16. bölüm · İMZA KRİZİ
13. Bölüm
Sabah olduğunda anlatılamayacak derecede heyecanlıydım, bu gün Barın'la buluşacaktım.
Buse ve Zeynep bizde kalmıştı. Buse ile Zeynep'i evine bıraktık hemen ardından Buse'de Arda'nın yanına gitti. Bende evin yakınındaki parka doğru gitmeye başladım. Yoldayken içim kıpır kıpırdı, "Yani artık barıştık mı?" diye kendimi sorguluyordum. Parka ilk adımımı attığımda parktaki çınarın altında oturan Barın'ı gördüm. Son bir kez içimden "Umarım çok güzel bir gün olur." diye geçirdim.
Barın beni farkettiğinde otuz iki diş sırıtmaya başladı, anladım ki o da benim gibi heyecanlıydı. Yanına gittiğimde ikimizde tam olarak ne diyeceğimizi bilmiyorduk, Barın bir anda bana sarıldı. "Bu anı nasıl bekledim inanamazsın." dedi. O bana sarılınca bende ona sıkı sıkı sarıldım "Bende ama... seni görmeye geldiğimde neden öyle davrandın?" diye sordum. "Geçmişi boşver önüne bak." dedi, hâlâ sesi heyecanlı geliyordu.
Sarılmamız bittiğinde elimdeki piknik sepetinden bir örtü çıkardım, gülümseyerek "Hazırlıklıyım." dedim. Barın "Vaay." dedi. Örtüyü serip piknik sepetinden atıştırmalıkları çıkardım.
Piknik öyle huzurlu geçti ki anlatamam. Öylesine konuşurken bir anda Arda aramaya başladı, telefonu açtığımda "Neredesiniz? bizde gelelim." dedi. Onlara nerede olduğumuzu söyledim ve kısa süre içinde geldiler. Buse gelince daha çok Buse'yle konuşmaya başladım, bir ara Barın Arda'ya dönüp "Sevgilim Buse geldikten sonra beni unuttu." dedi, onun o sözüyle hepimiz gülmeye başladık. Bir anda aklıma Zeynep geldi, Buse'ye dönüp "Abimi arayıp Zeynep'ide al gel mi desem?" dedim
Buse heyecanla "Ay evet! en azından aralarını yaparız." dedi. Barın şaşkınlıkla "Abin ve Zeynep mi?" diye sordu. "Evet." dedim. "Yakışırlarda bence abin gelmesin, bana bakışlarından korkuyorum." dedi gülerek. Arda hemen söze atıldı "Evet bir bakışı var dillere destan." dedi. Buse kahkahayla "Zeynep'in yanında süt dökmüş kediye dönüşüyor." dedi.
Telefonumu cebimden çıkartıp abimi aradım, ses hoparlördeydi.
D: Efendim
İ: Abi, Zeynep'i evinden alıp, evin yakınındaki parka gelsenize.
D: Niyeymiş?
İ: Piknik yapıyoruz, Zeynep'i alacak kimse yok.
D: Evde değilim ben.
İ: Abi bu Zeynep'i tavlaman için son şans, hadi kapatıyorum. Bekliyorum sizi!
D: Dur-
Abim bir şey demeden telefonu üstüne kapadım, geleceğinden adım kadar emindim.
Yaklaşık 10-15 dakika sonra parkın girişinde Zeynep ve abim belirmişti. "Geldiler!" dedim heyecanla.
Zeynep ile abim çınarın altına doğru yürürken ortamdaki heyecan bir anda tavan yaptı. Zeynep’in yanakları yine hafifçe kızarmıştı ama abim... Abim sanki beş dakika önce "Evde değilim ben" diyen adam değilmiş gibi, saçlarını özenle taramış, üzerine şık bir tişört çekmiş, jilet gibi duruyordu.
Barın yanımda hafifçe geri çekilip fısıldadı: "Bak yine o bakışı atıyor, ben usulca Arda'nın arkasına saklanıyorum."
Hafifçe Barın'ın koluna vurdum "Aşkım saçmalama." dedim ama abim tam önümüzde durduğunda ben bile bir an dikleştim.
Abim elindeki poşetleri yere bırakırken, "Selam gençler." dedi. Sesi olabildiğince havalı ve rahattı ama bakışları çaktırmadan Zeynep’i süzüyordu. Zeynep ise örtünün bir ucuna çekilmiş, sanki dünyanın en ilginç çim tanesine bakıyormuş gibi yeri inceliyordu.
Buse hemen atıldı: "Hoş geldiniz! Demir abi sen şöyle geç, Zeynep’in yanına otur istersen, orası geniş."
