Kadim Kanunun Yükselişi: Çeliğin Hükmü kitap kapağı

5. bölüm / 11

5.BÖLÜM: Kül-Doğanlar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: 5.BÖLÜM: Kül-Doğanlar

Kül Ormanı'nın o boğucu, metalik havası geride kaldıkça toprak yavaş yavaş rengini bulmaya, ağaçlar normalleşmeye başlamıştı. Thaddeus, atların ve Alaric’in dinlenmesi için patikanın yakınlarında mola vermeyi teklif ettiğinde Lucan hiç itiraz etmedi. Boğazı hâlâ o uğursuz küller yüzünden kuruydu.

Dere kenarından gelen tatlı su sesi, Lucan'ın dikkatini işte o an çekti. Heybesindeki boş deri matarayı kapıp sesin geldiği yöne doğru, sık ağaçların arasından ilerlemeye başladı. Fakat çalılıkları aralayıp kıyıya ulaştığında, karşısına çıkacağını beklediği son kişi Elysia'ydı.

Genç kadın, günlerin yorgunluğunu ve ormanın kirini üzerinden atmak istercesine suyun içindeydi.

Lucan adeta taşa kesilerek olduğu yerde durdu. Geri çekilmekle kalmak arasındaki o saliselik kararsızlık anında, suyun şırıltısı Elysia’nın keskin hatlarını örtmeye yetmemişti.

Elysia başını aniden o tarafa çevirdiğinde doğrudan Lucan’ın şaşkın gözleriyle karşılaştı. Bir an boyunca, zaman durmuş gibi ikisi de kıpırdamadı.

Ardından Elysia'nın şaşkınlığı yerini sert bir öfkeye bıraktı. Gözleri tehlikeli bir şekilde kısıldı.
“Lucan! Sen orda ne yapıyorsun?”

Lucan suçüstü yakalanmanın verdiği telaşla hemen bakışlarını başka yöne, gökyüzüne doğru çevirdi. Ancak bu durumun absürtlüğü karşısında dudaklarının kenarında beliren o muzip gülümsemeyi gizlemeyi başaramadı.

“Sanırım... Yanlış yere geldim,” diye mırıldandı, sesindeki yapay mahcubiyetle.

“Arkanı dön!” diye emretti Elysia. Sesi, nehrin soğuk suyundan daha keskindi.

“Zaten dönüyorum,” dedi Lucan, gözlerini ısrarla ağaç tepelerinde tutarak arkasını dönerken.

“Lucan!”
“Ne var? Henüz hiçbir şey yapmadım.”
“Ne duruyorsun? Git burdan!”

Lucan, elindeki deri matarayı havaya kaldırıp arkası dönük bir şekilde salladı. “Sadece su almaya gelmiştim. Susuzluktan öleceğimi düşünerek buraya kadar yürüdüm. Bunun ölümcül bir hata olduğunu, bölgenin parsellendiğini bilseydim kesinlikle başka bir dere arardım.”

Elysia'nın gözleri öfkeyle parladı. Suyun içinden ona doğru fırlatacak bir şey arıyor gibiydi. “Bir kelime daha edersen seni o mataraya boğarım, demirci çırağı.”

Lucan bu kez kendini tutamayarak sesli bir şekilde güldü. “İşte şimdi tanıdığım Elysia'ya benzedin. Bir an için bütün tehditlerini kaybettiğini sanmıştım.”

Kısa bir an sessizlik oldu. Sadece derenin şırıltısı ve kuşların hafif cıvıltısı duyuldu. Lucan, onun üzerini giyinmesine fırsat tanımak için adımlarını sıklaştırıp uzaklaşmak üzere yürümeye başladı. Tam çalılıkların arasına girecekken, arkasından Elysia'nın fısıltı kadar alçak ama tehditkar sesi geldi.

“Bunu Alaric'e anlatırsan... Seni öldürürüm.”

Lucan durdu, omzunun üzerinden hafifçe geriye baktı. Yüzünde muzip bir ifade vardı. “Hımm. Beni öldürmeye karar verdiğinde en azından giyinmiş olmanı beklerdim”

“Lucaaann!!”

Ardından adımlarını hızlandırarak ağaçların arasında kayboldu.

