24. bölüm · Kaderin gölgesi
Mektubun gölgesinde
Bölüm 25: Mektubun Gölgesinde
Ilgın, evin çatı katında eski sandıkları karıştırırken buldu o mektubu. Tozlu, yıpranmış bir zarfın içinde, sararmış bir kâğıt… Üzerinde sadece bir kelime yazıyordu:
“Ilgın’a…”
Elleri titreyerek açtı zarfı. Harfler eğri büğrüydü ama taşıdığı anlam yüreğini delip geçti. Mektubu okudukça nefesi daraldı.
> “Canım kızım,
_Seni kucağıma ilk aldığımda, dünyaya bu kadar kötü şeyin içinde bile ışık düşebileceğine inandım. Sana ne bir soyad bırakabildim, ne de bir ev… Ama seni sevebilecek insanlar bıraktım. Ben her şeyden çok seni sevdim, korumak için senden vazgeçtim.
_Bir gün bu mektubu bulursan, bil ki ben seni hiç terk etmedim. Sadece dünyam sana yetmedi.
Annen, Aysel.”
Ilgın mektubu okudukça gözyaşlarını tutamadı. Dizlerinin üzerine çöktü. Başını sandığın kapağına yaslayıp saatlerce öylece kaldı. Melek’in sesi bile ulaşamadı o an ona.
Artık parçalar birleşiyordu. Sorularına cevaplar vardı ama bu cevaplar yeni bir boşluk yaratmıştı. “Annem…” diye fısıldadı. O kelime şimdi çok başka geliyordu.
---
Aynı saatlerde Pars, dağ evinde pencerenin önünde durmuştu. Alt vadide köy ışıkları birer birer sönüyordu. Elinde hâlâ halasının verdiği o fotoğraf vardı.
Ilgın’ın küçücük bir bebekken çekilmiş hâli… Ve Aysel.
Dalgın bakışlarını pencereye dikmişken, içeriye adamlarından biri girdi.
— “Efendim, Melek Hanım’ın yıllar önceki nüfus başvuru belgelerine ulaştık. Ilgın’ın kayıtları sonradan eklenmiş. Ve… doğum belgelerinde babanın adı hâlâ boş.”
Pars gözlerini kapattı. Zaten biliyordu. Ama şimdi her şey belgelenmişti.
İçinde bir kararsızlık büyüyordu. Hem korumak, hem anlatmak istiyordu.
Ilgın’a gerçeği söylemek, onu kaybetmekle eşdeğerdi belki.
Ama ondan bir şey saklamak da…
Başını eğdi.
Kendi kendine fısıldadı:
— “Kader bize ne yaptı Ilgın?”
---
