2. bölüm · Işıklar Söndüğünde

2. Bölüm Büyük Karşılaşma

Gülçin

İhale binasının devasa cam kapısından içeri adım attığımda, havadaki gerilim yüzüme bir tokat gibi çarptı. Etrafta koşturan asistanlar, fısıldaşan iş insanları ve ellerinde kameralarla fırsat kollayan gazeteciler vardı.
Derin bir nefes alıp omuzlarımı dikleştirdim. Ben Dora. Ve burası bir savaş alanıysa, kaybetmeye hiç niyetim yoktu.
Cansu hızla yanıma yaklaştı. "Geldiniz Dora Hanım. İhale salonunun kapıları birazdan açılacak."
"O nerede?" diye sordum, sesimdeki merakı gizlemeye çalışarak.
"Salonun girişinde, basın mensuplarıyla konuşuyor. Alaz Bey..."
Gözlerimi Cansu’nun işaret ettiği yöne çevirdiğimde, kalbimin ritmi bir anlığına kontrolden çıktı.
Koyu renk, kusursuz kesim bir takım elbise giymişti. Boyu oldukça uzundu ve sergilediği duruş, dışarıdan bakan herhangi birini baskı altına alacak kadar güçlüydü. Bir eli cebindeydi; etrafındaki gazetecilere bakarken yüzünde beliren o kendinden emin, alaycı gülüşü görmemek imkansızdı.
Alaz... Cansu haklıydı. Adam sadece varlığıyla bile etrafındakileri gölgede bırakıyordu. Ve ben bundan nefret etmiştim.
Tam o sırada, sanki üzerindeki bakışları hissetmiş gibi başını yavaşça bana doğru çevirdi.
Gözlerimiz havada çakıştı.
Aramızda en az yirmi adımlık bir mesafe vardı ama o an salondaki bütün sesler kesilmiş gibiydi. Flaş patlamaları, fısıltılar, insanların adımları... Hepsi silindi. Sadece Alaz'ın o koyu gözleri ve bana baktığı an dudaklarının kenarına yerleşen meydan okuyan gülümseme kaldı.
Adımlarımı durdurmadım. Tam tersine, doğrudan ona doğru yürümeye başladım.
Yanına ulaştığımda gazeteciler anında etrafımızı sardı. Flaşlar arka arkaya patlarken ikimiz de birbirimizin gözlerinin içine bakıyorduk.
"Demek meşhur rakibim sensin, Dora," dedi. Sesi, hayal ettiğimden daha boğuk ve sakindi. Yüzündeki alaycı ifade bir milim bile gerilememişti.
"Ve sen de 'sonucu belli' olan o ihaleyi kazanacağını sanan kibirli Alaz Karadağ olmalısın," dedim, sesimdeki soğukluğu koruyarak.
Hafifçe öne doğru eğildi. Sadece benim duyabileceğim bir fısıltıyla konuştu:
"Sanmıyorum," dedi, gözlerini gözlerimden ayırmadan. "Biliyorum."
Elimi uzattım. "Göreceğiz Alaz. Ama unutma, yüksekten uçanların düşüşü her zaman daha sert olur."
Uzattığım elimi kavramak için kendi elini uzattı. Parmakları tenime değdiği an, aralarında görünmez bir kıvılcım çaktı. İkimiz de çaktırmamaya çalışsak da ellerimiz bir an için havada asılı kaldı. Elimi sıkıca sıktı.
"Düşersem Dora," dedi gülümsüyormuş gibi yaparak, "seni de yanımda çekeceğimden şüphen olmasın."