17. bölüm · İMZA KRİZİ

14. Bölüm

Ydzs Vaveyla

Bu sefer ben konuştum, "Evet aynen öyle." dedim, oldukça sert bir ses tonu takınmaya çalışarak. Şuana kadar yanda sessizliğini hiç bozmamış biri vardı; Sadet Hala.

Sadet Hala bu konularda oldukça sert ve kuralcı biriydi. Hızlıca ayağa fırladı "Bu bir namus meselesidir." dedi, sakindi ama sinsice konuşuyordu.

Hiç duruşunu bozmadan aynı tavırla devam etti, "Bir kere verilmiş bu söz, bozmak kimin hakkına?" dedi. Annem araya atıldı "Kız istemiyorsa bize zorlamak düşmez." dedi. Sadet Hala gözlerini anneme dikti "Yolu kimin verdiği belli oldu." dedi.

Bu sözden sonra çok sinirlenmiştim, "Sadet Hala sen namus bekçisi misin? geçen sene kızının yaşadığı olayları gizli tuttuğunu sanıyorsun ama benim haberim var." dedim. Sadet Hala bir kaç kez gözlerini kırpıştırarak "N-ne olayı?" dedi. "Kızın evli bir adamla çıkmıyor muydu? olay çıkmıştı!" dedim. Sadet Halam bir anda herkese dönerek "Yalan!" dedi.

Oğuzhan ayağa fırladı, "İlkim ben verilmiş sözü kabul ediyorum sen neden bu kadar kötü karşılıyorsun?" dedi. Abim Oğuzhan konuşur konuşmaz yakasına yapıştı "Şimdi buradan hemen gidin yoksa polise kadar gider bu olay." dedi. Oğuzhan bir kaç adım geri çekildi "Töre-" diyecekken sözünü böldüm "Oğuzhan görücü usulü evlilik yerine bir aşk evliliği yapmayı dene." dedim sinirle.

Oğuzhan cümlemle susup kaldı, o anda Salih Amca konuştu "Görücü usulü evliliğin sonuda aşktır!" dedi. "O yüzden mi karını her gün yeni biriyle aldatıyorsun Salih Amca?" dedim.

Salondaki herkes bir anda buz kesti. Attığın bu son bombayla birlikte evin içindeki bütün hava saniyeler içinde altüst oldu. Salih Amca’nın yüzündeki o otoriter ifade bir anda yerini derin bir şok ve morarmış bir surata bıraktı.

Salonda yarım saniyelik o ölüm sessizliğinin ardından tam bir kaos koptu.

Salih Amca’nın karısı Kezban yenge oturduğu koltuktan adeta fırladı. Elindeki çantayı hırsla Salih Amca’nın omzuna vurarak, "Ne diyor bu kız Salih?! Doğru mu bu?!" diye bağırmaya başladı. Salih Amca ise panikle kekeleyerek, "Saçmalama Kezban! Dünkü çocuğun lafıyla bana hesap mı soracaksın?" diye bağırsa da sesi suçluluktan titriyordu.

Oğuzhan ise neye uğradığını şaşırmıştı; bir tarafta babasının rezilliği, diğer tarafta abimin hâlâ yakasını sıkan eli... Artık o ilk baştaki pişkin halinden eser kalmamıştı.

Sadet Halam ise kendi kızının ipliğini pazara çıkardığım için hâlâ olayın şokundaydı. Yüzü kireç gibi olmuş, çantasını kapıp kapıya doğru seğirtmeye başlamıştı bile. "Terbiyesizler! Büyüğe saygı kalmamış bu evde! Yürüyün gidiyoruz!" diye bağırarak ortamı bulandırmaya çalıştı ama kimse onu dinlemiyordu.

Demir abim, benim bu çıkışımdan sonra tutamadığı hafif bir sırıtmayla Oğuzhan’ı kapıya doğru sertçe itti. "Duydunuz duyacağınızı! Kendi kirli çamaşırlarınızı gidin kendi evinizde dökün! Şimdi defolun gidin evimizden!" diye kükredi.

Annem de yaşanan bu rezilliğin ve akrabaların maskesinin düşmesinin verdiği öfkeyle kapıyı ardına kadar açtı. "Yazıklar olsun size! Bir daha bu kapıdan içeri adım atmayacaksınız!" dedi.

Salih Amca, karısının bağrışları ve Oğuzhan’ın şaşkın bakışları arasında söve söve, birbirlerini yiyerek evden dışarı fırladılar. Sadet Halam da arkalarından kaçar gibi çıktı.

Ben hâlâ sinirden tir tir titriyordum ama içimdeki o yük kalkmıştı. Annem koltuğa çöküp derin bir "Oh" çekti, Demir abim ise yanıma gelip saçlarımı karıştırdı. "Valla helal olsun fıstık, tek kelimeyle bütün sülaleyi imha ettin." dedi gülerek.

