13. bölüm · İyi Geceler Sevgilim

Seçim Değil, Zorunluluk

Emre Shnoglu

Suat ağır adımlarla yaklaştı. Odanın loş ışığında yüzü yarı aydınlık, yarı karanlıktaydı.
Kaan ve Tuncay hâlâ sandalyelere bağlıydı. Ortamda keskin bir sessizlik vardı, sadece bir lambanın cızırtısı duyuluyordu.

Suat eğildi, önce Kaan’ın bağlarını çözdü.
İpler çözülürken Kaan’ın bileklerinde oluşan kızarıklıklar daha belirgin hâle geldi.

Suat ayağa kalktı, Kaan’ın omzuna hafifçe vurdu.

Yüzünde garip bir gurur ifadesi vardı.

Suat (sakin):
“Umarım beni hayal kırıklığına uğratmazsın.”

Kaan cevap vermedi. Sadece gözlerini ondan ayırmadan baktı.

Suat başını yavaşça Tuncay’a çevirdi.
Bakışı bir anda sertleşti.

Suat:
“Uğratsan bile… elimde hâlâ kozum var.”

Parmaklarını hafifçe şıklattı.

İki adam öne çıktı, Tuncay’ın bağlarını çözdü ama hemen ardından kollarından tutup kaldırdılar.

Kaan (sert):
“Hey! Onu nereye götürüyorsunuz? Bu anlaşmada yoktu!”

Tuncay direndi. Ayaklarını yere sabitlemeye çalıştı.

Tuncay:
“Bırakın beni! Duyuyor musunuz?!”

Adamlar daha sert tuttu.

Kaan (sesini yükselterek):
“Onu nereye götürüyorsunuz?!”

Suat başını hafifçe yana eğdi, sanki bu tepkiyi bekliyormuş gibi gülümsedi.

Suat (alçak ve sakin):
“Aşağıya götürüyorlar… merak etme, ölmez.”

Kısa bir duraksama.

Suat (gözlerini kısarak):
“Ama yaşamak isteyecek durumda da olmaz.”

Tuncay götürülürken Kaan’la göz göze geldi.

O bakışta hem öfke hem de uyarı vardı.

Kapı kapandı.

Odaya tekrar sessizlik çöktü.

Suat paltosunu adamından aldı, yavaşça giydi.

Sonra eliyle işaret etti.

Suat:
“Çocuğa odasını gösterin. Dinlensin.”
Bir adım attı, sonra durdu.

Suat:
“Yarın ilk eğitimine çıkacak.”

Kaan kaşlarını çattı.

Kaan:
“Ne eğitiminden bahsediyorsun sen?”

Suat merdivenlere yöneldi.

Yukarı çıkarken durdu, başını hafifçe çevirip baktı.

Suat:
“Silah eğitimi… Poligonda.”

Bir adım daha çıktı.

Suat:
“Sonra dövüş.”

Kısa bir sessizlik.

Suat:
“Yerinde olsam… kendimi buna hazırlardım.”

GECE

Oda karanlıktı. Sadece pencerenin önünden süzülen solgun bir sokak ışığı vardı.

Kaan yatağa uzanmıştı ama gözleri açıktı.
Tavana bakıyordu.

Aklında Tuncay’ın götürülüşü… Suat’ın sözleri… Leyla…

Yavaşça elini cebine attı, telefonunu çıkardı.

Ekranın ışığı yüzünü aydınlattı.

Yazmaya başladı.

Kaan (mesaj):
“Leyla… seni özlüyorum.
Böyle olmasını istemezdim ama mecburum.
İstersen beni bırakabilirsin…
Ama şunu bil… seni seviyorum.”

Gönderdi.

Ekrana bakmaya devam etti.

Dakikalar geçiyormuş gibi geldi.

Sonra mesaj geldi.

Leyla:
“Neler olduğunu biliyorum Kaan…
Birisi seni sormaya geldi. Okulda yoktun.
Ne yaptın sen?”

