12. bölüm · İMZA KRİZİ
10. Bölüm; Yine Günlerden Pazartesi
Bazen en güvendiğin insanın kokusu, sana dünyadaki en tanıdık sığınak gibi gelir. Onun yanındayken gökyüzünün yavaşça karardığını, rüzgarın tenini yalayıp geçtiğini hisseder ve zamanı durdurmak istersin. Kulaklığındaki o en sevdiğin şarkı gibi, hiç bitmesin istersin o an. Ama bazen... Hayat sana en büyük tokadını en mutlu olduğun saniyede atar. Meğer sığındığın o liman, senin için hazırlanmış iğrenç bir oyunun dekorundan ibaretmiş. İnsan en çok da sevilirken kandırıldığını öğrendiğinde üşürmüş; üstelik üzerinde en kalın montlar olsa bile...
~
Buse'nin okkalı tokadından, benim ağlayarak okuldan çıkmamdan sonra Barın'ın her kapıma gelişinde onu reddedişlerim...
Asıl hikaye şimdi başlıyordu; biz henüz düşmanlığı aşmamıştık.
~
O zehir gibi günden sonra olanları hazmetmek tabii ki çok zordu, direnmek lazımdı. Belkide gerçekten Barın pişman olmuştu ama baştaki sevgisi tamamen bir yalandan ibaretti. Olanları zaten duyunca kendimi o kadar küçük hissetmiştim ki, bir daha affedemem demiştim. Buse'de en zor yanımda benim yanımda oldu, Buse gibi arkamda duran bir kaç kişi daha vardı; Arda ve Zeynep. Zeynep eski arkadaşım öncedende bahsettiğim gibi abimin hoşlandığı kişi. Arda'da başından beri arkadaşım olan biri, Buse ile tanışmadan önce bile arkadaştık.
Barın hep benden özür diledi, doğruyu söylemek gerekirse affetmek için bende bahane arıyordum. "Sonuçta beni hâlâ seviyor, şuan çok pişman." diye diye bende kendimi Barın'ın haklı olduğuna inandırdım. Buse ne zaman bunları söylesem bana kızıyordu, o kızdıkça aklım başıma geliyordu.
- Yine Günlerden Pazartesi
Pazartesi sabahları zaten çekilmezdi ama bu sabah ekstra çekilmez bir kasvet vardı havada. Demir abim jilet gibi giyinmiş, arabanın anahtarını parmağında çevirerek mutfağa girdi.
"Günaydın fıstık," dedi neşeyle yanağımdan öperek. Sonra masadaki sandalyeyi çekip oturdu. "Bu arada bizim damat... Yani Barın. İki haftadır ne maça geliyor ne de mahallede görünüyor. Aranızda bir şey mi var senin bakayım?"
Masadaki zeytine uzanan elim havada asılı kaldı. Annem de elinde çaydanlıkla mutfağa girerken gözlerini bana dikti. Demir abim hiçbir şey bilmiyordu. Barın’a attığım o büyük engelden, okulda yanıma her yaklaştığında kafamı çevirişimden, Buse’nin ona attığı o tokatın çınlamasından bihaberdi.
"Bir şey yok abi," dedim, sesimi olabildiğince nötr tutmaya çalışarak. "Sınav haftası yaklaşıyor ya, ders çalışıyor herhalde."
"Hmm," dedi abim şüpheci bir sesle. "Zeynep teyzen de geçen gün 'Bizim oğlanın yüzü gülmüyor bu aralar' diyordu. Neyse, çıkalım hadi. Seni ben bırakıyorum yine."
Abim beni okula bıraktığında hemen kapıda Buse ve Arda'yı gördüm yanlarında Zeynep vardı. Arda kolunu omzuma attı "Naber?"
Abimin ona sertçe baktığından habersizdi, sessizce "Abim bakıyor." dedim. Abim arkadaş olduğumuzu bilse bile küçük bir temasa kızıyordu. Arda hemen kolunu çekip, abim kızmasın diye gidip Buse'ye yüksek bir sesle "Aşkım." dedi. Abim Arda'nın sevgilisi olduğunu anlayınca sert bakışları yumuşadı.
Zeynep yanda duruyordu, abimin gözleri Zeynep'e çarptı. Zeynep'e gözlerimle abimi işaret ettim, "Birisi çok hoşlandı senden galiba." dedim gülerek.
Zeynep dediğimle birlikte bir anda panikledi, yanakları al al olurken bakışlarını hemen yere indirdi. Demir abim ise arabanın camından Zeynep’i süzmeye devam ediyordu. En sonunda hafifçe tebessüm edip, sanki Zeynep’e yakalanmamış gibi bir edayla gaza basıp okulun önünden uzaklaştı. Araba gözden kaybolur kaybolmaz Arda derin bir nefes verdi.
