5. bölüm / 6
Kader Bağları5. Bölüm: Efsanenin Ritmi
Bölümler 6Şu an: 5. Bölüm: Efsanenin Ritmi
- 1 Bölüm 1: Basketbol Maçının Ilık Rüzgarı871 kelime
- 2 BÖLÜM 2: KİRAZ MEVSİMİ ÇİÇEKLERİ1.164 kelime
- 3 Bölüm 3: Kuzey Yıldızının Dileği1.638 kelime
- 4 4. Bölüm: Yıldızların Gecesi1.591 kelime
- 5 5. Bölüm: Efsanenin Ritmi1.485 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 6. Bölüm: Kırgın Çiçeklerin Yıldızı2.349 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Lika'dan:
Kuş sesleri karanlık ormanda yankılanırken gerginlikle dudaklarımı kemirdim. Saksağanlar koro hâlinde baykuşlarla ses çıkarırken Kuzey yönüne ilerledim.
"Sanırım kayboldum, ne yapabilirim?" dedim ayaklarımla ritim tutarken. Merakıma yenilip yenilmemeyi düşünürken oraya gitmemeye karar verdim. Daha fazla gitmemeliydim, aklıma telefonum geldiğinde ekranı açıp Runa'yı aradım.
Sinyaller niye çekmiyordu bilmiyordum, korku zihnimi ele geçirirken zorlukla yutkundum. Çıtırtı sesi geldiğinde etrafa baktım ama hiçbir şey göremedim.
"Deliriyorum herhalde." dedim dudaklarımı ısırırken. Çıtırtı sesi ayak sesleriyle birleştiğinde ayağımın altındaki dalı aldım ve sessiz adımlarla ilerledim.
"Lika, neredesin?" dedi ormanda yankılanan bir kız sesi. Bu Runa olmalıydı ama neredeydi? Onun sesinin yanına bir ses daha eklendi.
"Lika!" dedi yankılanan bir erkek sesi. Noran ya da Daniel olmalıydı ama onları bulamıyordum.
Derin bir nefes aldım ve gerginliğimi yok etmeye çalışarak nefesimi geri verdim. Adım sesleri yaklaşırken ayağım taşa takıldı ve yere çakılıverdim.
"Ah, kolum!" dedim dişlerimi sıkarak. Zorlukla doğruldum ve koluma baktım, dirseğime yakın yerde küçük bir yara oluşmuştu. Kanayan yara acısını belli ederken ayağa kalktım ve ağaca yaslandım.
"Yolun sonuna geldim, hayvanların vicdanına kaldım." dedim fısıltıyla. Gözlerimi kapattım ve nefes aldım, orman kararmaya başlarken korkunun yandaşları zihnime oyun oynamaya başladı.
Aniden ürperdiğimde etrafa bakındım ama bir şey göremedim. "Lika! Neredesin Kuzey Yıldızı?" dedi tanıdık bir ses. Bu Noran olmalıydı.
"Buradayım!" dedim uzaktan gölgesi göründüğünde. Gölgesi yaklaşırken hava kararmaya devam ediyordu. Adımları hızlandığında seslendi, "Geliyorum Ay Kraliçesi, beni bekle!" dedi yatıştırıcı bir sesle.
Vardığında gözlerimdeki yaşlar akmaya başladı, korkunun etkisiyle kollarımı beline sardığımda o da kollarını belime narin bir şekilde sardı. "Buradayım, Ay Kraliçesi." dedi gülümseyerek bana bakarken.
"Buradasın, Güney Kralı." dedim gözlerimi gözlerinden ayıramazken. Kolumdaki yara kıyafetine sürtündüğünde dişlerimi sıkarak inledim. "Güvendesin, Kuzey Yıldızı." dedi ama sesimi duyduğunda kollarını kollarımdan acıtmak istemezcesine ayırdı.
"Koluna ne oldu?" dedi eliyle yaralı kolumu tutarken. Gözlerimi kolumdaki ufak sıyrıktan ayırarak gözlerine sabitledim. "Düştüm, o sırada oldu." dedim.
