Bölümler 8Şu an: 8.Bölüm-Gizli Şehir
- 1 1.Bölüm - Dere kenarında829 kelime
- 2 2.Bölüm "Lanetlenirmişim gibi"1.140 kelime
- 3 3.Bölüm- Son bekleyiş1.102 kelime
- 4 4.Bölüm- İlk bela1.326 kelime
- 5 5.Bölüm-Mecburiyet940 kelime
- 6 6.Bölüm-Ateş başında1.463 kelime
- 7 7.Bölüm-Demir Kafes1.080 kelime
- 8 8.Bölüm-Gizli Şehir1.645 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Şimdi bu hikayenin sadece klasik bir yolculuk hikayesi olmaktan çıkıp her bir karakterin gizemli hikayesini sırayla tek tek öğrenip, onların dünyasına dahil olmaya başlıyoruz..
Not: bu bölüm ilk sırrın ortaya çıkmasından dolayı uzun yazılması gerekti. Bölüm içinde kafanızın çok karışmaması için 1. ve 2. Kısımlar olarak belirttim. İyi okumalarr
1. KISIM-GİZLİ ŞEHİR
Lider başını hafifçe kaldırarak Indra ve Morgana'ya baktı.
“Evet, yaşıyor ama yine de emin olmamız lazım...”
Koruyuculardan biri öne atılarak lidere seslendi.
“Şehre götürelim liderim. Orada tedavi edebiliriz.”
Indra derin bir nefes alarak iç çekti. Jax'in yaşıyor olması, kendisi bile tam olarak nedenini anlayamasa da içini rahatlatmıştı.
Lider, kuşkulu bakışlarını cadıya çevirdi. Hâlâ onun zararsız olduğundan emin değildi. Morgana'nın ne kadar güçlü olduğunu görmüştü ve bu durum onu temkinli davranmaya itiyordu.
Indra, liderin tereddüdünü fark eder etmez onu ikna etmek için öne atıldı.
“O zararlı değil, bize yardım ediyor. Biz de sadece geçiyorduk, emin olun sizinle ve ormanınızla derdimiz yok... Lütfen.”
Lider sert bakışlarını Indra'ya çevirdi. Ancak karşısındaki genç kızın sözlerini dinledikçe yüzündeki gerginlik hafifledi, bakışları yumuşadı. Görünüşe göre genç ve zararsız olan bu kızın sözlerine inanmamak elinde değildi. Indra'nın masumiyeti ve diğerlerine kıyasla ne kadar toy olduğu gözünden kaçmamıştı.
Sonunda adamlarına başıyla onay verdi. Koruyucular, Morgana'yı kafesten çıkardılar.
Indra ve Morgana, Jax'in kollarını omuzlarına alarak onu desteklediler. Jax henüz kendine gelememiş olsa da birkaç adım atabilecek durumdaydı.
Bir süre ilerledikten sonra koruyucular duraksadı. Liderin ne yaptığını tam olarak göremeseler de önlerinde yeni bir geçidin oluştuğuna tanık oldular.
Ağaç kökleri, sanki görünmez bir el tarafından yönlendiriliyormuş gibi birbirine dolanarak bir kapı oluşturuyordu. Geçidin ardında, alışık oldukları dünyanın devamı değil, bambaşka bir yer vardı. Parıldayan, şeffaf beyaz ışıklar geçidin içini kaplıyor; ardında uzanan büyülü şehri gizemli bir perde gibi saklıyordu.
Indra, gördükleri karşısında büyülenmişti. Doğanın içine ustalıkla gizlenmiş bu sihirli bölge, yıllarca yaşadığı dört duvar arasını yeniden sorgulamasına neden olmuştu. Dışarıda onu bekleyen dünyanın ne kadar geniş ve şaşırtıcı olabileceğini ilk kez bu kadar derinden hissediyordu.
Lider ve adamları, üçlüye öncelik vererek geçitten geçmelerini sağladılar.
Dışarıdan bakıldığında insanı dünyanın ötesine bakıyormuş gibi hissettiren o ışıklı geçidin içinden adım attıkları anda kendilerini bambaşka bir yerde buldular.
Burası, birbirine karışan sayısız sesin ve kalabalığın oluşturduğu hareketli bir şehirdi. Her yerde insanlar dolaşıyor, sokaklar yaşamın ritmiyle dolup taşıyordu.
Jax, hâlâ kendine gelemediği için çevresinde olup bitenleri doğru düzgün fark edemiyordu. Ancak Morgana ve Indra birbirlerine baktılar. Tek kelime etmeden, ikisinin de aynı şaşkınlığı yaşadığını anlamış gibiydiler.