"Of!" dedi Arda elini kalbine koyarak. "Abin bir an beni canlı canlı gömecek sandım valla, zaten seninle yakın olduğumu bilmiyor mu? çocukluk arkadaşıyız okadar."
Hepimiz hafifçe güldük. Zeynep hâlâ abimin arkasından bakıyordu. Kolunu dürttüm. "Kızım, abim gitti farkında mısın? Adamı gözlerinle takip etmekten helak oldun."
"Ya İlkim saçmalama," dedi Zeynep toparlanmaya çalışarak ama yüzündeki kızarıklık onu çoktan ele vermişti. "Öyle bakıyordum sadece, ne alakası var?"
Gülüşmelerimiz, okul kapısının orada dikilen o tanıdık silüeti görmemle birlikte bir anda bıçak gibi kesildi.
Barın.
Formasının düğmeleri açılmış, saçları dağınık şekilde beni süzüyordu.
Buse Barın'ı fark edince "Geldi yine tipini siktiklerimden biri." dedi dişlerinin arasından mırıldanarak.
Barın yavaş adımlarla bize doğru yürümeye başladı. Kalbim göğüs kafesimi delmek ister gibi çarpmaya başladı yine. Bütün hafta kendimi "Ona inanmayacaksın İlkim, iddia uğruna seni kandırdı" diye tembihlememiş gibi, onu böyle mahvolmuş görmek içimi sızlatmıştı. Affetmek için nasıl bahane aradığımı bir ben, bir de Allah biliyordu.
"İlkim," dedi Barın, sesi kısıktı. Yanımıza kadar gelmişti ama Buse ile Arda bir duvar gibi aramızda duruyordu. "Sadece iki dakika konuşabilir miyiz?"
Arda araya girdi, sesini sertleştirdi. "Barın, uzatma kardeşim. Kız seninle konuşmak istemiyor işte, zorlama."
Barın, Arda’ya bakmadı bile. Bakışları sadece bende, sığındığım o eski limanın gözlerindeydi. "Lütfen İlkim... Dinle beni. Yemin ederim her şeyi anlatacağım. İstersen sonra yine yüzüme bakma."
Tam ağzımı açıp bir şey diyecekken Buse elimi tuttu. Bana dönüp öyle bir baktı ki... "Sakın kanma" diyordu o bakışlar. "Seni ne kadar kırdığını hatırla."
Buse’nin o bakışı aklımı başıma getirdi. Çantamın sapını sıktım. "Bana gelip 'babam gibi bir adam olmayacağım' derdin ya hani... Ben de sana acır, 'farklısın' sanırdım. Meğer sen ondan bile daha karaktersizmişsin Barın. O en azından kim olduğunu saklamıyordu; sen ise arkadaşlarının masasında iki kadeh muhabbetine gururunu satacak kadar aciz, kendi sözünün arkasında duramayacak kadar ezik birisin. Karşıma geçip sakın mağduru oynama. Sen o nefreti kusup durduğun babanın tam olarak laciverdisin."
Bu cümleyi bitirir bitirmez o kadar pişman olmuştum ki anlatamam, Barın'ın babası zamanında Zeynep teyzeyi aldatmış şuanda farklı bir yerde yaşayan biriydi. Barın'ada cok kötü davranıyordu, gerçekten 'kötü' kelimesinin vücut bulmuş haliydi
Barın sözlerimi işittiğinde başta duraksadı, konuşmak istiyordu ama konuşamıyordu. Çaresiz gibiydi ama daha fazla yalvarmaya gururu el vermiyordu, onu en zayıf yerinden vurmuştum. "İlkim..." dedi. Eğilmiş başını kaldırdı ve gözlerini bana dikti, düşmanca bakıyordu.
"Babamın adını o kirli ağzına bir daha alırsan seni pişman ederim İlkim! Ben sırf senin o sahte masumluğuna kandım diye o masaya oturdum. Evet, bir hata yaptım ama sen zaten içindeki o iğrenç nefreti kusmak için fırsat kolluyormuşsun. Yazıklar olsun; ben o günlerde gerçekten bir 'sığınak' arıyormuşum ama sen meğer düşmanımın bile yapmayacağı kadar acımasızmışsın. Senden de, sana duyduğum o aptal sevgiden de tiksiniyorum artık. Bir daha sakın karşıma çıkma."
Karşısındayken çok ağlamak istiyordum ama yapamadım. Arda'lar kavganın kötüye gittiğini görünce "Sonradan pişman olacağınız lafları birbirinize etmeyin." dedi. Buse Barın'a sinirle "Sen değil misin İlkim'i kandıran? Şimdi karşısına geçip mağdur rolu yapma."
Zeynep kolumdan tuttu ve bana samimmi bir şekilde gülümsedi "Lavaboya gidelim." dedi.
