Bölümler 8Şu an: 7.Bölüm-Demir Kafes
- 1 1.Bölüm - Dere kenarında829 kelime
- 2 2.Bölüm "Lanetlenirmişim gibi"1.140 kelime
- 3 3.Bölüm- Son bekleyiş1.102 kelime
- 4 4.Bölüm- İlk bela1.326 kelime
- 5 5.Bölüm-Mecburiyet940 kelime
- 6 6.Bölüm-Ateş başında1.463 kelime
- 7 7.Bölüm-Demir Kafes1.080 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 8.Bölüm-Gizli Şehir1.645 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İp uçularını takip et, ve bana teorini söyle. Eğer yaklaştıysan sana cevap veririm... Ama emin ol o kadar kolay olmayacak...Asıl eğlence şuandan itibaren başlıyor, İyi okumalarr;)
Güneş, gecenin karanlığını devralırken Indra ve cadı, gözlerine vuran aydınlıkla yavaş yavaş uyanmaya başladılar. Gözlerini açtıklarında Jax çoktan hazırlanmış, son birkaç eşyasını çantasına dolduruyordu. İkisine doğru yöneldi.
“Hanımlar, güzellik uykunuz bittiyse yola çıkıyoruz. Kalkın!”
Indra sersem bir şekilde doğrulurken,
“Buna güzellik uykusu denirse…”
dedi ve bakışlarını hafifçe Morgana’ya çevirdi.
“Gerçi Morgana için güzellik uykusu sayılabilir! Baksana, göz örtüsü bile varmış.”
Morgana, bunu bir iltifatmış gibi sadece gülümsedi.
Jax son çantasını da sırtına alırken,
“Üzülme prenses, seni de tekrar sarayında pamuklara sarılı yatağına teslim ederiz.”
“Senin çantan da o kadar kötü değildi.”
“Benim çantamı yastık mı yaptın! Tüm gece onu aradım, boynum çürüdü resmen.”
“Heh, ben de bu kibarlığın ne zaman bitecek diye bekliyordum. Bir an bizi sevmeye başladın sanmıştım!”
Morgana, yine yüzündeki umursamaz ama hoşuna giden ifadeyle araya kısa cümlelerini yerleştirip geri çekiliyordu.
“Biz demek?”
“Sanki sen çok düşüncelisin de…”
Morgana derin bir iç çekişle yeniden konuşmaya dahil oldu.
“Ah! Yeter, her gün sizi dinleyemem aptal solucanlar! Hem sen de biraz centilmen ol.”
Tekrar etraflarını saran sakinlikle birlikte Morgana ve Indra da toparlandı. Rüzgârda uçuşan kuru yapraklar, ağaçların arasından sızan güneş ışıklarını kesiyordu. Indra’nın kumral saçları gözlerinin önünü kapatacak kadar uçuşuyordu. Rüzgârın soğuğu yüzüne çarpan Morgana başını eğiyordu. Jax ise serin rüzgâr yüzünden gözlerini kısarak ormanın içinden uzanan patikayı gözetliyordu.
Bir süre sonra arkasını dönüp kızları kontrol etti. Gözü istemsizce Indra’ya kaydı. Onun ışıkta parlayan, nazikçe dalgalanan saçlarına daldı. Ardından bakışları aşağı kaydı ve Indra’nın botlarını giyme şeklini fark etti.
Indra, botlarını çıkarıp ayaklarına sardığı kalın şalları çıkarmış, ardından botlarını yeniden giymişti. Jax de daha bu sabah aynısını yapmıştı. Ayakları çok üşüdüğünde böyle yapardı ama şimdiye kadar bunu bir başkasında gördüğünü hatırlamıyordu.
Bu düşünceler zihnini meşgul ederken, gözlerini Indra’dan hiç ayıramadığını fark etmedi. Indra başını kaldırdığında üzerinde gezinen bakışları fark edip gözlerini Jax’e dikti.
“Ne oldu, hırsını alamadın mı?”
“Onu böyle giymeyi nereden öğrendin?”