Elysia, onun ayak sesleri tamamen uzaklaşana kadar suyun içinde kıpırdamadan bekledi. Kalbi normalden biraz daha hızlı çarpıyordu. Öfkesi henüz dinmemişti ama genç adamın az önceki kahkahası zihninde yankılanıyordu.

Lucan'ı şimdiye kadar hep ciddi, zaman zaman da tehlikeli biri olarak görmüştü. Onun böylesine rahatça şakalaşabileceğini hiç düşünmemişti. İstemeden dudaklarının kenarında beliren gülümsemeyi bastıramadı.

İlk kez, Lucan Valerius'un kendisini kılıcı olmadan da gerçekten şaşırtabildiğini kabul etmek zorunda kalmıştı.

*****

Kül Ormanı’nın o boğucu, siyah gölgelerini arkalarında bıraktıklarında, gökyüzü kurşuni renginden sıyrılıp soluk bir maviye dönmüştü. Önlerinde, Midlands’a giden dağ eteklerine doğru uzanan ve sarı bozkır otlarıyla kaplı geniş bir patika uzanıyordu. Rüzgâr nihayet temiz esiyor, Kül Ormanı’nın o geniz yakan metalik kokusunu tenlerinden söküp götürüyordu.

Yine de grubun üzerinde sessiz bir ağırlık vardı. Üç günlük bir yürüyüşün ilk günündeydiler ve her adım, Kül Ormanı'nda yaşanan o vahşi kırılmanın izlerini taşıyordu.

İlk günün akşamında, gürül gürül akan berrak bir derenin kenarında kamp kurdular. Alaric, bir ağaç kütüğüne oturmuş, zırhının ezilen omuz kısmını demirci dükkanından kalma küçük bir çekiçle düzeltmeye çalışıyordu. Çekicin sese her vuruşunda, Lucan’ın içine tarif edilemez bir suçluluk saplanıyordu.

Lucan, derenin kenarına indi. Dizlerinin üzerine çöküp buz gibi suyu yüzüne çarptı. Avuçlarını suyun içinde tutup sakinleşmeyi beklerken, gözleri nehrin berrak yüzeyindeki yansımasına kaydı. Bir anlığına sudaki kehribar gözlerinin yerine, o zifiri karanlığı görür gibi oldu. Kulağında hâlâ kadim büyücülerin o merhametsiz fısıltısı çınlıyordu: “Düşmanına acıma… Hepsini parçala!”

Elleri titredi. Belindeki Adaletin Çeliği’ne baktı. Kılıç artık sıradan bir silah değildi; içinde uyanmayı bekleyen bir canavar saklıyordu ve Lucan, bir sonraki savaşta o canavara karşı koyup koyamayacağından emin değildi.

"Suda aradığın şey geçmişin mi, yoksa geleceğin mi, demirci çırağı?"

Sesi duymasıyla arkasına dönmesi bir oldu. Elysia, pelerinini gevşetmiş, nehir kenarındaki çakıl taşlarının üzerinde duruyordu. Akşam güneşinin son ışıkları, yüzündeki o yorgun ama asil hatları yumuşatıyordu.

Lucan derin bir nefes alarak oturduğu yerde doğruldu. "İkisini de göremiyorum. Sadece… o anı hatırlıyorum. Kılıcı Alaric’e doğrulttuğum o anı. Eğer beni durdurmasaydın, dostumun kanını dökecektim, Elysia. Ben krallığı kurtaracak bir lider değil, bir canavarım."

Elysia yavaşça yanına yaklaştı ve yanına çömeldi. Aralarında her zamanki gibi saygılı bir mesafe vardı ama bu kez havadaki o gerginlik gitmişti. Genç kadın, elini uzatıp arkadaşça Lucan’ın omzuna koydu. Veritas gücünü serbest bırakmamıştı; parmakları kumaşın üzerinden ona sadece sıcak ve güven verici bir destek sunuyordu.

"Ben gücümü ilk uyandırdığımda, Arkanya’daki tapınağın yarısını altın tozlarıyla zehirledim," dedi Elysia, gözlerini akan suya dikerek.