Zeynep Buse’ye 'Seni öldüreceğim' der gibi baktı ama abim hiç ikiletmeden Zeynep’in yanındaki boşluğa bağdaş kurup oturdu. "İlkim telefonumu yüzüme kapatmasa daha erken gelirdik de... Neyse."
"İyi ki kapattım abi, baksana ne güzel toplandık," dedim gülerek.
Tam o sırada Arda kolunu Buse’nin omzuna atıp abime döndü: "Eee Demir abi, İtalya projeleri nasıl gidiyor? Duyduk ki büyük işler peşindeymişsin."
Abim gözlerini Zeynep’ten çekip Arda’ya döndü, hafifçe dikleşti: "İyi gidiyor, ama İtalya'ya gitmek istemiyorum sanırım bu aralar burada beni tutan daha önemli sebepler var."
Bu lafın üzerine Buse ile ben aynı anda "Ooo!" diye bağırdık! Zeynep başını tamamen diğer tarafa çevirdi ama kızardığını arkadan bile görebiliyorduk. Abim de hafifçe sırıtıp çay bardağını eline aldı.
Her şey o kadar huzurlu gidiyordu ki, bir anlığına bütün dertleri, o soğuk günleri geride bıraktığımızı sanmıştım. Barın yanımda oturuyor, elimi bir saniye bile bırakmıyordu. Abim Zeynep’e takılıyor, Buse ile Arda kendi aralarında gülüşüyordu.
Tam Barın kulağıma eğilip "Bundan sonra sadece biz varız" diye fısıldayacağı sırada, cebimdeki telefonun acı acı çalmasıyla irkildim.
Ekranda 'Annem' yazısını görünce Barın’a bakıp gülümsedim. "Efendim anne?"
Annemin sesi telefondan öyle bir telaşlı ve heyecanlı geldi ki, hoparlörden taşan ses yüzünden yanımdaki Barın bile irkildi.
"Kızım! Neredesiniz siz? Abin yanında mı?"
"A-evet anne, parktayız abimle. Ne oldu, sesin niye öyle geliyor?"
"Çabuk eve dönün! Eşyaları toplayın hemen koşun! Köyden büyük misafirler geldi, kapıda kaldılar valla! Halangiller, amcangiller hepsi toplanmış gelmiş!"
Abim sesini yükseltti: "Ne misafiri anne bu saatte? Kim geldi köyden?"
Annem derin bir nefes alıp fısıltılı ama heyecanlı bir sesle devam etti: "Sadece halanlar değil... Memleketten Salih amcanlar da geldi! Oğullarını da alıp gelmişler. 'Hayırlı bir iş için geldik, İlkim'i görmeye geldik' deyip duruyorlar! Çabuk gelin rezil etmeyin beni!"
Telefon pat diye yüzüme kapandı.
O an parka buz gibi bir sessizlik çöktü.
Elimdeki telefon yavaşça dizime doğru düşerken, gruptaki herkes dona kalmıştı. Buse’nin ağzı açık kaldı, Zeynep gözlerini büyüttü. Abim bir anda ayağa fırlayıp "Ne demek İlkim'i görmeye geldik ya? Ne saçmalıyor bu insanlar!" diye gürledi.
Ama en fenası... Barın’dı.
Saniyeler önce gözlerinin içi gülen Barın’ın yüzündeki o bütün sıcaklık bir anda silindi. Tuttuğu elimi yavaşça ama kenetlenmişçesine sıktı.
Ayağa kalktı, doğrudan gözlerimin içine baktı. Sesi titriyordu ama sertti:
"Köyden... Seni istemeye mi gelmişler?"
"Barın ben... valla haberim yoktu, yemin ederim bilmiyordum!" dedim telaşla ayağa kalkarken.
Barın abime döndü, sonra tekrar bana baktı. Yüzünde çaresiz ama sinirli bir gülüş belirdi. "Daha yeni barıştık lan biz... Daha yarım saat olmadı ya!"
Buse ayağa fırladı "Sakin olalım, İlkim hayır derse kim ne diyebilir?" dedi. O anda abimin sesi kötü gelmeye başladı "Size hem iyi hem kötü bir haberim var, hangisinden başlayayım."
Arda hızla "Kötüden başla!" dedi.
"Kötü haber, beşik kertmesi... iyi haberse belki İlkim 'hayır' derse giderler."
"Abi senin iyi haberine sıçayım."
Buse gözlerini devirdi, "Erkekler mal diyorum anlamıyorsunuz." dedi. Arda Buse'ye baktı "Aşkım bende erkeğim." dedi. Buse Arda'ya gülümsedi "Sen farklısın aşkım." dedi.