“Neyi? Botu mu?... Yani bilmem ki, annem göstermiştir herhalde. Ayaklarım üşümesin diye yapardım.”
“Ben de… Neyse.”
Jax durgun bakışlarını yeniden yola çevirip yol planından bahsetmeye başladı.
“Bugün biraz hızlı hareket edersek Kaelrath’a varabiliriz. Tabii…”
“Tabii ne?”
Morgana tırnaklarını kontrol ederken yine bilgeliğini göstermek ister gibi araya daldı.
“Tabii Hayal Köyü’nü geçebilirsek demek istiyor sanırım, bizim çocuk.”
“Geçebilirsek değil, geçebilirseniz demek istedim aslında. Unuttun mu, ben hep gidiyorum?”
“Unuttun mu çocuk, ben de bir cadıyım?”
Indra, üstüne alınarak,
“Sanırım bana bir şey anlatmaya çalışıyorsunuz, anladım.”
dedi.
Jax hemen ukala tavrını kaldığı yerden devam ettirdi.
“Vay be! Bu kadar çabuk mu geri dönüyorsun? Kolay oldu.”
“Köy için dedim ben!”
“Ha, ben de seni istemediğimizi anladın sanmıştım.”
Morgana araya girdi.
“Kendi adına konuş çocuğum, ilk tercihim sen olurdun.”
Indra, tüm bu yolculuk boyunca ilk defa Morgana’ya gülümsemesini saklamadan gösterdi. Morgana bir anlığına gardını indirmiş gibiydi. Sanki zorunluluk, onların yavaş yavaş birbirlerine alışmasını sağlıyordu.
Sonunda konuşmayı bitirip birkaç adım daha ilerledikleri sırada bir hareketlilik fark ettiler.
Bu garip çıtırtıların nereden geldiğini anlamaya çalışırken sesler yükselip hızlandı. Morgana ve Indra sesin geldiği yöne dönemeden bir bağırtı duyuldu. Refleksle sesin geldiği yere döndüklerinde gözlerine inanamadılar.
Koca bir ağacın dalı Jax’in göğsüne saplanmıştı bile.
Ağaç canlıydı; hareketlenmiş, dalları genişleyerek sanki birden uyanmış gibi büyümüştü. Şimdi diğerlerine de saldırmaya hazırlanıyordu.
Morgana’nın yüzündeki şokun yerini çoktan savunma içgüdüsü almıştı. Indra ise Jax’in ağır yaralanması karşısında donup kalmıştı.
Morgana hedefe kilitlendi, kaşlarını çattı ve paltosunu bir çırpıda geriye attı. Büyülerini kullanmaya hazırlanırken Indra, Jax’e doğru koşmaya başladı.
Tam o sırada ağacın dallarından biri Indra’nın beline dolandı. Dal onu sıkıca kavrayıp geri çekmeye çalışıyordu.
Morgana ellerini heybetli ağaca doğru uzattı. Büyüsüyle ağacın saldırganlığını yavaşlatmaya çalışıyordu. Indra, dalın gevşemesini fırsat bilip kendini kurtardı ve Jax’in bulunduğu yere doğru koşmaya devam etti.
Sonunda Jax’in yanına, dizlerinin üzerine düştü.
Tam o anda etraflarının yabancılarla sarıldığını fark ettiler.
Morgana, öfkeli bir şekilde son gücüyle herkesi geriye savurdu. Karşısındaki yabancıların başlarında, dallanıp budaklanan geyik boynuzlarından yapılmış tuhaf başlıklar vardı. Ellerinde ise üzerleri garip sembollerle işlenmiş asalar taşıyorlardı.
Indra, gözlerindeki korkuyla birlikte elini Jax'in yarasına bastırıyordu.
Morgana'nın saldırısıyla onun sıradan bir cadıdan çok daha güçlü olduğunu anlayan liderleri, asasını usulca yere vurdu. Bunun üzerine Morgana'nın etrafında uçuşan, perileri andıran küçük varlıklar harekete geçti. Etrafında dönerek onu büyülü bir çemberin içine aldılar.