Koruyuculardan biri öne atıldı ve göğsünü kabartarak konuştu.
“İşte burası bizim şehrimiz. Şanslısınız ki ilk girebilen yabancılar sizsiniz. Beğendiniz mi?”
Indra, adamın kendisinden bir cevap beklediğini fark ederek tebessüm etti.
“Evet, gördüğüm çoğu yerden çok daha güzelmiş.”
“Küçüğüm?”
Indra, sözün imasını bu kez anlayamamıştı. Ne demek istediğini sorarcasına başını hafifçe yana eğdi.
“Benim evimden sonra gördüğün en güzel yer demek istedin herhâlde!”
“Şu neredeyse işkence gördüğüm sarmaşıklı şeyi mi diyorsun?”
Liderin dikkatini çeken bu söz üzerine araya girdi.
“İşkence mi?”
Morgana, hâlâ az önce yaşananlardan kalan öfkesini üzerinden atamamıştı. Başını lidere çevirerek sertçe karşılık verdi.
“Dedi az önce beni demir kafese kapatan adam.”
Indra, yanlış anlaşılmayı önlemek istercesine liderin tarafına döndü. Bir yandan Jax'i desteklemeye devam ederken açıklama yapma gereği duydu.
“Tam öyle bir şey değildi. Biraz gergin bir tanışmaydı, o kadar.”
“Küçüğüm, abartmayı seviyor. Anlamadınız mı?”
Morgana'nın daha fazla bir şey söylemeyeceğini anlayan Indra gözlerini devirdi ve başını başka yöne çevirdi.
Bu sırada yürümeye devam ediyorlardı. Koruyucuların eşliğinde şehrin içinden geçerek belirli bir yere doğru ilerliyorlardı.
2.KISIM- INDRANIN BİLİNMEYEN GÜCÜ
Ağaçların arasına kurulmuş bu şehir, ilk bakışta görenleri büyüleyecek kadar güzeldi. Uzun ağaçları birbirine bağlayan köprüler, dalların arasında yanıp sönen ışıklar ve şelalelerden süzülerek şehrin altından akan sular, burayı masallardan çıkmış bir yere benzetiyordu. Özellikle güneş batarken sulara yansıyan ışıklar, çevredeki çiçeklerin renklerini değiştiriyor, manzaraya bambaşka bir güzellik katıyordu. Belki de bu görüntü, burada yaşamak için tek başına bile yeterli bir sebepti.
Yine de şehrin aşağısında akan sular, hayatları boyunca ayaklarını sağlam toprağa basmaya alışmış olan üçlüyü biraz huzursuz ediyordu. Gözleri manzaraya hayranlıkla takılıp kalsa da kendilerini tamamen güvende hissetmeleri kolay değildi.
Bir süre sonra liderin evine vardılar. Bunu anlamak zor değildi; diğer evlerin kahverengi ahşaplarından ayrılan bembeyaz yapısı ve özenle işlenmiş görünümüyle hemen göze çarpıyordu. Evin önündeki kameriyeden geçerek kapıya yaklaştılar. Eldrin öne çıktı ve kapının önünde durdu.
Koruyuculardan biri, onları tanıtır gibi elini uzatarak konuştu.
“Lider Eldrin’in evine hoş geldiniz.”
Eldrin onları içeri aldıktan sonra Jax’in dinlenmesi ve yarası için gereken tedavinin yapılması talimatını verdi. Ardından Morgana ile Indra’nın da yorgun olduklarını fark ederek onlara sıcak bir şeyler ikram edilmesini, temiz kıyafetler verilmesini ve odalarına götürülmelerini istedi.
Morgana, sanki aklına aniden bir şey takılmış gibi kaşlarından birini hafifçe kaldırıp Eldrin’e döndü. Indra ise önemsiz bir soru soracağını düşünerek onunla ilgilenmedi.
“Elbiseler ne renk olacak? Göründüğü üzere ben öyle her şeyi giymem, Eldrin.”
Eldrin’in Morgana’ya karşı duyduğu mesafe hâlâ belirgindi. Başını başka tarafa çevirerek cevap vermeden odasına çekildi. Bunun üzerine görevliler, Morgana ve Indra’ya yol göstererek onları kalacakları odalara götürdüler.