Endişeyle gözlerime baktı ve konuştu, "İstersen yardım edebilirim." dediğinde elimi kaldırarak başımı olumsuz anlamda salladım. "Ben hallederim, teşekkürler." dedim ve ayağa kalktığında peşinden ilerledim.
Gözlerimdeki kararlı ifadeyi gördüğünde ısrar etmedi. Ormandaki canlı sesleri dışında hiçbir ses yoktu. Runa ve Daniel'ı gördüğümde rahat bir nefes aldım.
"Lika, sonunda seni buldum ay ışığım." dedi kollarını sıkıca sararak. Ona karşılık verdiğimde endişesini belli eden bir sesle konuştu, "Seni çok özledim, seni bir daha göremeyeceğim diye çok korktum." dedi omuzlarımı gözyaşları ıslatırken.
Lika, mutfaktaki yakın arkadaşı Luna'ın eline ateş değince korkuyla yanına geldi. "Merhem getiriyorum, bir dakika bekle." dedi şefkatle. Luna, kızın bu iyiliğine her zamanki gibi hayranlıkla baktı ve kızı bekledi.
Lika, merhemi getirdiğinde kızın eline üfleyerek merhemi sürdü. Luna, "Teşekkür ederim." dedi kızın anne gibi gelen sıcağıni hissederken.
Kollarımızı ayırdığımızda kamp alanına doğru ilerledik. Kuşların sesleri neşeli birer melodiye dönmüştü, alana vardığımızda hızlı adımlarla çadıra ilerledim ve içeri girmeden önce durdum.
"Noran, teşekkür ederim." dediğimde şaşkınlıkla baktı. Neden bu kadar tatlı gözükmüştü gözüme?
"Rica ederim." dedi ve çadırına gitti. "İyi geceler, Kuzey Yıldızı." dedi göz kırparak. Neden iyi geceler demişti? Belki de arkadaşça bir davranıştı.
"İyi geceler, Güney Prensi." dedim hafifçe gülümseyerek. Arkasını dönüp çadıra girdi ve çadırı kapattı. "İyi geceler, ay ışığım." dedi Runa gözlerini kısarak kıkırdarken.
Çadıra girdiğimizde kapattık ve pikeleri üzerimize örttük. Runa başını benim tarafa doğru çevirdi ve kısık bir sesle konuşmaya başladı. "Noran sana iyi geceler demiş." dedi imalı bir sesle.
"Arkadaşça bir davranıştı, aramızda bir şey yok." dedim yanaklarımda sıcaklık hissederken. Şüpheyle baktı ve başını salladı, "Peki, bence işin doğrusu başka." dedi ve yan döndü.
"İyi geceler, kiraz çiçeğim." dedim ve onun aksine ters yöne dönerek gözlerimi kapattım. Belki de tüm bunlar hayatımın kaderiydi ama neden Noran sürekli karşıma çıkıyordu.
1020, 5 Temmuz:
Kiraz çiçekleri bahar mevsiminin etkisiyle yere düşmeye başlamıştı. Kral, üstü kapalı çardaktan çıkacakken yagmur damlaları yeryüzüne tek tek düşmeye başladı.
Annesinin kral çocukken ahşap tahtadan yaptığı siyaha boyanmış şemsiyeyi eline aldı ve hafifçe gülümsedi. Şemsiyeyi başının biraz üstüne kaldırdı ve yağmuru izlemeye başladı.
Hafifçe eğilerek çardaktan dikkatlice çıktı. Yağmurun altında şemsiyeyle yürürken peri gibi bir kız gördü. Yağmura kendini teslim etmiş, çoçukça bir heyecanla etrafında dönüyordu.
Kral, kalbi hızlanmaya başlayınca duraksadı. Niye onu gördüğünde kalbi hızlanıyordu. Çiçekler kızın omuzlarına konuyordu.
Kral, gördüğü manzara karşısında yutkundu. Aklına annesinin ölmeden önce anlattığı masal geldi. İçinden efsaneyi tekrarladı.