Buse Zeynep ve ben beraber lavaboya gittik, Arda'da kendi sınıfına yürüdü. Lavaboya gider gitmez ağlamaya başladım, Buse göz yaşlarımı sildi "Ya kendini üzme, baksana ne kadar ağır konuştu." dedi. Buse'ye baktım "Ben daha çok konuştum." dedim. Zeynep beni teselli etmeye çalışarak "Ama sinirlendiğin için öyle konuştun." dedi. Ellerimle yüzümü tuttum "Nakil mi aldırsam?"
Buse sinirle "Bir erkek için nakil mi aldıracaksın? Saçmalama, biz seni çok seviyoruz."
Yaklaşık bir ders saati konuştuktan sonra hepimiz kendi sınıflarımızdaydık.
Sınıfa girdiğimde arka sırada oturan Bora'yı gördüm, kendi kendime "Buda hepsinden beter zaten." dedim.
Sırama oturduğumde çeşitli düşüncelere daldım, Barın'ı en zayıf noktasından vurmuştum. Barın bana kızmakta haklıydı. Acaba Barın benim hakkımda ne düşünüyordu?
BARIN'DAN . .
İlkim'in bana ettikleri kelimeler kulağımda yankılanıyordu... "Sen babanın laciverdisin."
Babama benzememeye çalışıyordum, her adı geçtiğinde kendimden geçiyor sinirleniyordum. Bende İlkim'e ağır laflar etmiştim şuan bana düşman olsa haklıydı.
Olaylar cidden nasıl bu hale gelmişti, bilmiyordum. İlk başta kısadan bir iddia diye geçiştirip kabul etmiştim sonradan İlkim'e aşık olmuştum. Artık İlkim beni affetmeyecekti, ve haklıydıda...
Gönlünü almaya çalışsamda affedemezdi, gururuna yediremezdi. En iyisi bundan sonra İlkim'in peşini bırakmaktı, bu ikimiz içinde en mantıklısıydı. İlkim ile ne zaman yan yana olsak sanki kader bize karşı gibi yolumuza engeller çıkartıyordu. Biz İlkim'le ne kadar yan yana olursak o kadar üzülecektik.
O gün okuldan eve döndüğümde annemle konuştum, tüm olanları anlattım. Anlatırken kendimden utanıyordum.
Annem ilk başta bana çok kızdı "Nasıl yaparsın?" diye. "Haklısın." deyip duruyordum. Anneme "Anne, nakil aldıracağım. Biz ne kadar yan yana dursak kader yeni engeller çıkartıyor."
Annem elimi sıkıca tuttu
"Her türlü engeller çıkacak ama siz eğer ki aşıksanız direkt bunlardan kaçmazsınız. Aşk demek tüm her şeye rağmen bir arada kalmaktır, beraber olmak için savaşmaktır. Ben yinede kararımı sana bırakıyorum, eğer ki nakil aldırmayacaksan ve tekrar tekrar özür dilersen eminim ki bir zamandan sonra İlkim'de affetmeyi düşünecektir. Ama eğer nakil aldırmaya kararlıysan... şunu bilmelisin ki bir daha barışma ihtimaliniz olmayacak, ikinizde farklı yerlerde birbirinizden nefret edeceksiniz."
Tüm gece annemin laflarını düşünüp durdum, sabah annem beni kaldırmaya geldiğinde mosmor göz altlarımı gördü. "Uyumadın değil mi?" dedi, "Uyudum uyudum..." diye geçiştirecekken annem soğuk kanlı bir tavırla "Karar verdin mi?"
"Evet."
"Yani, nakil aldıracak mısın aldırmayacak mısın?"
...
İLKİM'DEN . . .
Artık okula her gittiğimde eskisi gibi hissetmiyordum, eski ruh halimden eser yoktu. Merdivenlerden çıkarken Barın'ın çantası ile durduğunu gördüm "Erken mı çıkacaktı yoksa nakil mi aldıracaktı?" diye düşündüm. Tam o anda Barın'ın yanına biri yaklaştı, baya yakın mesafedelerdi.
İçimdeki tüm pişmanlık yavaş yavaş gidiyordu. "Birde gülüşüyorlar, bu mu Barın'ın adamlığı?" diye geçirdim içimden. Ne hissettiğimi çaktırmamaya çalışarak merdivenden çıkıp yanlarından hiç bir şey olmamış gibi geçtim.
Bir kez arkamı dönüp baktığımda oda bana bakıyordu, daha fazla duramadan gözlerimi başka yere çevirdim.
BÖLÜM SONU...
Selaaammm..
Arkadaşlar sizinde düşüncelerinizi almak isteriiimmm ne düşünüyorsunuzz?
Barın nakil aldırıp gider mi, gidersee hikaye nasıl devam eder??
Benim aklımda kurgu aslında tamamen hazır ama yinede sizede sormak istiyorum.
Tüm okuyucularıma teşekkür ederiiimmm..
