18. bölüm · İMZA KRİZİ

15. Bölüm; Final

Ydzs Vaveyla

Yıllar su gibi akıp gitmişti. Abim en sonunda o çok bahsettiği İtalya projesi için yurt dışına gitmek zorunda kalmıştı. O gitmeden önce Zeynep ile aralarında başlayan o tatlı çekim, abim uzaklara gittiğinde bitmemiş, aksine daha da kenetlenmelerini sağlamıştı. Bir süre zorlu bir uzak mesafe ilişkisi yaşadılar; saat farkları, görüntülü aramalar, havaalanı vedaları... Ama en sonunda abim temelli buraya döndü ve işlerini artık Türkiye'den yürütmeye başladı.

Ve inanılacak gibi değil, yarın onların düğün günüydü.

Onların bu mutlu anının yanında biz hepimiz arkadaşlığımıza devam ediyorduk, Barın ve ben hâlâ sevgiliydik ama ne yazık ki Arda ve Buse sadece arkadaş kalmaya karar vermişlerdi. Doğruyu söylemek gerekirse biz Barın'la onların çok arkadaş gibi olduğuna inanmıyoruz çünkü arkadaş kalmalarına rağmen hâlâ çok yakınlardı.

Annem bazen yanıma gelip "Başından beri abinin arkadaşın Zeynep'e bakışlarını farketmiştim." diyor. Oda bizim gibi çok mutlu, annem gibi Barın'ın annesi Zeynep teyzede öyle.

-- ERTESI GÜN --

Gelin odasındaki tatlı telaş, dışarıdaki canlı müzik sesine karışıyordu. Zeynep gelinliğin içinde su gibi olmuştu; heyecandan elleri titrerken Buse onun duvağını düzeltiyor, ben de makyajının son dokunuşlarını yapıyordum.

Buse birden gülerek bana döndü. "Kızım hatırlıyor musunuz, yıllar önce parkta Demir abiye yakalanmamak için Barın Arda'nın arkasına saklanıyordu? Adam şimdi Zeynep’e bakarken gözlerinden kalpler çıkarıyor!"

Zeynep yanakları kızararak gülümsedi. "Yapmayın öyle, zaten kalbim boğazımda atıyor!"

Tam o sırada kapı tıklatıldı ve içeri Barın ile Arda girdi. İkisi de jilet gibi takımları çekmişti. Barın kapıda beni gördüğü an adımları yavaşladı. Gözlerinin içi parlayarak doğrudan yanıma geldi, elimi tutup beni hafifçe etrafımda döndürdü.

"Yıllar geçti ama sen hâlâ her defasında aklımı başımdan almayı başarıyorsun." diye fısıldadı kulağıma.

"Sen de hiç fena değilsin." dedim sırıtarak.

Arda ise her zamanki neşesiyle araya girdi. "Gençler romantizmi sonraya bırakın, damat bey kapıda ecel terleri döküyor! Demir abi gelini görmeden içeri girmeyecekmiş.

Arkadan abim göründü. İtalya'daki o sert, ciddi iş adamı duruşundan eser yoktu; Zeynep’i o beyazlar içinde gördüğü an gözleri doldu. Yavaşça yanına yaklaşıp alnından öptü. "Çok güzel olmuşsun." dedi sesi titreyerek.

Gelin odasındaki duygu dolu anların ardından hep birlikte merdivenlerden aşağıya, davetin verildiği o büyüleyici açık hava avlusuna indik. Taş zeminli, etrafı taş duvarlar ve yüksek ağaçlarla çevrili son derece şık bir atmosfer vardı. Yuvarlak masalar, masa lambalarının loş ışığı, siyah smokinli garsonlar ve arka tarafta beyaz şapkalı şeflerin hazırlık yaptığı açık büfe düzeniyle her şey tam anlamıyla jilet gibiydi.

Giriş yaptığımız an alkış koptu. Annem ile Zeynep Teyze çoktan masalardan birine kurulmuş, şampanya kadehleriyle abim ve Zeynep'i izleyip gözyaşlarını silıyorlardı.