"Bir varmış bir yokmuş, Lemin adında uzak bir diyarda yaşayan ve ailesini çiçek satarak geçindiren çiçekçi bir kız varmış.
Kızın adı Ella'ymış, annesini ve babasını çok sever, kardeşine de okulu bitirmesi için yardım edermiş. Maddi kazancıyla eve lazım malzemeleri alır, annesine yemek yaparken yardım edermiş.
İzin günü gelmiş çatmış, çiçek toplamak için sihirli bir alana girmiş. Kaderindeki adam ise onu içi gide gide izliyormuş. Çiçeklerden biri kızın omzuna konmuş, kız şaşkınlıkla bakarken adam keyifle onu izliyormuş.
Kız, adamı fark edince ona bakıp konuşmuş, "Sen kimsin yabancı?" demiş mesafeli bir tavırla. Adam ise cevap vermemiş ve bahçeden gitmiş.
Kızın aklı yabancıya takılmış, neden onu bu kadar düşünüyormuş?
Bir gün Ella müşteri beklerken adam kızın dükkanına girmiş ve demiş ki "Bir buket kiraz çiçeği istiyorum."
Kız, çiçeklerin arasından çiçeği bulmuş ve adama uzatmış. "10 newt" demiş ve adam parayı uzatmış. Çiçeği alıp giden adamdan sonra günler geçmiş ve adam kiraz çiçeğinin oralarda gezmeye başlamış.
Kız, adamı yine fark etmiş ve konuşmuş. "Bu çiçeğin anlamı ne?" meraklı bir sesle sormuş. Adam demiş ki "Kaderin sonsuza kadar seçtiği kişiyle keşismesi."
Aradan uzun zaman geçmiş ve adam Melekler Diyarı'na geri dönmüş. Kız, adamı her seferinde o bahçede beklemiş. Bu efsane de sona ermiş ama etkisi sürmüş."
Kral Noran, siyah renkli dalgalı saçları omzuna dökülen kızı izlediğini fark edince gözlerini açıp kapattı. Bu kızı niye izlemekten zevk alıyordu, niye rüyasında onu görüyordu?
Günümüz, 5 Temmuz:
"Lika, kahvaltı yapacağız ay ışığım." dedi tanıdık bir ses. Gözlerimi istemeyerek araladığımda ilk gördüğüm kişi Runa'ydı. "Günaydın, uykucu!" dedi kıkırdayarak. Bakışları saçımda mıydı?
Telefonumun kamerasını açtığmda saçım resmen şekilden şekile girmişti. Elimle dolaşan birkaç kısmı ayırdığimda saç tellerim elimde kaldı. "Runa!" dedim o kıkırdarken.
Bakışlarımdaki öfkeyi fark ettiğinde çadırdan hızlıca çıktı ve ardından onu kovalamaya başladım. "Sakin ol, saçın gayet güzel." dedi gülmemeye çalışırken.
Daniel masayı hazırladığına emin olurken arkasına gitti. "Daniel! Runa'yı ver!" dediğimde olumsuz anlamda başını salladı ve onun elinden tuttuğunda kahkahamı tutmaya çalıştım.
Sinsi, nasıl da fırsat buldu?
"Vermem! Tehlikede olan her hanım efendiyi korumak görevim." dedi saygıyla başını hafifçe eğerken.
Ben onları kovalarken kas yığını bir insana çarptım. "Kuzey Yıldızı, nereye?" dediğinde yanaklarım kızarırken umursamaz bakış attım.
"Hiçbir yere." dedim ve yan tarafından geçtim. Daniel ve Runa nefes nefese durmuş ormanın girişindeki ağaçta oturuyordu.
Beni gördüğünde refleksle Daniel'a sarıldı. Daniel, onun yüzüne bakarken gülümsedi ve ben arkama dönüp kıkırdadım. "Ay ışığım, bir şey mi oldu?" dedi yanakları hafifçe kızarırken.
"Kraliçem, bir şey olmadı." dedim ela gözleri ışıldarken. Gözlerini kısarak gülümsedi ve Daniel'ı bırakarak kolunu omzuma attı.