Arda ile Buse cilveleşirken Zeynep'te ayağa fırladı "Arkadaşlar farkında mısınız bilmiyorum ama İlkim'i istemeye gelmişler hemde BEŞİK KERTMESİ YAPMIŞLAR!"
Buse hızla "Ay doğru, neyse hızlı İlkim'lerin evine gidelim." dedi.
Hepimiz bizim evin kapısına sonunda ulaştığımızda bir karışıklık oldu, Barın "Bende içeri geleceğim." diyordu.
Bs: Barın bir yerinde dur ya.
Br: Sevgilimi istemeye gelmişler tabii ki gireceğim.
İ: Akrabalar ne der Barın?
D: Barın kardeşim siz hepiniz bekleyin biz İlkim'le içeride halledeceğiz.
Z: Aynen Barın söz dinle ya.
Br: Tamam ama yarım saatten uzun sürerse gelirim içeri.
İ: Tamam tamam söz yarım saatten az sürecek.
Abimle evin içerisinde girdiğimizde o kalabalık sesi bile beni ürkütmeye yetmişti. Beni gören herkes bana öyle rahatsız edici gülümsüyordu ki anlatamam.
Annem yüzüne zoraki bir tebessüm oturtup yanıma koştu. Kolumdan tutup beni salona doğru çekerken fısıltıyla, "Neredesiniz siz? Hadi geç otur şöyle, rezil ettiniz bizi!" diye mırıldandı.
Salondaki üçlü koltukta Salih amca ve karısı oturuyordu. Tam karşılarındaki tekli koltukta ise... Sanırım beşik kertmesi dedikleri o çocuk duruyordu. Üzerine giydiği dar gömleği ve saçlarına sürdüğü jölesiyle bana bakıp pişkince gülümsedi. Bütün bedenimden bir tiksinti dalgası geçti.
Abim öne atılıp sertçe araya girdi. "Hoş geldiniz," dedi sesi odadaki herkesi bastırırken. "Ancak annem telefonda biraz yanlış anlattı galiba. Ne işi bu böyle çat kapı?"
Salih amca oturduğu yerden doğrulup bıyıklarını burktu. "Ne demek yanlış anlatma Demir oğlum? Zamanında babanla verdik sözümüzü. Çocuklar büyüdü, okulları bitti bitecek. Bizim Oğuzhan da memlekette dükkanın başına geçti. Dedik artık adını koyalım."
Oğuzhan denilen çocuk bana bakıp, "Aynen Demir abi, biz yabancı değiliz sonuçta," dedi yaygara bir sesle.
İçimden 'Senin o ab diyen ağzını...' diye geçirirken gözüm duvardaki saate kaydı.
Tam 12 dakika geçmişti.
Barın’ın dışarıda saniyeleri saydığına ve yarım saat dolduğu an kapıyı tekmeyle açacağına adım gibi emindim. Kalbim güm güm çarpmaya başladı.
"Benim kimseden haberim de yok, kimsede gözüm de yok Salih amca," dedim sesimi olabildiğince dik tutmaya çalışarak. "Ayrıca ben okuyorum, lisedeyim daha. Ne evlenmesi?"
Oğuzhan hafifçe kıkırdadı. "Okul dediğin biter gülüm, hallederiz biz onu."
Abim tam Oğuzhan’ın üzerine yürüyecekti ki annem araya girip abimin kolunu sıktı. "Demir, dur oğlum!"
Tam o sırada dışarıdan, tam pencerenin altından bir gürültü koptu. Birisi bahçedeki çöp kovasına vurmuş gibi bir ses geldi. Salondakiler irkilip pencereye baktı.
Ben ne olduğunu anında anladım... Barın dayanamamıştı.
Hemen ardından cep telefonuma bir mesaj düştü. Ekranı hafifçe aralayıp baktım:
Barın: Dışarıdasınız dışarıdasınız. Yarım saat dolmak üzere İlkim. Eğer o şebek kılıklı çocuk sana bir adım daha yaklaşırsa o kapıyı kırar içeri girerim, baban dahil kimseyi dinlemem.
Şokla gözlerimi açtım. Abime çaktırmadan telefonu gösterdim. Abim mesajı okuyunca derin bir nefes alıp çenesini sıktı. Sonra salondakilere döndü, yüzünde garip ama son derece kararlı bir tebessüm belirdi.
"Salih amca," dedi abim sesi bütün salonu inletirken. "Bizim ailede zorla, beşik kertmesiyle falan kız vermek yok. İlkim’in hayatında zaten birisi var. O yüzden bu konuyu burada kapatıyoruz, çayınızı için sonra da yolunuza bakın."
Salondakilerin hepsi buz kesti! Annemin gözleri yuvalarından fırladı. Salih amca "Ne demek var?" diye ayağa kalktı.
BÖLÜM SONU...
.