Dudaklarında hafif, buruk bir tebessüm vardı. "Dokunduğum ilk rahibenin tüm günahları zihnime aktığında günlerce çığlık atarak ağladım. Güç, ham bir nehir gibidir Lucan. Baraj kapaklarını birden açarsan önünde ne varsa yıkar. Önemli olan o nehre yön vermeyi öğrenmektir. Kılıç senin canavarın değil, sadece senin öfkeni yansıtan bir ayna. Aynada gördüğün şeyi değiştirmek senin elinde."

Lucan, omuzundaki elin sıcaklığıyla içindeki korun biraz olsun yatıştığını hissetti. Elysia’nın gözlerindeki o sarsılmaz inanç, kendi şüphelerini bastırmaya yetmişti. Bir şey söylemek istedi ama tam o sırada Thaddeus’un uzaktan gelen sesi molanın bittiğini haber verdi. Yolculuk devam etmek zorundaydı.

Kül Ormanı’nın bükülmüş, kömür karası ağaçları nihayet tamamen seyreldiğinde, önlerinde dünyanın ortadan ikiye ayrıldığını düşündüren devasa bir yarık belirdi: Demir-Kanyon

Aşağıdan yukarıya doğru ritmik, ağır bir çekiç sesi yükseliyordu. Bu ses Boran’ın ocağındakine benzemiyordu; daha derinden, adeta bir devin kalp atışları gibi toprağı titreterek geliyordu.

Kanyonun dik yamaçlarına oyulmuş ilkel iskeleler, kayaların arasına gerilmiş devasa zincirler ve mağara ağızlarından sızan soluk, kızıl alevler buranın terk edilmiş bir cehennem olduğunu fısıldıyordu.

“Burası haritalarda görünmez,” diye mırıldandı Thaddeus. Bastonunun ucunu kanyonun eşiğindeki paslı bir demir levhaya vurdu. “Malakor burayı yok ettiğini sanıyor. Ama karanlık, bazen en çok bastırılmak istenen yerde kök salar.”

Alaric, omuzundaki sarılı yaraya rağmen kılıcını hafifçe gevşetti. “Thaddeus amca, buranın halkı hakkında anlattığın o 'gaddarlık' hikayeleri umarım sadece köylüleri korkutmak içindir. Çünkü şu an bunu kaldıracak durumda değiliz.”

“Keşke öyle olsaydı, asker,” dedi Elysia. Kukuletasını başına çekmişti ama pelerininin altındaki duruşu bir yayın gerilmesi kadar gergindi.

“Küllerin kokusu değişti. Ormandaki gölgeler etten ve kemikten yapılmamıştı. Ama buradakiler… kan istiyor.”

Elysia sözünü bitirdiği an, kanyonun kayalık duvarlarından kopan çakıl taşları hızla patikaya doğru döküldü. Patika bir anda daraldı. Önlerindeki dar geçit, iki devasa kaya bloku arasında sıkışıyordu. Tam o dar boğaza adım atacakları sırada, yukarıdaki iskelelerden ve kayaların gölgelerinden aşağıya doğru irili ufaklı düzinelerce figür süzüldü. Ses çıkarmıyorlardı. Adımları küllerin üzerinde birer hayalet gibi sessizdi.

Lucan içgüdüsel olarak Elysia’nın önüne geçmek için bir adım attı, eli Adaletin Çeliği’ne gitti. Ancak kabzaya dokunduğu an, boynundaki taşın içindeki kor hırçınlaşmadı. Aksine, derin bir saygıyla yavaşça sindi.

Etrafını saran halk, insandan çok Kül Ormanı’nın birer uzantısı gibiydi. Yüzleri, kolları ve zırhları tamamen koyu gri bir kül tabakasıyla sıvanmıştı. Gözleri, o gri çehrelerin ortasında vahşi birer elmas gibi parlıyordu. Giydikleri zırhlar, Malakor’un askerlerininki gibi nizami çelikten değil; dövülmüş ham demirden, kalın hayvan derilerinden ve kanyonun derinliklerinden çıkarılmış paslı levhalardan yapılmıştı.

Onlar, kanyonun gerçek sahipleriydi: Kül-Doğanlar.

Aralarından hiçbiri kılıç çekmedi. Bunun yerine, uçlarında devasa kancalar ve ağır demir gülleler bulunan uzun zincirleri havada ritmik bir şekilde çevirmeye başladılar. Zincirlerin birbirine sürünürken çıkardığı o tiz, metalik ses, kanyonun duvarlarında yankılanarak insanın zihnini uyuşturan bir ölüm senfonisine dönüştü.

