaladı.
"Vakit geldi, eşim," dedi Boran. O ses tonu Asya’nın tüylerini ürpertti.
Büyük konak, düğün kalabalığıyla hınca hınç doluydu. Havaya sıkılan kurşunlar, zılgıtlar ve takı merasimi tam gaz devam ediyordu. Herkes neşeliydi, o karanlık yüzlü "Boran delisi" olan hizmetlinin kızı uzaktan Asya’yı bir yılan gibi süzene kadar... O kadın, üvey anne ve Ceylan ile göz göze gelip sinsi bir işaret çaktı. Belli ki o konakta Asya’yı rahat bırakmayacaklardı.
Gece yarısına doğru, düğünün en can alıcı anı geldi: Nikah memuru masaya oturdu.
Boran, kendinden emin ve mağrur bir şekilde "Evet!" diye haykırdı. Sıra Asya’ya geldiğinde salona ölümcül bir sessizlik çöktü. Asya’nın dudakları titredi. Gözleri kapının kenarında, adamlar tarafından tutulan abisi Murat’a kaydı. Murat başını iki yana sallıyor, "Hayır de" diye yalvarıyordu. Ama Asya, abisinin alnına gizlice dayanmış olan bir silah namlusunun gölgesini fark etti.
Gözlerini kapattı, içindeki o dilsiz çığlığı kalbine gömdü ve fısıldadı:
"Evet..."
İmzalar atıldı. Boran, ayağa kalkıp Asya’nın o kırmızı duvağını yavaşça açtı. Asya’nın o ağlamaktan kızarmış ama göz alıcı güzellikteki yüzüne baktı. Eğilip alnından öptü ve kulağına o korkunç, takıntılı zafer cümlesini fısıldadı:
"Artık resmen benimsin Asya. Bu konaktan, benim dizimin dibinden ölüm bile seni ayıramayacak."
Nikahtan hemen sonra, tebrikler kabul edilirken Boran’ın adamlarından biri hızla Boran’ın yanına gelip kulağına bir şeyler fısıldadı. Boran’ın o zafer dolu yüzü bir anda buz kesti, gözleri öfkeden karardı. Asya’nın elini bırakıp ceketinin içindeki silahı düzeltti ve adamına dönerek, "Murat ve o babası bir işler karıştırıyor dedin, öyle mi? Hemen halledin, kan dökülecekse dökülsün!" diye emir verdi.