Tam o sırada cep telefonuma bir mesaj düştü. Ekranı açtım:
Barın: Kapıdan fırtına kopmuş gibi dışarı çıktılar, içeri geliyorum.

Sokaktan gelen araba sesleri uzaklaşırken, bu akşamlık tehlikenin geçtiğini ama mahallede uzun süre konuşulacak bir kaos bıraktığımızı biliyordum.

Barın bir anda açık olan kapıdan içeri girdi, içeride kaos çıktığını anlamıştı.

Yavaşça yanıma yaklaştı "Ne oldu?" dedim, Barın'a dönüp hiç bir şey olmamış gibi sırıttım "Çözüldü olay." dedim. Barın gülerek "Zorlu yollarla çözülmüş gibi ama." dedi, "Aynen öyle." dedim.

Annem bana dönüp "Kız sen bu olanları nereden biliyordun?" dedi, güldüm: "Bizde birileriyiz diyelim."

Tam konuşuyordum ki kaşlarımı çatarak Barın'a döndüm "Buse, Arda ve Zeynep nerede ya?" dedim, benim sormamla üçüsünün içeri girişi bir oldu. Arda sırıttı "Oğlum savaş alanına dönmüş ev." dedi, abimin sert bakışları altında sırıtmayı kesti. Zeynep ve Buse hızla yanıma geldi, Zeynep hemen yanıma oturup "Anlat anlat!" dedi. Buse gülerek "Ay Zeynep bir dur ya, kız kendine gelememiş." dedi.

"Ay neyse, biz benim odamamı geçsek?" dedim. Zeynep "Biz derken?" dedi. "Arda, Barın ve abimi katmıyorum tabii ki! Sen ve Buse." dedim.

Barın derin bir nefes aldı, "Ben neden hiç senle duramıyorum ya, gideyim mi şimdi?" dedi. Abim Barın'ada sert sert baktı "İlla hep yan yana gelmeyin zaten." dedi. Barın güldü "Zeynep'de gidiyor ama İlkim'in odasına." dedi. O anda abim bana döndü "Ondan demiyorumda sizde salonda kalın niye senin odana geçiyorsunuz?" dedi.

Onun öyle demesiyle herkesin gülmesi bir oldu. Annem çoktan mutfağa gidip çay demlemeye başlamışken abimin sözüyle mecburen hepimiz salonda oturmaya devam ettik.

"Demir abi." dedi Barın gözlerini kısıp koltuğa rahatça kurulurken. "Benim bildiğim abiler kız kardeşini korur, sen maşallah misafiri tutmak için salon kuralı getiriyorsun."

Abim hiç istifini bozmadan koltuktaki yastığı Barın’a doğru fırlattı. "Ulan iki dakika önce sülaleyi kovduk, hala dırdır ediyorsun. Oturun oturduğunuz yerde, çay koydu annem işte."

Buse yanıma geçip fısıldadı: "Kızım sen akrabalara ne bombası patlattın öyle? Az önceki adam arabaya binerken karısından çanta yiyordu en son!"

"Hiç sorma," dedim gülerek. "Yılların birikimiydi diyelim. Sadet Halam bir daha bu mahalleye adım atamaz artık."

Zeynep bana doğru eğilip, "İlkim gerçekten helal olsun, o Oğuzhan denilen çocuğun suratı mosmor oldu ya," dedi. Tam o sırada abimin bakışları Zeynep’e kaydı.

"Sen iyi misin Zeynep?" dedi abim, sesi az önceki sertliğinden tamamen arınmış, garip bir yumuşaklığa bürünmüştü. "Korkmadın değil mi dışarıdaki arbededen?"

Zeynep başını hafifçe öne eğip gülümsedi. "Yok Demir abi... Sen vardın zaten, niye korkayım?"

Buse ile ben aynı anda birbirimize bakıp dudaklarımızı ısırdık, çığlık atmamak için kendimizi zor tuttuk. Barın ise Arda’ya dönüp sessizce "Biz usulca kaybolsak mı, baksana ortamın harareti yükseldi" der gibi işaret etti.

Annem elinde çay tepsisiyle salona girdiğinde, az önce o odada büyük bir felaketin eşiğinden dönülmemiş gibi bir huzur kaplamıştı etrafı. Bütün dertler, beşik kertmesi saçmalığı, akrabaların dedikoduları geride kalmıştı. Barın çay bardağını uzatırken bacağıyla bacağıma hafifçe dokundu. Başımı ona doğru çevirdiğimde gözlerinin içi gülüyordu.

"Gördün mü?" diye fısıldadı kulağıma doğru. "Ben sana biz hallederiz dememiş miydim?"

"Sen değil." dedim sırıtarak "Ben hallettim."

"O da kabulüm," dedi elimi çaktırmadan sehpanın altında sıkarak. "Yeter ki yanımda ol."

Sanki az önceki kaostan eser kalmamıştı, her şey hallolmuş gibiydi.

BÖLÜM SONU.

final mi çok mu yakında yoksaa??😭💕