Bir süre dinlenip hazırlandıktan sonra Indra odasından çıktı. Bilge Eldrin’in yanına giderek onunla sohbete koyuldu. Eldrin’in şehri anlattıklarını dinlerken gözleri merakla parlıyordu. Çok geçmeden Morgana da odasından çıktı. Yüzünde belli belirsiz bir endişe vardı. Yanlarına yaklaşırken konuşmalarına kulak verdi; sadece şehirden bahsettiklerini anlayınca rahatlamış gibi aralarına katıldı.
“Jax nasıl olmuş?”
Indra ile Eldrin, bu sorunun Morgana’dan gelmesine şaşırdılar. Onun Jax’in durumunu merak etmesi bekledikleri bir şey değildi. Yine de bu beklenmedik ilgi ikisinin de hoşuna gitmişti.
Indra’nın yüzünde huzurlu bir ifade belirdi.
“İyiymiş, şimdi uyuyor dediler.”
Eldrin düşünceli bir tavırla başını salladı.
“Zaten yaralandıktan sonra, buraya getirilip yatırıldığında yarası çoktan kapanmıştı. Normalde böyle bir iyileşme, doğanın gücüyle mümkün olur.”
Indra şaşkınlıkla ona baktı.
“Nasıl yani?”
Morgana’nın bedeni bir anda gerildi. Bakışlarını Eldrin’e sabitlemiş, söyleyeceği tek bir kelimeyi bile kaçırmamak istercesine sessizce onu dinliyordu.
Eldrin konuşmasını sürdürdü.
“İyileştirme gücü, yalnızca koruduğumuz kristal ağacın doğaya bahşettiği bir güçtür. Bizler bu gücü istediğimiz gibi kullanamayız. Kristal ağaç, izin verdiği ölçüde yaraları iyileştirmemize olanak tanır. Ama…”
Indra ile Morgana aynı anda öne eğildi.
“Ama?”
Eldrin’in gözleri, konuşurken yerdeki bir noktaya dalıp gitmişti. İkisinin birden seslerini yükseltmesiyle irkildi ve düşüncelerinden sıyrılarak devam etti.
“Ama Jax’in yarasını neyin iyileştirdiğini bilmiyorum. Kristal ağaç burada, şehrimizde. Jax ise buraya getirildiğinde yarası zaten kapanmıştı. Üstelik orada ona dokunan ya da iyileşmesine yardımcı olabilecek hiçbir büyülü varlık da yoktu.”
Morgana’nın zihninde parçalar yavaş yavaş birleşmeye başladı. Jax’in yarası, Indra’nın ona dokunduğu yerde kapanmıştı. Üstelik bu, kristal ağacın gücüyle açıklanabilecek bir durum değildi. Yine de elinde kesin bir kanıt yoktu.
Ya o güç Indra’dan geldiyse?
Bu düşünce bile Morgana’nın içini ürpertmeye yetmişti. Eğer şüphelendiği şey doğruysa Indra’nın sahip olduğu gücü kendisinden önce kimsenin öğrenmemesi gerekiyordu. Özellikle de Eldrin’in…
Morgana, Eldrin’in konuşmayı sürdürmesine fırsat vermeden bir anda ayağa kalktı. Ardından Indra’ya döndü.
“O hâlde bu sihirli şehri gezmeden gitmeyelim, değil mi küçüğüm?”
Indra da Eldrin’in anlattıklarından sonra şehri daha yakından tanımak için sabırsızlanıyordu. Bu nedenle Morgana’nın teklifini memnuniyetle karşıladı.
Eldrin ise yanlarına birkaç adamını çağırarak onlara şehri gezdirmelerini emretti. Ancak talimatları bununla sınırlı değildi. Adamlarından gözlerini misafirlerinin üzerinden ayırmamalarını ve yaptıkları her şeyi kendisine bildirmelerini istedi.
Eldrin, şehrine aldığı bu yabancılara henüz güvenmiyordu.
Özellikle de Morgana’ya…
Morgana ile Indra koruyucuların peşinden evden çıktığında, Eldrin pencerenin önüne ilerledi. Bakışları en çok Indra'nın üzerinde duruyordu.
“Bu kadar kısa sürede bir yarayı kapatmak…” diye mırıldandı.
Indra ile Morgana bir süre şehirde dolaştı. Köprülerden geçip çevreyi incelerken aralarında konuşmak için birbirlerinden söz beklercesine bir sessizlik vardı.
Bu sessizliği bozan ilk kişi Indra oldu.
“Sen neden böylesin?”
Morgana kaşını kaldırdı.
“Nasılmışım?”
“Soğuk, kibirli… Ne bileyim.”
“Bir de özgüvenli, değil mi?”
