Indra'nın laneti kitap kapağı

5. bölüm / 8

5.Bölüm-Mecburiyet

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: 5.Bölüm-Mecburiyet

Indra, sabit bir noktaya gözlerini dikmiş, düşüncelere dalmıştı.
Jax hâlâ sorusuna cevap alamamıştı. Indra'nın yanında sert adımlarla bir ileri bir geri yürüyüp duruyordu. Cevap alamadıkça kafasında türlü senaryolar kuruyordu. En çok da kendi sorunlarının yanında nasıl bir belayı daha eklediğini merak ediyordu. Mırıldanarak Indra'nın etrafında dönüp duruyordu.
"Bir cadı neden kolye verir ki?...Hiç buralarda cadı görmedim...Ne istiyormuş? Tehlikeli olsa yaşatmazdı herhâlde!"
Sonunda aniden durup Indra'ya döndü.
"Indra! Sana diyorum. Konuşacak mısın artık?"
Indra gözlerini aniden Jax'e kaydırdı.
"Düşünüyorum Jax! O kolye önemli. Eğer ormanda düştüyse..."

"Hayır, hayır , hayır! Ormana falan dönmek yok. Orası sandığından tehlikeli."

"Sen yokken oradaydım zaten. Hâlâ hayattayım."

"Ben olmasam açlıktan ölüyordun be! Hayattaymış...Orman falan yok. Yola devam etmemiz gerekiyor."

"Ama Cadı dedi ki-"

"Bana bak, cadı falan yok! Gidiyoruz."
Indra'nın kolundan sıkıca tuttu. Ve kapıya doğru yöneldi. Bir kaç adım sonra Indra bir hışımla kolunu çekti ve sokakta bağırmaya başladı.
"Ben gelmiyorum! Sen git."
Indra kararlıydı. Ormana giden yolları tek tek arayacak, o kolyeyi bulacaktı. Jax ise bu kez onu durduramayacağını anlamıştı. Onu ikna etmek zorunda olmadığını kendine hatırlattı. Herkes kendi seçiminin sonucuna katlanmalıydı. Ve Jax gerçekten zamanını bununla harcamak istemiyordu.
"Ne yapıyorsan yap."
Öfkeyle Indra'ya sırtını dönüp hızlı adımlarla uzaklaştı.
Tartışmaları, çevredeki insanların meraklı ve anlamsız bakışlarını üzerlerine toplamıştı.Dükkânın kapısında onları izleyen Bayan Murphy, yüzündeki şaşkınlığı gizleyememişti. Neden buradaydılar? Nereden tanıştılar? Bu soruları bile alamamışken şimdi de aniden gözlerinin önünde ayrılmışlardı.
Indra birkaç sokak ilerlemişti şehirden çıkmak üzereydi. Adımları yavaşlamış içine dolan huzursuzluk nefes alışverişini bile değiştirmişti. Bunun farkındaydı. Anlamlandıramamıştı. Jax'in her şeye karar verme huyuna katlanıyordu; ama saraya daha kolay varabilmek için onun yardımına da ihtiyacı vardı. Tekrar başa dönmüş gibi hissediyordu. Kendi sarayı dışında bu insanları da bu şehri de tanımıyordu. Nasıl konuşması gerektiğini, ne giyeceğini bile kestiremiyordu. Nasıl tek başına halledecekti? Çıkmak üzereyken kalabalıkların içinden net olmayan bir ses kulağını tırmaladı.
"Indra...bekle."
Indra dönüp baktığında bu sesin sahibi Jax'ti. Uzaktan ona doğru koşar adımlarla yaklaştı. Belli ki acele etmekten yorulmuş nefes nefese kalmıştı.
"Hava kararıyor, bugün oraya gidemezsin. Yarın kolyeni ararız."

"Fikrini ne değiştirdi?"

Jax alaycı ve öfkeli tavrını bir kenara bırakmıştı. İlk defa çaresiz ve muhtaç hissettiğini belli etmemek için bakışlarını yere düşürmüştü. Kafasını kaşırken konuştu.
"Sen saraya giriş şansımsın. Daha önce çok denedim. Başaramadım."
Indra, Jax'in söylediklerinin ardında kendisinin de sakladığı bir şey olduğunu hissediyordu. Ama emin olduğu bir gerçek vardı:
Kaelrath Krallığı'nda aradıklarını bulmak için bu yolculukta ikisinin de birbirlerine mecbur olduğuydu.

Geceyi geçirmek için Jax'in bildiği küçük bir han vardı. Güneş ışıkları bulutların ardında kaybolmuş, ay henüz ortaya çıkmadan şehir buz mavisi bir karanlığa bürünmüştü.

