8. bölüm · İnsan Kendini Ne Zaman Tanır?

Bu Benim Düşüncem Mi?

Sapientia _

İnsan tamamen boş bir zihinle büyümez. Dilini, kavramlarını, ahlakını, hatta neyin “doğru soru” olduğunu bile başkalarından öğrenir. Bu yüzden “tamamen bana ait bir düşünce” diye bir şey bulmak sandığımız kadar kolay değildir. Yine de kendi düşüncelerinle ödünç aldığın düşünceleri ayırt etmene yardımcı olabilecek bazı ölçütler var.
Kaynağını sorgula. Kendine şu soruyu sor: “Bunu ilk nerede duydum?” Eğer cevabın belirli bir kişi, kitap, video veya öğretmense, o fikir büyük ihtimalle önce dışarıdan geldi. Bu kötü bir şey değildir. Önemli olan onu sonradan yeniden değerlendirip değerlendirmediğindir.
Gerekçeni bul. “Neden buna inanıyorum?” sorusuna kendi cümlelerinle cevap verebiliyor musun? Yoksa sadece daha önce duyduğun ifadeleri mi tekrarlıyorsun? Bir düşünceyi savunurken ezber cümleler yerine kendi mantık zincirini kurabiliyorsan, o düşünce artık sana ait olmaya başlamıştır.
Otoriteyi kaldır. Diyelim ki sevdiğin bir filozof, bilim insanı ya da içerik üreticisi aynı fikri söylememiş olsaydı yine de buna inanır mıydın? Eğer cevabın evetse, düşünceyi içselleştirmiş olma ihtimalin yüksektir.
Karşı görüşle sınan. Gerçekten sana ait olan fikirler, karşıt argümanlarla karşılaştığında da ayakta kalmaya çalışır. Başkasından ödünç alınmış fikirler ise çoğu zaman ilk ciddi itirazda sarsılır.
Duygusal tepkiyi ayır. Bazen bir düşünceyi doğru olduğu için değil, bize güven verdiği için benimseriz. Kimlik hissi veren, ait hissettiren veya korkuyu azaltan fikirler, eleştirilince bizi gereğinden fazla rahatsız edebilir. Bu durumda düşüncenin doğruluğunu değil, bize sağladığı duygusal konforu koruyor olabiliriz.

Burada önemli bir ayrım daha var: Bir düşüncenin ilk kez senin aklına gelmiş olması ile o düşüncenin gerçekten senin düşüncen olması aynı şey değildir. Örneğin iki kişi birbirinden habersiz aynı sonuca ulaşabilir. Ya da sen bir kitabı okuduktan sonra oradaki fikri tamamen yeniden inşa edip farklı gerekçelerle savunabilirsin. Bu durumda fikir ilk kez senin tarafından üretilmemiş olsa bile, artık senin düşünce sisteminin bir parçasıdır. Bu nedenle birçok filozof, özgünlüğü “daha önce hiç söylenmemiş bir şey söylemek” olarak değil, başkalarından aldığın fikirleri eleştirel süzgeçten geçirerek kendi zihninde yeniden kurabilmek olarak görür. Son olarak kendine şu dört soruyu sorman faydalı olabilir:
Bu fikre inanmayı bıraksam ne kaybederim?
Bunun tersini savunacak olsam hangi argümanları kullanırdım?
Bu fikri destekleyen kanıtlar neler, karşı çıkan kanıtlar neler?
Bu düşünceyi hiç kimse bana söylememiş olsaydı, elimdeki bilgilerle yine aynı sonuca ulaşabilir miydim?

Bu soruların cevapları netleşmeye başladığında, hangi düşüncelerin sadece zihninden geçtiğini, hangilerinin ise gerçekten senin düşünce sisteminin bir parçası olduğunu daha iyi ayırt edebilirsin. En önemli nokta şu: İnsan zihni tamamen bağımsız değildir. Hepimiz başkalarının fikirlerinden etkileniriz. Asıl mesele, etkilenmek değil; etkilenmenin farkında olarak düşünmeye devam edebilmektir. Bu farkındalık, düşünceyi taklitten ayıran en güçlü ölçütlerden biridir.
Şunu da eklemek isterim ki hayatınızda sizi etkileyen şey her zaman çevrenizdekiler değildir. Örneğin günün birinde çok yakın arkadaşınız sizi kötü hissettirmiş olabilir. Güveninizi kırmış olabilir. Hatta sizi değersiz hissettirmiş olabilir. Fakat bunların hepsi sizin ona verdiğiniz değer sayesinde bu kadar etkiler.
Şimdi geriye dönüp baktığınızda, kendiniz hakkında öğrendiğiniz en önemli şeyin ne olduğunu düşünün. Değişen fikirleriniz mi? Fark ettiğiniz alışkanlıklarınız mı? Size ait sandığınız düşüncelerin aslında başkalarından geldiğini görmek mi? Yoksa bütün bunların ötesinde, kendinize ilk kez gerçekten soru sormaya başlamış olmanız mı?
Burada okuduğunuz hiçbir cümleyi mutlak doğru olarak kabul etmeyin. Benim düşüncelerimi de sorgulayın. Size en doğru gelen fikirleri bile yeniden düşünün. Sonunda benimle aynı fikirde olmanız değil, kendi düşüncelerinizi daha bilinçli kurabiliyor olmanız çok kıymetlidir.
Hepimiz farklı düşüncelerimiz, farklı deneyimlerimiz ve farklı özümüzle varız. Bizi biz yapandır bu farklılıklardır.
İşte şimdi bir gün biri size yeniden “Sen kimsin?” diye sorduğunda, bu kez hazır bir tanım vermek zorunda hissetmeyebilirsiniz. Umarım o gün vereceğin cevap, ilk sayfada okuduğun günden farklı olur.
Bu kitabın sonuna geldiniz. Fakat kendinizi tanıma yolculuğunuzun sonuna değil. Şimdi kitabı kapatın. Sonra kendinize dönün. Ve yeniden sorun: “Ben dediğin kim?”