5. bölüm · KAFESTEKİ KÜREKÇİ: BEYAZ VEDA
CEHENNEMİN İLK KIVILCIMI
5. Bölüm: Cehennemin İlk Kıvılcımı
Aşağıdaki davul sesleri, silah atışları ve sahte tebriklerin uğultusu nihayet geride kalmıştı. Ağır, oymalı ahşap kapı kapandığında, Asya o devasa odanın tam ortasında, kırmızı duvağının altında tek başına duruyordu. Burası Boran’ın odasıydı; ya da onun deyimiyle, ömür boyu kalacağı o altın kafesti.
Kapı yavaşça açıldı ve içeri Boran girdi. Üzerindeki damatlık ceketi gevşetmiş, gömleğinin ilk birkaç düğmesini açmıştı. Yüzünde, o yıllardır peşinden koştuğu, takıntıyla bağlandığı kadını nihayet elde etmenin verdiği o kibirli, mağrur zafer gülümsemesi vardı. Ağır adımlarla Asya’ya doğru yürüdü.
"Nihayet," dedi Boran, sesi odanın taş duvarlarında yankılanarak. "Nihayet benim çatımın altındasın, Asya. Benim kollarındasın."
Boran elini uzatıp Asya’nın yüzündeki o kırmızı duvağı tek bir hamlede kaldırıp kenara attı. Asya’nın ağlamaktan bitkin düşmüş, korkudan titreyen bir yüz bulacağını sanıyordu. Karşısında diz çökeceğini, merhamet dileneceğini düşünüyordu.
Ama yanılıyordu. Hem de çok büyük yanılıyordu.
Asya, başını dikleştirdi. O duru, masum gözlerinde bu kez korkunun kırıntısı bile yoktu; aksine, Boran’ın canını yakacak kadar keskin, kor gibi yanan bir öfke parıldıyordu. Boran, onun bu dik duruşu karşısında duraksadı, kaşları hafifçe çatıldı.
Asya, Boran’ın gözlerinin içine bir milim bile kırpmadan baktı ve o buz gibi sesiyle konuştu:
"Bitti Boran," dedi Asya. Sesi o kadar net, o kadar güçlü çıkmıştı ki Boran şaşkınlığını gizleyemedi. "O aşağıda oynadığın tiyatro, attığın imzalar, kopardığın kıyametler... Hepsi bitti. Oraya sadece abimin canı için 'evet' dedim. Ama bu kapı kapandığı an, o korkak kız o deponun arkasında kaldı."
Boran sinsi bir gülüşle bir adım daha yaklaştı, Asya’nın çenesini kavramak için elini uzattı. "Sen ne dediğinin farkında mısın? Sen artık benim karımsın, bu konağın hanımısın. Bana itaat etmeyi öğreneceksin."
Asya, Boran’ın elini sertçe itti. O temastan iğrenir gibi bir adım geri çekildi.
"Asla!" diye haykırdı Asya. "Asla, asla, asla senin eşin olmayacağım! Bu odada, bu konakta bana dokunmayı bırak, gölgenin bile gölgeme değmesine izin vermeyeceğim! Sen beni buraya kapatarak kazandığını mı sanıyorsun? Abime artık hiçbir şey yapamayacağını çok iyi biliyorum. Eğer ona tek bir zarar gelsin, bu topraklara senin o karanlık aileni rezil rüsva ederim, o gurur duyduğun ağalığını yerle bir ederim!"
Boran öfkeyle dişlerini sıktı, gözleri karardı. Hayatında ilk defa biri onun karşısında böyle konuşuyordu. "Haddini bil Asya! Ben istersem..."
"Sen istersen hiçbir şey yapamazsın!" diye Boran’ın sözünü kesti Asya. Adeta bir aslan gibi adamın üzerine doğru yürüdü. "Beni iyi dinle Boran Ağa... Sen benim korkularımı satın alabileceğini sandın ama bende artık korkacak hiçbir şey bırakmadın. Madem beni bu konağa, bu odaya hapsettin... O zaman sonuçlarına katlanacaksın. Bu andan itibaren, senin o çok istediğin hayatı, bu odayı sana adım adım cehenneme çevireceğim! Sana bir gün bile huzur vermeyeceğim!"
Boran, karşısındaki bu kadının içinden çıkan o devasa gücü izlerken şoktaydı. Asya, üzerindeki o ağır, taşlı gelinliğin duvağını, takılarını tek tek söküp yere, Boran’ın ayaklarının dibine fırlattı. Beş kuruşluk birer çöp gibi fırlatıyordu o zenginlik sembollerini.
Boran’ın gözlerindeki o zafer sarhoşluğu, yerini derin bir öfkeye ama aynı zamanda içten içe duyduğu o saplantılı hayranlığa bırakmıştı. Asya’ya doğru tehlikeli bir adımla yaklaştı, aralarında nefes alacak yer kalmamıştı.
"Demek bana cehennemi yaşatacaksın ha?" diye fısıldadı Boran, sesi bir yılan gibi tıslayarak. "Görünen o ki, bu cehennemde ikimiz birden yanacağız Asya. Ama ne olursa olsun... Sen benim dizimin dibinde yanacaksın."
Asya, onun bu tehdidine sadece acı ve meydan okuyan bir gülüşle karşılık verdi. İki güçlü