Jax ve Indra sokakta ilerlediler. Jax'in her sokağı avucunun içi gibi bilmesi, neredeyse her köşe başında tanıdığı birinin çıkması tesadüf olamazdı. Indra bunu artık sezebiliyordu. Onu buraya kadar her yıl getiren, en az kendi amacı kadar derin bir sırrı olmalıydı.
Pazarlar toplanmış, neredeyse herkes evine dönmüştü. Sokakta yanan meşalelerin çıtırdaması, geceleri bu şehrin kendi müziği gibi geliyordu kulağa. Bu huzurlu sessizliğin içinde, onların ayak sesleri sabahkine göre fazlasıyla dikkat çekiyordu. Adımlarını yavaşlattılar fakat sesler kesilmedi.
Jax elini kaldırarak Indra'yı durdurdu. Başını hafifçe yana eğip yaklaşan sesleri dinledi. Tecrübeli ve zekiydi. Bir duvarın arkasına çekti Indra'yı ve çömeldi. Duvarın arkasından sokağı gizlice izliyor ve temkinli davranıyordu. Indra, onun buraları daha iyi tanıdığını bildiği için ne yapıyorsa ayak uyduruyordu.
"Askerler bu saatlerde buralarda nöbet tutarlar, sesini çıkarma."

"Ha, şu hırsızlık mevzusu."

"Hırsız falan değilim ben. O adam yoksul çocukları kovuyordu. Ben de onların hakkını verdim."

"Hangi adam?"

"Önemsiz zengin bir tüccar. Buralarda dolaşır, küstah biridir. Çocukları çalıştırıp haklarını da vermez. Ben bir şey çalmadım. Onların olanı alıp geri verdim."

Indra yalnızca ona bakıyordu. Jax'in serseri ve şımarık tavrının altında, kendi adaletini sağlamaya çalışan duyarlı birinin saklandığını ilk kez bu kadar açık görüyordu. Ama bunu yaparken ne kadar kural tanımayan ve sürekli başını belaya sokan bir çocuk olduğunu da görebiliyordu. Jax sokağı gözetlerken Indra hâlâ ona bakıyordu.
"Çocuklara verdin yani?...Adam da senden hoşlanmadığı için peşine düşüyor, değil mi?"

Jax avucunu fark ettirmeden yerdeki toprakla doldurdu. Cebinden çıkardığı matarasını hazırladı. Tüm bunları yaparken Indra'ya hiç bir şey fark ettirmedi. Onunla hala konuşup aynı anda da gözlem yapabiliyordu.

birkaç saniye sonra sustu. Indra bir terslik olduğunu hızlıca sezdi fakat ne yapması gerektiğini anlamamıştı. Nefeslerini tutmuşlardı. Yaklaşan hafif ayak sesleriyle, Jax bir anda dikkat kesildi. Indra bunun Askerlerden kaynaklı olduğunu düşünüyordu ve gergindi.

Jax, elini taş duvarın dibindeki kahverengi toprağa daldırdı. Şehrin taş ve duvarlarından dökülen tozları, kum ve kireç artıklarını avucuna doldurup, deri kaplı çelik matarasındaki suyun üzerine döküverdi. Avucunda sıcak bir cızırtı hissettiği anda arkasına döndü, Indra'yı kendine doğru çekerek geriye yasladı ve tüm suyu peleriniyle gizlice yaklaşan kişiye fırlattı.

Karşılarında duran kişinin acı içinde çığlıkları sokakta yankılandı.

"Ah! Seni aptal!..Aptal çocuk"

Indra bir saniye donakaldı. Bu sesi hemen tanımıştı. Panikle ayağa kalkıp, onun pelerinini başından indiriverdi.
"Cadı?"
Jax anlamsızca bakakaldı.
" Sen neden bir cadıya yardım ediyorsun? Ne oluyor, Indra!"

"Anlatacağım ama şu an olmaz. Ne attın ona?"

Cadı beklemeden cevapladı.
"Yerden bulduğu bütün zehirli şeyleri üzerime fırlattı, senin şu cesur ama aptal çobanın."

Jax her seferinde yaptığı gibi yandan bir gülümseme atarak ciddiye almadı.
"Aslında zeki olacaktı... Çünkü işe yaramış gibi duruyor."

Indra ikisini de sertçe dokunarak susmalarını istiyordu. Ses tonları, kendileri de fark etmeden yükseliyordu.

"Çünkü ben öyle istedim... şuna baksana, zavallı sizlerin bir an beni yenebildiğinizi düşünmenize bayılıyorum çocuğum."

"Çocuğum mu? O kadar da yaşlı durmuyorsun, cadı."

"Ah, bu cevaplar çok tanıdık geldi. Değil mi, küçüğüm? Şimdi anladım siz ikiniz neden bir aradasınız!"

Indra'nın sesi neredeyse hiç duyulmuyordu.
Artık yapabileceği bir şey kalmamıştı. Askerler, çıkardıkları bütün gürültüyü takip ederek çoktan çevrelerini sarmıştı.
"Sonra mı kavga etseniz ARTIK!"

Herkes bir anda susup ona döndü. Jax ve cadı "kahretsin" der gibi birbirlerine baktılar. Bu sefer Indra sakin kalmayı seçti. Elini kılıcına uzattı. Hazırda bekliyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

90okunma 31beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…