Yemekler yendi, canlı müzik eşliğinde danslar edildi. Buse ile Arda ayakta duran bistro masalardan birine kurulmuş, bir yandan kokteyllerini yudumlarken bir yandan da yine o bildik neşeli atışmalarına devam ediyorlardı. Barın ise bir an olsun elimi bırakmıyordu; kulağıma eğilip "Görüyor musun? Yıllar önce bir park çınarının altında piknik örtüsü seren çocukla kız, şimdi nerede..." diye fısıldadı.

Gecenin ilerleyen saatlerinde sahnedeki müzik hafifledi ve abim eline mikrofonu aldı. "Evet hanımlar, beyler... Şimdi düğünün en çekişmeli anına geldik!" dedi gülerek.

Zeynep çiçeğiyle birlikte avlunun ortasına doğru ilerledi. Bekar kızlar bir anda Zeynep’in arkasında toplanmaya başladı. Buse beni kolumdan çekip "İlkim koş, o çiçek bizim!" diye çığlık attı. Ben daha ne olduğunu anlamadan kendimi kalabalığın içinde buldum.

Zeynep arkasını döndü, üçten geriye saydı ve çiçeği havaya fırlattı.

Çiçek tam Buse'nin üstüne doğru süzülürken, kenarda duran Barın bir anda öne fırladı. Uzun boyunun avantajıyla havada süzülen buketı refleksle yakalayıp kucağına aldı. Kalabalıktan büyük bir "Ooo!" sesi yükseldi. Buse ellerini beline koyup "Barın hile bu!" diye bağırdı ama Barın kimseyi duymuyordu bile.

Yüzünde o çok iyi bildiğim, gözlerinin içi gülen ifadeyle doğrudan bana doğru yürümeye başladı. Kalbim sanki o an durdu.

Avlu bir anda sessizleşti, müzik bile arka planda hafifçe kısıldı. Barın tam önümde durdu, elindeki buketi bana uzattı. "Bu çiçeği kimseye kaptırmaya niyetim yoktu." dedi sesi hafifçe titreyerek.

Çiçeği elinden aldığım an, Barın yavaşça tek dizinin üzerine çöktü. Ceketinin iç cebinden kadife bir kutu çıkardı.

O an Buse’nin çığlığını, Arda’nın ıslıklarını ve abimin arkadan "Bak sen şuna!" diyen gülüşünü duydum ama gözüm Barın’dan başkasını görmüyordu.

Barın kutuyu açtı, içindeki zarif yüzük masa lambalarının ışığında parıldadı. Gözlerimin içine bakarak konuştu:
"Yıllar önce o parkta 'Geçmişi boşver önüne bak' demiştim sana. Önüme baktığım her günde, her saniyede sadece seni gördüm İlkim. Bütün fırtınaları, uzaklıkları, zorlukları birlikte atlattık. Şimdi hayatımın geri kalanını da seninle geçirmek istiyorum."

Yutkundum, gözlerimden bir damla yaş yanağıma süzüldü.

"Benimle evlenir misin?"

Alkışlar, tezahüratlar taş duvarlarda yankılanırken hiç duraksamadan "Evet! Bin kere evet!" diye bağırdım. Barın ayağa fırlayıp yüzüğü parmağıma taktı ve beni belimden tutup havada döndürdü.

Abim yanımıza gelip Barın'ın sırtına vurdu, Zeynep gelip bana sarıldı. O şık avlunun ortasında, yıldızların altında Barın'ın elini sımsıkı tutarken biliyordum: Bizim hikayemiz burada bitmiyordu, asıl şimdi başlıyordu.

SON.

YAZAR NOTU 💌

Selaamm

Barın ve İlkim'in fırtınalı, kaoslu ama bir o kadar da aşk dolu hikayesinin sonuna geldik. Bu kitabı kısa ve tam tadında bitirmek istedim. İlk bölümden itibaren onların her kavgasına, heyecanına, mahalle kaosuna ve mutluluğuna benimle birlikte ortak olduğunuz için hepinize sonsuz teşekkür ederim.

Yani bu tam bir veda değil, kalemimi bir kenara bırakmıyorum, diğer kitabımda buluşmaya devam ediyoruz.

Diyeceklerim bu kadardı, tüm okuyucularıma tekrar teşekkür ederimm.