"Eminim." dedi imalı bir sesle. Kahvaltı masasına geçip yemeye başladık ve yarım saatin ardından masayı topladık. "Eline sağlık, Daniel." dedi Runa kocaman gülümserken.
"Eline sağlık." dedik Noran ile aynı anda. Şaşkınlıkla birbirimize baktığımızda sıcağı hissettim. "Kuzey Yıldızı, gün bizi kadere yaklaştırıyor." dedi çapkın bir sırıtışla.
"Kadere inanmıyorum demiştim, hem kader seni neden benimle karşılaştırsın?" dedim umursamaz bir bakışla bakarken. Hafif gür sesiyle kahkaha attığında gözlerimi gözlerinden ayıramadım.
"Belki de bizimle eğleniyordur, Kuzey Yıldızı." dedi saçını arkaya doğru düzeltirken. Kahverengi gözleri zümrüt yeşili gözlerime baktı.
Kahvaltıdan kalkıp bizimkilere seslendim, "Ben çadırdayım." dediğimde onaylarcasına baktılar. Çadıra girip kalemimle kitap defterimi alıp kaldığım yerden yazmaya devam ettim.
Zalim Kral, kendi ok satan yerindeki satışın azalmasıyla karşı yerin oklarının para ettiğini görünce onu idam ettirmiş ve halk bir daha ok satın alamamış.
Ardından Lina her zamanki gibi yemekleri hazırladı ve kahya Kral'a götürdü.
Defteri çantanın içine bırakıp pikenin üstüne uzandım. Kralın adını niye Noran yapmıştım? Ben bu sahneleri nasıl buluyordum, rüyalarımda niye krallığın izini görüyordum?
Gözlerim kapanırken kendimi karanlığa bıraktım. En son duyduğum ses çadırın açılması ve "Rüyanda beni gör, Kuzey Yıldızı." cümlesiydi.
Gözlerim aralandığında esneyerek etrafa bakındım. Her yerim tutulmuş gibi hissediyordum. Pikenin üstünden kalkıp çadırdan çıktım ve odunlardan birine oturdum.
"Şarkı söyleyelim mi?" dedi Runa merakla bakarken. "Olur." dediğimde Daniel siyah gitarını Runa'ya uzatırken sırıttı.
"Until I Found You – Stephen Sanchez" şarkısıni söylemeye başladık. Gitarın şarkıyla uyumlu ritmi ateş böceklerinin sesiyle huzurumuzu tanımlıyordu.
"Georgia, wrap me up in all your
I want you in my arms"
Dedi Runa sesi meleklerin huzuruna benzerken. Ben niye Noran'a kızsam da ondan uzak duramıyordum? Neden kelimelerimin yolu hep ona çıkıyordu.
"I would never fall in love again until I found her
I said, "I would never fall unless it's you I fall into"
dedim ince sesimle eşlik ederken.
Runa ve ben birbirimizin gözlerine baktık ve gözlerimizi kırparak onayladık.
"Love her once again
You fell, I caught you..."
Dedik yüksek notaya çıkarken. Şarkı bittiğinde gitarı Daniel'a uzatırken elleri birbirine değdi ve yanakları kızardı. Daniel başını eğdi ve gitarı aldı.
"Sesin çok güzel, Kuzey Yıldızı." dedi gözleri parlarken. Yanaklarım ateşin etkisiyle kızarırken ona baktım. "Teşekkürler." dedim sesim çatallaşırken.
Neden benimle ilgileniyordu? Neden sürekli denk geliyorduk? Neden rüyalarıma giriyordu? Dengemi neden alt üst ediyordu?
Selam Kuzey Yıldızlarım! Bölümü beğendiniz mi?
Nasılsınız, umarım iyisinizdir.
Daniel ve Runa sahneleri nasıl?
Lika ve Noran dinamiğini beğendiniz mi?
Runa'nın Lika'dan kaçmasını beğendiniz mi?
Sizleri seviyorum, sonraki bölümde görüşürüz!
Bölüm etkileşimi