“Silahlarınızı bırakın,” dedi içlerinden biri. Ses, iki kayanın birbirine sürtünmesi kadar pürüzlü ve amansızdı.

Kalabalık ikiye ayrıldı. Aralarından, diğerlerine göre daha kısa boylu ama göğüs kafesi bir öküzünki kadar geniş, yüzünün sol tarafı derin bir yanık iziyle kaplanmış yaşlı bir savaşçı öne çıktı. Üzerinde, doğrudan ham demirden dövülmüş ve omuzlarına ağır zincirlerle tutturulmuş bir zırh vardı. Bu, Kül-Doğanlar'ın lideri Şef Skar’dı.

Skar’ın gözleri önce Thaddeus’un üzerindeki eski gri pelerine, ardından Alaric’in elindeki kalkana kaydı. En son, bakışları Lucan’ın devasa cüssesinde ve belindeki o kumaşa sarılı uzun nesnede durdu. Yaşlı şef, derin ve hırıltılı bir nefes aldı. Havaya tükürdü.

“Thaddeus Thorne…” dedi Skar, sesindeki öfkeyi saklamaya gerek duymadan. “Yirmi beş yıl sonra bu kanyona geri dönecek cesareti nereden buldun? Yanında getirdiğin bu kaçaklar kim?”

Thaddeus öne çıktı, bastonunu yere dikti. “Eski dostum Skar. Kehanet—”
“Bana kehanetlerden bahsetme, ihtiyar bilge!” Skar’ın kükreyişi kanyondaki zincir seslerini bir anlığına bıçak gibi kesti.

“Sen o masallarla sarayda kralları uyuturken, Malakor’un orduları bizim şehirlerimizi yaktı! Çocuklarımızı bu karanlık dehlizlerde kükürt solumaya mahkum etti! Biz bir kehanete değil, bizi bu çukurdan çıkaracak çeliğe biat ederiz.” Skar, ağır adımlarla Lucan’a doğru yürüdü.

Lucan, aralarındaki boy farkına rağmen yaşlı adamın etrafına yaydığı o amansız irade karşısında kıpırdamadı. Skar, kirli ve nasırlı parmağını Lucan’ın göğsüne, tam o siyah taşın olduğu yere doğru uzattı ama dokunmadı. Gözlerini Lucan’ın kehribar rengi gözlerine dikti.

“Baban bir kraldı çocuk,” diye fısıldadı Skar, yüzündeki yanık izi gerilirken. “Ama o bile bizi koruyamadı. Sen nesin? Bir demirci çırağı mı, yoksa tiranın önüne atacağımız yeni bir kurban mı?”

Lucan dişlerini sıktı. İçindeki kor yavaşça kıpırdandı ama bu kez kılıcın o gaddar fısıltısı değil, kabilenin yüzlerindeki o çaresiz vahşet içini burktu. “Ben kimsenin kurbanı değilim,” dedi sakin ama sarsılmaz bir sesle.

Skar acı bir gülüşle arkasındaki savaşçılara döndü. “Zincirleri vurun. Silahlarını alın. Eğer gerçekten o kanı taşıyorsa, Üç Örs’ün sıcaklığına dayanabilir. Eğer taşıyamıyorsa… Malakor’a göndereceğimiz güzel bir barış hediyemiz olur.”

Dört bir yandan fırlayan ağır demir zincirler, Lucan’ın, Alaric’in ve Thaddeus’un bileklerine dolandı. Elysia, hançerlerine gitmek isteyen ellerini Skar’ın gözlerinin içine bakarak yavaşça indirdi. Direnmenin şu an sadece ölüm getireceğini biliyordu.

Kül-Doğanlar, ekibimizin etrafını bir duvar gibi sararak onları kanyonun o karanlık, kızıl alevlerle aydınlanan derinliklerine doğru sürüklemeye başladı. Yolculuk yeni başlıyordu ve Lucan, bir lider olup olmadığını çeliğe değil, bu acımasız halkın ruhuna kanıtlamak zorundaydı.

****

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

45okunma 17beğeni 6yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…