Sarı, parlak ve neredeyse aldatıcı güzellikteki ışıklar bir anda soğuk demirden bir kafese dönüştü. Morgana'nın tüm büyüleri aynı anda kesilmişti.
Öfkesine yenik düşerek demirlere vurdu. Fakat elleri demire değer değmez çığlık atarak geriye düştü.
Saf demirdi...
Canını yakmıştı.
Ellerindeki yanıkları gizlemeye çalışarak olduğu yerde oturdu. Birkaç saniye nefesini toparladıktan sonra başını kaldırıp etrafındakileri incelemeye başladı.
Indra, bu kez de Morgana'nın canının yanmasına dayanamayarak panikle ayağa kalktı. Durmaları için yalvararak ona doğru koşmak istedi. Fakat tam o sırada, sanki ormanın her hücresi canlanmış gibi, toprak yarılarak önünde yükseldi ve yolunu kesti.
Orman ona izin vermiyordu.
Herkesin sustuğu o anda liderleri birkaç adım öne çıktı ve yeniden konuşmaya başladı.
“Bu orman yabancıları hisseder. Ona zarar verecek olanı cezalandırır.”
Indra, yerinden kalkmadan, yüksek ama titreyen bir sesle karşılık verdi:
“Biz zarar vermek istemiyoruz ki! Sadece geçiyorduk.”
“Ama bu cadı, bilge ağaca saldırıyordu!”
Indra'nın yüzündeki endişe bir anda öfkeye dönüştü. Sesi bu kez daha tok ve kararlıydı.
“Kimse saldırmıyordu! Önce o arkadaşımızı yaraladı!”
Lider de sesini yükseltti.
“Buradan geçen büyülü varlıklar tehdit sayılırlar! Buraya izinsiz giremezler!”
Morgana bakışlarını dikleştirdi. Alaycı, fakat bir o kadar da sert bir tavırla konuştu.
“Girişten mi izin alıyorduk? Ben kaçırmışım! Bana bak, lider bozuntusu... Şu kafandaki garip şeyle kendini çok mu bilge sandın?”
Indra hemen araya girdi.
“Tamam, bilmiyorduk. Bu bir suç olmaz. Bırakın bizi gidelim. Hem arkadaşımı ağır yaraladınız. O sadece bir insandı. O zaman siz de suçlusunuz.”
Lider, saldırı sırasında bir insanın zarar görmesini asla istemediğinden, endişeyle Jax'e döndü. Yanına yaklaşıp yarasının başında çömeldi. Elini kanların arasında gezdirirken bir şey fark etti.
Birkaç saniye boyunca öylece bakakaldı.
“Nasıl olur?”
Indra, liderin bu tepkisiyle Jax'in öldüğünü düşündü. Olduğu yerde soğuk terler dökerken panikle sordu:
“Ne oldu? Söyle!”
Lider, birazdan söyleyeceği şeye kendisi bile inanamayarak Jax'e bakıyordu.
“Yarası kapanmış... Nasıl olur?”
O anda Morgana'nın bakışları Indra'ya kilitlendi.
İlk başta konuşamadı. Sadece ona bakıyor, kendi kendine neyi bilmediğini sorguluyordu. Zihninde bir şeyleri birbirine bağlamaya yaklaşmış gibi şaşkın bir ifade vardı yüzünde. Fakat aynı zamanda, sanki bir tehlikeyi fark etmiş gibi bakışlarını Indra'dan çekemiyordu.
Indra ise olanların çevresindeki büyülü varlıklarla ilgili olduğunu düşünüyor, henüz hiçbir şeyden şüphelenmiyordu. O an için bunların hiçbirini önemsemiyordu. İçindeki tek umutla, ilk sorduğu soru:
“Yani... yaşıyor mu?”
İpuçlarını takip edebiliyor musunuz? Bir şeyleri bağlayabildiniz mi, bu bölümle kafanızda? Hangi gelişmeler hoşunuza gitti?
Bölüm etkileşimi