“İşte bak! Belli etmek istemediğin her şeyin üstünü bu umursamaz tavrınla kapatıyorsun. Kimseyi önemsemiyormuş gibi davranıyorsun.”
Morgana cevap vermedi. Indra, onun uzaklara dalan bakışlarını görünce sesini yumuşattı.
“Yani neden böyle olmayı seçtin?”
“Seçmedim. Öyleyim.”
“Değilsin!”
“Öyleyim!” dedi Morgana, kaşlarını çatarak.
“Öyleyse Jax'i neden merak ettin? Bir de beni ormanda korudun.”
“Ne kadar da kişisel algılamışsın, canım.”
“Ben hiç kişisel algılamadım da… Neyse, senin tarzın bu galiba. Alıştık artık.”
“Ne tarzı?”
“Sevmek.”
Morgana cevap vermedi. Indra'nın ona bakmadığından emin olduğunda hafifçe gülümsedi.
Uzun zamandır taş duvarların arkasında yılalr önce donmuş kalbindeki buzları bu kız birkaç günde ısıtmıştı sanki. Morgana bu hissin üzerinde fazla durmadı. Kendine hatırlatması gereken başka şeyler vardı.
Biraz ileride, Morgana'nın kargası, onun içaretiyle bir dala kondu. Küçük bir kuşun çırpınışları dikkatini çekti. Morgana'nın sessiz emriyle Kargası kuşu yaralamıştı.
Morgana durdu. Indra da kuşu fark edince hemen yanına gitti.
“Ah, zavallıcık…”
Küçük kuşu dikkatlice avuçlarının arasına aldı. Yaralı hâlini görünce yüzü düştü. Morgana ise onu sessizce izliyordu. Indra hakkındaki şüphelerini kanıtlamak için çabalıyordu.
Indra, kuşun iyileşmesini isteyerek ellerini hafifçe kapattı.
Birkaç saniye sonra kuşun çırpınışları durdu. Yarası gözlerinin önünde kapandı.
Aynı anda Eldrin'in odasında ki kristal küre parladı. Eldrin hemen yanına giderek elini üzerine koydu. Şehrin derinliklerinden gelen bir titreşim hissetti.
Kristal ağaç tepki veriyordu.
Eldrin'in yüzü ciddileşti. Ağaç, yabancıların gelişinden beri ilk kez böyle bir enerji yayıyordu. Üstelik titreşim, koruyucuların götürdüğü yönden geliyordu.
Eldrin pencereye döndü.
“Yoksa gerçekten sen misin…”
...
Indra kuşun iyileştiğini fark edemeden şehirde bir hareketlilik başladı.
Morgana'nın bakışları kuştan ayrılmıyordu.
Tam o sırada suyun üzerinden bir dalga geçti.
Ardından bir tane daha.
Kayıkların bağlı olduğu ipler gerildi. Köprüler hafifçe sallandı. Şehrin içinden güçlü bir enerji dalgası yayıldı.
Morgana başını kristal ağacın bulunduğu yöne çevirdi.
Ağacın dalları ışıldıyordu.
“Ne oluyor?” diye sordu Indra.
Koruyucular hızla yanlarına geldi. Ne yaşandığını anlayamamışlardı ama kristal ağacın tepkisini hissetmişlerdi.
“Liderin emri! İkinizi de hemen geri götüreceğiz.”
Indra itiraz edecek oldu.
“Ama biz—”
“Lütfen bizimle gelin.”
Koruyucuların tavrı değişmişti. Artık onları yalnızca misafir olarak görmüyorlardı.
Morgana, Indra'yı takip ederek yürümeye başladı. Zihninde tek bir düşünce vardı.
Jax'in kapanan yarası…
Indra'nın avuçlarındaki kuş…
Kristal ağacın tepkisi…
Bakışlarını Indra'ya çevirdi. Kızın hiçbir şeyden haberi yoktu.
Morgana'nın içi ürperdi.
“Olmaz…” diye fısıldadı.
Bölüm sonu kritğii:
Kafanızda çok soru birikti, biliyorum;))
Peki, sizce bu hikâye bütün gizemleri birbirine bağlayarak nasıl bir sona ulaşacak?
-Indranın gücüyle kristal ağacın bağlantısı ne?
-Morganayı bu konuda endişelendiren şey ne?
-Jaxin tüm bu hikayede rolü ne olacak?
-eldrin'in Indrayla tanışıklığı mı var?
Teorilerinizi bekliyorum, bakalım önceden çözebilecek bir okur çıkacak mı? Bir sonraki bölümde görüşürüz..
Bölüm etkileşimi