Kaan’ın parmakları ekranın üzerinde durdu.

Yazmak istedi… ama yazamadı.

Sonunda kısa bir mesaj yazdı.

Kaan:
“Şimdi söyleyemem.
Gitmem gerek… seni seviyorum.”

Telefonu kapattı.

Gözlerini kapattı ama uyuyamadı.

SABAH

Kapı bir anda sertçe açıldı.

Kaan refleksle doğruldu.

İçeri Hakan girdi. Elinde metal bir tepsi vardı.
Masaya bıraktı. Tepsiden hafif bir metal sesi yayıldı.

Kaan kalktı, sandalyeye oturdu.

Tepsiye baktı.

Bir parça ekmek… birkaç zeytin… biraz peynir.
Kaşlarını çattı.

Kaan (soğuk):
“Bu… evcil hayvan yemeği mi?”

Tepsiyi parmaklarıyla itti.

Hakan ona doğru eğildi.

Hakan (sert):
“Istakoz mu bekliyordun?
Bu senin yerin. Buna alış.”

Bir adım geri çekildi.

Hakan:
“Patron seni bekliyor.”

Kapıdan çıktı.

Kaan bir süre tepsiye baktı.

Sonra dişlerini sıkarak yemeye başladı.

AŞAĞI KAT

Salon genişti. Büyük camlardan dışarıdaki gri hava görünüyordu.

Suat ayakta duruyordu. Elinde kahve.

Kaan içeri girdiğinde başını kaldırdı.

Suat:
“Hoş geldin evlat. Kahvaltıyı beğendin mi?”

Kaan durdu.

Kaan:
“İnsanlara önce açlığı öğretip… sonra sadakat bekliyorsun.”

Suat hafifçe güldü.

Suat:
“Eğer hak edersen… alırsın.”

Arkasındaki adamlara baktı.

Suat:
“Buradaki herkes… senin geçtiğin yollardan geçti.”

Cengiz’i işaret etti.

Suat:
“Cengiz… 7 yaşındaydı.
Annesi öldürüldü.
Sokakta kaldı.
Bir kütüphanede büyüdü.”

Cengiz başını eğdi, hafif gülümsedi.

Suat bu kez Hakan’a döndü.

Suat:
“Hakan… sevgi nedir bilmez.
Bir gece… ailesini boğarak öldürdü.”

Kaan’ın yüzü gerildi.

Suat yavaşça Selim’e baktı.

Selim öne çıktı. Gözleri donuktu.

Suat:
“Selim…ailesini yaktı.”

Sessizlik.

Selim (fısıltıyla):
“İçimdeki yangını dışarı çıkardım…”

Kaan’ın bakışları sertleşti.

Suat Kaan’a yaklaştı.

Suat:
“Anlıyor musun şimdi?
Biz… seçilmiş değiliz.”

Bir adım daha.

Suat:
“Biz… hayatta kalanlarız.”

Kaan yutkundu.

Kaan:
“Düşünmem için zaman lazım… bir kız var.”
Suat cama döndü.

Dışarı baktı.

Suat (düşük sesle):
“Benim de vardı…”

Kaan dikkat kesildi.

Suat:
“Karım… polisti.”

Derin bir nefes aldı.

Suat:
“Onu kaybettim.”

Sessizlik.

Suat:
“Polislere gittim…
‘Bulacağız’ dediler.
Sonra… dosya kapandı.”

Suat yavaşça Kaan’a döndü.

Gözleri karanlıktı.

Suat:
“O gün anladım…”

Bir adım yaklaştı.

Suat:
“Adalet yok.”

Kaan nefesini tuttu.

Suat (fısıltıyla):
“Sadece… gücü olan kazanır.”

Kaan’ın gözlerinin içine baktı.

Suat:
“Soru şu…”

Kısa bir duraksama.

Suat:
“Senin nedenin ne olacak?”