10. bölüm · Işıklar Söndüğünde
10. Bölüm
10. BÖLÜM: BÜYÜK YAZGI
Dudakları dudaklarımdan ayrıldığında, etraftaki dondurucu flaş patlamaları bile aramızdaki o kor alevi söndürmeye yetmedi.
Gazetecilerin çığlıkları, deklanşör sesleri, canlı yayın kargaşası... Hepsi arkamızda derin bir uğultudan ibaret kalmıştı. Alaz'ın elini belimden çekmeden, alnını alnıma dayayarak derin nefesler almasını izledim. Gözleri kapalıydı. O an anladım ki; o öpücük basını susturmak için kurgulanmış bir hamle değil, Alaz'ın bana ve kendine ettiği en dürüst itiraftı.
Gözlerini açıp doğrudan gözlerimin içine baktı. "Şimdi sızdırsınlar istedikleri kaydı," dedi boğuk bir sesle. "Gördükleri hiçbir yalan, az önceki gerçeği örtemez."
Elimi onun gür saçlarının arasından yavaşça çekip göğsüne koydum. Kalbi, tam parmaklarımın altında en az benimki kadar hızlı çarpıyordu.
Kameraların önünden, soruları yanıtsız bırakarak geçti. Beni arabasına bindirdiğinde ikimizin de tek bir kelime edecek hali kalmamıştı. Bedenlerimiz, zihinlerimizin kabul etmekte zorlandığı o büyük aşka çoktan teslim olmuştu.
Gece yarısına doğru araba Alaz’ın şehrin yukarısındaki tepe evinin önünde durdu. Şehrin tüm ışıkları ayaklarımızın altındaydı.
Arabadan indiğimizde rüzgar elbisemin eteklerini savuruyordu. Alaz ceketini çıkarıp omuzlarıma bıraktı. Kumaşa sinmiş kokusu ciğerlerime dolarken ona doğru döndüm.
"Neden beni buraya getirdin Alaz?" diye sordum, sesim rüzgarın içinde usulca kaybolurken. "O öpücükten sonra hiçbir şey olmamış gibi davranamayız."
Alaz yanıma yaklaştı. Ellerini ceketinin yakasını tutan ellerimin üzerine koydu. Sıcaklığı, rüzgarın soğuğunu bir anda yok etti.
"Davranmayacağız zaten Dora," dedi, gözlerinde ilk kez hiçbir zırh, hiçbir kibir olmadan. "Sana ilk karşılaştığımız günü hatırlıyor musun? Senden nefret ediyordum çünkü beni zorlayan, dengemi bozan tek insandın. Sonra bu lanet sözleşmeyi imzaladık. 'Aşık rolü oynayacağız' dedik..."
Hafifçe gülümsedi. O gülüş öyle içtendi ki, kalbimdeki tüm kırıkları saracak güçteydi.
"...Ama ben rol yapmayı bıraktığım anı çok iyi biliyorum Dora. Birlikte sabahladığımız o gece, elini çizimlerimin üzerinde gördüğüm an kaybettiğimi anladım. Ben sana mağlup oldum."
Dudaklarımdan küçük bir nefes kaçtı. "Seni mahvederim demiştin..."
"Mahvet zaten," dedi adımı bir dua gibi fısıldayarak. Öne doğru eğilip dudaklarını yanağıma, ardından çeneme ve en sonunda boynuma bastırdı. "Beni sen mahvet Dora. Başkasına izin vermem."
Ellerim istemsizce onun göğsüne gitti. Bu adama vurmak, onu itmek için yola çıkmıştım; şimdi ise kaybolmaktan korktuğum tek sığınğım olmuştu.
"Ben de," dedim gözlerimden bir damla yaş süzülürken. "Senden nefret etmeye çalışmaktan yoruldum Alaz. Ben de seni seviyorum."
Sözlerim geceye karıştığı an Alaz beni belimden tutup havaya kaldırdı ve dudaklarımızı yeniden birleştirdi. Bu kez ne basının kameraları vardı, ne ailelerimizin baskısı, ne de batan şirketler... Sadece iki düşmanın birleştiği o sonsuz yangın vardı.
Yalanla başlayan o Zorunlu Oyun, ikimizin de kaçamadığı en güzel gerçeğe dönüşmüştü.
